Andrew aynanın karşısında durmuş gömleğini iliklerken düşüncelere dalmıştı. Baloları hiç sevmezdi, ama bu balonun sahibi hiç kıramayacağı tatlı ve yaşlı dul düşes Margaret olunca hayır diyemedi üstelik balonun onur konuğuydu gitmemesi çok büyük kabalık olurdu. Bu baloya gideceği duyulduğu an baloya yüzlerce kişi akın etmiş davet edilmeyenler bile kendini zorla davet ettirmişlerdi. Andrew bıkkınlıkla bir iç geçirdi. İngiltere'ye geleli daha bir hafta olmuştu ama şimdiden kendini sosyetenin baloları,dedikoduları ve aptal kızlarının içinde bulmuştu. Her neyse zaten fazla durmaya niyetli değildi buradaki işlerini en kısa sürede halledip gidecekti. Uzun süredir dünyanın değişik ülkelerine seyahat edip buralarda güçlü ortaklıklar kurup servetine servet katmıştı. Andrew dük olduğunda daha on sekiz yaşındaydı ve o günden bugüne zaten çok fazla olan servetini daha da arttırıp sahip olduğu servetin neredeyse iki misli daha fazla kazanmıştı. İngiltere'nin en güçlü ve en zengin dükalığına sahip olduğu düşünülürse oldukça fazla bir paraydı bu. Andrew aynadaki görüntüsüne baktı ve siyah maskesini de takıp odadan çıktı. Bugün siyahlara bürünmüştü, zaten yeteri kadar gizemli ve nefes kesecek derecede yakışıklıydı, bugün bu baştan aşağı kadar siyah kıyafetler bu özelliklerini iki misline çıkarıyordu. Daha yakışıklı ve daha gizemliydi şimdi. * Breanna ağzı açık bir şekilde, durmuş Elisa'ya bakıyordu. Şoka girmiş gibi bir hali vardı. Elisa iyice korkmaya başlamıştı elini kaldırıp Breanna'nın yüzünde aşağı yukarı doğru hareket ettiriyordu "Hey Breanna kendine gel lütfen korkutuyorsun beni, ne oldu niye bana öyle bakıyorsun". "Tanrım Elisa nasıl göründüğünün farkında mısın tıpkı göklerden inmiş bir periye benziyorsun". "Ah, abartma lütfen Breanna hadi gitmemiz gerek amcamlar çoktan evden çıktı bir an önce bizimde çıkmamız lazım, daha yürümemiz gereken yarım saatlik bir mesafe var". Breanna birden yüzünü buruşturdu, ellerindeki tek parayı maskeleri almak için harcamışlardı ve tek kuruşları bile yoktu şimdi, bu yüzden o kadar yolu yürümeleri gerekecekti. Tanrı'ya şükür dul düşes Margaret'in evi onlara çok da uzak değildi. Yarım saatlik bir yürüyüşün ardından ikiside nefes nefese Margaret'in kapısının önünde durup soluk aldılar. Ev devasa büyüklükteydi ve içeriden müzik sesleri geliyordu. Elisa bahçeye baktı, aman Tanrım burda yüzlerce araba vardı ve hala insanlar gelmeye devam ediyordu. Evet buraya kadar her şey yolunda gitmişti, geriye tek bir sorun kalıyordu içeri nasıl gireceklerdi? Breanna kapının demir korkuluklarına tutunmuş açık yeşil elbisesinin eteklerini düzeltiyordu, yüzünün yarısını kaplayan maskesinin altından Elisa'ya baktı. Elisa dudağını ısırdı içeri girmek için bir şeyler düşünüyordu ve aniden içeri girmekte olan kalabalık bir aile gördü. Breanna'nın kolundan tutup hızlıca ailenin arkasında durdular. Kapıdaki adamlar ailenin davetiyesine baktıktan sonra içeri girmeleri için izin verdi, Breanna ve Elisa arkada aileye çok yakın duruyordu ve onlarla birlikte içeri doğru yürümeye başladılar. İkiside çok korkuyordu. "Tanrım lütfen,lütfen her şey yolunda gitsin" Elisa gözleri kapalı kısık bir sesle dua ediyordu. Breanna onu sarsınca gözlerini açtı, Breanna yüzünde kocaman bir gülümsemeyle "Başardıkkkk Elisa!!" diye bağırdı. Elisa etrafına baktı ve içerde olduklarını bir saniye kadar sonra anladı ve o da sevinçten bağırarak Breannaya sarıldı. Tanrım şuan bir balodaydı! Küçüklükten beri merak ettiği yerdeydi. Breanna ile yan yana balonun olduğu salona doğru ilerlediler. İçeri girdikleri an içerdeki yoğun uğultu birden kesildi ve tüm gözler kapıdakilerine odaklandı daha doğrusu kapıdaki tek bir kişiye Elisa'ya. Altın sarısı elbisesi yerlere kadar sürükleniyordu, sırt kısmı derin bir dekolteyle açıktı ve ön kısmı da göğüslerini kaplamış ama boynunun tüm zarifliğini ortaya sermişti. Bal rengi saçlarınının dalgalarını daha da kıvırcıklaştırıp açık bırakmıştı ve elbisesiyle aynı renkte olan altın sarısı maskesiyle Tanrının oraya misafir olarak gönderdiği bir meleğe benziyordu. Elisa herkesin dönüp ona bakmasından tedirgin olmuştu. Aceleyle Breanna'nın koluna girdi ve yavaşça kalabalığa karıştılar. Andrew yavaş yavaş yudumladığı viskisiyle etrafını saran kalabalıkla bıkkın bir şekilde sohbet ediyordu. Yüzünde bir maske olması bile onu gizleyemiyordu. Nasıl gizleyebilirdi ki daha içeri girdiği an tüm ihtişamıyla Coventy Dükü Andrew Westmore burada diyordu. Bu ihtişamlı erkeği küçük bir maskenin gizleyebilmesini düşünmek komik bir hayal olabilirdi. Andrew etrafındaki kalabalığın susup bir yere baktığını görünce kafasını o yöne doğru çevirdi. İki tane kız kapıda durmuştu. Korkuyorlarmış gibi görünüyorlardı. Ah! Bu sosyete adı altındaki insan yamyamlarından kim korkmazdı ki hele de bu ilk baloları olduğu su götürmez bir hali olan bu iki genç kız. Ama insanların onların korkusuna değil (hatta korktuklarının bile farkında değillerdir büyük ihtimal) güzel olana baktıklarını biliyordu Andrew. Andrew güzel olanı süzdü ve kayıtsız bir şekilde omuz silkip içkisine döndü. Güzelliğin her şey olmadığını Andrew çok iyi biliyordu. Andrew'in nefret ettiği bir şey varsa o da içi boş olan güzel kadınlardı. Çok kadınla yatmıştı ve bunların hepsi de birbirinden güzel kadınlardı ama hepsi de aptal ve basit kötülükler,kıskançlıklar peşinde koşan ve bu özellikleriyle çok zeki olduklarını düşünen boş kadınlardı ve böyle bir kadın tarafından tüm hayatı maf olduktan sonra Andrew eğer bir mücize olur da bir gün evlenmek isterse asla güzel bir kadınla evlenmeyeceğine yemin etmişti. * Saatler geçmişti ve Elisa hayatında hiç olmadığı kadar çok eğlenmişti. Sayısız kişiyle dans etmişti ve şimdi na kadar yorulduğunu fark ediyordu. Bir masanın başında durup kadehdeki şarabı yudumladı oldukça susamıştı ve bu çok iyi gelmişti. Elisa her anı hafızasına kaydetmek için etrafını yüzünde hoşnut bir gülümsemeyle inceliyordu. Her şey çok güzeldi salon devasa büyüklükteydi ve yüzlerce kişi salonun ortasında dans ediyordu ve sonra tekrar onu gördü baştan aşağı siyahlar içinde olan o adamı, kollarında güzel bir genç kızla dans ediyordu oldukça ürkütücü ve tehlikeli duruyordu. Elisa onu daha kapıdan girdiği ilk an fark etmişti. Elisa'ya bakmış ve insanın içini titreten bir bakışla onu baştan aşağı süzmüş sonra da omuz silkip içkisini yudumlamıştı. Elisa adamın bu tavrına nedenini bilmediği bir şekilde içerlenmişti, adam onun bacaklarını korkudan titretecek bir soğuklukla ona bakmıştı. Elisa genç adamı süzerken aniden adam kafasını kaldırdı ve Elisayla göz göze geldiler. Elisa ayaklarına kadar kızardı ve arkasına dönüp uzaklaştı. Elini yanağına götürdü ateş gibi yanıyordu. Bu kadar soğuk bir adamın Elisa'yı bu kadar eritebileceğine kim inanırdı. "Tanrım! İyi ki yüzümde bir maske var". Ah maske demişken saat gece yarısına yaklaşıyordu ve maskeler çıkacaktı artık gitmeleri gerekiyordu. Breanna neredeydi? Elisa etrafına bakındı ama onu göremedi sonra da tüm salonu turlamaya başladı ama yoktu. Saate baktı "Aman Tanrım!" gece yarısına on dakika kalmıştı herkes meskeleri çıkaracaktı şimdi, hemen burdan çıkmaları gerekiyordu. Elisa eteğinden tuttu ve hızla bahçeye doğru koşmaya başladı bakmadığı tek yer burası kalmıştı. " Tanrım lütfen lütfen burda olsun" Elisa içinden dua ediyordu Breanna'yı burda bırakıp gidemezdi. Michael Elisa'nın burda olduğunu görürse bu Elisa için bir felaket olurdu ve üstelik Breanna da onun yüzünden cezalandırılabilirdi. Elisa'nın aklından Michael'in vereceği cezalar geçince iyice panikledi etrafında dönüyor Breanna'yı arıyordu. "Tanrım lütfen onu bulabilsin" yoksa ikisi içinde hiç iyi olmayacaktı. * Lydia saatlerdir bu anın gelmesini bekliyordu artık zamanı gelmişti. Coventy Dükü'nü tuzağa düşürme zamanıydı. Lydia servisle ilgilenen bir uşağa üstünde bir şeyler yazılı bir kağıt verdi ve bunu Coventy Dükü'ne iletmesini ve acil olduğunu söyledi. Uşak kağıdı aldı ve gitti. Lydia zaman kaybetmeden bahçeye çıktı. "Ah! Gerizekalı Catherine nerede bu ona burda beklemesini söylemiştim". Lydia kendi kendine söylenerek hızla Catherine'ni aramaya gitti. "Aptal kız dük gelmek üzeredir bir an önce onu bulup buluşma noktasına gitmem lazım". Lydia iyice sinirlenmişti bu aptal kız yüzünden planda bir aksilik olursa onu öldürürdü!! * Andrew elindeki kağıdı kayıtsız bir ifadeyle okuyup cebine koydu. Kağıtta acilen bahçeye çıkması gerektiği bunun önemli bir konu olduğu yazılıyordu. Andrew yüzünde çarpık bir gülümsemeyle sırıttı, yine aptal kadınlardan biri oyun oynamak istiyordu galiba. Andrew hiçbir kadının daha doğrusu hiçkimsenin ayağına gitmezdi ama bu gece çok bunalmıştı ve bahçeye çıkıp biraz hava alsa iyi olucaktı hem şu oyunbaz leydiyle de biraz uğraşmış olurdu. Bahçe kapısında elleri cebinde, durmuş temiz havayı içine çekiyordu Andrew, maskeyi çoktan çıkarmıştı ve böyle daha da ferahlamıştı. Sonra aniden sağ tarafında bir hareketlilik belirdi ve kafasını o yöne doğru çevirdi. İşte oradaydı, kız bütün gece onu gözetlemişti ve şimdi de oyun oynamak istiyordu demek. Andrew ağır adımlarla kıza doğru yaklaştı ve aniden arkasından kolunu tutup kendine doğru çevirdi. Elisa neye uğradığını şaşırarak ani bir çığlık attı. Tanrım! Bu oydu ve yüzünde maskesi yoktu. Elisa kalbinin saniye de ne kadar attığını tahmin edemeyerek adamın gözlerine bakıyordu açık kahverengi gözleri gece suyun üzerinde parlayan bir alevi andırıyordu ve biçimli yüz hatları ona bir kadına istediği her şeyi yaptırabilme gücünü bahşediyordu. Adamın egzotik parfüm kokusu Elisa'nın burnuna doldukça Elisa kendinden geçiyordu. Böylesine yoğun duyguları ilk kez tadan Elisa ne yaptığına kendide şaşırarak kendini toplamaya çalıştı. Gerçekten şu an böyle bir durumla uğraşamayacak kadar kötü durumdaydı, fazla zamanı kalmamıştı. Kendini toplayan Elisa ciddi bir ses tonuyla " Ne yapıyorsunuz siz bırakın beni lütfen gitmem gerek" dedi. "Ah öyle mi demek gitmeniz gerek madem gidecektiniz beni niye buraya çağırdınız o zaman". Andrew iyice onu kendisine yaklaştırıyordu. Ne diyordu bu adam ne çağırması onun bir an önce Breanna'yı bulup burdan gitmesi gerekiyordu yoksa başına çok kötü şeyler gelicekti. " Sizi anlamıyorum bırakın lütfen" Elisa adamın kollarında çırpınıyordu. Andrew iyice sinirlenmişti böyle güzel ve aptal kadınların bu saçma sapan oyunlarından nefret ederdi Andrew ve bu genç Leydi'ye bir ders vermeye kararlıydı. "Demek seni bırakmamı istiyorsun, tamam ama önce şu maskenin altındaki yüzü görmek istiyorum". Andrew yüzünde alaycı bir ifadeyle "Bakalım genç leydimiz ne kadar güzelmiş" dedi. Elisa panikle geri adım attı ama adam onu çok sıkı tutuyordu ve Elisa daha elini kaldırmadan adam onun maskesini çoktan çıkarmıştı. Bal rengi gözlerini adama dikmiş öylece duruyordu Elisa. Adamın bir tepki vermesini bekledi ama adam oralı bile olmadı soğuk bir ifadeyle sadece Elisa'ya bakıyordu ve hiçbir tepki vermiyordu. Ah! Tamam bu kadar yeter artık maskesini alıp gidicekti. "Tamam gördünüz işte yüzümü lütfen artık maskemi verin de gideyim". "Maske mi, bu maskeye ihtiyacın yok güzelim yüzünde zaten bir maske var". Ne! Ah, bu ne küstahlık nasıl Elisa'ya böyle bir hakarette bulunabilirdi bu kadarı fazlaydı maskeyle ya da maskesiz buradan gidecekti. Gitmek için arkasını döndü ama adam onu tekrar tuttu ve Elisa adamın kollarında debelenmeye başladı. * Michael bahçe kapısına bakıyordu nerde kalmıştı Catherine çoktan gelip ona haber vermesi gerekiyordu maskeler çıkmıştı ve Michael da herkesi arkasına takıp Lydia ve Coventy Dükü'nü basacaktı. Michael sabırsızlıkla içkisini yudumladı ve ah Catherina işte oradaydı salonda ordan oraya koşturuyordu aptal kız ne yapıyordu böyle! Michael aptal kızının daha fazla dikkat çekmemesi için yanına gitti ve kolundan tuttu. Kimsenin duymaması için kısık sesle "Ne yapıyorsun sen böyle ablan nerde Dük geldi mi buluştular mı?" diye sordu. Catherine babasını görünce rahatladı sabahtan beri Lydia ve babasını arıyordu. Lydia ona bahçe de bekle ve dük yanıma gelirse git babamıza haber ver demişti ama Catherine saatlerdir bahçede bekliyordu ve ne Lydia ne da Dük gelmişti. O da Lydia'yı bulabilmek için tekrar salona gelmişti ama bulamamıştı Tanrı'ya şükür babası burdaydı. " Bilmiyorum baba Lydia dük gelirse git babamıza haber ver demişti ama saatlerdir bahçedeyim kimse gelmedi bende Lydia'yı bulabilmek için tekrar salona döndüm". Michael sinirden kıpkırmızı olmuştu aptal kız bir çuval inciri berbat edicekti. Tane tane ve sinirle sordu " Ne zamandır bahçe de bekliyosun sevgili kızım." Catherine yanlış bir şey yaptığını anlayarak cılız bir sesle "Balonun başından beri" dedi. Michael kendini zor tututuyordu bu aptal yüzünden her şey mahvolucaktı. Saate baktı şimdiye kadar çoktan buluşmaları gerekiyordu balonun başından beri Dük'ü takip ediyordu ve bahçeye çıkalı neredeyse on beş dakika olmuştu daha fazla zaman kaybetmemeleri gerekiyordu. Michael kurnazca sesini yükselterek " Neee!! Coventy Dükü kızıma zorla sahip olmaya mı çalışıyor hemde Düşes Margaret'in bahçesinde". Michael o kadar bağırarak bunu söylemişti ki salondaki tek bir kişinin bile duymaması imkansızdı ve birden insanlar büyük bir gürültü ve ayıplamalarla Michael'ın peşinden bahçeye doğru koştular, sonuçta bu yılın skandalı olucaktı unvanının saygınlığı bu kadar önemli olan bu dükalık şimdi bir tecavüz skandalıyla anılıyordu! * "Bırakın beni lütfen ne yapmaya çalışıyorsunuz sizi buraya ben çağırmadım!". Andrew iyice sinirlenmeye başlamıştı kız hem oyunbaz hemde yalancıydı, bu kıza iyice bir haddini bildirmek gerekiyordu ama Andrew bu aptal kızla uğraşmaktan sıkıldı tam onu bırakıcakken birden etraflarını büyük bir kalabalık kapladı. Ne oluyordu burda bu da neydi. Michael sinirli bir şekilde hızla Dük'e doğru yürüyerek bağırıyordu. Yanındaki kıza bakmadan doğruca Dük'e "Seni adi herif bırak kızımı, nasıl ona zorla sahip olmaya çalışırsın". Etraftaki herkes soluğunu tutmuş Dük'e bakıyordu. Ordaki herkes ondan korkuyordu çünkü o gerçekten tehlikeli bir adamdı ve güçlüydü, her anlamda. Andrew istifini hiç bozmadan kızın kolunu iteleyerek sertçe bıraktı. Yavaşça ve korkutucu bir şekilde Michael'a doğru yavaş yavaş yürüdü. Michael'ın korkudan az kalsın soluğu kesilicekti ama bu işi burda bırakamazdı. " Kızımın namusunu temizleyeceksin" diye bağırdı. Andrew hafifçe ve tehlikeli bir şekilde gülümseyerek "Öyle mi, peki temizlemek istemezsem ne yapacaksın" dedi. "Adını öyle bir çıkartırım ki unvanın ve ismin lekelenir". Anlaşılan bu adi insanlar tarafından bir tuzağa çekilmişti Andrew, doğrusu şu küçük farenin ona böyle bir tuzak kuracak kadar cesaretli olduğuna şaşırdı oysa onu çoktan aptal ve güzel klişesine dahil etmişti. Başını çevirip kıza baktı kızın gözlerinde gördüğü korku ve panik oldukça inandırıcıydı anlaşılan kız rol yapma konusunda da oldukça yetenekliydi ve kızdan iyice tiksinmeye başladı. Bu aptallar gerçekten böyle bir tuzağın işe yarayacağını mı düşünmüştü. Andrew bunun bedelini ağır ödetecekti. "Kızının namusu zerre kadar umrumda değil ayrıca ona sahip olmak isteseydim kızın şuana kadar çoktan yatağımı ısıtıyor olurdu, bir daha bana karşı böyle aptalca oyunlara kalkışırsanız bedelini ağır ödetirim" deyip herkesi ağzı açık şekilde arkasında bırakarak oradan ayrıldı ve dükün gitmesiyle birlikte oradaki herkes dağıldı. Michael Lydia sandığı ağacın ordaki kıza dönüp tam bir şey diyecekken şoka girdi. Tanrım bu da neydi, Elisa mı!! Bu lanet kızın burda ne işi vardı. "Bu da ne! Lydia nerede onun senin yerinde olması gerekiyordu!". Elisa korkudan ağzını açamayacak durumdaydı Michael onları bastığı andan beri yerinde donup kalmıştı. "Babaaa!! Ne oldu burda?". Michael sinirden kıpkırmızı olmuştu. "Nerdeydin sen!" dedi Lydia'ya. "Nerede miydim!" gözlerini babasının arkasında duran Catherine'ye çevirerek "Catherine'yi arıyordum!" dedi ve tam o sırada Breanna bahçeye gelip gördüğü manzara karşısında gözlerini kocaman açarak "Elisaa!" diye bağırdı.