'Emrinize amadeyim majesteleri' adamın navigasyon cihazını açması ile hayatlarında olabilecek bütün olumsuzluklara rağmen açılmıştı iki beden derin koylara. Bundan sonrası birbirlerinin elini sıkı sıkıya tutarak umuda koca bir yolculuk başlatıp bir olmuş bedenleri ile özgürlüğe uçmaktı. Sevmenin ve sevilmenin asıl anlamlarını birbirlerinde öğrendikleri gibi, özgürlüğü de yan yana iken tadacaklardı. Oysa bunca zaman özgür olduklarını zanneder takılı kaldıkları hayatta yaşam sürmüşlerdi. Şimdi ise bambaşka bir ufka doğru dümen çevirmeleri ikisinin de bu gücü kendilerini görebilmelerindendi.
Aren motoru kapattığında atıştırmalıkları masaya dizen kadına döndü gözleri. Onun böylesine dibinde nefes alması kendi için başka bir devrimin imzası gibiydi. Oturduğu koltuktan ayaklanarak masaya ilerlediğinde Hera'da gözlerini adama çevirerek gülümsemesini büyütmüştü. Aren ise telefonunu hızlıca ses sistemine bağlayarak müzik listesine göz attı. Gözüne takılan şarkıyı başlattığında Hera'nın elini tutup masadan birazcık daha uzaklaştırarak ortaya çekmişti kadını. Bir elini beline diğer elini ise yanağına yerleştirdiğinde denizin tuzlu ve yosun kokusu ile baktılar birbirlerinin gözlerine. Şuan dünya dursa ikisinin de haberi olmazdı. Varsın ırmaklar bir anda dursun, akrep yelkovanı kovalamasın, insanlar adım dahi atmasındı. İkisi göz göze ise onlar için geri kalan her şey koca bir teferruattı.
'Senin alev gözlerin, eritse şu ruhumu... Buz olur kesilirim, yanarken içim... Buz olur kesilirim, yanarken içim...' adamın şarkıya eşlik edişi ile Hera gülümsemesini daha da büyüttü.
'Sesin bir uçurum, çağırırsa beni... Kuş olur uçarım, yanarken içim... Kuş olur uçarım, yanarken içim...' Hera'da eşlik ettiğinde ikisinin de gülümsemesi büyümüştü. Aren kadının yanağını okşayarak derin bir nefes aldı bu defa.
'Sevdan bir ateş oldu bende, gönlüm bir deli coştu senle... Sevdan bir ateş oldu bende, gönlüm bir deli coştu senle...' adamın dudakları kadının alnına soluk bulduğunda Hera ciğerinin alabileceği en çok oksijeni soluklanmıştı. Yanağındaki elin saçlarına gittiğini fark ederek başını yavaşça geriye çektiğinde Aren'in bir kez daha ona aşkı tattıran sesini duymayı bekledi.
'Saçların rüzgarından, savururken gönlümü, sürgün olur göçerim, bu diyarlardan... Sürgün olur göçerim, bu diyarlardan... Kime dokunur ellerin, kimi görür gözlerin, ölüm çıkar karşıma, yine sen derin...Ölüm çıkar karşıma, yine sen derin... Sevdan bir ates oldu bende, gönlüm bir deli coştu senle... Sevdan bir ateş oldu bende, gönlüm bir deli coştu senle...' kimse bilmezdi belki ama şarkıların bazen sözleri acı vermekten çok sevdalı ederdi insanı. Sonu ne olursa olsun gözlerinize bakan bir adam/kadın var ise dinlediğiniz her melodinin devamında gelen sözler insanın içine gülümsetebilecek anılar olarak işlerdi. Hera saçlarının hangi parmaklar arasında gezindiğini çok iyi biliyordu. Bildikçe tutuklanıyor ve kalbini teslim ediyordu. Dahası mümkünmüş gibi her hücresi adam için yaşıyordu. Aren ise parmakları arasında saç telleri olan kadının gözlerine bile duacıydı. Her zerresi bedenine yüzyıllarca hüküm olsa dahi kokusu el açmasına bin sebep sayılabilirdi. Çünkü eğer yürek başka atarsa sevda tutuksuz yargılanmaktı. Özgür ama bağlı, dört duvar ama bulutsuz gökyüzü.
Yanında yatan kadının yüzünü ezberlemek istercesine baktı Aren. Sanki bütün bu olalar, parmağındaki yüzükten, odadaki Hera'ya ait tatlı kokuya kadar hepsi bir anda uçup gidecekmiş gibi korkutuyordu adamı. Bu yüzdendir ki yüzündeki her milimi inceliyordu. Parmak uçlarından, saç tellerine kadar öpüyordu kadını. Her hatırasının büyük bir iz olmasını diliyordu aslında izden daha çok mühür olduğunu bilmeyerek. Bakışlarını usulca ufak pencereye döndürdüğünde ışıldayan günü görmesi ile derin bir nefes alıp yanındaki kadının açık omuzunu okşadı.
'Fermanım...' mırıldanmasından sonra kadının bu kez çıplak göğsüne kedi gibi sinmesi ile gülümsemesini genişleterek saçlarını okşadı.
'Dermanım...'
'Bir dakika daha nefesim.' kadının uyku semesi çatallaşmış sesi adamın gülümsemesini sağladığında dudaklarını Hera'nın başına bastırdı.
'Kahvaltı hazırlayacağım haberin olsun.'
'Olmaz...'
'Niyeymiş?' kaşlarını havalandırarak kadının yüzünü iki parmağı ile okşadığında hafifçe gözleri de aralanmıştı.
'Hep sen hazırlıyorsun, benim hazırlamam gerek...'
'Gerek?'
'Evet gerek. Sürekli kocam kahvaltı hazırlıyor, normalde benim yapmam gerek.' Hera'nın dudak bükmesi ile Aren kaşlarını havalandırıp indirmişti.
'Hayır güzelim, gerek değil. Kadınlar kahvaltı hazırlamak, çocuk bakmak, ev temizlemek için bu dünyaya gelmemiştir. Onlar her birey gibi nefes alarak yanlışları, doğruları ve mutluluğu görmek için gelmiştir. Ne bir mecburiyetin var, ne de illa yap diyen bir kocan. Ben sana kahvaltı hazırlarken yorulmuyorum, aksine sevdiğim kadın için bir şeyler yapabilmek beni mutlu ediyor. Senin iki görevin var.'
'Ne?'
'Mutlu olmak ve beni sevmek.' Hera dirsekleri üzerinde doğrularak adamın dudağının kenarına dudaklarını bastırdı hemen.
'Senin yanında iken hep mutluyum ve seni her saniye bir öncekinden daha fazla seviyorum.'
'İşte duymak istediğim şeyler.' Aren gülümsemesini büyüterek destek aldığı dirseğini düzeltip çıkmıştı yataktan. Bakışları uykusu açılmış kadını bulduğunda gülümseyerek derin bir nefes aldı.
'O zaman bekle beraber hazırlayalım.'
'Bak o olabilir.' Aren göz kırparak odadan çıktığında Hera'da hızlıca ayaklanıp ardından çıkmıştı. Bakışları dolap kapağının karşısında dikilen adamı süzdüğünde başını koluna yaslayarak o da baktı dolaba.
'Güzel krep yaparım'
'Umarım sosları tabaklara yerleştirebilirim.' ikisi de gülmeye başladığında Hera krep için gerekli malzemeleri çıkarmış Aren ise sosları sosluklara doldurmaya başlamıştı. Yarım saat içinde kahvaltıyı hazırladıklarında ikisi de masadaki yerlerini aldılar. Kısa süren kahvaltılarından sonra masayı toparlayıp koltuğa tekrar yayıldıklarında Hera dizlerine uzanmış adamın saçlarını okşamaya başladı.
'Nefesim...'
'Efendim çarem' adamın gözleri usulca açıldığında gözlüğünü de saçlarına çıkarıp kadına bakmıştı.
'Bir şey yok' adamın cevapla kaşları anında havalandığında usulca yattığı yerden doğrulmuştu.
'Nasıl bir şey yok, vardır mutlaka bir şey'
'Şey, gözlerini özledim sadece' Hera hafifçe tebessüm eden ama utanan yüzünü parmaklarına çevirdiğinde Aren gülümseyerek bakmıştı.
'Peki neden bakmıyorsun gözlerime?'
'Utandım, çok saçmaydı ya.' adam omuz silkip kadını kendine çektiğinde ikisinin de bakışları kilitlenmişti. Hera'nın yüzündeki gülümseme genişlerken Aren kadının burnunun ucuna dudaklarını bastırdı.
'Söyle bakalım canımın içi, özleyeceğin kadar bakmıyor muyum gözlerine?'
'Aslında bakıyorsun ama ne biliyim.'
'Bunun altından başka bir şey çıkacağına dair kalıbımı basarım.' Hera'nın kaşları havalanırken derin bir nefes daha almıştı.
'Dökül bakalım güzeller güzeli.'
'Ya aslında batıl inanç ama şey diye düşünüyorum ben'
'Ney diye düşünüyorsun?'
'Hani hamile kadın kimi daha çok görürse bebek ona benzermiş ya, hurafe işte, hormonlar inandırıyor.' Aren gülmemek için anında dudaklarını birbirine bastırdı. Kadının şakağına dudaklarını tekrar bastırdığında derin bir nefes almıştı.
'İnanıyor olabilirsin güzelim. Ne var bunda?'
'Niye gülüyorsun o zaman?'
'Ağlıyım mı?'
'Öyle değil, kendini tutmasan kahkaha atacaksın.' Hera'nın omuzları anında düştüğünde Aren kadını sıkıca sarıp sırtını göğsüne yaslamasını sağlamıştı.
'Bebeğimizin gözleri benim gözlerime benzesin mi istiyorsun bakalım sen?'
'Evet, mümkünse tüm dış görünüşü sana benzesin. Huyunuz benzemesin ama.'
'Ne varmış benim huyumda?' adamın kaşları çatılırken Hera şaşkınlıkla adama dönmüştü.
'Ne mi var? Nefesim sinir sende, asabiyet sende, deli desen alasısın, ayarında yok.'
'Ama bütün benliğimi sevdiğim kadının önüne serecek bir adamım.'
'Orası öyle tabi. Ama ne biliyim memleket bir tane daha sana hazır değil gibi sanki'
'Demek bir tane daha bana hazır değil ha' Aren'in gözleri kısılırken Hera muzip gülüşü ile başını sallamıştı. Daha ne olduğunu anlamadan koltukta kendini yatarken ve Aren'in parmaklarını belinde hissettiğinde bir anda kahkahalara boğuldu kadın.
'Asabiyim öyle mii.....'
'E-evet.' kadın hem nefes nefese hem de kahkahasını bastırmaya çalışsa da engel olamıyordu ki. Aren'in gıdıklaması durmazsa gülme krizine girebilirdi.
'Deliyim ha...'
'Ya, ya... Ya nefesim. Dur pes!'
'Kocanı mı beğenmiyorsun sen hatun.' Aren son olarak kadının iki yanına elini yerleştirip burnunu ısırdığında Hera gülümseyerek dirsekleri üzerinde doğruldu.
'Kocamı beğenmesem ona bu kadar tutuklu kalmam.'
'Sen bende müebbet yedin be hatunum, haberin yok.'
'Razıyım hakim bey, eğer müebbet dediğiniz böyle bir şeyse ikinci defa dünyaya geldiğimde dahi çekerim aynı müebbetti.' ikisi de gülmeye başladığında Aren doğru düzgün oturmuş Hera ise bağdaş kurmuştu koltukta. Ayağındaki kramplara anlam veremiyordu ama aklından onu tek bir noktaya ulaştırıyordu. Bebeğinin marifetiydi bu da.
'Yüzün değişti güzelim, bir şey mi oldu?'
'İlk başlarda yoktu ama şimdi kramp giriyor, doktora sormadım gerçi, belki de alakası yok bebekle.' kadının omuz silkmesi ile Aren gülümsemesini büyüterek Hera'nın ayağını avuçlarına alıp kadının şaşkın bakışlarına dönerek ovmaya başlamıştı.
'Bebeğimiz sayesinde güzelim. Araştırmalarıma göre bu aylarda normal.'
'Ne ara araştırdın demeyeceğim.' Aren usulca başını sallarken Hera derin bir nefes alarak hala ayağına masaj yapan adamı izlemeye başlamıştı.
'Güzelim, sana bir şey soracağım.'
'Tabi'
'Sen daha uçuk kaçıktın. Yani ne bileyim ilk karşılaştığımızda daha deli doluydun, şimdi bir durgunluğun var, sakinlik çöktü gibi. Ben mi yanlış gördüm yoksa bunun bir nedeni var mı?' Hera'nın usulca kaşları havalanmıştı anında. Bu kadar dikkatli mi izliyordu kendini kocası. Gerçekten de üzerindeki durgunluğu böylesine kolay fark edebilmiş miydi? Kendi elbette farkındaydı, aslında bir nedeni de yoktu bu sakinliğin ama nedense üzerinde ağır bir durgunluk vardı.
'Aslına bakarsan var durgunluğum ama nedenini bilmiyorum.'
'Ne zamandır var peki. Düşünüyorum, ben kriz geçirmeden önce deliydin, ormanda gece yarısı koşacak kadar. Ama uyandığımda sakindin. Sonra hafızam çöktü, tekrar toparladım, sen sadece yanımda olabilmek için deli doluluğunun eseri ile karşıma dikildin. Masumiyetin vardı hep ama ne bileyim bu garip geliyor.'
'Babam hep bir erkek baba olduğunu bebeğini kucağına aldığında anlar ama siz kadınlar zaten anne olarak doğdunuz derdi. Belki de yakın olduğunu hissettim. Büyümem gerektiğini fark etmiş olabilirim. Sen deli dolu halimi daha çok mu seviyordun?'
'Hayır, yani evet seviyordum ama senin hareketlerin yüzünden sevmedim ki seni. Kalp bu, seviyor işte. Sadece ben zaten hep ağır bir adam oldum, sürekli ciddiyetin içinde boğuldum, belki de iş hayatının ağırlığı altında ezilip sertleştim ama sen her şeye rağmen mükemmel bir enerjiye sahiptin. Şimdi üzerinde durgunluk olunca aklına takılan bir şey mi var diye merak ediyorum. Acaba canın mı sıkkın, aklını kurcalayan bir durum mu var, yoksa rahat mı değilsin diye kendi kafamda kuruyorum.'
'Ben çocuk gibiydim. Daha önce nasıl olduğumu anlatmadım sana, hep olaylar girdi araya ama babam ve abim hayatta iken ufak bir çocuk gibiydim. Evin şımarığı, o küçük ailenin göz bebeği olmaya o kadar alışmıştım ki onları kaybettiğimde de böyle devam etti. Emin ol onlar hayatta iken karşılaşsak benim burnu havada halim yüzünden birbirimize düşman olurduk. Anlayacağın nefesim, seninle tanıştığımızda bir nebze de olsam büyümüştüm.' Are'in tek kaşı havalandığında Hera omuz silkerek gülümsemişti.
'Ben yine seni severdim.'
'Haftada bir araba değiştiren, insanlara yukarıdan bakan, babası ve abisinden başka hiç kimseye gülmeyen kızı mı? Hiç sanmıyorum.' kadın yüzünü buruşturarak başını sağa sola salladığında Aren koca bir kahkaha patlatmıştı.
'Güzelim unutuyor olabilirsin ama tanıştığımızda ben de öyleydim.' bu kez Hera'nın yüzünde hafif bir tebessüm oluşmuştu. Başını usulca sağa sola sallayıp derin bir nefes aldı.
'Huysuz değildin, burnu havada da değildin, sadece agrasiftin. O kadar.' omuzlarını silkerken Aren gülümsemesini genişleterek baktı kadına. Ah o çatıda kadın var haberini aldığı an, çıldırmıştı. Bütün imzasının, varlığının ve yükselişinin silinme düşüncesi sinirlendirmişti adamı, delirtmişti hatta. Ama Hera'nın gözlerindeki boşluk da basitsenecek gibi değildi.
'Hadi bana ergen Hera Amine'yi anlat.' konuşması ile kadının diğer ayağını tuttuğunda Hera kıkırdayıp başını sağa sola sallamıştı.
'Mümkün değil, iğrençtim...'
'Fotoğrafın yok mu? Yavrum senin sosyal medyan falan yok mu ya?'
'Var... Ama altı, yedi aydır kullanmadım.' Aren usulca ayaklanıp adımlarını kamaraya yönlendirdiğinde dört basamağı hızlıca inmiş dolaptaki bilgisayarı alarak tekrar dönmüştü. Yerine oturup kadının ayaklarını kendi bacaklarının üzerine çektiğinde bilgisayarı da diz kapaklarına yerleştirerek derin bir nefes aldı. Kısa sürede kızın bütün hesaplarını bulmuş fotoğraflarının içine dalmıştı. Hera'da adama yaklaştığında başını omuzuna yaslayarak beş kişilik grup arasındaki fotoğrafına ufak bir kahkaha attı.
'Bu lisenin son yılı. Bak bu Cüneyt, bu Derin, bu Hazal, bu da Kaan. Bir de ben işte. Ortalığı birbirine katardık. Dedim ya şımarıktık, okul babamındı, tek kızını o kadar el üzerinde tutmuştu ki hiç kimse Hera Amine'ye dur diyemezdi.' Aren kaşlarını havalandırarak kıza baktığında Hera usulca omuz silkmişti.
'Bakma öyle. Bildiğin ergendik işte, zengin züppesiydik. Ama hakkımı yememek lazım çalışkan züppeydim ben.'
'Güzelim, sen üniversitede ne bitirdin? Bak bunu hiç sormadım.'
'Teknoloji mühendisiyim ben.'
'Bak sen...'
'Olamaz mıyım?' Hera kaşlarını çattığında Aren başını sağa sola sallamıştı anında.
'Olabilirsin tabi ama al sana bir ortak nokta daha, bende şansa bak ki bilgisayar mühendisiyim.'
'Sen avukat değil miydin ya?' Hera oturuşunu dikleştirip adama baktığında Aren'de kaşlarını çatarak kadını süzmüştü.
'Avukatım da, sen bunu nereden biliyorsun?'
'O da Hera Amine Rollas sırrı olarak kalsın.'
'Cidden bilmen sorun değil, işlerim ve yemin malum. Ya bu işleri bırakacaktım ya da yeminini yiyen bir avukat olacaktım. Ama merak ediyorum nereden biliyorsun, çok nadirdir bunu bilen. Bir tek ailem ve Sencar bilir. Arya mı söyledi?'
'Hayır, evdeki plaketlerinden ikisinde hukuk fakültesi yazıyor. E isminin başında da av. olduğuna göre, av. da avukatın kısaltması olduğuna göre.' Hera tek kaşını kaldırırken Aren hızlıca kadının alnına dudaklarını basmıştı.
'Aklını yiyeyim senin ben be, zeki karım benim.'
'E hadi devam et, daha senin fotoğrafların var.' adam usulca başını sallarken fotoğrafı değiştirmişti ki Hera'nın kırmızı bir elbise içindeki hali ile gülümsemesini genişletti.
'Tiyatro kulübündeydim üniversitede, çingeneydim.'
'Çok zor olmasa gerek' Hera'nın yalandan çattığı kaşları ile Aren gülümsemesini genişletmişti.
'Ne var güzelim, o çatıda baya çingeneydin.'
'Çingeneler gayet asildir.'
'Ciyaklayan asil sevgilim benim.' ikisi de gülmeye başladığında fotoğraflara bakmaya devam etmişlerdi. Aren Hera'nın anlattığı her şeyi dinlerken kadında hiç çekinmeden kahkahalara boğacak saçmalıklarını bile anlatmıştı. Sonunda eski bir fotoğrafa geldiğinde dikkatle baktı ekrana.
'Bu-bunlar-'
'Babam, abim, ben ve annem işte. Bir şey mi oldu? Yüzün değişti.'