'Bu kadar romantizm yeter güzelim, sabah soğuğu çarpar, seni balayından hasta olarak götürürsem bütün aile beni dayak manyağı yapar. Hadi içeri.' Hera aniden ruh hali değişen adamla şaşkın şaşkın baksa da çoktan içeri sürüklenmeye başlamıştı bile. Ellerindekini mutfağa bırakıp odalarına tekrar girdiklerinde gömüldükleri yatak ve sarıldıkları bedenlerle huzurun tanımsız kalmasını sağlamışlardı.
Bir hafta süren balayı sonlandığında limana demir atmaları ile Aren elindeki halatı kıyıda bekleyen Sencar'a atmıştı. Adam yakalayıp bağladığında çantaları da Aren'in elinden alarak Samet'e verdi.
'Hoş geldiniz abi'
'Hoş bulduk koçum.' adam önden inip Hera'nın elini tuttuğunda kadında karaya basmıştı ki sessiz sakin haldeki Sencar'ın duruşu ile kaşlarını çattı.
'Sencar?'
'Abi Haluk bey söylemeyin dedi hatta tehdit etti ama ben dayanamayacağım. Arya üç gündür ortada yok.'
'Kaçmıştır oğlum, sanki hiç yapmadığı iş mi? Kasabadaki evdedir.'
'Yok abi, kaldırmadığımız taş, bakmadığımız mekan kalmadı. Hepsini de gizliden gizliye kontrol ettim ama yok.' Aren'in kaşları daha çok çatılırken Sencar derin bir nefes almıştı, Hera ise sessizliğe gömülmüş iki adama şok olmuş halde bakıyordu.
'Ne bekliyoruz, bir şey yapalım, ya kaçırdılarsa?'
'Kaçırdılarsa üç gün boyunca yaşamaları mucize. Bizimki çenesi ile öldürür adamları, bir şey yapamazlar zaten de, o kadar uyarıdan sonra kim cesaret edebilir.' Aren elini tuttuğu kadını da çekerek ilerlemeye başladığında bakışları da Sencar'a dönmüştü.
'Sinyal takibe baktınız mı?'
'Okulun konteynırında bulduk telefonunu.'
'Kızı okuldan mı kaldırdılar diyorsun yani?'
'Görünüşe göre öyle abi.'
'Arkadaşlarına sordunuz mu? Öncekiler falan?'
'Jasmin'i buldum, o gün beraberlermiş, Arya eve gideceğini söyleyip otoparka ilerlemiş. Hatta arabasına dahi bindiğini görmüş. Eskilerden yani o alemden kimse ile konuşmuyormuş hatta yüzlerine dahi bakmıyormuş artık Jasmin söyledi.' Sencar'ın yanıtı ile Aren dizili arabalara göz atmış ardından Hera'nın şakağına dudaklarını basmıştı.
'Güzelim, Samet seni eve götürsün. Yarım saate gelirim ben.'
'Arya iyidir demi, sana da bir şey olmayacak?' kadının gözlerindeki korku ile Aren usulca başını sallamıştı.
'Arya'yı alt eden birini daha görmedim, ben de çatışmaya değil tam olarak nerede olduğunu bulmaya gidiyorum. İkimizde sağlam döneceğiz. Hem ilk kaçırılışı değil ki.'
'Peki.' Hera kuşkuyla da olsa Samet'in açtığı kapıdan arabaya binmiş eve doğru yola çıkmıştı. Aren araba başında bekleyen adamlardan dördüne giden arabayı korumaları için işaret verdiğinde onlar da yola çıktı. Adamın ise gözleri anında Emre ve Sencar'a dönmüştü.
'Şüphelendiğiniz kimse var mı?' Emre başını sağa sola salladığında Aren'in gözleri Sencar'a dönmüştü ki adam sonunda eziyet ettiği dudağını bırakıp derin bir nefes aldı.
'Benim aklıma tek isim geliyor. Deniz Hamur.'
'Şu Arya'ya bile fark ettirmeden kızı takıntı haline getiren manyak mı?'
'Evet abi.' Aren onay vererek arabaya yerleştiğinde Sencar'da aracı çalıştırıp derin bir nefes almıştı.
Arya'dan;
Ulan kaçırılmam kaçırılmam, final haftasında kaçırılırım. Hayır ailenin genleri bozuk, normal bir zamanlama diliminde bir şey olmuyor. Kaç gündür şuraya kapalıyım, abim burada olsa iki gün sürmezdi, o da yok. Ha daha güzeli ben ne zaman döneceğini de bilmiyorum. Allah'ım bu kadar büyük bir günah nasıl işledim ben ya. Anahtar sesini duymamla tavana kaldırdığım başımı kapıya çevirmiştim ki yine geldi meteor. Bildiğin yakışıklı, hayır tanısam çok şükür derim. Ben de o alemde bir abim yakışıklı zannederdim be. Çatık kaşları ile yaklaştıkça ben de kaşımı çatsam da her an 'Hedef ben miyim Tayfun!' diye bağırabilirim. Korkmuyor imajı hep işe yarar yaramasına da bu herifte yaramıyor ki.
'Uzat ayağını' diyerek dibime geçince tek kaşımı kaldırarak baktım bir süre. Sen iste daha neleri uzatırım yavrum diyerek kıroluğa giriş evrem var ama bunu onun bilmesine elbette gerek yok. 'Ay canım... Beni düşünüyor.' gibi bir cümle ile ergenlik vasfımı geliştirebilirim ama olmaz. Ben Arya Rollas'ım, bana yakışmaz yani. Yakışıklı da olsa adam seni kaçırdı.
'Ben hallederim'
'Uzat dedim' diyerek bileğimi yakalayıp kendine çektiğinde nasıl olduysa otomatikman ona dönmüştüm. Yakışıklı dedik, tamam içten dedik ama öküzlükte level atladı dangoz.
'Manyak mısın sen ağa, hallederim dedim işte'
'Kızım senin içinden kaç kültür daha çıkacak ya'
'Ben senin kızın değilim genç'
'İyi ki değilsin' daha fazla sesimi çıkarmayım diye kendimi tutarak ayağıma giren cam kırığının yarasını temizleyişini izlemeye başlamıştım ki şirine geldi. Bu da hödük kadar güzel. Olmaz böyle. Sadece Rollas'lar yakışıklı ve güzel olabilir. Şuan kıskanmadım değil.
'Acıyo mu canın?' kızın benimle acı çeker ifadesine baktığımda başımı sağa sola sallayıp gülümsememi büyüttüm.
'Rollas'ların canı acımaz şeker kız Candy.'
'Çok garipsin biliyorsun değil mi?' mırıldanarak yataktaki boş yere oturduğunda omuz silkip sonunda özgürlüğüne kavuşan ayağımı çektim.
'Sana kaçmak ne gösterirdim de dua et kız kardeşimin olduğu evdesin.' karşımdaki denyonun çıkışı ve arsız bakışlarıyla başımı yukarı ellerimi semaya kaldırdım yine.
'Allah'ım tamam bir öncekinde daha aksiyonlu olsun dedim ama sen kulunu niye sapığa emanet ediyorsun, ya benimde kaçırılınca bir eğlence sınırlamam var sonuç olarak. Ne biliyim pişti, tavla oynayan, okeye dördüncü arayan kişiler kaçırsın, bunda doktorculuk oynayacak tip var. Tamamen yanlış anlamışsın beni Rabbim. Olmuyor böyle, yani ya ben anlamasaydım, sonra suçsuz beni cehenneme atardın ama ben masum ben korunaksız ben uslu be-'
'Evet sen kes çeneni'
'Aha ilk kez oluyor, cevap verdi' diyerek iki kardeşe baktığımda bu kez esmer sabır dilercesine başını kaldırıp sağa sola sallayarak mırıldanmıştı.
'Bak ben bu ses tonu ile konuşunca bile karışıyor, mırıldanma daha fenası olur'
'Sabır ver bana Rabbim sabır!' kükreyerek ayağa kalkıp merdivenleri çıkmaya başladığında sırıttım. Sen bana kaçmanın ne olduğunu öğretecek adam mısın dostum. Eğer kaçılacaksa en iyi biz kaçarız.
'Sabır sabır ya sabır! Sabır, sabır ya sabır! Belki de akıllanır, ah... Belki de akıllanır!' yine formumdayım be, ben dalmışken şirine kılıklının gülüşü kulağıma dolmuştu.
'Sen ne tatlısın ya! Yani en azından hanzo bir abinin çok çok çok üstündesin' diyerek saçlarını omzundan arkaya atarak esmerimin oturduğu yere geçmişti.
'Ben Dünya'
'Bak adam kaçırdı ismini bilmiyorum, dilersen seninkini de hemen unutayım bir daha söyleme' kaşlarımı havalandırmamla başını gülümseyerek sağa sola sallamıştı.
'Gerek yok, unutmasan da olur çünkü beni abimin kardeşi olarak değil senin arkadaşın olarak hatırlayacaksın. Sanırım birazcık ev arkadaşıyız, abim anlaşma sağlayana kadar en azından.' Omuz silkmesi onu daha da tatlı göstermişti. Kapının önünden geçen ayı yavrusu ile kaşlarımı çatsam da onun bana olan kızgın bakışları daha farklıydı. Sin yerine Arya... Sesiz ol... Ayı yavrusu da kapının önünden geçip gittiğinde merakla bana bakan kıza gülümsedim.
'Bende Arya. Ama sakın o arya ben arya esprisini yapma.'
'Çok güzel bir ismin var'
'Senin de' tam su bardağını elime almıştım ki odanın merdivenlerini uçarak inen hanzo ile göz devirerek derin bir nefes aldım.
'Telefonun nerede senin?'
'Okulda'
'Hangi okulda?'
'Kaç tane okul olabilir acaba, beni kaldırdığınız okul tabi...'
'Çip mip var mı üzerinde' ilk önce yüzümü buruşturdum, daha sonra tek kaşımı kaldırdım ve en son kahkahalara boğuldum. Ay bu zeki bizi Amerikan gerilim filmlerinde mi zannediyor. Nasıl bir kafası var bunun, hayır içmedi ki kafa yaptım deyim. Okey yakışıklısın ama beyin tasının içinde olması gereken şey yok be dostum. Bakarsın tabi saf saf.
'Neredeyiz biz, Hollywood'da falan da benim mi haberim yok?' al şimdiden çattı kaşlarını. Ruh hastası kesin bu. Sert adımlarla yanıma yaklaştığında gırtlaklayacağını sansam da bir anda ensemdeki sızı gözlerimin dolmasını sağlamıştı.
'Boynumu kopardın be!' çemkirip ensemi ovalarken elindeki kolyeme kocaman gözlerle baktım.
'Ver onu bana!'
'Ne var içinde de telaş yaptın?'
'Bir şey yok içinde, defalarca kaçmaya çalışsam elinizden kurtulurdum, tırnağım kadar bir çipe ihtiyacım yok!' ayağa kalkıp uzandığımda geri çekilmişti.
'Sana onu bana vermeni söyledim!'
'Prenses hazretleri sinirli ha' diyerek kolyeyi açtığında göz yaşlarım daha fazla ait oldukları yerde duramamışlardı.
'Sana ver diyorum...' hem hırslı hem çaresiz sesim! Ah nefret ediyorum bu durumdan!
'Sevgilinin fotoğrafını görmem bu kadar önemli miydi, upsss sevgilinde değil, kardeşlerin mi?' diyerek ufacık iki fotoğrafı çıkarma çabasına girdiğinde bende üzerine atlamış bulundum.
'Geri zekalı! Aptal!' çıkardığı fotoğrafları avucumda iken flulaşmış görüntüden kurtulmak için elimin tersine eyeliner ve rimel birleşenimi farımla bir güzel karıştırdım. Ohhh mis, artık Chuky'nin geliniyim. Fotoğrafın tam ortasındaki çizik içimdeki acıyı kendine çoğaltırken sertçe yutkunmuştum.
'Tornavida getirin biriniz' anında Dünya ve ayıcık ayaklanmış hanzo ise berjere oturmuştu. Ayıcık beyimize tornavidayı verdiğinde bir iki çıtırdamadan sonra elindeki siyah parçayı ayıcığa uzattı.
'İlk önce ezin sonra yakın' diyerek ayağa kalkıp bana yaklaştıktan sonra elimdeki fotoğrafa tekrar uzanmıştı.
'Ver şunu aptal!' diyerek kolyeyi aldığım gibi Dünya ile yatağın üzerine tekrar oturdum. Titreyen ellerimle resmi yerleştirmeye çalışsam da olmuyordu. O sırada pembe ojeli tırnaklar elimdekileri dikkatle aldı.
'Ben hallederim, sen sakinleş' mırıldanıp üzgün ve mahcup bakışlarını kolyeye çevirdiğinde çatık kaşlarla dağ hanzosuna baktım.
'Kafa tasının içinde kuştan daha fazla beyin olsaydı istesen o kolyeyi vereceğimi bilirdin. Ama geri zekalılıkta rekora koşuyorsun'
'Sen ilk önce cadı sila makyajını sil küçük hanım. Eğer azıcık aklın olsa boynunda çip taşıdığını bilirdin'
'Kusura bakma, kaçırmayı biliyorsan bunları da hesaba katacaksın!'
'Ha biliyordun yani çip olduğunu!' inat değil mi, sen hanzoysan ben inadım.
'Tabi biliyordum!' işte o sırada bizde film koptu. Kolumun tutulması, ağrıyan ayağımla yürürken isyan dolu bağrışım ve köşede olan penceresiz bir odaya tıkılışım.
'Sana iyi davranacaktım ama şansını kaybettin! Şimdi başka tarafında çip var ise umurumda değil, bu oda da ne telefon çeker ne çip sinyal verir!' KÜT!!! kapı öyle bir çarpıldı ki bir an odadaki eşyalar titrerken tepeme düşecek diye korktum. Öyle bir titreşim yani. Kilit sesinden önce tekrar açıldı kapı.
'Ha bir de o ses tellerine boşuna zarar verme odada ses yalıtımı var. Sen çığlık atarken benim rahat uyumam gönlümde derin bir yara açar' geçtiği dalgaya çocukça da olsa dil çıkarıp fırlatıldığım duvara sindiğimde aynı şiddetle kapı yine çarpmıştı.
'Öküz ağası! Kapıyı kafama mı geçireceksin!' bende bir başka zekiyim odada yalıtım var dedi hanzo hala bağırıyorum. Zorlukla ayağa kalkıp etrafa göz attım ancak küçük ve kapısı açık olduğu için anladığı banyo artı giyinme odası ve tabi ki burasından ibaret olan yerde o yalıtımın ağzına tükürmek için bir şey yoktu. Eğer tırnaklarım yeterince güçlü olsa kırılmalarını önemsemeden sabaha kadar yalıtımı kazır ve o dağ öküzüne rahat bir uykuyu haram ederdim. Mümkün olmadığı için kendimi yatağa bırakıp ayaklarımı aşağıda sarkıttığımda sırtımı yatakla buluşturmuştum. Sabahlar olmasından çok sabah olsun uleynn diyesim geldi ya. Nasıl bir sessizlik, nasıl bir çaresizliktir bu. Şu dağ hanzosu yerine o kadar İtalyan, Yunan mafyalar var onlardan biri kaçırsa ya ama yoook... İllaki odun olacak, illa ki kalas olacak eksik kalırız şekerim yoksa.
Kapının kilit sesi ile gözlerimi araladığımda yatakta bir oynama hissettim. Bakışlarım kapıya dönerken karşımdan abisinin gazabına uğramış beyaz bir canlı duruyordu ki attığım çığlığın bence haddi hesabı yok.
