SEVDA ESİRİ 4. BÖLÜM

1741 Words
Başlamadan evvel herkes buraya bir kelebek kondurabilir mi? 🦋 Zaman su misali akar iken Seyyid Ali, Ömer'in halini hiç amma hiç beğenmiyordu. Ne kadar da sorsa genç adam hep bir şeyler söylüyor ve geçiştiriyordu onu. Lakin artık Seyyid Ali'nin bunlara inanacak hali yoktu gayrı. Ömer'in ona sevdasını anlatmama sebebi Zehra Hanımın hastalığı idi. Seyyid Ali çok üzülmüş ve kahrolmuştu. Genç adam bir de kendi derdi ile onu yoramaz idi. Ancak öyle yada böyle söylemek zorunda idi. Seyyid Ali, Nadide'yi mektebe bıraktıktan sonra marangoz dükkanına gelmişti. Keyfi pek gayet yerinde idi. Evvelden mektep ile alakalı olan kuruntuları da yersiz çıkmıştı. Çünkü hem müdür, hem de muallimler Nadide'yi kız kardeşi gibi görüyorlardı. Ondan sebep içi rahattı genç adamın. İçeri girince Ömer'in efkarlı bir biçimde sigara tüttürdüğünü gördü. Canı sıkıldı Seyyid Ali'nin. Ömer kaç gündür dükkanda kalıyordu ve oldukça dertli görünüyordu. Epeyce kan kardeşini ihmal etmişti, bunun şimdi bilincine varıyordu ne yazık. "Selamün aleyküm gardaşım." deyip Ömer'in kendisini fark etmesini sağladı. Ömer, "Ve aleyküm selam Ali'm. Yengemi bıraktın mı?" diye sordu. "Bıraktım, bıraktım da hali pek iyi değildi." deyip oturdu Seyyid Ali. "Çalışmaya henüz alışabilmiş değil. Çok zorlanıyor." diye konuştu. "Zamanla alışır merak eyleme." diyen Ömer sigarasını söndürmüştü. "Çay vereyim mi?" diye sordu Seyyid Ali'ye. "Ver amma gel konuşalım hele." İki demli çay dolduran Ömer, çayları alıp, kan kardeşinin yamacına oturdu. "EyvAllah gardaşım." dedi Seyyid Ali. "Afiyet olsun Ali'm." deyip çayından ilk yudumunu aldı Ömer. Artık hiçbir husus genç adama tat vermiyordu. Hiçbir şeyin manası yoktu onun nezdinde. Bir korkak gibi susuyor ve gün geçtikçe büyüyen sevdasını dile getiremiyordu. "Eve gelmiyor musun bu akşam?" diye sordu Seyyid Ali. Öte yandan da çayını yudumluyordu. Bir müddet boyunca düşündü Ömer ve sonra konuşmaya başladı. "Her şey üstüme üstüme geliyor gardaşım. Eve gidince anam başlıyor evlen diye. Biraz nefeslenmek ve düşünmek istiyorum." "Kadın doğru der Ömer efendi. Ne vakte kadar böyle başı boş dolanacaksın? Evlen, yuvanı kur işte lan." dedi Seyyid Ali. Bilseydi şayet kan kardeşinin bacısı ile evlenmek istediğini, böyle kelamlar eder miydi orası muamma idi. "Kolay mı bu kadar?" Sordu Ömer merakla. Seyyid Ali, "Değil elbet. Lakin evlenip, gönlünce kınanı, düğününü edeceksin." derken sesi durgunlaşmıştı genç adamın. "Ben Nadide'ye hiçbirini yapmadım. O vakit gözüm sadece intikam hırsı ile dolmuştu. Ne Cennet kokulu kına yaktılar eline, ne de ak gelinlik giydi..." deyip iç çekti. Tüm bunları çok görmüştü genç kadına. Lakin artık pişmanlık fayda etmiyordu gayrı. "İstediğim kişi ile olmadıktan sonra hiçbirinin manası yok gardaşım." dedi Ömer kısık sesle. "Hem sizin için çok geç değil ki. Yengeme kına da, düğün de yaparız. Senin damat tıraşını da ben yaparım." deyip göz kırptı genç adam. Seyyid Ali, "Yaparsın yaparsın. Evvella ben seninkini yapayım, sen sonra benimkini yaparsın." deyip gülümsedi. "Benden geçti onlar be gardaşım!" Sinirlendi Seyyid Ali Ömer'in kelamları ile. "Ulan amına koydurtma Ömer! Ne bu halin senin?! Eve gitmiyorsun, saçma saçma konuşuyorsun üstelik." "Boşver Ali'm. Hayde kalk şu masayı bitirelim." dedikten sonra yerinden kalktı Ömer. Seyyid Ali, "Boş vermiyorum lan! Otur şuraya konuşacağız." dedi sert ve kararlı bir sesle. "Konuşacak bir husus yok gardaşım. Hayde işimiz var kalk." diyen Ömer konuşmamakta kararlı idi. Şimdi konuşacak cesareti yoktu genç adamın. Ondan sebep, ertelemeye ve cesaretini toplamaya çabalıyordu. Lakin Seyyid Ali vazcaymayacaktı. Ömer'i konuşturmakta kararlı idi. "Konuşacak çok husus var Ömer efendi." diyerek gözlerini kıstı Seyyid Ali. Kan kardeşinin fazla mühim bir mevzusu vardı buna emindi genç adam. Lakin katır inatlı herif konuşmamakta direniyordu. Ardını dönüp, işinin başına geçmeye çalışan Ömer'i, Seyyid Ali'nin ettiği kelamlar durdurdu. Bedeni buz kesti genç adamın. Eli ayağı titremeye başlamıştı. "Sevdalandın mı lan?" diye sordu kan kardaşı. Yarasına tuz bastığını bilemeden acımasızca soruyordu. Seyyid Ali'ye dönmeye cesaret edemeyen Ömer, kendisine lanetler ediyordu. Demek ki, sevdasını gizlemeyi başaramamıştı. Fazla mı belli etmişti?! Ömer'den ses çıkmayınca, Seyyid Ali yeniden konuştu. "Doğru mu lan yoksa?" dedi inanamıyormuş gibi. "Sen sevdalandın mı?!" Ömer en nihayetinde yutkundu ve ağırca Seyyid Ali'ye döndü. "Evet doğru." dedi genç adam. Ardından başını eğdi. Utanılacak bir unsur yapmış gibi, eğiyordu başını. Lakin yalnızca sevdalanmıştı. Sevdalanmak suç değildi ya! Seyyid Ali işittikleri ile şaşkınca baktı kan kardaşına. Demek ki tezi doğru idi. Kan kardaşı sevdalanmıştı amma velakin kendisinden saklıyordu. Bunun nedeni neydi?! "Doğru madem... Niçin bana söylemiyorsun?" diye sordu genç adam gücenmiş gibi. Derin bir nefes alıp, göğsünü şişiren Ömer, "Olmayacak, imkansız bir sevda işte. Anlatıp, bunca derdinin içinde bir de ben ağrıtmak istemedim başını. Zatı yeteri kadar derdin var. Bir de uğraşma benimlen." deyip sustu. Seyyid Ali anlamıyordu. Ciddi manada anlamıyordu. Kendisi her hususunu Ömer ile paylaşır iken, Ömer kendisini kan kardaşı, veyahut dostu olarak görmeyip, anlatmıyordu derdini. Kırıldı bu duruma genç adam. "Kendini olmayacak diye şartlandırmışsın. İmkansız diye diye harap ediyorsun kendini? Kim ki bu?" Seyyid Ali merakla sorduğu sualin yanıtını bekliyordu. Amma velakin Ömer'in demeye mecali yoktu. "Sorma Ali'm. Sorma gözünü sevdiğim gardaşım. Benim için hiç kolay değil inan. Her daim lanet ediyorum kendime, lakin siktiğim bu yürek laftan anlamıyor!" derken elini sol göğsüne sertçe vurmuştu. Seyyid Ali iyice işkilleniyordu bu duruma. Kime sevdalıydı ki bu it?! "Kim lan söyle bana?!" dedi sert sesi ile Seyyid Ali. Ömer amaçsız bir biçimde güldü. Lakin gülüşü acı yüklü idi. İçi öylesine kavruluyordu ki... Yediremiyordu bunu kendine genç adam. "Söylemem..." Seyyid Ali, "Söyleyeceksin lan!" deyip Ömer'e yaklaştı ve tuttu yakasından. Ömer, "Söylemeyeceğim. Kurbanın olayım ısrar etme gayrı." dedi. Kaşlarını iyice çatan Seyyid Ali, bağırdı bu sefer. "Söyle lan söyle!" Başını olumsuz bir biçimde salladı Ömer. "Söylemeyeceğim." dediği vakit beklemediği bir eylem ile karşılaştı. Seyyid Ali sinirlerine hakim olamayarak, kan kardaşına sert bir yumruk attı. "Söyle!" diye yüksek sesle bağırdı genç adam. Dudağı patlayan Ömer bunu katiyen umursamadan inadını sürdürdü. "Söylemeyeceğim." "İyi madem, söylemiyorsan siktir git. Bir daha da gözüme gözükmeyesin sakın!" dedi Seyyid Ali ve Ömer'in yakasını bıraktı. Ömer kati suretle buna dayanamazdı. Seyyid Ali'nin yokluğu genç adama fazla koyardı. Alelacele konuşmaya başladı. "Tamam tamam söyleyeceğim." deyip sustu. Gözleri dolmuştu genç adamın. Seyyid Ali, Ömer'in geri adım atacağını biliyordu. Tanıyordu çünkü genç adamı. "Söyle o vakit, kim?!" Ömer, Seyyid Ali'nin gözlerine acı ile baktı ve bir müddet boyunca sustu. En nihayetinde ise söyledi o iki kelimeyi. "Bacın Esma." Söylenen iki kelamdan sonra zaman öylece durmuş gibiydi sanki. Seyyid Ali kulağının işittikleri ile adeta bozguna uğradı. Kati suretle böyle bir şey beklemiyordu kan kardaşından. Böyle bir husus nasıl ola ki olurdu?! Kocaman açılmış gözleri ve şaşkınlıktan kapanmayan ağzı ile öylece Ömer'e bakmakta idi genç adam. İt herif muhakkak lakırdı yapıyordu. Yoksa imkanı yoktu böyle bir hususun. "Ne dedin sen?!" diye soran Seyyid Ali'nin sesi ölümcül derecede soğuktu. Ömer hiç böyle bir ses tonunu işitmemişti daha evvel. Ömer, artık gerçeğe kavuşturduğu hususun yükünü atmış olmanın rahatlığını yaşıyordu. Amma velakin daha büyük bir yükün ve korkunun altına girdiğinin de bilincinde idi genç adam. Seyyid Ali onu katiyen affetmeyecekti... Ömer'in suskun olması Seyyid Ali'nin daha çok öfkelenmesine neden oldu. "Ne dediğini tekrar et lan!" diye bağırdı ve Ömer'in üstüne doğru yürüdü. Ömer, Seyyid Ali canını alsa dahi gıkını çıkarmayacaktı. Bu sebeple yakasını tutan ve kendisine bağıran adama hak verip, karşılık vermiyordu genç adam. "İşittin işte... Bir kere daha söyletip, yaramı deşme kurbanın olayım." dedi Ömer. Sesi bitik ve çaresizdi genç adamın. "Ulan sen benim kan kardaşımsın amına koyduğum!" Seyyid Ali'nin dedikleri ile gözlerini yumdu Ömer. O da böyle olmasını ister miydi hiç?! Anasının çabası ve Esma'nın güzelliği çelmişti işte usunu. Kime sevdalanacağını bilemiyordun ki! Dur o yanlış kişi, sevme diyemiyordun ki! Yürek bu, ferman dinler miydi?! Ömer'in ki de böyle idi işte. Kaç kere inkar etmiş ve unutmaya çabalamışsa dahi, yüreği dinlemiyor ve kan kardaşının bacısını istiyordu. İnkar da fayda etmemiş ve Seyyid Ali'nin varlığı da engel olamamıştı ne yazık ki... Seyyid Ali dizginleyemediği öfkesi ve siniri ile, "Ulan insan kan kardaşının bacısına o gözle bakar mı?!" diye bağırarak sordu. Usu almıyordu katiyen böyle bir şeyi. Halen Ömer'in, 'lakırdı yaptım gardaşım' demesini bekliyordu bir umut. Lakin hiçte umut ettiği gibi olmuyordu. Ömer inkar etmiyordu. Gözleri dolan Ömer, "Allah belamı versin ki, ben istemedim. Hep inkar ettim, hep yoksaydım. Amma sevda illeti düştü gayrı yüreğime." dedi çaresiz bir şekilde. Genç adam sevdası bir yana, Seyyid Ali'nin kendisine sırt çevirmesinden çok korkuyordu. Seyyid Ali, "Ulan yüreğini sikerim senin!" diye bağırıp, Ömer'e doğru atıldı ve sert bir yumruğu genç adamın yüzüne attı. Katiyen öfkesi dinmiyor, öte yandan giderek çoğalıyordu. Böyle bir şeyin doğruluğuna da inanamıyordu. "Yüreğin bacı gözüyle baktığın kızı sevecek kadar orospu mu lan?!" diyen Seyyid Ali dilinden dökülen küfürlere mani olamıyordu ne yazık ki. Sonradan dediklerine pişman olacaktı lakin artık olan olmuş olacaktı gayrı. Ömer işittikleri ile tuttuğu gözyaşlarını bırakmaya başladı. Seyyid Ali ne dese de hakkıydı. Amma velakin genç adam yüreğinin kırılmasına engel olamıyordu işte. Kanayan dudağını umursamadan, "Yüreğimi en iyi sen bilmez misin?" diye sordu. Ömer'in sorduğu sual ile Seyyid Ali duraksadı. Bilirdi, hem de çok iyi bilirdi. Lakin bir türlü kabullenemiyordu genç adam. "Bilirdim bilirdim elbet! Lakin böyle bir kalleşlik edeceğini ben dahi bilemezdim." "Söylememi sen istedin. Ben sevdamı yüreğime gömmeye çabalıyordum. Bir daha da gün yüzüne çıkarmamak üzere gömecektim hem de. Lakin sen istedin bunu." diyen Ömer'in sesi kısıktı. Ömer'den uzaklaşan Seyyid Ali saçlarını çekiştirerek bağırmaya başladı. "Allah kahretsin! Allah seni kahretsin Ömer! Ben artık sana nasıl gardaşım diyeceğim lan?!" Gözyaşları birer birer akan Ömer, ne diyeceğini bilemiyordu muhakkak. O kadar çaresiz bir durumda idi ki, nasıl çıkacağını bilemiyordu genç adam. Bir müddet boyunca Seyyid Ali kendi kendine küfürler edip, Ömer'in olduğu tarafa dahi bakmıyordu. Nasıl bakacaktı ki?! Ancak usuna gelen unsur ile derhal baktı genç adama. Ona doğru yürümeye başlarken, "Bacımın bundan haberi var mı lan?!" Sordu sert ve öfkeli sesi ile. Şayet Esma'nın haberi var veyahut o da seviyorsa bu iti, işte o zaman büyük bir hadise çıkardı. Ömer, Seyyid Ali'nin sorduğu sual ile öylece kalakaldı. Esma'nın kendisinden nasıl haberi olacaktı ki?! Yüreği, Seyyid Ali'nin korkusundan bunu atlamıştı. Sahi Esma bu hususa ne diyecekti?! Seyyid Ali, "Söylesene lan! Bacımın da sana sevdası var mı?!" diye sordu ve genç adamın konuşmasını bekledi sabırsızca. Ömer yutkunup, "Hayır, hayır onun bir şeyden haberi yok yemin ederim." diye açıkladı. Derin bir nefes alan Seyyid Ali, "Bundan gayrı gözüme gözükmeyesin sakın ola! Kardaşlığımız, neyimiz bitti hepsi." dedikten sonra Ömer'i o şekilde orada bırakarak, dükkandan çıkıp gitti genç adam. Seyyid Ali'nin ettiği kelamlardan sonra Ömer öylece kalakaldı. Dünyası başına yıkılmış gibiydi adeta. Yaşadıklarının ve işittiklerinin bir rüya olmasını çok istiyordu amma velakin hepsi de gerçekti ve Ömer kan kardaşını kaybetmişti en nihayetinde. Lanet olası yüreği bunca sene kimseyi sevmemiş, gide gide en olmayacak kişiyi, Esma'yı sevmişti. Bu da genç adama fazlası ile pahalıya patlamıştı. Çok değer verdiği dostunu kayıp etmişti, sevdası uğruna. Akan gözyaşları eşliğinde, saçlarını çeke çeke kaderine lanetler yağdırmaya başladı Ömer... BÖLÜM SONU... Bölüm bitti, nasıl buldunuz?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD