SEVDA ESİRİ 3. BÖLÜM

2541 Words
Başlamadan evvel herkes buraya bir kelebek kondurabilir mi? 🦋 Sabah evden çıkan Seyyid Ali kan kardaşının evinin önüne gelmiş ve iki kere kornaya basmış olsa dahi, Ömer evden çıkmamıştı halen. Sinirleri coşmaya başladı genç adamın. Arabadan inerken Ömer'e okkalı küfürler ediyordu. "Amına koyduğum it! Halen uyuyor." Bu şekilde küfürler yağdırarak, kapıya vardı ve sertçe çalmaya başladı kapıyı genç adam. Lakin kapıyı açan yoktu. Nerdeydi bu insanlar? "Ömer!" diye seslendi. Öte yandan da kapıya vurmaya devam ediyordu Seyyid Ali. "Saniye teyze!" dedi bu sefer Ömer'in annesinin ismini zikir ederek. Amma velakin duyan veyahut kapıyı açan kimse yoktu. Endişe sardı benliğini Seyyid Ali'nin. Usuna derhal binbir unsur dadandı. Bir hadise olmuştu muhakkak. Yoksa ne olursa olsun kapıyı açarlardı. Seyyid Ali endişe ile kapının önünde beklerken, kapı yavaş bir biçimde açıldı. Ardından Ömer'in zorlukla ayakta durduğu belli olan bitkin bedeni göründü. Genç adamın hali hal değildi. Seyyid Ali derhal yaklaştı kan kardeşine. "Ömer ne lan bu halin?!" diye sordu korku ile. Öte yandan Ömer'e yaklaşmış ve tutmuştu genç adamın düşecek olan bedenini. Ömer, "Ü... Üşüttüm galiba. Durmaya ta.. Takatim yok." dedi zorlukla. Konuşmaya dahi mecali yoktu genç adamın. Dün gece anası üstüne çok fazla gitmişti. İlle de, 'Esma'yı gelin edecem' demişti. Bunu utansa dahi Ömer'de istiyordu. Lakin Seyyid Ali unsuru düşünce hatırına kovmuştu derhal bu düşünceyi. Olacak iş değildi anasının isteği. Evvelden 'bacım' dediği, dahası kan kardeşinin bacısı olan kızı koynuna kadın diye alamazdı. Hangi kitapta yazıyordu bu?! Ömer'in isteği kati suretle olacak gibi değildi. Bunu Seyyid Ali'ye yapamazdı. Bitirmişti usunda Esma mevzusunu. Amma velakin o öyle sanadursun, yüreği güm güm Esma'nın ismini haykırmakta idi. Anası Saniye Hanım bu sefer, 'O vakit teyzenin kızı Canan'ı isteyelim' demişti. Ömer'in tepesi atmıştı bu kelamlarla birlikte. Eğer ki, Esma olamasa kimse de olmazdı. 'İstemiyorum ana! İstemiyorum!' diye yüksek sesle konuşmuştu. 'Kimseyi istemiyorum ben.' demişti Ömer. 'İyi o vakit ak sütümü helal etmeyeceğim sana Ömer efendi!' demişti Saniye Hanım. Pek ala lakırdı yapıyordu kadın. Ömer'in en çok korktuğu şeydi, anasının sütünü ona haram etmesi. Saniye Hanım da bunu kullanıyordu hiç şüphesiz. 'Ana gözünü seveyim emdiğim sütünü de burnumdan getirme! Her hususta bunu öne sürüyorsun zatı. Canımı yakıyorsun bilesin.' demişti genç adam kırgın bir sesle. Lakin Saniye Hanım bunu hiçte kaile almamıştı. 'Yarın teyzengile gidiyoruz baban ile. Canan'ı isteyeceğiz sana. Madem ki Esma olmaz diyorsun. Canan olur o vakit.' demişti kararlı ve kesin bir dille. Ömer sinirden deliye dönmüş gibiydi. Üst üste elini sertçe yanında ki duvara vurmuş ve tek kelam etmeden evden çıkıp, gitmişti. Anası laftan anlamıyordu. İstemiyordu Canan falan. Lakin kaçarı da yoktu gayrı. Canan ile evlenecek gibiydi... Evden hışımla çıkmış ve evin önünde olan iri ağacın yamacına oturmuştu. Soğuk havaya aldırmadan, saatlerce orada yerde oturmuş ve sadece sigara tüttürmüştü genç adam. Umuru değildi artık hiçbir husus. Şafak sökene ve güneş gözükene değin orada öylece oturmuş ve katiyen kalkmamıştı yerinden. Daha sonrasında ise evden çıkan anası ve babasını görmüştü. Onlar kendisini görmüyordu lakin Ömer onları pek gayet iyi görüyordu. Sabahın olması ile de, evden çıkmış ve soluğu kahvehanenin önünden geçen minibüste almışlardı. Teyzesinin evi merkezde idi. Şüphesiz ki oraya gidiyorlardı. Ömer en nihayetinde oturmuş olduğu yerden kalkmış ve eve doğru yürümüştü. Acı bir gülüş eşliğinde eve girmiş ve artık vücudunun isyanı ile orada olan kanepeye yığılıp, kalmıştı koca cüssesi. Kapının vurulması ve Seyyid Ali'nin sesini işitmesi ile kendine gelmişti. Kan kardeşini merakta koymamak için, güç bela duvarlara tutuna tutuna yürümüş ve en nihayetinde açmıştı kapıyı Ömer. Seyyid Ali korku ile baktı Ömer'in haline. "Nasıl bu hale geldin?! Saniye teyze, Tahir emmi nerede?" diye sordu genç adam. Lakin Ömer'in konuşmaya hali yoktu. Baygın bakan gözleri ve titreyen bedeni ile ha düştü, düşecek gibiydi koca cüssesi. Seyyid Ali kan kardeşinin kolunun altına girdi ve evin içerisine doğru yürütmeye başladı. "Allah'ım güç ver." deyip Ömer'in ağır bedenini zorlukla salona taşıdı. Kanepeye yatırdığı Ömer, "Ahh... Her. Yerim. Ağrıyor." dedi tane tane nefeslenerek. Seyyid Ali, "Anan, baban nerde?" diye sordu. "Ahh. Gitti. Onlar." dedi Ömer aynı şekilde tane tane konuşarak. Bir müddet düşünen Seyyid Ali bunun böyle olmayacağının bilincine vardı. Ömer'i tek bırakamazdı, dahası Ömer'e bakamazdı da. En doğrusu eve götürmek idi. "Hayde kalk gardaşım bizim eve gidelim. Ben sana bakamam. Seni tekte koyamam. Ondan gayrı seni eve götüreceğim." dedi genç adam. Ömer hali olmasa dahi, itiraz etmeye yeltendi amma velakin canının acıması ile inlemişti sadece. "Ahh!" "Ya inlersin işte böyle Ömer Efendi! Hayde kalk gidiyoruz." diyen Seyyid Ali yeniden Ömer'in kollarının altına girmiş ve evden çıkarmayı başarmıştı. Güç bela arabaya bindirmiş ve evinin yolunu tutmuştu. Seyyid Ali, zorlukla sırtlandığı kan kardeşini arabadan indirdi nihayet. Lakin söylenmeden de edemiyordu genç adam. "Amına koyayım lan, eşek ölüsü gibi ağır mübarek! Anan ne ile besliyor ulan seni?!" derken zorlu bir biçimde kendinde olmayan Ömer ile yürüyordu. En nihayetinde eve ulaşmış ve kan, ter içinde kalan Seyyid Ali'nin imdanına çaldığı kapıdan çıkan bacısı yetişmişti. Esma çalan kapıyı açtığı an ve gözünün gördüğü görüntü ile nefesi tekledi adeta genç kızın. Yüreğini yangın yerine çeviren adam, ağabeyinin kolunda öylece yarı baygın bir vaziyette duruyordu. Bir eli ağzına, diğer eli kalbine gitti Esma'nın. Bu görüntü yüreğini eziyormuş gibiydi hiç kuşkusuz. "Esma bacım, yardım et hele bu iti içeri taşıyalım." diyen Seyyid Ali ile, Esma içini karartan düşüncelerden sıyrıldı nitekim. Esma, Ömer'e doğru yürüyüp, sol kolunun altına girdi. "Kekom... Ne oldu Ömer kekoya?" diye sordu genç kız içi yana yana. Seyyid Ali her bir şeyden habersiz bir biçimde yanıtladı bacısını. "Üşütmüş bacım. Mühim bir husus yok. Anası, babası evde yok diye buraya getirdim." dedi ve salonda ki koltuğa Ömer'in iri bedenini bıraktı bacısı ile. "Bu it çok ağırmış evvela!" dedi Seyyid Ali kendi kendine. Esma ise ağabeyini duymuyor, dolmuş gözlerini Ömer'in üstünden ayırmayarak öylece genç adama bakıyordu. Ancak salona giren Nadide ile fazlaca daldığı adamdan çekti gözlerini ve ağabeyine baktı. Dikkat çekmemesi işten bile değildi. Seyyid Ali, salona giren kadın ile sanki canlanmış gibi hissetti kendini. Bu kadın şüphesiz yeni yeni duygular tattırıyordu genç adama. Bilakis bunlar Seyyid Ali'nin hoşuna da gitmiyor değildi. Nadide kocasını görünce, merakla yanına yöneldi. Henüz Ömer'i görmemişti. "Ali bir şey mi oldu? Neden geri geldin?" diye sordu gayriihtiyari. Seyyid Ali, bir müddet karısının gözlerine dalıp, gittikten sonra alınmış bir şekilde konuşmaya başladı. "Geri gelmemden hoşnut olmadınız mı gelin hanım?" derken tek kaşını havaya kaldırmış ve karizmatik bir biçimde bakmıştı. "Gelmiş olmama üzülmüş gibisin." "Hayır, tabii ki!" diyen Nadide en nihayetinde koltukta yatan Ömer'i farkedebilmişti. "Aaa Ömer!" deyip döndü derhal kocasına. "Ömer'e ne oldu Ali?" diye sordu endişeli bir biçimde. Ömer'in o şekilde yatıyor oluşu Nadide'nin yüreğine korku peyda etmişti. Karısına yaklaşıp, iri ellerini narin omuzlarına koydu Seyyid Ali. Sıkılmış bir şekilde, "Mühim bir şeyi yok Papatya. Üşütmüş sade. Bir iki güne kalmaz toparlar. Hayde sen bir çorba pişir." deyip ardından bacısına baktı. "Esma bacım sende sirkeli su getir." diye görev verdi karşısında ki kızlara. Kızlar da onlara verilen işi yapmak için derhal eyleme geçti. Mutfağa giderken, Nadide Esma'nın kötü gözüktüğü fark etti. Çorba malzemelerini çıkarırken, yumuşak bir sesle Esma'ya seslendi. "Esma?" Lakin ilk seslenişte duymadı Esma Nadide'yi. Çünkü o ara usu yalnızca sevdiği adam da idi. Kendinde olmayan hali Esma'nın yüreğine kızgın hançerler saplıyor gibiydi. Dolayısıyla genç kızın duymamış olması pek gayet olağan idi. İkinci seslenişte nihayet işitti yengesini Esma. "Efendim yengem?" dedi genç kız. Öte yandan da sirkeyi arıyordu. Lakin kahrolasıca sirke yoktu bir yerde. Ömer acı içinde kıvranırken, Esma halen bir sirke dahi bulamamıştı. "İyi misin canım?" diye soran Nadide, Esma'nın yanına geldi ve kollarını tuttu. "İyiyim yengem. Sade Ömer... Kekoyu öyle görünce telaş ettim." Nadide artık iyiden iyiye kafasında oturtmuştu bazı taşları. Amma velakin henüz hiçbir şey kesin değil idi. Ondan sebep gözlemlemeye devam edecekti genç kadın. "Ali dedi ya zaten, üşütmüş. İnşaAllah bir kaç güne iyi ederiz." deyip güldü Nadide. "İnşaAllah yengem." Nadide, "Bu arada sirke deminden beri gözünün önünde. Aşık mısın da göremiyorsun?" deyip Esma'ya takıldı. Lakin rengi kaçan genç kızı görünce dediğine pişman oldu Nadide. Esma ne diyeceğini bilemeyerek, öylece bakakaldı Nadide'ye. Ardından sert bir biçimde, "Aşık maşık değilim! Onu da nereden çıkardın?!" dedikten sonra iki kaşık sirkeyi alelacele tasta ki suya koymuş ve hızlıca mutfaktan çıkmıştı. Esma'nın gidişinden sonra Nadide oldukça şaşkındı. Sadece ufak bir lakırdı yapmak istemişti genç kadın. Amma velakin görünüşe bakılırsa, Esma'nın bir yarası vardı. Ancak bunu Nadide ile paylaşmak istemiyordu. İyi birer dost olduklarını düşünüyordu genç kadın. Lakin Esma'nın nezdinde bu öyle değildi demek ki. Üzgün bir şekilde kafasını iki yana sallayan Nadide, çorbayı pişirmek için çıkardığı malzemelerin başına geçti. ♤♧♤ Seyyid Ali bacısının getirmiş olduğu sirkeli suyla iki bezi ıslatmış, Ömer'in alnına ve boynuna koymuştu. Ateşi vardı ancak fazla değil gibiydi. Lakin yine de düşürmek lazım idi. Dizleri üstünde olan Seyyid Ali, "Salon da epeyce soğuk. Amma bu adam terlemeden iyileşmez." deyip Esma'ya döndü. "En iyisi sobayı kuralım." Gözlerini zor bela Ömer'in üryan göğsünden çeken Esma, ağabeyinin ettiği kelam üzerine ona baktı. "Doğru dersin kekom. Terlemesi şarttır." Doğrulan Seyyid Ali, "İyi o vakit, ben yengen ile sobayı ve boruları getireyim. Sonra da kurarız." dedi. Esma, "Bende geleyim kekom. Yengem yerini bilmez sobanın." dedi genç kız. Ancak ne kadar kalmak istediğini bir Allah, bir de o biliyordu. Kalıp, Ömer ile ilgilenmek ve genç adamı iyileştirmek arzusu ile dolmuştu Esma'nın içi. "İyi madem, anamı çağır Ömer'in başında o beklesin gayrı." diyen Seyyid Ali salondan çıkmıştı. Ardından da Esma çıkmıştı tabii ki. Ağabeyinin yanlış bir husus düşünmesini istemezdi katiyen. Nadide bir şeyler hissediyor olabilirdi, lakin Esma sert bir biçimde çıkışmıştı genç kadına. Gönlünü de kırmıştı besbelli. Nadide zaten yeni yeni kırıklarını onarırken, bir yenisini de Esma yapmıştı. Ancak Esma pişman olmuştu çoktan ve ne yapıp, ne edip, Nadide'nin kırık gönlünü onaracaktı hiç şüphesiz. Nadide ile bu şekilde kalmazlardı. Zehra Hanımın odasının kapısını tıklatan Esma, yanıt alamayınca kapıyı yavaşça araladı ve anasının uyuyor olduğunu gördü. Hem de göğsüne bastırmış olduğu rahmetli babasının resmi ile. Görmüş olduğu görüntü ile genzi doldu genç kızın. Annesi ne olursa olsun, kati suretle babasını unutamıyordu. Unutamazdı zaten de. Lakin kocasının gidişine de alışamıyordu kadın. Bazen Esma dikkat ediyordu da, annesi hep kapıya bakar ve iç çekerdi. Bu tüm iç çekişleri şüphe yoktu ki rahmetli babası içindi. Bunun bilincinde idi genç kız. Araladığı kapıyı yavaşça kapattı Esma ve mutfaktan çıkıp, dış kapının önünde duran ağabeyine baktı. "Anam uyur kekom." dedi kısık bir sesle. Anasını gördüğü hal da çıkmıyordu usundan genç kızın. "O vakit sen git bekle başında Ömer kekonun." dedi Seyyid Ali. Şaşkınca baktı Esma bu sırada. "Amma kekom, ben sizinle gelecektim." diye itiraz etti derhal. Seyyid Ali, "Ömer'in yanında ol bacım. Hali hal değildir. Biz yok iken bir hadise olabilir. Yengen ile sobayı alıp, geleceğiz." dedi genç adam ve mutfaktan çıkan kadın ile o tarafa baktı. Hafif bir gülüşün konduğu dudaklarını araladı. "Gelin hanım gel hele, seninlen bir işimiz var." dedikten sonra Nadide'yi önüne katmış ve evin arkasına doğru yürümeye başlamışlardı karı, koca. Bu durumda ise Ömer'in yanına gitmek Esma'ya kalmıştı. İstediğine kavuşmuştu genç kız vesselâm. Esma titreyen bedenini zapt etmekte güçlük çeken bir biçimde, salona doğru adımlarını yönlendirdi ve içeri girdi. Ömer halen bıraktıkları gibi öylece yatar bir vaziyette idi. İçi gitti genç kızın. Ne kadar bu adamın sevdasını yüreğinden söküp, atmaya çabalasa da bir türlü başarılı olamıyordu ne yazık ki. Genç adamın tam yanına oturdu ve baktı güzel yüzüne. Keşke Ömer'de onun baktığı gibi baksaydı ona. Keşke Ömer'de sevseydi onu, onun sevdiği gibi. Amma velakin insanın istediği hep olmaz idi. Esma bir müddet sevdiği adamın yüzünü seyredalarken, Ömer sayıklamaya başladı. Kısık çıkıyordu sesi ve Esma pek anlayamıyordu ne dediğini. Ondan sebep biraz eğilip, kulağını Ömer'in dudaklarına yaklaştırdı. "İ... İstemiyorum... İstemiyorum ana..." diyordu genç adam. "Can... Canan'ı ist..." deyip sustu. Esma durdu devam etmesi için lakin, Ömer konuşmaya devam etmedi ve genç kızı koca bir bilinmezliğe misafir etti. Merak içini kemirir iken, geri çekildi derhal Esma. Canan kimdi? Neyin nesi idi? Usu dolup, taşmıştı bu gibi suallerle. Cevabı da bir tek Ömer'de idi. Ömer bilinçsiz bir şekilde, "Su..." diye sayıkladı bu sefer. Esma hemen kalktı ve baş ucunda duran bardağa su koyup, genç adama içirmeye başladı. Genç adamın başını kaldırıp bir iki yudum su içirdi Ömer'e. En nihayetinde gözlerini araladı genç adam ve hep görmek istediği sıfatı gördü. Esma'nın güzel yüzünü gördü. "Esma...?" dedi sorarcasına. Öte yandan da nerede olduğunu anlamaya çabalıyordu. "Bir şey mi istersin Ömer keko?" dedi Esma soğuk bir sesle. "Ben... Buraya nasıl geldim?" diye sordu ve doğrulmaya çalıştı Ömer. Ancak bu ona müthiş bir ağrı yaşattı. "Ahh!" deyip acı içinde inledi genç adam. Esma genç adamın yanına gidip, tuttu omuzunu. "Aman iyi misin Ömer keko?! Hareket etme." dedi endişeli bir biçimde. Sesinde ki soğukluk uçup, gitmişti sanki. Ömer canının acısından çok, Esma'nın 'keko' deyişine takıldı. Kuşkusuz bu onun daha çok canını yakmıştı. "İyiyim." dedi dişlerini sıkarken. "Ali nerede?" diye bir sual yöneltti genç kıza. Ellerini Ömer'in geniş omuzlarından çeken Esma, "Sobayı almaya gitti. İyileşmen için terlemen lazım imiş. O da sobayı kurup, seni terletecek." diye konuştu. Sustu Ömer ve tek kelam etmedi. Sonra da bedenini epeyce yorduğu için uykuya daldı. ♤♧♤ Seyyid Ali en nihayetinde sobayı kurmuş ve Ömer'i sobanın yanına yatırmıştı. Ondan evvel ise Nadide'nin pişirmiş olduğu çorbayı genç adama binbir küfürle içirmeye çabalamış ve sonunda da başarılı olmuştu. Ömer sadece uyumak istediğini beyan etmişti. Lakin Seyyid Ali çorbayı içirmekte ısrarcı olmuş ve içirmişti o çorbayı. Ancak o halde olsa dahi, Seyyid Ali ile uğraşmayı bırakmamıştı Ömer. 'Sen böyle bana çorbayı içirirsen, ben hep isterim ona göre Ali'm.' demişti Ömer imalı bir şekilde. Zehra Hanım, Nadide ve Esma'nın orada olması sebebi ile Seyyid Ali dışından küfür edemese de içinden kan kardeşine okkalı küfürler ediyordu hiç şüphesiz. "İçiririm ulan! Sana daha neler neler içireceğim, usun şaşacak usun!" "Beni heyecanlandırıyorsun ama." diyen Ömer, Seyyid Ali'nin ona attığı öldürücü bakışlar dolayısı ile bir müddet susmak durumda kalmıştı. Ancak yine de kan kardeşi ile uğraşmaktan geri kalmamıştı. Çorbayı içirdikten sonra ise sobanın yanına koydukları döşeğe Ömer'i yatırmış ve sıkı bir şekilde üstünü örtmüştü. Bu sayede genç adam terleyecekti ve daha sonrasında ise banyo yapınca daha iyi olacaktı. Şüphesiz düşündüğü gibi de olmuştu. Ömer o gece onlarda kalmış ve Seyyid Ali'nin çabaları sayesinde iyileşmişti nihayet. Sobanın önünde bir kaç saat yatmış ve dolayısı ile de terlemişti. Seyyid Ali zor bela Ömer'i yataktan kaldırmış ve alt kattaki hamama taşımıştı. Yıkanıp, çıkan Ömer daha sonrasında yeniden döşeğe yatmıştı, lakin evvel ki gibi kötü değildi. Genç adam kendini daha da iyi hisseder olmuştu. Şüphesiz bu da Seyyid Ali ve ailesinin uğraşları ile olmuştu. Akşam vakti çalınan kapının ardından da Ömer'in anası ve babası çıkmıştı. Ömer'in eve gitmeyişi onları telaşa sürüklemiş ve soluğu derhal Yılmaz hanesinde almışlardı. Ancak biricik ve tek oğullarını döşekte yatar bir vaziyette görünce kahrolmuşlardı karı - koca. Onları sakinleştiren Seyyid Ali, Ömer'in gece burada kalması gerektiğini söylemiş, Saniye Hanım ve Tahir Beyin rahat bir nefes almasına vesile olmuştu. Gece yarısına değin oğullarının yanında kalan karı - kocayı Seyyid Ali arabası ile evine götürmüştü. Ömer'in anası ve babasını da teselli ettikten sonra da evine dönmüştü en nihayetinde. Ömer son bir haftadır da pek gayet iyi idi ve işine de gidiyordu artık. Anası Saniye Hanım, Ömer'i hasta bir vaziyette görünce Canan'ı istemekten vazcaymıştı. Dolayısı ile Ömer bu Canan mevzusundan kurtulmuştu. Ancak usu hep mi hep Esma'ya gidiyordu. Genç kızın onun için endişeli bakan gözleri ve telaşlı hali çeliyordu usunu. Farklı düşünmek istemiyordu lakin, sanki Esma'da kendisine karşı bir takım hisler vardı. Amma velakin sonra hatırına Esma'nın 'keko' deyişi geliyordu ve Ömer tasını, tarağını alıp, bu düşünceden uzaklaşıyordu. Ancak bu da böyle olmayacaktı. Hislerinden emindi ve olması gerekeni yapacaktı. Öyle ya da böyle Seyyid Ali ile konuşacaktı... BÖLÜM SONU... Bölüm bitti, nasıl buldunuz?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD