Bölüm 3(Evlilik)

2500 Words
Michael sinirle çalışma odasına girdi ve koltuğuna oturarak Elisa'ya "Çabuk içeri gel ve kapıyı kapat" diye bağırdı. Elisa korkudan titriyordu. Michael bu sefer gerçekten Elisa'ya büyük bir ceza verecekti üstelik korktuğu tek şey Michael'in acımasız cezaları değildi onun yüzünden Michael Breanna'ya da ceza verecekti, Breanna için de korkuyordu. Ayrıca bir de Lydia vardı. Sabahtan beri salonda bağırıp sinir krizi geçiriyordu ve Catherina'nın saçlarına yapışıp duruyordu. Elisa sırf bir baloya gizlice geldiği için Lydia'nın bu kadar tepki vermesine şaşırıyordu üstelik tepkisini kendisine değil de Catherina'ya yönlendirmesi de başka bir gariplikti. "Çabuk bana ne olduğunu anlat" diye kükredi Michael. Elisa'nın başka çaresi yoktu ve en baştan her şeyi anlattı. Michael tüm planlarının bu lanet cadı tarafından bozulduğuna inanamıyordu. Ama bu işi burda bırakamazdı hem de bir kere Coventy Dükü'ne bulaştıktan sonra. Michael olan oldu diye düşünerek istemeye istemeye Lydia yerine Elisa'yı kullanacaktı. "Adımı böyle lekelemene izin veremem, dükle evleneceksin". Elisa duyduklarının şokuyla bir süre öylece kalakaldı ve sonra " Evlenmek mi, tanımadığım biriyle mi! Asla!" dedi. Michael oturduğu yerden fırlayarak "Bana karşı mı çıkıyorsun" diye bağırdı. Elisa yıllardır içinde biriktirdiği öfkeyle "Evet sana karşı çıkıyorum" dedi. "Bugüne kadar sesimi çıkarmadım ve her eziyetine katlandım ama bu, bu çok ağır bir şey beni tanımadığım ve istemediğim bir adamla evlendiremezsin!" dedi ağlayarak. Michael sinsi ve imalı bir şekilde "Onu tanımadığın bir adamla cilveleşmeden önce düşünecektin küçük fahişe" dedi. Elisa artık daha fazla dayanamayıp bağırdı "Yeter artık! Ne istiyorsun benden, bu eve geldiğimden beri bana eziyet ediyosun ne yaptım ben sana neden benden bu kadar nefret ediyorsun?" Michael sinirle bağırarak "Sen değil ama baban olacak o adam bütün hayatımı mahvetti! Lanet olasıca adam benden bütün hayatımı çaldı! Benim yaşamam gereken hayatı hep o yaşadı!". Michael Elisa'ya baktıkça geçmiş tekrar zihninde canlanıyordu bu lanet kız, annesi ve babasının kendisine yaptıklarını bugün öğrenecekti!. Çirkin suratı sinirden kıpkırmızı bir hal almıştı ve Elisa'ya ve onun ailesine karşı içindeki bütün kinle hikayenin devamını getirmeye başladı. "Annem onun babasıyla evlendiğinde ben on iki yaşındaydım, William varlıklı bir adamdı ve onunda bir oğlu vardı sevgili baban Ian! O benden iki yaş büyüktü ve her zaman ilgi onun üstündeydi. William sevgili oğlunu çok önemsiyordu hatta zamanla annem bile beni görmez oldu sanki oğlu ben değilmişim de oymuş gibi davranıyordu! Yetişkinlik çağına kadar tüm yıllarım onun gölgesinde yaşamakla geçti ve bir gün sevgili babacığın Ian eğitimi için evden ayrıldı. Sonunda onun gölgesinden kurtulmuştum ve benim için kısa bir süreliğine de olsa her şey yoluna girmişti. Onsuz geçen hayatımın En güzel kısmı ise annendi". Michael Angel'ı hatırlayınca yüzünde buruk ve aynı zamanda öfkeli bir gülüş belirdi. "Babanın gidişinden bir sene sonra Angel ve ailesi bizim oturduğumuz çiftlik evinin güneyine taşındılar. Onunla tanıştıktan sonra benim için her şey daha iyi gitmeye başlamıştı ona aşık olmuştum ve evlenmek istiyordum". Michael'ın aniden yüzü değişti ve yüzündeki gülümseme kaybolup yerini tamamen öfkeye bıraktı. "Ama tabi lanet baban buna izin vermedi! Baban tatil için eve dönmüştü ve Angel'ın peşini bırakmıyordu her gün beraberlerdi, babanın gitme vakti geldiğinde vazgeçip evde kalma kararı aldı, bunun Angel için olduğunu biliyordum o adi herif Angel'ı kandırmadan önce Angel ile konuşmam gerekiyordu. Ve onun evde yalnız olduğu bir akşam yanına gittim ona aşık olduğumu, evlenmek istediğimi söyledim". Michael ani bir öfke patlamasıyla bağırarak; " Peki onun yanıtı ne oldu dersin! Yüzüme bakarak baban olacak o adamı, Ian'ı sevdiğini söyledi!" dedi. Elisa adamı, yüzünde korkmuş bir ifadeyle dinliyordu aslında korktuğu adamın anlattıkları değildi anlatım biçimiydi Michael kendini sanki kaybetmişti. "Angel'ın beni sevdiğini biliyordum sadece o adi herif kafasını karıştırmıştı, bende bunu ispatlamak için onu tuttum ve öpmek istedim ama annen çığlıklar attı ve kollarımda debelenmeye başladı ve onu yere attım, o benim olmalıydı Ian her şeyimi almıştı ama Angel'ımı alamazdı benden,güzellikle olmazsa zorla olacaktı! Ama lanet olasıca kadın şöminedeki kızgın maşayı alıp yüzüme yapıştırdı! Ben acılar içinde bağırırken baban geldi ve beni ölesiye dövdü. Sonrasını merak ediyor musun Elisa! Sonra o piç kurusu William beni Londraya sürgün etti ve o günden sonra evime bir daha adım atmadım. Kadınlar yüzümdeki yanık yüzünden benden kaçıyordu! Beni sadece fahişeler kabul ediyordu o da para için! Ve sırf evlenip çocuklarım olsun diye bir fahişeyi karım olarak kabul ettim ve bir fahişeyle evlendim! Ben bu hayatı yaşarken senin sevgili annen ve baban evlenip güzel bir yuva kurmuşlardı! Michael delicesine bir gülme krizine girerek devam etti. "Ama Tanrı onları ölümle cezalandırarak intikamımı aldı ve sevgili kızlarını elime düşürdü, bende geçmişte bana yaşattıkları her şeyin acısını senden çıkarabildim!". Michael bir anda gülmeyi keserek ve ciddi bir ses tonuyla ekledi. "Ve şimdi sen küçük fahişe ailenin kefaretini ödemek için istediğim gibi o adamla evleneceksin!". Elisa şoka girmiş bir halde karşısındaki adama bakıyordu. Tanrım bu adam gerçekten kafayı yemiş bir psikopattı. Bütün yaşanılanların nasıl kendi ailesinin suçu olduğunu düşünebilirdi ve üstelik de tüm bu yaşananların acısını küçücük bir kızdan çıkarmaya çalışmıştı. En önemlisi de bu adi herif resmen annesine tecavüz etmeye kalkışmıştı! Ve şimdi de onun istediği bir adamla evlenmesini emrediyordu. Elisa sabahtan beri sıktığı dişlerini ve ellerini serbest bırakarak Michael'a "Sen adi pisliğin tekisin, eğer ben annemin yerinde olsaydım sadece yüzünü yakmakla kalmazdım pis domuz! Ve o adamla da evlenmeyeceğim!". Michael duyduklarının şokuyla oturduğu koltuktan kalkarak büyük bir öfke ve şiddetle Elisa'nın karnına bir yumruk attı. Acı içinde yere yığılan Elisa elini karnına götürdü. Michael kendini kaybedercesine yerde yatan Elisa'yı tekmeliyordu. Elisa gözyaşlarına boğulmuştu ve acıdan kendini kaybetmek üzereydi ama buna rağmen ufacık bir inilti bile çıkarmadı. Dakikalar sonra biraz kendine gelen Michael Elisa'nın kolundan tutup kaldırdı ve odadan çıkarak bodrum katının en karanlık odasına doğru sürüklemeye başladı. Michael Elisa'ya küçüklükten beri bu cezayı verirdi. Michael'ı her sinirlendirdiğinde Michael onu karanlık bir odaya hapseder ve birkaç gün çıkarmazdı. Odanın kapısına geldiklerinde Michael tıpkı Elisa'nın çocukluğunda olduğu gibi onu içeri fırlattı ve kapıyı üstüne kapattı. "Aklın başına gelip evliliği kabul edene kadar buradan çıkmayacaksın!! Yemek ve su da yok!". Michael gittikten sonra yarı baygın haldeki Elisa yavaşça kendine gelmeye başladı. Gözlerini karanlığa açan Elisa bunun bir kabus olmasını diledi, gözlerini tekrar kapatıp açtı ama yine aynı karanlığın içindeydi. Bağırmak, ordan kurtulmak istiyordu ama bunun mümkün olmadığını ordan çıkamayacağını biliyordu bu çaresizlik hissi Elisa daha küçük bir çocukken o küçük yüreğine yerleşmiş ve onunla birlikte büyümüştü. Michael ne zaman isterse Elisa bu karanlıktan o zaman çıkabilecekti. Yerde öylece uzanan Elisa çocukluğundaki gibi cenin pozisyonu aldı ve bağırarak ağlamaya başladı. 2 gün sonra "Yeterrr artık çıkar beni burdan ne olur çıkarrr!!". Elisa iki gündür hapsolduğu odanın kapısına kırarca vurarak bağırıyordu. İki gündür karanlığa hapsolmuştu ve kafayı yemek üzereydi, o adi adama yalvarmaktan nefret ediyordu ama karanlık korkusu Elisa'nın en zayıf noktasıydı ve eğer biraz daha burda kalmaya devam ederse delirecekti. Çığlıklarının ve yalvarmalarının ardından dakikalar sonra Michael'ın sesini duydu Elisa ve kapı birden açıldı. Işığa karşı gözleri kısılan Elisa biraz sonra ışığa alışabildi ve gözlerini açtı. Tanrım Breanna! Elisa Breanna'yı görür görmez boynuna sarıldı ve iki can dostu birbirlerine sımsıkı sarıldılar. Breanna durmaksızın ağlıyordu, Elisa ona teselli vermek amacıyla biraz geri çekilip Breanna'ya baktı ve tüm kanı aniden çekildi.Adi herif Breanna'ya da vurmuştu! Kızın tüm yüzü morluklar içindeydi. "Elisa ne olur affet beni hepsi benim yüzümden oldu eğer bir yere kaybolmasaydım kimse bizi görmeden evde olacaktık. Ben, ben çok üzgünüm Elisa bahçede hava alırken birden bir adam geldi ve biz zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık" Breanna hıçkırıklarla konuşmaya devam ediyordu ve aniden Elisa parmağını Breanna'nın dudaklarına bastırıp onu susturdu ve tekrar arkadaşına sımsıkı sarıldı. "Şşştt tamam Breanna ağlama lütfen artık, hiçbir şey senin suçun değil ben eğer o lanet baloya gitmek istemeseydim bunların hiçbiri olmayacaktı asıl tüm suç benim". "Tamam yeter bu kadar, Breanna yukarı çık çabuk!". Michael iğrenç sesiyle kızlara varlığını hatırlattı. Breanna Elisa'dan ayrılıp yukarı çıktı. Breanna çıkar çıkmaz Elisa Michael'ın yakasına yapıştı ve bağırarak "Eğer bir daha Breanna'ya dokunursan seni öldürürüm anladın mı öldürürüm!"dedi. " Vay vay vay bak sen şu küçük fareye ne zamandır beni böyle tehdit etme cesaretine kavuştun ha! Daha demin bana yalvarıyordun burdan çıkmak için. Eğer böyle davranmaya devam edersen ömür boyu buraya hapolursun ve sevgili Breanna'nı da koruyacak kimse kalmaz. Breanna'yı buraya görmen için getirdim bana karşı gelmenin sonuçlarını görmen için! Şimdi sana karar vermen için sadece bir gün veriyorum Elisa yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim!". Michael bunları söyledikten sonra Elisa'yı tekrar karanlık ve boş odaya kilitleyip ordan ayrıldı. Elisa'nın direnecek gücü kalmamıştı artık. Belki Breanna olmasaydı ömür boyu bu adama direnebilirdi ama Breanna direnemezdi tıpkı bir çocuk gibiydi Breanna, onun için çocukluklarından beri Elisa hep onu koruma görevini üstlenmişti ve şimdi yine aynı şeyi yapmalıydı. Hem o adamla evlenmek ne kadar kötü olabilirdi ki? Elisa adamı hatırlayınca içi yeniden ürperdi. Sonra adamın ona ettiği hakaretleri düşündü adamdan baştan aşağı kadar akan kibri,soğukluğu,karanlığı... Aslında Elisa emindi ki o da tıpkı Michael gibi bir canavardı ama itiraf etmeliydi ki oldukça yakışıklı bir canavardı. Daha fazla düşünmenin ve direnmenin bir anlamı yoktu bu evliliği kabul etmek zorundaydı. Sadece bu şekilde Breanna'yı Michael'den koruyabilirdi, kendisi içinde değişen hiçbir şey olmayacaktı sadece başka bir canavarla yaşamaya alışmak zorunda kalacaktı... 1 hafta sonra Andrew çalışma odasında siyah deri koltuğuna oturmuş önündeki belgelerle uğraşıyordu. Ama 1 haftadan beri oldukça sinirliydi. Hala o kızı ve ona kurmuş olduğu tuzağı düşünüyordu. Aptal kız nasıl böyle bir şeye cesaret edebilirdi! Andrew kızın bu işte tek olmadığını biliyordu kızın amcası da bu işin içindeydi. Olaydan sonra Michael Clark'ı araştırtmıştı. Gırtlağına kadar borç batağının içinde olan adi ve çevresinde hiç sevilmeyen, bir gram saygınlığı olmayan pezevenkin tekiydi. İki kızı vardı ama nedense bu iş için yeğenini seçmişti. Anlaşılan yeğeninin güzelliğine güvenmişti, amacı bu tuzakla kızı Andrew'a yamalamaya çalışıp bu işten para koparmaktı. Şerefsiz domuz! Andrew olayı düşündükçe kıza ve o adama karşı içinde büyük bir tiksinti hissi oluşuyordu. Andrew bunu o adamın yanına bırakmazdı ama buna uğraşmaya değmez diye düşündü zaten birkaç gün sonra buradan ayrılacaktı. * "Anne saçmalama lütfen böyle bir şeyi nasıl yaparız hem abim ne kadar üzülür bir düşünsene". "Mari eğer abin şimdi üzülmezse ben kucağıma hiçbir zaman bir torun alamayacağım ve o da bir varis alamayacak hem biliyorsun baban bu unvanın lekesiz kalabilmesi için hayatını verdi şimdi abin tüm bunları yok sayıp arkasını dönüp gidemez.Bu skandal ayağımıza kadar gelen bir fırsat görmüyor musun? Hem gazetede yazılanlara göre kızın dillere destan bir güzelliği varmış". Mari babasının trajik ölümü aklına gelince hüzünlendi ve annesinin dediklerini kabullenircesine konuşmasına devam etti "Haklısın anne ama biliyorsun abim güzel kızlardan nefret eder. O olaydan sonra bir gün bir mucize olurda evlenirse kesinlikle güzel bir kızla değil aksine çok çirkin biriyle evleneceğine yemin etmişti sende hatırlıyorsun". "Ne yapabiliriz tatlım kızı zorla çirkinleştiremeyiz ya abin bu kızla evlenecek başka bir yol yok". Daha sonra anne kız planlarını uygulamak için işe koyuldular. * Andrew Mari'nin çığlık seslerini duyunca çalışma odasından fırlayarak çıktı. Kendisine doğru koşmakta olan kız kardeşine endişeli gözlerle bakıyordu. Mari nefes nefese konuşuyordu. "Abi çabuk benimle gel annem, annem bayıldı ve uzun süredir ayıltamadık ben, ben ne yapacağımı bilemiyorum". Andrew hayattaki en değerli iki varlığına bir şey olma ihtimaline bile katlanamıyordu. Mari'nin söyledikleri üzerine hızla yukarı annesinin odasına çıktı. Kapıyı sertçe açan Andrew annesini yatakta gözleri kapalı görünce içine bir panik yerleşti. "Çabuk doktoru çağır" diye uşağına emretti. Sonra annesinin baş ucuna gelerek ellerini tuttu ve hüzünlü gözlerle annesine baktı. "Ne oldu Mari nasıl böyle aniden hastalandı". Mari gayet başarılı bir şekilde rol yapmaya devem ediyordu ve ağlamaklı sesiyle "Aslında aniden değil abi 1 haftadır durumu kötüydü. Adının bulaştığı skandal annemizi gerçekten çok yıprattı ona tekrar geçmişi hatırlattı" dedi. Andrew kızgınlıkla yumruklarını sıktı ve dakikalar sonra doktor geldi. Andrew oturduğu yerden kalkarak doktora doğru yürüdü ve gayet otoriter bir sesle "Neyi olduğunu hemen öğrenmek istiyorum" dedi. Doktor korkudan sinmiş bir şekilde "Hemen efendim"diyebildi. Tanrım bu adam gerçekten çok korkutucuydu sadece bakışlarıyla bile bir insanı, hiç elini sürmeden öldürebilirdi. Doktor Holmes altmışlı yaşlarında zayıf bir adamdı, uzun yıllardan beri Coventry dükalığının özel doktorluğunu yapıyordu ve gerçekten de İngiltere'nin en iyi doktorlarından biriydi. Andrew'u uzun yıllardır görmemişti ve şuan ki hali ona on sene önceki Andrew'u anımsatıyordu. Yüzündeki ifade tıpkı on sene önce babasını kaybettiği zamanki ifadeyle aynıydı. O zamanlar on sekiz yaşındaydı aradan geçen on sene onu gerçek çok değiştirmişti. Sanki tüm insani duygularını kaybetmişti. Doktor Holmes muayane için herkesin dışarı çıkmasını söyledi ve Andrew da dahil herkes dışarı çıktı. Onlar dışarı çıkar çıkmaz gözlerini açan düşes Katelyn doktora yapmış oldukları planı anlatıp bu planda onun da kendilerine yardımcı olması için rica etti. Doktor Holmes her ne kadar Andrew'un gazabından korksada düşesi kıramadı ve kabul etti. Dakikalar sonra odadan çıkan doktor doğruca kapıda bekleyen Andrew'a doğru yürüdü. Andrew soran gözlerle doktora bakıyordu. "Efendim üzülerek söylemem gerekiyor ki anneniz büyük bir üzüntü yaşamış ve kalbi bu üzüntüyü kaldıramamış. Şu an durumu iyi ama bir dahakine bu kadar şanslı olamaz". Andrew başını anlıyorum der gibi salladı ve doktora "Gidebilirsiniz" dedikten sonra tekrar odaya girdi. Düşes Katelyn yavaşça gözlerini açtı ve oğlunu yanına çağırdı. Andrew gözlerini açan annesine sevgi ve şefkatle bakarak yanına diz çöktü ve ellerini avcuna aldı. Oğlunda ilk kez böyle duygu belirtileri gören Katelyn'i onu aslında ne kadar derin yaraladığının farkındaydı ama oğlu ona başka bir çare bırakmamıştı. "Ah sevgili oğlum bu yaşlı kadının kalbi artık bazı şeyleri kaldıramıyor. Baban unvanımızın, adımızın lekesiz kalması için canını vermişken şimdi senin yine aynı hatayı yapıp bunu lekelemen... Tanrım, ben bunu affedemem Andrew eğer birazcık beni düşünüyorsan ve babana birazcık saygın varsa o kızla evlenirsin seni ancak böyle affederim." Andrew geçmişin uzun yıllar sonra tekrar açılmasından vicdan azabı duyarak yüzünde katı bir ifadeyle kalktı ve kapıya doğru yürümeden önce annesine dönüp "Düşüneceğim" dedikten sonra çıktı. Çalışma odasına gelen Andrew aslında annesinin söylediklerinin doğru olduğunu biliyordu babası onun yüzünden ölmüştü ve şimdi babasının ölümüne neden olan aynı hatayı yine yapmıştı. Ah! Aslında tuzağa çekildiğini söylemek daha doğru olurdu. Ama bu hiçbir şeyi değiştirmezdi kendi hatası yüzünden babasını kaybetmişti ve şimdi yine kendi yüzünden annesini de kaybedemezdi yıllardır babasının azabıyla yaşıyordu zaten bir kez daha böyle bir durumu kaldıramazdı. Her ne kadar zamanla katılaşıp tüm dugulardan arınmış olsa da aslında içinin bir yerlerinde hala geçmişten kalma duygu kırıntıları taşıyordu Andrew. Elindeki içkisini yere fırlattı ve "Ah! Tamam lanet olsun o kızla evleneceğim ama ona cehennemi yaşatacağıma söz veriyorum" diye Tanrıya yemin etti. 2 hafta sonra Bir melek kilisenin önünde durmuş şeytanının gelmesini bekliyordu. Tedirgindi,bu şeytanın onu nereye götüreceğini bilmeden hangi karanlıklara hapsedeceğini bilmeden öylece bekliyordu ve sonra onu gördü... Elisa'nın tabiriyle canavarı onu almak için geliyordu. Elisa çekingen bir tavırla canavarına baktı, ah! Lanet olsun bir canavarın bu kadar yakışıklı olması kesinlikle doğru değildi. Andrew ve Elisa binlerce kişinin önünde evlilik yeminlerini ediyorlardı. Andrew özellikle bilerek bu kadar ihtişamlı ve kalabalık bir tören hazırlamıştı. Madem bu aptal insanların dedikoduları yüzünden evlenecekti, hepsinin bu evliliği görüp lanet çenelerini kapamalarını istiyordu. Elisa ise hayatında hiç bu kadar insanı bir arada görmemenin verdiği heyacan ve korkuyla törenin bitmesini bekliyordu. Rahibin "Gelini öpebilirsiniz" sözleriyle düşünceleri bölünen Elisa törenin nihayet bittiğini anlamıştı. Elisa ilk defa bir erkeğin onu öpecek olmasından dolayı (ki üstelik bu binlerce kişinin önünde gerçekleşecekti) utanarak gözlerini kapatıp adamın onu öpmesini bekledi. Elisa'ya sonsuzluk kadar uzun gelen bir bekleyişten sonra Elisa hala öpücüğün gelmediğini fark edince gözlerini açtı ve karşısında hiçkimsenin olmadığını gördü. Tanrım adam binlerce kişinin önünde ona ilk öpücüğünü vermeden çoktan dışarı çıkmıştı bile. Elisa salondakilerin acıma,alay ve gülüşleri arasında gözleri dolu bir şekilde hızla Andrew'un arkasından dışarı çıktı.   
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD