Bölüm 6 - Bal-Ayı

2590 Words
'Bu-bunlar-' 'Babam, abim, ben ve annem işte. Bir şey mi oldu? Yüzün değişti.' 'Yok, şey, ben fotoğrafı olmaz sanmıştım annenin. Birden görünce şaşırdım.' 'Abim etiketlemiştir, o daha düşkündü.' Aren usulca başını sallayıp derin bir nefes aldığında Hera kaşlarını daha da çatmıştı. Az önce kahkahalar atan adamın yüzü şimdi çelişkilerle doluydu. 'Nefesim, ne oldu?' 'Sana bir şey soracağım ama moralini bozmaktan çekiniyorum açıkçası.' 'Sor tabi, neden moralim bozulsun ki sen yanımdasın...' kadının bakışları beklenti ile Aren'in yüzünü süzdüğünde adam ekrandaki hesabı kapatıp kadına bakmıştı. 'Annen neden gitti bir fikrin var mı? Veya bu konu hakkında, nerede olduğu konusunda bilgin var mı?' Hera yüzündeki tebessümle usulca başını sağa sola sallayıp nefesini sertçe bırakmıştı. 'Nerede olduğunu bilmiyorum ama babamla büyük bir kavga ettikten sonra çekip gittiğini biliyorum. Haliç dinlemiş kavgayı ama çok bağırdıkları için fazla anlaşılmıyormuş. Annem sanırım babamın istemediği bir şey yapmış, babamda fazla sinirlenmiş. Kavga ederken ben kucağındaymışım, annem benimle kapıya yöneldiğinde babam durdurup almış beni. Haliç'in anlattığı kadarıyla annem defalarca itiraz etmiş, Hera bende kalacak, oğlumu da alacağım diye ama babam onları senin cehennemine bırakmayacağım diyerek itiraz edince, annemde senin zindanlarında yaşamaları daha büyük ceza, alacağım onları demiş ve gitmiş. İşte gidiş o gidiş. Babama nerede dediğimde, yani çocukken, uzaklarda derdi. Ama çok seviyordu onu. Deli gibi seviyordu, bir kez bile kız arkadaşı olmadı, annemin gitmesine rağmen ona ihanet etmedi. Bütün hikaye bu. Haliç daha fazlasını biliyordu sanırım ama anlatmadı. Sadece evimizde sadece bir tek elbisesi kaldı anneme ait. Bir de babamın kasasındaki fotoğrafı.' 'Neden tek bir tane elbisesi? Sonra almış mı kıyafetlerini?' 'Hayır, babam ben ilk sorduğumda yaktı, sadece bir tek elbisesini yakmadı, o da nikahlarında giydiğiydi. Aslında elbiseleri görsen sen de yakardın. Fazla cesur giyiniyormuş.' 'Cesur?' 'Bildiğin cesur işte. Fazla dekolte, ışıl ışıl, allı pullu, kısa, açık. Büyükbabam itiraz ettiği için sadece nikah yapmışlar. Annemi aileden kimse istememiş. Çok garip değil mi? Neden çocuğunun sevdiği kadını istemez ki?' 'Peki onlar hayatta mı?' 'Büyükbabam mı?' Aren başını sallayarak onayladığında Hera'da başını sallamıştı. 'Babaannemi saldırıda kaybetmiş büyükbabam ama o yaşıyor.' 'Peki neden nikaha çağırmadık?' 'Gökçe yanlışlıkla söyledi, babamın öldüğünü dahi bilmiyormuş. Yani kimse söyleyememiş, o da gazeteleri okuyup sinirlerini bozmazmış. Benim evlendiğimi söyleyince benim rızam olmadan evlendiği o kadınla kızlarını gelin etsinler diyerek kovmuş amcamları.' 'Peki sen hiç gittin mi?' 'Annem ne kadar terk etse de bana can verdi, sanırım onu kabul etmemesi beni de etkiledi ve gitmeyi bırak düşünmedim bile.' 'İstanbul'a döndüğümüzde ilk işin beni büyükbabanla tanıştırmak olsun' Hera'nın kaşları havalandığında Aren kendi hesaplarına girmeye başlamıştı. 'Benim buna gücüm var mı bilmiyorum.' 'Sen Hera Amine Rollas'sın, Aren Rollas'ın karısısın. Senin kanında güç var güzelim.' 'Denemek de bir adım. Peki senin büyükbaban falan yok mu? Vefat mı etti?' Hera'nın kaşlarını havalandırması ile Aren ilk önce dudaklarını sıkıca birbirine bastırmış daha sonra da kahkahasına engel olamamıştı. 'Ne, ne oldu?' 'Büyükbabam benden gençtir. Eğer evlendiğimi duysa vazgeçirmek için elinden geleni yapardı.' 'Nasıl yani?' 'Bekle' mırıldanıp sayfada biraz gezindiğinde sonunda fotoğraflarını bularak büyütmüş ardından Hera'ya başı ile ekranı işaret etmişti ki kadın anında gözlerini büyüttü. 'Amcan olmasın bu? Hani hafıza kaybında o kısmı silmiş olmayasın?' 'Hayır canımın derini. Bildiğin büyükbaba bu. Üç kez evlendi ayrıldı. Bana çocukluğumda sürekli kadınlar beyninin etini yerler eğer eğlenmek istiyorlarsa eğlenmelisin ama sakın ha evlenme derdi. İnanılmaz bir enerjisi var. Şuna baksana, kim 80 yaşında der? Babam askerden gelince anında şirketi ona devredip kendini yurt dışına atmış. Nerede bir eğlence veya mekan açılışı var soluğu orada alır. Ama merak ediyorsan diye söyleyeyim ki yeri geldiğinde benim ve babamın sinirini toplasan onun alev alan gözleri ve çatık kaşları kadar olamayız.' 'Üç kişiden ayrılmış dedin. E niye evlendi niye ayrıldı?' 'İlk eşi, benimde babaannem, onu çok sevmiş. Evlenmişler ama babamın doğumunda kaybetmiş onu. Sonra şirkettin halkla ilişkiler müdürü ile evlenmiş, kadın sırf parası için onunla olduğundan anında ayrılmış, sonuncusu ise tam bir komediydi. Zampara desem büyükbabam sonuçta ama zampara yani ne yapayım. Kendinden yirmi yaş küçük Brezilyalı bir hatunla karşımıza dikildi. Ki yaşım gereği kadının bacak boyu benim boyum kadardı. Ve açıkçası annem defalarca yüzüne bile bakmasın diye kıskançlık krizine girerek babamla kavga etti.' 'Peki sonra, evlendi mi?' 'Kadınla nikah masasına gitti ama bütün ailenin salağa dönmesini sağlayacak bir cümle kurdu.' 'Neymiş o?' 'Kadınlar baş belasıdır, Allah hakkı üçtür. Üçüncü kez heyecanını yaşadığıma göre bence burada kesebiliriz hayır. dedi ve gülerek salondan çıktı. Yarım saat içinde hazırlattığı uçağı ile Güney Afrika'ya gitti. Lisede iken arkadaşımda kalacağım diyerek bir iki günlüğüne yanına gidip çapkınlık yapmışlığım çoktur. Arya'nın bu ailede en çok sevdiği kişidir çünkü o geldiğinde bizim baş belasına alışveriş sınırı konmaz, Ceren her ne kadar garip olduğunu söylese de o da bayılır. Çünkü ona da iş konusunda en çok gaz veren büyükbabamdır.' Hera kıkırdamasına ara vererek adama baktığında aklına gelen soru ile derin bir nefes almıştı. 'Peki Serra anne ve Haluk baba nasıl tanıştı? Kokteyl falan mı?' Aren bu defa göz devirerek güldü. Ah Hera ile tanışması anne ve babasının tanışma hikayesinin yanında fazla hafif kalırdı. 'Hiç mi hiç alakası yok. Babam iş yaptığı adamlarla buluşuyor, tabi Allah'ın dağı, itin öldüğü yer yani. Karşı tarafın adamlarından biri köstebek, yani polis. Haber emniyete gidince emniyet harekete geçiyor. Annem sivil ekipken desteğe geliyor. Babam annem vurulacakken bir anda çekip kurtarıyor. Ve bum... Çatışma ortasında büyük bir aşk ile başlayan bağlılıkları annemin polis teşkilatından ayrılmasına neden olmuş. Babam annemi çektiğinde kurşunu koluna yediğinden annem bırakmıyor, sadece iki gün içinde evleniyorlar. Eeee malum kocası yer altında ve ihalelerde tehdit dolu bir hayat sürerken yeminine leke süremez. Babam ise bu işten geri çekilemeyeceğini hayat kursalar ve işten çekilse bile belaya daha açık konuma geleceğini açıklayarak vaz geçiriyor annemi. Bunu zor kabul etse de annem de adı gibi biliyor ki eğer teşkilatta kalırsa evliliğini bütün emniyet koz olarak kullanacak, el mecbur işinden vazgeçiyor.' Hera'nın kaşları havalanırken Aren başını sağa sola sallamıştı. 'Şuan ne kadar normal bir çift gibi dursalar da o zamanlar deli aşıklardı. Annem ve babam normal çiftler gibi sinemaya gitmez poligona giderler mesela veya normal ebeveynler gibi çocuklarını parka götürmekle değil de dağ başına bırakarak ne halt yiyeceğini izlemeye bayılırlar. Bakma bana öyle yavrum. Gerçekler bunlar. Beş yaşındaki ufak bir çocuğu dağ evine bırakıp uzaktan gözetleyen bir aile normal olabilir mi? Neymiş efendim bakalım kaybolsam yolu bulacak mıymışım? Neyim ben? Shot mı? Babama sorsan hala gururla anlatır. Aslan oğlum aldı eline yerden bir değnek geldiği yoldan döndü diye.' Aren gözlerini tekrar devirdiğinde Hera kıkırdamalarına devam etmişti. 'Senin baban da benimki gibi miydi?' Hera başını usulca sallayarak gülümsemesini genişletmişti bu defa. 'Hatırlıyorum da üniversiteyi kazandığım sene, okulun ilk günü. Babam siyah takım beyaz gömlek ve ince bir kravat takmıştı, şirkete gidecekti. Ama görmen gerek adam yakışıklılıktan yıkılıyor. Bende lafımı hiç esirgemem, kapıdan çıkmadan önce 'Hey Tayfun Amine! Babasın sen be adam, 20 yaşında kızın var senin Hugh Jackman'e benzemen ne kadar doğru! Yakışıklı fırlama!' diye bağırmıştım. Tabi eve gelince bayağı fırça yemiştim. Neymiş babaya fırlama denilmezmiş. Adam o kadar laftan buna takmış inanabiliyor musun? Ama bence haksız değildim, babam afeti devrandı ve lisenin son zamanları ordu halinde okula gelince sevgilim sanmışlardı. Ne kadar saçma gelse de gururumu okşamadı diyemem. Sonuçta kimin babası yakışıklı bir aktör ve şarkıcıya benzer ki. Garipti işte. Eğlenceyi sever, çok küçük şeylere kızar, bazen de hayati meseleleri yemek yermişçesine basitserdi.' 'Babama yakışıklı fırlama deseydim fırça atmazdı ama bana o fırçayı yuttururdu güzelim.' ikisinin de daha çok kahkaha atması ile Aren fotoğraflarını çevirmeye başlamıştı ki gözüne ODTÜ Mezuniyet kutlamasındaki fotoğrafı takıldı. Koca, kahkaha atan bir grup, kafaları milyon ve gözlerinden dahi belli olabiliyordu. 'Jack, Hayat, Edis, Ender, Semiramis, ben ve Kaşmir. Yakın arkadaşlardık. Bu da mezuniyetimiz. Jack'in ailesinin barı. Kaşmir ilk on dakika içinde sarhoş olunca barın üzerine serilmiş göbeğinden tekila içirtiyor. Adam abaza, biliyoruz, tabi Semiramis toplayıcı olarak bunu kaldırıyor ama Kaşmir kafa güzelliğiyle kollarını iki yana açıyor, barın arkasına düşecekken barmenin onu tutması, Jack'in misafirlere nasıl dokunursun deyip atar yapması ve sonunda benim her şeyi anlayarak Jack'in barmeni kusura bakma ile geçiştirmesi... Son durumumuz locamızda kafasında buz kütlesi olan Kaşmir'e bakıyor olmamızdan ibaretti. Muhtemelen barmen son anda yakaladığı için kafayı gidip bir yere çarptı deli. Aslında bizim için bunlar dert değildi, mutlaka birimizin başına gelirdi bu tür olaylar dışarı çıkınca. Ancak Kaşmir'in canı tatlı olduğu için o an beklide tek temennimiz bir sonraki gün çarptığı yerin ağrımamasıydı. Ki Kaşmir'in bir yeri ağrıyorsa ve biz sabah dağılmış bir halde kahvaltıda toplanırsak o gün mutlaka emar ve tahlillerle uğraşarak geçerdi.' 'Kendi mezuniyet partimi hatırlıyorum da aman Allah'ım o gün faciaydı.' Hera başını sağa sola salladığında Aren kaşlarını havalandırmış ne oldu dercesine bakmaya başlamıştı. 'Biz de içmiştik. Ama sağlamdık, sorun yoktu, lavabo için kalkana kadar. Hep gittiğimiz yerdi ve okul harici kimse olmadığından lavaboya tek gittim. Gitmez olaydım. Lavabo kapısına elimi atarken tek şey duydum, tek ama çığlıklarla dolu bir el silah sesi. Olduğum yerde kalsam bile o an yapabileceğim hiçbir şey yoktu, telefonum locadaydı ve her ne hikmetse lavaboda kimse yoktu. Saçlarımın çekilmesi ve bir anda şakağımın duvarla buluşması ile akan kan çeneme kadar uzanmıştı ancak oracıkta yatmakla kalmamış bir de birinin sırtına atılmıştım. Bilincim açıktı ama gözümü açamıyordum, sanki zorla bantlanmış gibi bir ağırlık vardı. Sert bir koltuğa sırtım atılırken aynı zamanda araba olduğunu tahmin ettiğim şeyin kasasına kafamı çarpması adil mi sence? Kafam ağrıyordu... Tabi yemediği için söyleyemiyorum da. Şimdi altı üstü kaçırılıyorum, hep olağan şeyler benim için, yani hadi seni kaçıracağız deseler gidelim derim o derece. Gözlerimi açabilsem sigara da isterdim eminim ki ama olmuyordu.' 'Bir- bir şey yaptılar mı sana çok canını yaktılar mı?' Aren'in kaşları çatılıp meraklı bakışları Hera'nın gözlerinde dolanırken Hera gülümseyerek başını sağa sola sallamıştı. 'Hiç bir şey yapmadılar. Yapamadılar çünkü aslında beni kaçıran babamın yeğeniydi, Paris'deki kuzenim ve canımı yakmak için değil sadece halam istediği için kaçırdı. Benimle tanışmak istemiş, konuşup getirmemi istemiş ama kuzenim geri zekalı olunca normal olarak getirmeyi kaçırmak olarak algılamış. İlk önce halamdan, ardından babamdan çok pis dayak yemişti.' 'Ben sadece amcan var sanıyordum.' 'Halam var ama garip biraz. Büyükbabamın okuttuğu biri, yani kan bağı falan yok, nüfusunda da değil ama halam babam ve amcam aynı evde büyüdüğü için halam babama çok bağlıymış.' Aren başını usul usul sallarken beraber diğer fotoğraflara da bakarak akşamı etmişlerdi. Hera olduğu yerde uyuklarken Aren kadını kucağına alıp kamaraya indirmiş ardından yatağa bırakarak üzerindeki badiyi de çıkarıp yanına uzanmıştı. Gün boyunca iki beden de birbirleri hakkında daha çok bilgi edinmişti, aileleri, arkadaşlarıyla olan anılarına dahi anlatmışlardı. Adam gözlerini aralayarak bakışlarını küçük pencereye çevirdiğinde hala karanlık olan hava ile kaşlarını çattı anında. Göğsündeki boşluğun farkındaydı farkında olmasına da banyonun ışığı yanmadığına göre neredeydi bu kadın. Çatık kaşlarla ayaklanıp kapıya ilerlediğinde başını mutfak kapısından sızan ışığa çevirerek ağzındaki kaşıkla bir şeylerle uğraşan Hera'yı bulmuştu gözleri. Ses çıkarmadan pervaza yaslanıp izlemeye başladığını tencere dibini sıyırıp kaşığı tekrar dudakları arasına sıkıştırması ile kaşlarını havalandırdı. Gözleri tezgahtaki puding dolu kaseleri bulduğunda gülmemek için dudaklarını birbirine bastırsa da Hera'nın saçlarını karman çorman tepesinde toplaması, yeri süpüren pijamasının beline kadar inmiş olması adamın ağzından garip bir sesin firar etmesine neden olmuştu. 'Nefesim' Hera'nın panik hali ile adam bu defa zor bela tuttuğu gülüşünü yankılandı. 'Ne yapıyorsun hatun bu saatte?' yavaş yavaş kadına yaklaşarak tezgaha yaslandığında Hera eline aldığı kaşığı tekrar dudakları arasına sıkıştırıp kasenin birini havalandırmıştı. 'Onu görüyorum canımın içi onu görüyorum da neden tencere dibini kazıyorsun?' kadın anında elindeki kaseyi bırakıp dudaklarının arasındaki kaşığı çıkarmıştı. Çatık kaşları adama yöneldiğinde elindeki tencereyi havalandırıp Aren'in burnunun ucuna kadar getirdi. 'Burası maden maden. Sen tencere dibi ne kadar tatlıdır bilmiyorsan hiç çocuk olmamışsın demektir.' 'Oldum güzelim oldum olmasına da ben seni 20li yaşlardasın diye biliyordum, 13 yaşında mıydın sen?' 'Dalga geçme ya. Bebeğimiz istedi.' Hera'nın dudaklarını büzmesi ile Aren kaşlarını havalandırıp kadının belini iki yandan yakalayarak tezgahtan ayrılıp diz çökmüştü. 'Babasının ciğer paresi, sen anneye ne yapıyorsun öyle? Canın tencere dibindeki pudingi mi istedi senin. Eh be evlat bana söyleseydin ya, yapardım ben, anneyi niye yoruyorsun bu saatte?' 'Ha ben isteyince çocukluk ama çocuğun isteyince değil öyle mi?' 'Fark etmen için söylüyorum güzelim, çocuğun dedin. Çocuk o, ama beni uyandırsaydın keşke. Sabahın bir saati kendini yormasaydın.' 'Yorulmadım ki, hem çok güzel uyuyordun, kıyamadım. Yoksa uyandıracaktım.' kadının gülümsemesi büyürken Aren usulca çöktüğü yerden ayaklanıp alnına dudaklarını bastırmıştı. 'Ne kadar kıyamasan da uyandır. Ne olur ne olmaz.' Hera derin bir nefes alarak başını salladığında Aren arkasındaki çekmeceyi açarak iki tane kaşık çıkarmış ardından birini Hera'ya uzatarak yandan bir gülüş göndermişti. 'Madem evin kadını yaptı, bize de yemek düşer.' 'Düşer dimi?' 'Düşer tabi.' ikisi de gülüşmelerle beraber kaseleri aldıklarında bir kaç basamak tırmanıp güverteye çıkmışlardı. Hera koltuklara bir adım atsa da Aren'in teknenin önüne doğru ilerlemesiyle kaşlarını havalandırıp adamı takip etmişti ki kendilerini buruna yakın çıkıntıda otururken buldular. 'Yedi yaşındaydım. Garip, belki inanmazsın ama hatırlıyorum o günleri. Babam, annem, Ceren, Arya, ben hep beraber açılmıştık. Babam bir süre bana denizi anlattı. Nereden ne gelir, kolay gibi görülen dümen aslında ne denli bilek ağrıtır, rüzgar nereden esince ne yapmam gerekir. Yedi yaşındaydım, babam kahramanımdı, hala da öyledir ama o zaman can kulağı ile dinlemiştim onu.' Aren bakışlarını usulca Hera'ya çevirdiğinde kadının dikkatle onu dinlediğini görünce derin bir nefes almış ve yeni bir başlangıç sayabileceği gün ışığının yansımasına dikmişti gözünü. 'Sonra buruna kadar getirdi beni. Annem kızlarla ilgileniyordu o sırada. Babam tek dizinin üzerine çöktü, kırdığı dizine de beni yasladı ve dalgaları gösterdi. Bak dedi. Anlamadım başta, çocuk aklı ya öylece ileriye baktım. Ne görüyorsun diye sorduğunda da deniz dedim. Bana gülümseyerek bakışını hala hatırlıyorum. O bakışı sanki daha çok şey öğreneceksin der gibiydi. Ben denizi görüyordum ama babam hayatı görüyordu o sakin dalgalarda.' 'Ne anlattı ki bu kanıya vardın?' Aren hafifçe tebessüm ederek dudakları arasından kaşığı çekip yutkundu. 'Deniz sırf deniz değildir dedi. Yeri geldi mi sevdan olur, kimi zaman düşmanın, hiç ummadığın anda sırdaşın, bir bakmışsın umudun, beklemediğin bir zamanda mezarın olur dedi. Şaşkın şaşkın ona bakıp nasıl yani dedim. Bak dedi, karşıda gördüğün ufuk, istediğin cehennemde ol deniz üzerindeysen o ufuğu hep görürsün, gördüğünde de yeni bir gün doğdu diye umudun olur dedi. Dalgaları gösterdi sonra. Bu mavi gibi görünen yansımadaki dalgalar sevdan olur, bazen usul usul bazen hırçın, öldürür de güldürür de. Farz edelim değilsin teknede, deniz kenarındasın, ne kadar dilin sussa da kalbin bu derin sulara derdini bakışınla döker ve bu hayat seni öyle bir yere getirir ki bırakırsın kendini bir köprüden, o zaman da ebedi mezarın olur dedi. Ses çıkarmadan dinledim onu. Sonra gözlerini bu sulardan çekti bana baktı. Anlayacağın evlat yaşamın da ölümün de denizdir, bazen vefasız sevdalın olur, bazen en güzel umudun dedi. Koca bir anlaşılmazlığın içinde kalmıştım. Kafamda sadece bir yer nasıl severken öldürür diye düşündüm hep. Yıllar sonra anladım. Ama nihayetinde anladım.' 'Ne zaman anladın peki?' Aren usulca dirseklerini dirseğine yaslayıp kadına bakmıştı. Anladığı andan itibaren baktığı yüze gülümsedi. 'Senin gözlerinde denizi gördüğümde anladım.' Hera'nın utangaçlığına geçiş evresi ile Aren bir şey daha fark etmişti ki bir kadına en çok utanmak yakışıyordu. Öyle laf atıldı, kızıldı, kötü bir şey yaptı diye utanmak değil, bir kadına en çok iltifat sonrası utançtan kaçırdığı gözleri yakışıyordu. 'Babam bana denizi değil sevdiğim kadını anlattı. Hırçınlığı, umut verişi, kavgası, dalgası hatta ölümü ile. O bana annemi anlattı, büyüyünce nasıl bir kadınla olacağımı da ayaklarımın dibine serdi.' 'Seni anlamıyorum.' Hera'nın mırıldanır gibi çıkan sesi ile Aren kaşlarını havalandırarak bakmıştı kadına. 'Nasıl yani?' 'Anlamıyorum işte. Öyle bir an oluyor ki gözlerinden alev çıkıyor ama bazen de hiç ummadığım bir anda masum çocuk ruhlu bir adam oluyorsun.' 'Beni anla diye değil, sev diye hayatındayım zaten. Herkes herkesi anlar, sen beni sev.' adam elindeki kaseyi bırakarak kadının omuzunu sardığında Hera'da usulca sokulmuştu. 'Seveceğim, ömrümün sonuna kadar seveceğim.' 'Bu kadar romantizm yeter güzelim, sabah soğuğu çarpar, seni balayından hasta olarak götürürsem bütün aile beni dayak manyağı yapar. Hadi içeri.' Hera aniden ruh hali değişen adamla şaşkın şaşkın baksa da çoktan içeri sürüklenmeye başlamıştı bile. Ellerindekini mutfağa bırakıp odalarına tekrar girdiklerinde gömüldükleri yatak ve sarıldıkları bedenlerle huzurun tanımsız kalmasını sağlamışlardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD