'Erkeğim.' duyduğu kelime ile adamın anında gözlerinin içi parlamıştı. Evet, doğruydu. Artık Aren Hera'nın erkeği, Hera'da Aren'in kadınıydı. Resmi olarak da dini olarak da bu böyleydi.
'Kadınım...'
'Seni istiyorum.' kadının cümlesi ile Aren'in kaşları havalandığında aklına gelen ayrıntı adamın anında omuzlarını düşürdü.
'Bebeğimizi düşünmemiz gerek.'
'Doktorla bu sabah konuştum. Sorun olmazmış ama yine de dikkatli olun dedi.'
'Bak sennn...' Hera'nın yanakları tekrar kızarmaya başladığında Aren ayaklanarak kadını da kaldırmış ardından usulca narin bedeni sararak kadının dekoltesinin açık bıraktığı teninde parmaklarını dolaştırmıştı. İkisinin de dudakları ruhları gibi birbirine mühürlenirken akıllarında bu güne dair en gerçek ayrıntı da vardı. Onlar bu defa karı koca olarak ruhlarını harman edeceklerdi. Terlerini birbirlerine tamamen aitken karıştıracaklardı. Adamın parmakları bu defa ince fermuarı bulduğunda iki parmağı arasına sıkıştırıp kaydırmıştı. Kadının açılan beline tenini değdirdiğinde ise adamın dudakları boyun girintisine gömüldü. İkisinin de kıyafetleri hızlıca yeri boyladığında Aren dudaklarını hala kadının boynundan çekmemişti.
'Seni seviyorum' Hera'nın boğuklaşan sesi ile gülümseyip alınlarını birbirlerine yasladıklarında derin bir nefes almışlardı. Aren eğer hala kendini durduruyorsa bunun tek nedeni sakinleşip kadının canını yakmak istemediği içindi. Tenini, nefesini, kokusunu o kadar özlemişti ki şuan kendini kontrol etmesi bile bir başarıydı. Usulca kadını kucaklayarak dikkatlice yatağa bıraktığında anında yanına uzanmıştı. Hera'yı kucağına oturtup belinden çekerek daha çok kendine yaslanmasını sağladı. Hayatını adayacağı ve bundan pişman olmayacağı kadındı Hera. Aldığı nefes, içtiği su ne ise bu kadın öyleydi. Vazgeçilemez, vazgeçilmesi teklif bile edilemezdi. Her bakışında bir kez daha sevdalandığı, tenine, kokusuna doyamadığı, gülüşüne can vereceği kadındı. Dudaklarına tekrar uzandığında anında birleşmişti dudakları. Adam elini kadınlığına götürüp okşamaya başladığında ise Hera'nın titreyerek kapanmıştı göz kapakları. Dudaklarını tekrar ayırıp burnunun ucunu öptü bu defa Aren.
'Aç gözlerini güzelim' göz kapakları hafifçe titredikten sonra açmıştı gözlerini.
'Her gün sevdasında yerle yeksan olduğum kadının gözlerine bakarak sevişmek istiyorum. Gözlerine bakıp sana nasıl tutulduğumu tekrar ve tekrar hatırlamak istiyorum. Gözbebeğindeki ışıktan bana can vermiş kadınımı görmek istiyorum. Ben senin ruhuna gözlerinden ulaşmak istiyorum.' boğuk sesinden sonra tekrar birleştirdi dudaklarını.
'Yapalım lütfen, çok özledim seni' Hera dudaklarını ayırmadan konuştuğunda gülümseyip bacaklarının iki yanına açmasını sağladı bu kez. Adamın zirveye çıkması fazla uzun sürmeyecek gibi görünse de kendini tutmak istiyordu, tabi nasıl yapacağı konusunda bir fikri yoktu. Belini yavaşça kavrayıp kadını bastırdığında bir olmuşlardı yeniden. Nefesleri sıklaşırken yavaşça döndürerek bedenini üste çıkarmıştı adam. Mahmurlaşmış gözleriyle Aren'e baktığında gülümseyip boynuna yaklaştı adam.
'Canın acırsa söyle güzelim, durdur beni' deyip dudaklarını boynuna gömdüğü gibi hareketlerine de ritim vermişti adam. Hera ise bacaklarını adamın beline dolayarak tırnaklarını omuzlarına geçirip inlemesini bütün odada yankılatıyordu. Hareketlerini yavaşlatarak kadının açık ama mahmurlaşmış gözlerine baktı adam. Her an her şey olabilecek gibi kalp atışları hızlanıyor, nefesi göğsüne fazla geliyordu. Hera'nın tırnaklarını omuzunda daha çok hissettiğinde ritimini eski haline döndürerek kadının inleyişi ile kendini serbest bıraktı adam.
'Nefesim...'
'Kadınım.' Aren'in gözleri bedeninin gevşemesi ile kapandığında kadına daha fazla ağırlık vermemek için bedenini yana atarak hızlı soluklanışına da rahatlama getirmişti. Yarım saat boyunca ikisi de öylece yatmışlardı yatakta. Sonunda bedenleri kendine geldiğinde ise Aren başını çevirerek baktı gözleri kapalı kadına. Dirseğinin üzerinde doğrularak saçlarını okşayıp alnına dudaklarını bastırdığında Hera'nın da göz kapakları aralandı.
'Duş alıp uyuyalım, böyle olmaz.'
'İlk önce sen.' Aren gülümseyerek başını sağa sola salladığında yerdeki boxera uzanıp almış giyindikten sonra kadının tepesine dikilerek bakmaya başlamıştı.
'Lütfen...' mızmızlanarak yüzünü yastığa gömdü bu kez Hera. Ama Aren adı gibi biliyordu ki duştan çıktığında kadın o beyaz çarşafla banyoya giderse Aren kendini durduramaz ve kadını tekrar arzulardı.
'İlk önce sen güzelim.'
'Biraz daha dinleneyim.'
'Pazarlık yok. Duş al daha sonra bebek gibi ayağımda sallar dinlendiririm.' kadın gülümsemesini büyüterek doğrulduğunda Aren anında kenardaki sabahlığı uzatarak derin bir nefes almıştı. Doğru muydu değil miydi bilmiyordu ama Hera'nın köprücük kemikleri bile adama davetiye gibi geliyordu. O hızlıca banyoya girerken adam camı aralayarak sigara yakıp derin bir nefes çekti. Gözleri iki aylık dönemde dahi çıkarmadığı yüzüğünü bulduğunda usulca parmağını gezdirmişti üzerinde.
İnsanın aklında dahi yokken bir anda evlenmesi böyle bir şeydi demek ki. Hayat buydu ya yeri boş olan yüzük bir kaç ay içerisinde olması gerektiği noktayı bularak iki kalbi birbirine bağlıyordu. Henüz iki ay önce yeni yüzüğü takmış adam şimdi evliydi. Daha önceden 'Aren evlenecek' deseler kendi bile kahkahalarla gülerdi ama şuan hem evliydi hem de baba olacaktı. Bunların hepsi Hera'nın bakışları sayesinde olmuştu. Kadının gözlerindeki güçlü ama bir o kadar kırılgan kız çocuğu Aren'in bir anda sevdanın rüzgarına kapılmasına neden olmuştu. Banyonun kapısı açıldığında Aren sigarasını fırlatarak pencerenin üstünü açtığında gözleri de hala mahmur mahmur bakan kadını bulmuştu. Kendi de duşa girip çıktığında hızlıca iç çamaşırını ve şortunu geçirerek uzandı yatağa. Başını usulca Hera'ya çevirmesi ile kadın anında göğsündeki boşluğu doldurarak kedi gibi sinmişti ki Aren zaman kaybetmeden saçlarını okşamaya başladı.
'Evli miyiz biz şimdi?' göğsüne sinmiş kadının kısık sesi ile gülümsemişti adam.
'Evliyiz kadınım.'
'İnsanlar evlenince farklı hisseder mi sence?' Hera'nın başını usulca kaldırması ile Aren dudaklarını kadının alnına basarak omuz silkmişti.
'Bilmem. Ama ben garip hissediyorum.'
'Nasıl garip?'
'Şöyle düşün güzelim. Dün göğsümde yatarken sevgilim ve nişanlımdın. Şimdi karımsın. Dün Hera Amine'ydin, şimdi Hera Rollas'sın. Dün senin için gözümü kırpmadan canımı verirdim, şimdi hem canımı veririm hem can alırım. Sonuncuyu her iki durumda da yapardım gerçi' kadının kıkırdaması ile Aren gülümsemesini büyütüp bakışlarını giysi odasının kapısına çevirerek elini yandaki yastığa attı.
'Buna ihtiyacımız yok.' mırıldanıp tuttuğu yastığı fırlatınca Hera başını sallayarak onay vermişti. Artık birbirlerinin göğsü, omuzu, kolu vardı, bir yastık yeterdi onlara. Ömür boyu yeteceği gibi...
Adam odaya düşen ilk ışıkla gözlerini araladığında göğsündeki kadının başına dudaklarını bastırıp komodindeki telefonunu alarak saate bakmıştı. Erken uyanmıştı ama bunu fırsata çevirmekte onun elindeydi. Hera'yı uyandırmamaya dikkat ederek yataktan çıkıp üzerini değiştirdiği gibi mutfağa attı kendini. Tezgaha yerleştirdiği tepsiye bakarak ilk önce kahve makinesini çalıştırmış ardından tost makinesini açarak ısıtmaya bırakmıştı. Yarım saat özenle süren uğraşından sonra hazır tepsiye tekrar göz attığında gülümsemesi de büyümüştü.
Hera gözlerini aralayıp ovuşturduğunda yataktaki soğuklukla kaşlarını çattı anında. Ne yani yaşadığı her şey koca bir rüyadan ibaret olamazdı değil mi? Rüya olsa burada ne işi vardı? Ya gerçek olsa neden Aren'in göğsünde uyanmamıştı? Korku ile doğrulduğunda dolan gözlerinden firar eden damlalara söz geçiremedi. Hızlıca kalkıp banyoyu açtığında gördüğü koca boşluk ile kaşlarını çatıp bu defa giysi odasına bakmıştı. Yoktu. Yaşadığı her şey bir rüya mıydı yani? Bacakları kendini taşımazken sırtını duvara yaslayarak nefes almaya çabaladığında hıçkırıkları da serbest kalmıştı ki odanın kapının açılması Aren'in şaşkınlıkla kadına bakarak elindeki tepsiyi hızla yere bırakıp ona koşması bir olmuştu.
'Güzelim, ne oldu? Hera'm sancın mı var?' kadın kapalı gözleri ile bir anda dibindeki adamın boynuna sarıldığında Aren titreyen ellerini sırtına dolamıştı kadının.
'Sancın mı var kadınım? Kurban olayım söyle, sancın varsa gidelim doktora.'
'Gi-ttin san-dım.' kadın hıçkırıkları arasında konuştuğunda Aren bozguna uğrayarak kapatmıştı göz kapaklarını. Evli uyandıkları ilk sabah böyle bir yıkıntıyı tekrar hatırlamaları adamın kendine bela okumasına bile nedendi. Kolları hala boynuna dolalı kadını hafifce kendinden uzaklaştırıp yüzünü avuçları arasına aldığında çehresinin her santimini gözyaşları eşliğinde öptü adam.
'Yanındayım, buradayım kadınım. Gitmeyeceğim, yemin ederim bir daha gitmek yok.' dudaklarını kadının ıslak dudaklarına bastırıp alınlarının birbirine yaslanmasını sağladığında Hera yaşlara boğulmuş gözlerini aralayarak adamın dudaklarına tekrar dudaklarına basıp gözlerine bakmıştı.
'Çok korktum. Her şeyin rüya olmasından çok korktum.'
'Bu bizim gerçeğimiz Hera'm. Her şey gerçek. Tenin, nefesin, kokun, bedenin, varlığın, her şey gerçek. Ben de tümü ile gerçeğim. Bu yaşadıklarımız gerçeğimiz. Korkma, korkma güzelim. Yanındayım.' Hera titreyen çenesini saklamak için adama tekrar sarıldığında Aren derin bir nefes alarak kadını iyiden iyiye bastırmıştı bedenine. Yere çökmüş bedenini usulca kucağına çektiğinde kadının saçlarını okşayarak sakinleştirmeye çalıştı. Hera bir damla göz yaşı akıtsa Aren'in göz pınarlarından yağmur gibi iniyordu yaşlar.
Güç bela toparlanmıştı iki bedende. Aren güç bela Hera'nın mide bulantılarıyla savaşarak kadına kahvaltı yaptırmıştı. Şimdi ise karşısındaki üzerini düzelten kadının güzelliğine bakmaktan alı koyamıyordu kendini. Saatlerce imkanı olsa izleyebilirdi kadını. Her ne kadar yirminci kıyafet olsa dahi...
'Bu da olmadı gibi.' Hera yüzünü buruşturarak adama döndüğünde Aren derin bir nefes alırken ısırdı alt dudağını.
'Gözüme her kıyafetle olağan üstü görünüyorsun.'
'Sende bunu 18. kez tekrar ediyorsun.' Hera göz devirdiğinde Aren omuz silkerek bakmıştı kadına.
'Doğruyu söylüyorum ama.'
'Hadi ama fikir ver. Yoksa bu gün evden çıkamayacağız.' Aren usulca başını sallayıp yan uzandığı yataktan kalktığında kadının beline ellerini yerleştirerek aynaya dönmesini sağlamış, ardından kadını baştan ayağa süzmüştü.
'Emin ol bu çok yakıştı.'
'Sıkıldığın için söylemediğini nereden bileceğim?' kadının tek kaşı havalandığında Aren gülerek omuzuna dudaklarını bastırmıştı.
'Her an elbiseyi çıkarıp seni yatağa atabilirim desem?'
'Pekala bu kalsın o zaman' ikisi de gülerek aynadaki yansımalarına bakmaya devam ettiklerinde Aren bu kez iri ellerini kadının karnına doğru dolaştırmıştı.
'Sinemaya gidelim mi? Başka önerin varsa açığım ama.'
'Sinema olabilir ama asıl mesele hangi film?' Aren gülümsemesini büyütüp kadını arka arka çekerek yatağa oturduğunda Hera'nın da tek dizine yerleşmesini sağlayıp telefonunu çıkarmıştı. İkisinin de gözleri filmlerde dolaşmaya başladığında Hera gördüğü filmle Aren'in duraksamasını sağladı.
'Yandaş nasıl?'
'Hayatımızda yeterince aksiyon olduğunu düşünmüyorsun sanırım? O filmden daha iyi sahneler çıkarabilirim hatun.' Aren göz devirirken Hera omuz silkerek bakışlarını tekrar ekrana çevirmişti.
'Ölüm ve ötesi?' Aren'in sesi ile bu defa Hera bakışlarını adama çevirip ciddi misin dercesine kaşlarını havalandırmıştı.
'Hamileyim. O filmden sonra iki buçuk saat ağlamaya devam edebilme olasılığım var. Kulağa nasıl geldi?'
'Tamam tamam.' tekrar gözleri ekrana döndüğünde derin bir nefes almışlardı ki ikisinin de aynı anda konuşması bir oldu.
'Hayatımın yolculuğu!' sonunda karar vererek evden çıktıklarında arabaya yerleşerek Aren camı açıp sigara yakmıştı, iki parmağı arasına alıp gözlerini yoldan ayırmadan Hera'ya yaklaştığında adamın yanağını sulu sulu öptü kadın. Bu kezde dudaklarını uzatmıştı ki Hera zaman kaybetmeden yanağını yaklaştırınca adam kokusunu içine çekerek öptü. Sinemanın park alanına geçip durduktan sonra inip içeriye ilerlediler. Biletleri almış çoktan koltuklara kurulmuşlardı. Büyük boy mısır, büyük boy kola ve jelibonla koltuklarına yayıldıklarında kadın kaşlarını çatıp baktı Aren'e.
'Ben bunları yersem kilo alırım' mırıldanması ile Aren anında kaşlarını havalandırdı.
'Saçmalama güzelim sen hamilesin, kilo alma konusuna takma, hem sen yemezsen ufaklık nasıl büyüyecek?'
'Olabilir ama dikkat etmem gerek' saçlarını öpüp gülümsemesini büyüttü bu defa adam. Bu kadar düşünürse durum kalan 7 ay boyunca daha fena olurdu. Aklına gelen şeyle derin bir nefes aldığında saçlarını okşadı bu defa.
'Hem isteyipte yiyemezsen öyle iz olurmuş, tabi ben böyle duydum.'
'Batıl inançların mı var senin?' Hera tek kaşını kaldırarak burnunu saçlarına gömmüş adamdan uzaklaşarak yüzüne baktığında Aren başını sağa sola sallamıştı.
'Duyduğumu söylüyorum. İnandığımı değil.'
'İnandığın neymiş?'
'Eğer bebeğimiz bunları istiyor ve sen yemezsen ömrü boyunca kola mısır ve jelibon depolamamız gerek. İnandığım bu.' Hera gülümseyip başını sağa sola salladığında biten reklamla ikisi de perdeye dönmüşlerdi.
Filmin bitmesiyle el ele salondan çıktıklarında derin bir nefes aldı Aren. Bu da uzun zamandır yapmadığı bir şeydi sonuçta. O normal ortamlarda normal kişiliklerle bir araya gelip sosyalleşmezdi ki, şimdiki durum bambaşkaydı. Gerçekten insan içine çıkmak deyimi Aren'in hayatına şuan girmişti. Telefonunun vibrasyonu ile elini tuttuğu kadını kolunun altına çekerek aramayı yanıtladığında derin bir nefes aldı.
'Evet Meyra hanım?'
'Acil mi? Yani dün evlendiğime göre balayına yaklaşık on saat sonra çıkacağıma göre insan hayatına dair bir mesele olacak kadar acil mi?'
'Pekala...' Aren telefonu kapatarak düşen suratı ile Hera'ya döndüğünde kadının yüzündeki hafif tebessüme gülümsemişti.
'Hatunum, otele uğrasak bir. Biliyorum normal şartlarda şuan telefonumun açık olması bile problem ama-'
'Normal değiliz nefesim... Sorun değil, gidelim.'
'Özür dilerim güzelim.' adam tekrar dudaklarını kadının şakağına bastırdığında aynı adımlarla park alanındaki arabaya binip tekrar yola koyuldular. Her ne kadar içinden gelmese de tatil yapacağı için babasının ve kendinin bunca yıllık emeğini bir anda heba edemezdi.
Aren yarım saattir gözlerini diktiği dosyadan sonunda ayrıldığında şakaklarını parmakları arasında sıkıştırarak derin bir nefes aldı. Hareleri Hera'yı bulduğunda ise kadının tekli koltuktaki haline bakarak kızdı kendi kendine. Hamile hamile hem buraya getiriyor hem de o rahatsız koltukta uyuya kalmasına seyirci oluyordu. Sessiz olmaya özen göstererek koltuğundan kalkıp kadına yaklaştığında sakince iki büklüm bedeni kucakladığında Hera'nın mırıldanmalarıyla göğsüne sinmesi bir olduğunda büyük koltuğa bedenini yatırıp ceketini çıkararak üzerine örtmüştü. Kadının usulca saçlarını okşadığında Hera'nın da mırıldanmaları devam etmişti. Aren kaşlarını çatarak yaklaştığında ise derin bir nefes aldı.
'Abim, baba, baba abim...' kadının ceketi yumruğunun arasına sıkıştırması ile Aren ayaklanarak masanın üzerindeki telefonu alıp anında Sencar'ı aramıştı.
'Abi, iyi misiniz?'
'Sencar, Yakup'la konuş. O gün camı çerçeveyi indirenlerden birinin fotoğrafını netleştirmiştim. Kimdir, nedir, necidir, Hera ile bir bağlantısı var mı araştırın.'
'Bulunca-'
'Hera ile bağlantısı varsa hiç bir şey yapmayın Sencar. Yoksa indirin.'
'Peki abi.'
'Hızlı halledin bu meseleyi.' diyerek Aren konuşmayı sonlandırdığında saçlarını karıştırarak bakışlarını ardındaki kadına döndürmüştü. Derin bir nefes alarak masadaki dosyayı kapattığında ise kadının yanına dönerek önüne diz çöktü. Rahatsız olduğu yüz hatlarından bile belli olurken böylesine bırakamazdı adam onu.
'Canımın yangını' mırıldanıp saçlarını okşadığında kadının sıçraması ile anında gülümsedi.
'Günaydın diyeceğim ama akşamı yaptık.'
'Uyudum mu ben?' kadın yüzünü buruşturup doğrulduğunda Aren usulca başını sallamıştı.
'İşlerim bitti. Hadi gidip güzel bir yemek yiyelim, daha sonra limana geçeceğiz zaten.' Hera yattığı yerden kalktığında Aren'de ceketini tekrar giyip gülümsemesini büyütmüştü. Kadının elinden tutup dışarı çıktığında ise Meyra hanım anında ayaklanmıştı.
'Dosya içeride Meyra hanım.'
'Peki Aren bey, iyi günler.'
'İyi günler.' asansöre binip aşağı indiklerinde arabaya da yerleşip sahil boyundaki caddede ilerlemeye başladılar. Aren avucunun içindeki sıcaklıkla kalbindeki sevdanın da ısındığını hisseder olmuştu. Bakışları sakin bir mekan arasa da hafta sonu olduğunu hatırlayarak omuzlarını düşürmüştü adam.
'Ya sen bu elbise ile bir yere girsen ben yine ve yeniden katil olurum ama.'
'Ne varmış elbisemde?' Hera kaşlarını havalandırdığında Aren derin bir nefes alarak kadını göz ucu ile süzmüştü. Ne yoktu ki. Bir kere kısaydı, ki karısının bacakları da gayet düzgündü. Onu da geçmişti beline kadar dardı elbise. Bütün vücut hatları belliydi, bel oyuntusunu düşünmek dahi istemiyordu. Ek olarak güzeldi bu kadın. Yüzündeki masumiyet, gözlerindeki ışık, dudaklarının pembeliği, herşeyi ile bir adamı çekebilecek haldeydi.
'Nefesim, elbisemde ne var?'
'Zaten güzellikte level atlamış bir kadınsın, bu elbise bütün hatlarını ortaya seriyor.'
'Güzelim yani?' kadının sorusu ile Aren tek kaşını havalandırıp derin bir nefes almıştı.
'Fazlasıyla.'
'Ama senin karınım.'
'Öylesin de bu seni kesen adamları öldürmemem için geçerli bir neden değil ki' adam çocuk gibi omuz silktiğinde sonunda bir restoranın önünde durarak içeri göz atmıştı. Çoğunluğunun yanında kadın olduğuna göre en az tehlikesi olan ortam burası demekti.
'Daha fazla aç kalalım istemiyorum güzelim. Gazamız mübarek olsun.' ikisi de arabadan indiğinde Aren anında Hera'nın belini sarıp içeri ilerlemelerini sağlamıştı. Sakince restorana girip masaya yerleştiklerinde siparişlerini vermişlerdi. Yemekler için servis açıldığında ise Aren derin bir nefes alarak Hera'nın gözlerine baktı.
'Seninle olan her dakikam daha değerli geliyor biliyor musun?'
'Benim için her saniye değerli. Hatta her salise.'
'Gözlerin o kadar farklı bakıyor ki bana yeniden sevdalanıyorum sana.' Hera kaşlarını havalandırarak bir yudum su içtiğinde başını usulca sağa sola sallamıştı.
'Nasıl farklı bakıyor?'
'O hareler bana kendi infazımı yapmam için bir uçurum sunuyor. Her baktığımda gözlerinin renginde bir ormanda olup kendimi boşluğa bırakıyormuşum gibi hissediyorum. Sanki nefes aldığım müddetçe yere çakılamayacağım kadar uzun bir uçurum. Zümrüt, yakut değerli taşlar ama benim için senin gözlerinden, bakışlarından daha değerli bir şey yok.' Aren başını sağa sola salladığında Hera dolmuş gözlerinin altını hızlıca kurulamıştı.
'Ama yapma, eğer ki bir damla ateş parçası düşecek olursa o harelerden alev alır her hücrem. Olur da daha fazla üzülmene izin verir ve sebep olursam sevdamın kan kaybından ölürüm.'
'Ben bir lavaboya gideyim.' Aren başı ile onay verdiğinde Hera ayaklanıp lavaboya ilerlemiş adam ise anında oturduğu sandalyeyi hışımla yiterek Hera'nın arkasındaki masaya ilerlemişti. Oturdukları dakikadan itibaren dönüp bakmaları çıldırtmıştı adamı.
'Neye bakıyorsunuz lan siz?' ellerini masaya vurarak adamlara doğru eğildiğinde onların yüzündeki piçimsi ifadelere de dikkat kesilmişti.
'Hep sen mi yararlanacaksın abicim. Al bu kartım.' sarışın olan iki parmağı arasında kartı uzattığında Aren kaşlarını havalandırarak baktı.
'Al al, işin bitince mekanını bize haber verirsin. Biz de yararlanırız.'
'Mekanını haber veririm, öyle mi?' Aren alt dudağını yalayıp usul usul başını salladığında adam yine sırıtmıştı.
'Mekanı yoksa numarasını atsan da yeter. İş konusunda da iyiyiz destek çıkarız sana da.'
'Destek çıkarsınız. Bakalım size kim destek çıkacak.' Aren adamın parmakları arasındaki kartı aldığı gibi adamın ağzına tepiştirip parmaklarını da sertçe yakalayarak kıvırmıştı. Avcunun içindeki elden gelen çıtırtıyı hissettiğinde ise bırakıp diğer adamın suratına yumruğunu indirdi. Koca restoran ise şok olmuş şekilde Aren'e bakıyor ama hiç kimse bir tepki veremiyordu. Adamların yakalarını toplayıp başlarını birbirine çarptığında sürükler gibi çekerek ortaya iki bedeni fırlatmıştı. Ardı ardına iki adama da tekmelerini savurduğunda henüz yirmisinde bile olmayan bir garsonun hem korkak hem de çekingence yaklaştığını gördü. İki adamın yakasını tekrar tutup gözlerindeki alevlenme ile baktığında avuçları sıkılaşmış adamlar alamadıkları oksijen yüzünden renk değiştirmeye başlamışlardı.
'Karıma laf söylemeyi geçin bakmanız bile kendi sonunuzu imzalamanıza yetti. Bu burada bitmedi, kime iş attığınızı daha geniş bir zamanda göstereceğim. Bekleyin.' adamların yakalarını sertçe yiterek bıraktığında başlarının zemine çarpma sesi bile duyulmuştu.
'Atın lan bunları dışarı!' bağırarak garsona baktığında ise iki güvenliğin adamları güç bela çıkarışını izledi.
'Kusura bakmayın Aren bey, detaylıca ilgileneceğiz bu konuyla.' adam genç garsona bakarak anında işaret parmağını havalandırmıştı.
'O Harun'a söyle mekanına böyle şerefsizleri aldığı ve beni hesap kesmek zorunda bıraktığı için ayrıca kara kaplı defter açacağım patronuna.'
'Emriniz olur Aren bey, iletirim.' Aren başını sakince sallayıp çatık kaşları ile sandalyesine tekrar oturduğunda Hera şaşkınca yaklaşıp arkadaki dağılmış masaya bakarak yerine yerleşmişti.
'Bir şey mi oldu nefesim?' adamın anında yüzündeki asabiyet buhar misali uçup gitmiş gülümsemesi genişlemişti.
'Yok güzelim. Masadaki adamın boğazına büyük lokma takılmış da hastanelik oldu.'
'Nedense o büyük lokma senmişsin gibi hissettim.' Hera'nın kaşlarını havalandırarak bakması ile Aren gülümsemesini daha da genişletmişti.
'Neyse, yemeğimize dönelim mi biz?'
'Dönelim bakalım.' başta patlayan bombaya rağmen yemeğin geri kalanı daha sakin geçtiğinden olsa gerek herkesin korku dolu bakışları olsa da yemeklerini sonlandırıp tekrar arabaya yerleşmişlerdi. Hera 16. kıyafeti denerken Aren çantaları arabaya yerleştirdiği için ikisi de eve gitme gereği duymadan limana indiler. Sencar iki çantayı da tekneye aldığında Aren'in karşısına dikilmişti.
'Abi aklın kalmasın, her şeyi oturttuk yerine. Ben diğer mesele için sana rapor vereceğim zaten. Allah muhtaç etmesin ama bir durum olursa 255 direk acil servislere bağlanıyor bilgin olsun. En yakın şehirin hatlarına göre ayarlandığından direk yardım gelir. Diğer yerlerdekilere de haber verdim, gece gündüz nöbetteler. 325 benim, 425 Samet'in, 525de Engin'in telefonuna direk hat. Onun haricinde bilgisayarın ve emanetler her zamanki dolapta. İstediğin gibi kaptan veya mürettebat bırakmadık, tamamı ile dümen sende.'
'Eyvallah, sizde kendinize dikkat edin.'
'Ederiz abi. İyi tatiller.'
'Ben geleyim sizi de üçer beşer gönderceğim inşallah.' Aren'in gülüşü ile Sencar'da hafif bir tebessüm etmişti.
'Biz memnunuz abi halimizden çok şükür. Siz sağ salim gidin sağ salim dönün başka bir isteğimiz olmaz.'
'Sağ ol kardeşim sağ ol. Hadi sende git dinlen.' Sencar başını sallayarak yanlarından uzaklaştığında Aren tekneye geçerek Hera'nın elini tutmuş onunda atlamasını sağlamıştı.
'Deniz taşıtı ehliyetinde mi var senin?'
'Binek araçtan, ağır taşıta, motordan, deniz taşıtına kadar var ehliyetim hatunum.'
'Becerikli olmadığın bir konu var mı peki?'
'Düşüneyim.' mırıldanarak halatları çözdüğünde derin bir nefes alarak ayaklanmıştı adam.
'Aslında var. Sinirlerime hakim olma konusunda çok beceriksizim.'
'Bu gün restorana, daha önce de çalışma odasından alt koridora düşerken fark ettim.' kadının gülüşü ile Aren'de sırıtarak anında elini tutup merdivenleri çıkmıştı. Koltuğa oturup tekneyi çalıştırdığında Hera'yı da boşa çıkardığı dizine çekip kontrollerini yaparak açılmaya başladığında başını da kadının omuzuna yasladı.
'Nereye istersen oraya gidecek kadar özgürüz şu dakika. Ölüm kalım söz konusu değilse kıyıya dönüşümüz söz konusu bile değil hatunum. Yurtdışı da dahil, nereye gidelim?' adamın sorusu ile Hera derin bir nefes alarak dudaklarını adamın saçları arasına gömmüştü.
'Kelebek vadisi nasıl?'
'Emrinize amadeyim majesteleri' adamın navigasyon cihazını açması ile hayatlarında olabilecek bütün olumsuzluklara rağmen açılmıştı iki beden derin koylara. Bundan sonrası birbirlerinin elini sıkı sıkıya tutarak umuda koca bir yolculuk başlatıp bir olmuş bedenleri ile özgürlüğe uçmaktı. Sevmenin ve sevilmenin asıl anlamlarını birbirlerinde öğrendikleri gibi, özgürlüğü de yan yana iken tadacaklardı. Oysa bunca zaman özgür olduklarını zannederek takılı kaldıkları hayat da yaşam sürmüşlerdi. Şimdi ise bambaşka bir ufka doğru dümen çevirmeleri ikisinin de bu gücü kendilerini görebilmelerindendi.