'Kimsin sen ya!' cırlamamla beraber hala cevap vermemiş sevgili ruh arkadaş bir de sırıtmaya başlamıştı. Patlat oradan bir acayip hayvanlara benziyiseni....
'Benim ya, Dünya'
'Yalan söyleme bana kızım, senin saçını yolar eline veririm bak. Parça pinçik ederim seni!'
'Ya Arya, Dünya ben. İyi misin korkutmak istemedim' hah şimdi olduuu... Şu mahcup bakışları nerede olsam tanırım ya.
'Dünya sabah sabah ne bu halin. Hayır yani etrafım manyaklarla! Çevrili olmasa ruh geldi diye bağırırım ama ben ruh desem bunlar sıkın kafasına der' diyerek kapı önünde bekleyen adamları gösterdiğimde yamuk bir gülüş atmıştı, kısaca omuz silkip başı ile kapıyı gösterdi bu kez.
'Kahvaltıya çıkalım hadi. Her şey hazır'
'O dağ hanzosu ile kahvaltı mı? Jilet ver bileklerimi dikine dikine keseyim ben' Dünya'nın kıkırdaması kendini bulurken ben yine derin bir nefes aldım.
'Yok evde sanırım. Spora gitmiştir.'
'Ayılar spor yapıyor muydu ya?'
'Alem kızsın, mükemmel laf sokma potansiyelin var ama açım' gözlerini devirerek gülümseyen Dünya ile ayaklanarak kapıya ilerlerken ardımdan gelen kıza da gülümsemeden edemiyordum. Ah ne vardı dağ hanzosu da azıcık şu kıza çekse, birazcık nazik olsa, biraz ponçik olsa. Ama nerdeeee... Daha masaya yeni yerleşmiştik ki duyduğum zil sesi, ki daha doğrusu Sencar'ın arabayı aniden durdururken çıkardığı fren sesi ile kaşlarımı havalandırdım.
'Benim misafirliğim bu kadardı sanırım Dünya'
'Anlamadım?' sadece beşe kadar saymam yetti. İnanır mısınız Aren Rollas'ın kapıya tekme atmasını dahi özlemişim. Hele o kapının nasıl oluyorsa menteşelerden sökülmesi ayrı zevk veriyor bana. Elindeki silahı Dünya'ya doğrulttuğunda kocaman olmuş gözlerle ayaklanıp kızın önüne geçtim. Tamam abisi hanzo ancak şu yavrucağın ne suçu var. O ise şaşkınlıkla bakıyordu.
'Abi ne yapıyorsun ya!'
'Lan sen kaçırılmadın mı!'
'Kaçırıldım...'
Benden; :D
Ah bu deli kız. Kaçırıldım derken bu kadar sakin olması ne denli normaldi bilinmezdi ama daha saçma olan kızı arkasına saklamasıydı. Üstelik bu daha lise çağında gibi duran kız kaçırmış olamazdı onu. Aren büyük bir kaç adımla Arya'ya ilerleyip sıkıca sarıldığında derin bir nefes aldı.
'İyi misin?'
'İyiyim. Bu Dünya, beni kaçıran hanzonun kız kardeşi, ama çok şekerdir, tadından yenmez. Bu arada balayı nasıl geçti?'
'Sencar, şunu hastaneye götür bir, ben buradayım.' Aren'in göz devirerek konuşması üzerine Arya tek kaşını kaldırıp adamın kollarından ayrılmıştı.
'Oldu canım, ben gideyim de sen kızı bakışlarınla dipfrize çevir demi. Gitmem.'
'Sadece abisini bekleyeceğim, Dünya ile bir derdim yok.'
'Tamam beraber gidelim, hem yengelerin en ayarı bozuk olanı nerede?'
'Karıma ayarı bozuk mu dedin sen az önce?'
'Karına değil, yengeme dedim ben.' Aren başını sağa sola salladığında kapıdaki ayak sesi ile bakışlarını genç adama çevirmişti. Onun ise tek yaptığı daha kullanmayı dahi bilmediği silahın namlusunu Aren'e doğrultmak olmuştu.
'Bende seni bekliyordum.' Aren çatık kaşları ile bir iki adım attığında Dünya şaşkınlıkla silah tutan abisine bakmıştı. Daha önce kullanmışlığı vardı var olmasına ama bu adamla arasında ne vardı ki canına kast etmeye kalkıyordu. Ayrıca abisinden kat be kat cüsseliydi bu adam, onu da geçmişti her halinden, duruşundan belliydi ki abisi daha tetiğe basmayı düşündüğünde anlının çatından vurulmuş olurdu.
'Arya burada kalacak.'
'Oldu çaylak, başka bir isteğin var mı? Nikah memuru olur, tuzlu kahve olur?'
'Abi ne yapıyorsun?' Dünya bir iki adım atsa da Deniz bu defa başını sağa sola sallayıp ilk önce kardeşine sonra Aren'e dönmüştü.
'Arya burada kalacak dedim. Gördün işte iyi. Hiç bir şey yapmadım ona.'
'Lan zaten kılına zarar gelse dakikasına boynunu koparırdım! O elindekini bırak kardeşini üzmeyelim.' Aren'in cevabı ile Deniz tekrar hızlıca başını sağa sola sallamıştı.
'Bırakmam. Gidemez.'
'Lan benimle zorun ne senin. Abimin işi yüzünden kaçırmak istemiyor muydun?'
'Ne benim işim lan. Sizde her şeyi bana atıyorsunuz, platoniğin bu senin.'
'Oha. Çüşşşş... David Bechkam gelse bu kadar mutlu olmam. Cidden mi seviyorsun sen?'
'Önümde çocuğu kur yapıyor bir de. Sencar, götür şunu arabaya.' Aren sinirlice Arya'nın kolunu tuttuğunda Deniz'in titreyen elleri arasındaki namlu bir anda ateş almış Arya ise anında abisine yapışmıştı.
'A-arya' Aren kollarına tutunan bedene baktığında onun gülümsemeye çalışan yüzü ile daha çok çattı kaşlarını.
'Arya, kızım.'
'Abim. Vurdum sanırım.'
'Sencar arabayı getir!' Aren'in sıkı sıkıya tutup dizlerinin üzerine çöktüğü kızla Sencar koşarak dışarı çıkmış Aren ise anında kızın sırtındaki eline bulaşan kana bakmıştı.
'Vuruldun abim, acıtır ama geçer.'
'Geçer demi?'
'Geçer kızım'
'Geçmezse, ağlama ama'
'Arya'm, kızım, güzelim geçecek, abicim geçecek, sen Arya Rollas'sın, bir metal parçası.'
'Abi'
'Yorma güzelim kendini.' Aren gelen arabayı görür görmez kızı kucakladığında acı inleyişi de bütün evi esir almıştı.
'Bacaklarım, hissetmiyorum.' işte iki kelime Aren'in bütün kanının çekilmesini sağladı. Bakışları korkuyla bakan Deniz'i bulduğunda kaşları da çatılmanın ötesine geçmişti.
'Altın değildi demi, kurşun altın değildi demi!?' adam cevap vermedikçe Aren içinde büyüyen acıyla koşar adım arabaya yerleşmişti.
'Sencar, kurşun altın, ilaç var mıydı yedek?'
'Yok abi, siz hastaneye geçin ben bulacağım.'
'Ne ilacı, abi, niye hissetmiyorum.' Arya'nın tükenmiş sesi ile Aren dudaklarını ısırmıştı.
'Boş ver abim, geçecek, söz, abi sözü bak.'
'Abim tutar sözünü.'
'Tutar tabi prenses, sana bir şey olmasına asla izin vermem ben.' arabanın freni ile Aren kızı tekrar kavrayıp inmişti. Koşar adımlarla acile girdiğinde gelen sedyeye bedeni bırakıp karşısındaki doktora baktı.
'Aren bey'
'Altın kurşun, ben ilacı getirteceğim ama omurgada olabilir.'
'İlacın acilliğini biliyorsunuz.'