BÖLÜM 13 /Kafes Dövüşü

2118 Words
Hepimizin içinde yarım kalmış bir konuşmanın üzüntüsü var.. BÖLÜM 13/ KAFES DÖVÜŞÜ *** Şaşkınlık ve öfkeyle ayrıldığım çay bahçesinden sonra Çisel'lere gelmiştim. Neyse ki hastaneden dönmüşlerdi ve annesinin durumu iyiydi. Onlara geçmiş olsun diyerek arkadaşımın odasına girdim ve uykuda olan yorgun yüzünü seyrettim. Hakan abinin sözcükleri aklımdan çıkmazken düşündükçe sinirleniyordum. Çisel uyandığında onunla bir süre sohbet edip keyfini yerine getirmeye çalışmıştım. Ama o da bende bir şeyler olduğunun farkındaydı. En sonunda dayanamayarak Hakan abinin ve Berkay'ın kavgasını anlatmıştım. Her şeyin bir şakadan ibaret olmasını o kadar çok isterdim ki.. Ben onu abim olarak görüyordum. Bazen onunla dertleşir gülüşürdük. Ama ona abi dediğimi bile bile nasıl böyle bir şey yapar? Tamam anlıyorum böyle şeyler insanın yetkisi dışında gelişir ama...bilemiyorum işte. Duyduklarımı hazmedene kadar eve girmek de istemiyordum. Çünkü annemler de bir şey olduğunu sezerse soru soracaklardır. Ve ben onlara başka yalan daha söylemek zorunda kalacaktım. "O adamın bana sürekli seni sorması şüphelenmemi sağlamıştı zaten!" Sinirle güldü. "Emin değildim ama gerçekten garip davranıyordu. Sen nasıl fark edemedin Zeynep?" Saatlerdir elimde olan Çisel'in telefonuna 'Onu abim olarak görüyordum ve bu yüzden hiç şüphelenmedim.' yazıp ona gösterdim. Derin bir nefes almış ve bana bakmıştı. "Şimdi ne yapacaksın peki?" 'Bilmiyorum. İlk defa böyle bir şey yaşıyorum Çisel. Artık Hakan abiyle karşılaşmamaya çalışacağım. Karşılaşsak da yolumu değiştiririm sanırım. Ama bunu annemlere kesinlikle söylemeyeceğim. Babam Hakan abinin babasıyla nadir de olsa görüşüyor. Benim yüzümden araları bozulsun istemem.' "Peki Berkay?" Kaşlarımı çatarak ona baktığımda bana kirpiklerinin altından bakıyordu. "Yani, sonuçta Hakan abiyle didişti. Sende uzak durmayacağını falan da söylemiş. Valla ben bu adamdan da şüpheleniyorum. Haberin olsun. Haberin olmayınca sonradan öğrenip şok oluyorsun çünkü." Gözlerimi belerttim. "Valla boşuna bakma öyle. Anlattıkların bana bunları çağrıştırıyor." Evet ona teknede olanları adaya gittiğimizi ve arkadaşlarıyla tanıştığımı falan anlatmıştım. Ama adada mahsur kaldığımızı ve o psikopatı anlatmadım. Zaten annesi için endişelenmiş ve korkmuşken bir de beni düşünsün istemiyordum. Berkay hakkında söylediklerine sadece kulak tıkamış ve konuyu değiştirmiştim. Hava kararana kadar onlarda kaldım ve biraz kafamı toparladım. Çisel beni motive etse de sürekli o moruğun adını anıp bir yandan da delirtiyordu. Tabii ki de umursamıyordum. Ben gittikten sonra kavgaya ne olmuştu o ikisinin durumu nasıldı onu düşünüyordum sadece. Hakan abinin durumunu pek takmamaya çalıştım çünkü ona sinirliydim. Berkay'ın en son burnunun kanadığını görmüştüm. Şu anki hâlinin nasıl olduğunu merak etsem de gitmeyecektim tabii ki. Gereksiz yere kavga başlatmışlardı. Ve ben ikisini de görmek istemiyordum. Canıma kast eden bir adam peşimdeyken bir de Hakan abinin itirafını düşünmekten bıkmıştım. Ellerimle şakaklarımı ovalayıp arkadaşımın yatağında pineklerken annem Çisel'i aramış ve beni eve çağırmıştı. Buraya kadar bir sorun yoktu fakat Miray ablalara akşam yemeğine gideceğiz dediğinde ağlamak istiyordum. Ben az önce o moruğu da görmek istemediğimi düşünürken annem onlara gideceğimizi söylüyordu! Neden her şey beni bulur ki? "Sana yamuğu olduğu an benimle duman yoluyla haberleşiyorsun ve ben de hemen eve baskın yapıyorum. Okey?" Gülerek başımı salladım ve ayakkabılarımın bağcığını bağladım. Yanağından öpüp eve döndüğümde annemler çıkmak üzereydi. Hemen odama gidip pantolon ve bluzumu giyindim. Saçımı salık bırakarak aşağı indiğimde hep beraber evden çıktık. Oflaya oflaya annemlerin peşinden karşı eve gitmiş ve bizi karşılayan Murat abi ile içeri girmiştik. Tırnaklarımı avucuma batırırken Berkay'ın bu sefer de evde olmamasını ümit ediyordum. Geçen sefer kahvaltıya geldiğimizde evde yoktu ve şimdi de olmaması için dua ettim içimden. Tabii bu, salonda oturup ikizlerle oynayan adamı görene kadar sürdü. Bakışlarımı başka yöne çevirmiştim. Miray abla içeri girince yanaklarımı öpmüş ve hep beraber koltuklara oturmuştuk. Bir yanım bakmak isterken diğer yanım istemiyordu. Ama onun bana baktığını hissedebiliyordum. Dayanamayıp başımı kaldırdığımda açılan ağızımı son anda kapattım. Berkay'ın kaşına pansuman yapılmıştı ve dudağının kenarı yara olmuştu. Sol gözünün altı ise mosmordu. İki dizinde de ikizleri oturtmuş ciddi yüz ifadesiyle bana bakıyordu. Gözlerimizi birbirimizden çekmiyorduk ve ben canının yanıp yanmadığını merak ediyordum. Kaşlarını kaldırıp salonun çıkışını gösterdiğinde kaşlarımı çattım. İkizleri de alarak salondan çıktı. Girişten başını uzatıp eliyle beni çağırınca annemlere göz attım. Ardından yavaşça ayağa kalkıp salondan çıktım. Holde ayakta dikilen Berkay'ı görünce olduğum yerde durmuştum. Bir koluyla Filiz'i diğer koluyla da Figen'i sıkıca tutuyordu. "Beni takip et bücür." O bana emir mi verdi? Dua etsin yüzünün şaftı kaymış yoksa kesinlikle ona gününü gösterirdim. Holün sonundaki odaya girdiğinde bende peşinden girdim. İnşallah annemler yokluğumuzu anlamazdı yoksa yanlış anlaşılmaktan korkuyordum. Berkay Filiz ve Figen'i yatağına oturtunca ben odayı süzdüm. Ferah bir yerdi ve beyaz ile lacivert renkleri kullanılmıştı. Arabasının rengi de lacivert. Sanırım bu rengi seviyordu. "Otursana." Yatağın karşısındaki çalışma masasına oturup bana döndü. Bende yavaşça adımladım ve Figen ile Filiz'in arasına oturdum. İkizlerin bakışı bana dönünce gülümsemeden edememiştim. Filiz tutunarak ayaklanmış ve sol dizime oturmuştu. Onu gören Figen de sağ dizime oturdu ve parmaklarını emmeye başladılar. Başımı kaldırdığımda Berkay'ın tebessüm eden suratıyla karşılaştım. Benim ona baktığımı fark edince boğazını temizleyip gözlerime baktı. "Çay bahçesinden bir anda kayboldun cüce. Merak ettim." Göz devirdim. "Sen beni niye merak edesin ki?" Dudaklarımı okuduktan sonra kaşlarını çattı. "Niye etmeyeyim? Sonuçta küçük saf bir şeysin biri yolda çikolata verip kaçırır seni." "Seninle iki dakika insan gibi konuşulmuyor sen bu yüzden geri kafalı bir moruksun!" "Ben moruk değilim cüce!" "Ben de cüce değilim moruk!" "Dayyı!" Filiz gülerek el çırptığında Berkay ona gülümsemiş ve hemen eski yüz ifadesiyle bana dönmüştü. "Nerede kalmıştık?" Derin bir nefes alıp başımı geriye yasladım. Beni neden buraya çağırmıştı ki? "Hakan abin seni seviyormuş. Duymuşsundur." Başını yana çevirdi. "Sevgisine sıçayım." Gözlerimi belerterek baktım ona. "Bu odada iki tane bebek var." "Kazık kadar oldu onlar." "Neresi kazık bunların sen kazık beyinlisin!" "Bücür!" Ayağa kalktı. "Bak elimde kalırsın." "Ee?" İkizleri kucaklayıp bende ayağa kalktım ve karşısına geçtim. "Alamazlar elimden." Gözlerimin içine baktı. "Kimse alamaz." Başımı 'hı hı' dercesine sallayıp kapıya doğru yürüdüm. Ama önüme geçmiş ve engel olmuştu. "İki dakika daha dur ikizlerin yanında geliyorum." Odadan çıktığında ikizlere dudak büzerek baktım. "Çok şizofren bir dayınız var." Tabi çocuklar dudaklarımı okuyamadıkları için bir şey anlamamışlardı. Bön bön bakan suratlarına dayanamayıp ikisinin de yanaklarını öptüm. Onları yatağa bırakıp elimi belime koyduğumda acıktığımı hissediyordum. Elimle karnımı ovuştururken bildirim sesi duydum. Gözlerim çalışma masasına kaydı. Yepyeni duran telefonu gördüğümde burun kıvırttım. Benim de yeni bir telefona ihtiyacım vardı. İkinci bir bildirim sesi geldi ve ekran da mesaj belirdi. Göz ucuyla bakıyordum ama okuyamıyordum. Bunun ne kadar yanlış olduğunu kendime içimden tekrarlasam da merakıma yenik düştüm ve gidip ekrandan mesajı okudum. Ali: "Yarın ki dövüşe mutlaka bekliyor patron seni. Sakın unutma." Ali: "Bu arada Berkay, bu sabah ki dövüşün videolarını sana yollayacağım şimdi. Bilgisayarın açık olsun." Ne dövüşünden bahsediyor bu? Ayrıca ne videosu? Beni ilgilendirmediğini çok iyi biliyordum ama kendimi de tutamıyordum. Kapıyı kontrol edip bilgisayarı açtığımda şifreyle karşılaşmak suratımı asmama neden oldu. Nereden bileyim ben bunun şifresini ya? Odanın kapısı aniden açılınca korkuyla yerimde zıplayıp içeri giren Berkay'a baktım. Elinde iki tabak mama vardı ve sanırım ikizler için getirmişti. Yutkunarak ona baktığımda yanıma gelip tabakları masaya bıraktı. "Canım sıkıldı şarkı açmak istiyorum ama şifren var." Aceleyle aklıma gelen ilk şeyi söylemiştim. Gülümseyip eğildi ve bilgisayarı açtı. Geri çekilerek aramıza mesafe koydum. "İstediğin gibi kullanabilirsin detaylara girme yeter." "Yemem bilgisayarını." Şifreyi girip geri çekildiğinde sırıtıyordu. "Bir bardak su getirir misin?" "Getiririm tabii ki bücür." Odadan çıktığında hemen bilgisayara döndüm. Bücürüne senin ya. Video çoktan gelmişti ve hem korkuyor hem de meraklanıyordum. Acele edip videoyu açtığımda kapıya bakıp tekrar önüme döndüm. Yakalanacağım hissi yüzünden kalbim çok hızlı atıyordu. Video açıldığında hemen sesini kıstım ne olur ne olmaz diye. Gördüklerim ise kaşlarımı çatmama neden olmuştu. Çok kalabalık ve kapalı bir alanda bağırışlar havada uçuşuyordu. Az ışıklandırmanın olduğu bu yer de neyin nesiydi? Kamera dönerek büyük bir kafesi gösterince şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. Berkay? Demir kafesin içinde yarı çıplak hâlde karşısındaki adama tekmeler atan kişi Berkay mıydı? Yoksa beynim bana oyun mu oynuyor? Elimi ağızıma kapattığımda kafese yaklaşan kamera sayesinde yüzünü daha da net görebilmiştim. Berkay karnına yediği tekmeyle yere düşerken ne hissettiğimi bile bilmiyordum. Kamera kafesin telleri arasından onu çekerken gözleri kapalıydı. Hakem olduğunu tahmin ettiğim kişi geriye doğru sayı sayarken etraftaki insanlar bağırarak tellere asılıyordu. Bu adam nasıl böyle bir şey yapabilirdi? Kafes dövüşünün suç olduğunu bilmiyor muydu? Kim bilir daha ne sırları vardı. Videoyu ve bilgisayarı kapattığımda ikizler kendi hâlinde oynuyordu. Yüzümün renginin attığına emindim. Odadan çıkıp hemen lavabo olarak tahmin ettiğim yere girdim ve çok şükür yanılmadım. Elimi ıslatıp boynuma değdirdim. Aynada kendime bakıp toparlandıktan sonra direkt olarak salona gitmiştim. O videoyu izlediğimi umarım anlamazdı. Annemlerin hâlâ kendi aralarında konuştuğunu gördüm. Berkay büyük ihtimal salona gelip yanıma oturacak ve kulağıma durmadan sorular soracaktı. Ondan beklenir bir hareketti. Bu yüzden sessizce gidip babamın yanına oturdum ve başımı omuzuna yasladım. Hemen koluyla beni sarmalamış ve başımın üzerini öpmüştü. Babam Murat abiyle sohbetine devam ederken ben başım onun omuzunda gözlerimi kapatmıştım. Yemek için ayaklanana kadar da açmadım. Aklım çok karışıktı çünkü. Bir günde bu kadar şey duymak ve öğrenmek iyi gelmemişti. Yemek oldukça sessiz ve sakin geçti. Tabii bizimkiler yemekten önce bol bol konuşup başka söylenecek konu bırakmadıkları için ortada. Bir ara babam Berkay'ın suratının nasıl bu hâle geldiğini sorunca Murat abi kavga ayırmaya çalışırken nasibini almış demişti. İşte buna gülmemek için kendimi tutmuştum. Kavgayı ayırmak için mi? Bizzat kendisi kavga etti ama neyse, susacağım. Öğrenmemeleri daha iyi olur. Sonra konu Hakan abiye dönüp kabak da benim başıma patlar falan. Miray abla çay için ısrar ederken ben eve gitmek için dua okuyordum. Çünkü Berkay'ın gözleri üzerimden bir saniye bile ayrılmıyordu. Bende bir şeyler olduğunu anlamıştı. Ondan su isteyip salona kaçtığımın da farkındaydı salak değil ya bu adam. Neyse ki çaya kalmamıştık çok şükür. Annemler bir ara siz çaya gelirsiniz demişti. Sürekli birbirimize gidip gelmek zorunda mıydık? Araya biraz mesafe girsin ki komşuluk bağlarımız güçlensin değil mi? İçimden saçmalarken dışımdan sessizce annemleri izliyordum. Bizi kapıya kadar uğurladıklarında Berkay da gelmişti ve benimle göz göze gelmek için çabalasa da ben bakmadım. Aceleyle ayakkabılarımı giyip, tekrar Miray ablanın öpücüklerine maruz kaldıktan sonra evden ilk çıkan ben olmuştum. Bu kadın kafayı benimle bozmuştu. Annemler hâlâ ayak üstü iyi akşamlar diyorlardı ve ben koşar adım eve gittim. Ama kapıyı açması için babamı beklemek zorunda kalmıştım. Çünkü sadece o anahtar almıştı yanına. Annemler geldiğinde babam kapıyı açtı ve içeri geçtik. Onlara iyi geceler deyip hemen odama çıkmıştım. Pijamalarımı giyip pencereden karşı eve bakarken onu gördüm. Kendi penceresini açmış ve pervazına tutunarak benim pencereme bakıyordu. Hemen geri çekilip ışıkları kapattım. Tülün ardından ona baktığımda bir süre daha bakıp pencereyi kapattı. Onu az da olsa tanıyorsam neden böyle davrandığımı öğrenmeden bu işin peşini bırakmazdı. *** Sabah uyandığımda yarın derslerimin başladığı aklıma gelmiş ve yüzümü buruşturmuştum. Tekne turunun bugün son günüydü ve döneceklerdi. Biz erken dönsek de turda sayılırdık. Normalde derslere girmeyi pek sorun etmem ama kafam doluyken nasıl adapte olacağımı bilmiyordum. Üzerimi giyinirken aklım Berkay'daydı. Ali ona bugün dövüş var demişti değil mi? Zaten Hakan abi yüzünde o hâle gelmişken tekrar mı dövüşecekti? Peki benim takıldığım nokta bu muydu gerçekten?! Adam suç işliyordu suç! Polise mi ihbar etsem? Ama adresi bilmiyorum ki? Peki bunu Berkay'a nasıl yapacaktım? Yapamazdım. O beni Baran hastasından kurtarmışken yapamazdım ona bunu. Ellerimi saçımdan geçirip iç çektim. Annemlerle kahvaltı yaptığımda babam yeni telefonumu vermişti. Babam almasa ben onu da unutmuştum resmen. Eski numaramın olduğu yeni bir hat almıştı ve bu gerçekten çok iyiydi. Babama sarılıp teşekkür ettiğimde annem masaya krepleri bırakıp soğutmamamız için bizi azarladı. Bir süre evde takılıp biraz çizim yapmıştım ve Çisel'in ezbere bildiğim numarasını kaydetmiştim telefonuma. Annem ile babamı da kaydettikten sonra Ege ve Berat aklıma gelmişti. Onların ve eniştemin numarasını babamın telefonundan alıp kaydettim. Rehbere bakarken Berkay'ın numarasının olmadığını fark ettim. Ezbere bilmiyordum. Gerek de yoktu bence. Salonda kös kös otururken camdan dışarıyı seyretmeye başlamıştım. Berkay'ın evden ayrıldığını görünce de merak damarıma uyup dışarı çıktım. Arabasıyla sokaktan çıkınca anneme bakkala gideceğimi söyleyip montumu, biraz para ve telefonumu alıp koşarak ayrıldım evden. Aşağıdaki taksi durağına doğru hızla gidip bir taksiye bindim ve mahallenin çıkışına gittim. Etrafa bakarken caddeye giren yolda onun arabasını gördüm. Taksiciye hemen telefonumdan o arabayı takip etmesini yazıp ona çevirdiğimde parmağımla da arabayı gösterdim. Garip garip bakan adama 'Ne bakıyorsun sürsene!' diye bağırmayı o kadar çok istemiştim ki. Ama çok şükür Berkay'ı kaybetmemiş ve peşine takılmıştık. Yollar gittikçe ıssızlaşınca da taksici aynadan bana bakıp sabır çekiyordu. Sanki ben biliyordum böyle bir yere geleceğimizi! Allah'ım ya. Berkay garip bir yerde durunca taksi de durdu. Biraz uzakta olsa da arabadan inen moruğu görebiliyordum. Geldiği yerde sadece ağaç ve büyük, eski ve iki katlı bir bina vardı. Dışarıdan bakılınca terk edilmiş gibi durması normal mi? Burada mı dövüş olacaktı? Berkay binaya girdiğinde taksinin parasını ödeyip bende oraya yaklaştım. Adımlarım hızlı ve tedbirliydi. Binanın girişine gelince korksam da yavaş yavaş içeri girdim. Duvarları soyulmuş bu yer kesinlikle dövüş yapılan bir yer değildi. Ne halt yemeye gelmişti buraya? Onu takip ettiğimi bilse ne yapardı acaba? Bir anda ağızıma kapatılan el ile gözlerim büyüdü ve çırpınmaya başladım. Zaten bağıramazdım ki ben. Kalbim hızını arttırdığında bedenim zangır zangır titremeye başladı. Karanlık bir odaya çekildiğimde gözlerim doldu. Kimdi bu? Ağızımı kapatan eline tırnaklarımı geçirdim. Buraya gelmemeliydim! *** S.D.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD