BÖLÜM 12/ KAVGA
***
"Geldik."
Camdan gözlerimi çekip bomboş sokağa baktım. Berkay arabayı sağa çekmiş, derin bir soluk almıştı.
İkimizde sadece yola bakıyorduk. Saat yediye gelmek üzereydi ve hava henüz aydınlanmaya başlamıştı. Gökyüzü harika renkleriyle tepemizde dururken ben sadece eve gidip kendi yatağımda ağlamak istiyordum.
Kıyıya vardığımızda Tuğrul hocaya ulaşıp teknede olmadığımızı söylemiştik. Ondan sonrası zaten çok hızlı gelişmişti.
Hemen İstanbul'a dönüp okulun oradan Berkay'ın arabasına binmiş ve buraya, evimize gelmiştik. İki evinde ışıklar sönüktü.
Derin bir nefes alıp Berkay'a baktım. Konuşacaklarımız var demişti. Ben henüz konuşmak istemiyordum ve yorgundum. Gelene kadar ara ara dalmış sonra tekrar uyanmıştım.
"Eve git. Bugün öğlen konuşalım. Ev telefonunun numarasını ver istersen?"
Ah! Benim telefonum bozulmuştu değil mi?
Neyse ki bundan başka sorunlarımda vardı. Çantamdan not defterime numarayı yazmış ve ona uzatmıştım. Sessizce alıp cebine koymuştu.
Gözlerini bana çevirdi ve yüzümü incelemeye başladı.
Ve ben ilk defa bu durumdan rahatsız olmamıştım.
"Korkmuyorsun değil mi?"
Korkuyordum.
Hayır anlamında kafamı salladım.
Dudaklarını birbirine bastırdı.
"Hadi sen git dinlen. Benim küçük bir işim var. Annenlere de turun erken bitmek zorunda kaldığını söyle olur mu? Ben de ablamlara diyeceğim. Farklı şeyler söylersek kuşkulanırlar."
Yine başımı salladım. Arabadan indiğimde evime uzun uzun bakmıştım. Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmaya çalışacaktım.
Berkay bavulumu indirip kapıma kadar bırakmıştı. Küçük çantamdan anahtarımı çıkarıp sessizce kapıyı açtım. Bavulumu içeri çekip Berkay'a son kez bakmıştım. Kapıyı kapattığımda sırtımı yasladım ve ellerimi başıma koydum.
Saçlarında kayboldum
Dudaklarında kavruldum
Rüzgârlarında savruldum
Gel durdur istersen.
Emindim zaten geleceğinden
Gördün beni sen merceğinden
Ben ise kaçtım gerçeğimden
Kayboldum.
(Kaan Boşnak)
Sıcak su bedenimden sıyrılıp zemini boylarken gözyaşlarımda onlara eşlik ediyordu.
Çocukluğum bir eziyet gibi prangalarını boynuma dolamış tek odak noktası sesim ve nefesimmiş gibi hissediyordum.
Ben bunu hak edecek ne yapmıştım?
Normal bir hayat sürmeye devam ederken neden birden eskiye dönmüştü her şey?
Neden aynı duyguları, hisleri yaşar olmuştum?
En büyük günahım neydi ki benim?
Ellerimi soğuk fayansa yaslayıp iç çektim.
İsyan etmek yok Zeynep, unuttun mu?
İsyan etmek yok. Her şeyin bir nedeni vardır sonuçta öyle değil mi?
Peki o adam benim canıma gözünü dikmişken nasıl korkusuz yaşayacaktım?
Aileme zarar verir duygusu beynimi rahat bırakmıyorken ben nasıl olur da geceleri rahatça uyuyabilecektim?
***
Duş alıp rahatladıktan sonra hemen yatağıma yatmıştım. İki saat deliksiz uyuduğumda annemin ve babamım sesiyle uyanmıştım.
Beni gördüklerine oldukça şaşırmışlardı ve haklılarda. Neden erken döndüğüm, bana neden ulaşamadıkları gibi sorular sorup durmuşlardı.
Sorularını yanıtlasam da asık suratım onları şüpheye düşürmüştü. Tebessüm edip onları rahatlatacak cümleler kurdum ve ikisine de sarılıp yanaklarını sertçe öptüm.
Annem aç olup olmadığımı sormadan hemen beni kolumdan tutup mutfağa indirmişti. Kendileri için hazırladıkları sofra ne kadar enfes gözükse de yemek içimden gelmiyordu.
Sadece annemin gözünü boyamak için bir kaç şey atıştırmıştım. Babam bugün veya yarın yeni bir telefon alacağını söylediğinde gülümsemiştim. Bana ulaşamamak onların pek hoşuna gitmemişti anlaşılan.
Onları o kadar çok seviyordum ki, aile deyince benim için akan sular duruyordu.
Öğlene kadar odamda kalmış ve annemin getirdiği meyve tabağından yemiştim biraz. Kitap okuduğumu zannetseler de ben odamın kapısı kapandığında kitabı bırakıp sadece odamı seyrediyordum.
Ruhsuz gibi dalıp gidiyor ve beynimi düşüncesiz boş bir kutuya çeviriyordum.
Canım hiçbir şey yapmak istemiyordu.
Berkay hâlâ aramamıştı. Ayaklanıp odamdan çıktım ve aşağıya indim. Bizimkileri ortalıkta göremeyince de salona gidip TV ünitesinin yanına dizlerimi kırıp oturmuştum.
Ev telefonuna bakıp onun aramasını bekliyordum. En azından annemler telefonu açmazsa daha iyi olurdu benim için.
Kaç dakika daha öyle kaldım bilmiyorum ama tam kalkacağım esnada telefon çalmaya başlamıştı.
Çok fazla çalmasına müsaade etmeden hemen açmıştım.
"Şimdi evden çıkıyorum. Dışarıda bekleyeceğim seni."
Telefonu kapatıp sinirle yerine koydum. Annem veya babam açsaydı telefonu peki? O zaman da 'Dışarıda bekleyeceğim seni' mi diyecekti?
Boş verip yukarı çıktım ve annemi banyoda kurutma makinasını çalıştırırken yakaladım. Ona dışarı çıkacağımı söylediğimde nereye gideceğimi sormuştu. İşin içine mecbur Çisel'i de sokmak zorunda kalmıştım.
Onunla buluşacağımı söyleyip sadece montumu ve ayakkabılarımı giyerek çıktım evden. Üzerimde siyah eşofman ve siyah uzun kollu vardı. Ellerimi montumun cebine koyup kaldırımda beklerken nihayet Berkay evden çıkabilmişti.
O da siyah eşofman ve gri tişört ile çıkmıştı. Montunu üzerine geçirip ayakkabılarının bağcığını bağlarken gözlerim ıslak saçlarına takıldı. Bir bir alnına dökülüyor ve güzel bir görüntü oluşturuyordu.
Başını kaldırdığında beni görmüş ve baştan aşağı süzmüştü. Gözlerimi başka yere çevirip yerimde kıpırdandım.
Yanıma gelince gülümsemeye çalıştı. "İyi görünüyorsun. Artık sana cüce demeye devam edebilir miyim?"
Kaşlarımı çatıp dudaklarımın arasından ona 'Moruk' dedim. Kahkaha attı.
"Sonunda eski hâline dönebildin."
Bunun için beni sinirlendirmesi mi gerekiyordu cidden?
Gözlerimle ıslak saçlarını gösterdim. "Sen daha yeni mi banyo yaptın?"
Amacım üşengeç olduğuna dair bir vurgu yapıp dalga geçmekti ama o ensesini kaşımış ve bakışlarını kaçırmıştı.
Beklemediğim tavırlar sergilemesi garibime gitti. Ne demiştim ki ben?
"Biraz tembelim sanırım." Güldü. "Gidelim mi artık?"
Gözlerime beklentiyle bakınca bozuntuya vermedim.
"Ben Çisel'lere bakıp geliyorum. Annem onunla buluşacağımı biliyor ve durumlarını merak ediyorum. Annesi hastaneye kaldırıldı biliyorsun."
Başını salladığında Çisel'in evine doğru yürüyüp kapılarını çalmıştım. Gözlerimi pencerelerde gezdirdiğimde hepsinin perdesi kapalı hâldeydi.
Umutsuzca tekrar kapıyı çalmış ve yine açan olmayınca ellerimi cebime koyup beni bekleyen adamın yanına gitmiştim.
Akşam mutlaka tekrar uğramalıydım.
Beraber yürümeye başladığımızda nereye gittiğimizi bilmiyordum ve sormamıştım da. Mahallenin aşağısındaki çay bahçesine gelince içeri girmiş ve boş bir masaya oturmuştuk.
Çayları beklerken ikimizde sessizce oturup etrafa bakınıyorduk. Ben ilk sorunun ondan gelmesini bekliyordum. Ve sanırım o da benim konuşmamı bekliyordu.
Sıcacık gelen çayların ardından ilk yudumları alıp aynı anda masaya bıraktık.
"Peki, ilk ben başlıyorum." Etrafta gezdirdiğim gözlerimi ona çevirdim. "O adam tam olarak kim?"
Yutkunduğumda elimi tutacaktı ama geri çekti.
"Bak, ben o adamı bir çok kez gördüm."
"Nasıl?"
Arkasına yaslandı. Duyacaklarımın hoşuma gideceğini hiç sanmıyordum.
"Sen gezmek için akşam dışarı çıkmıştın bir ara hatırlıyor musun?" Evet, hatırlıyordum. "O gün sen yürürken arkandan seni takip ediyordu." Öne eğilip kollarını masaya koydu. "Seni yalnız bırakmamamı bana ablam söylememişti Zeynep. Ben takip edildiğini gördüğüm için geldim yanına. Sonra zaten o Hakan mıdır nedir," Başını çevirip bir şeyler mırıldandı ama duyamamıştım.
Daha çok, söylediklerini düşünüyordum kafamda.
"Kafeterya da senin masana gelmiştim. O gün seni çaprazındaki duvar masalarında birinden izliyordu. Emin olmadan seninle konuşmak da istememiştim bu konuyu ama tekne turundan önce yemek yediğimiz restorandda o adamı görünce ve senin kriz geçirmen.."
Yumruk yaptığı elini açıp kapattı. Sakinleşmeye çalışıyordu anladığım kadarıyla. Bir yandan da suratıma bakıp tepkimi ölçüyordu.
O psikopat beni sürekli takip ediyordu, ve ben bunun farkında bile değildim.
Her gün neler yaptığımı gözetliyordu, ve benim ruhum bile duymuyordu.
Nasıl fark edemedim?
Bu kadar mı kördüm etrafa karşı?
"Zeynep?"
Bana seslenen tanıdık bir ses duyunca irkilerek başımı kaldırdım. Berkay'da benim baktığım yere, bir kaç metre ilerimizde ayakta dikilen Hakan abiye çevirdi gözlerini.
Tanışmaları fazlaca sorunlu olmuşken şimdi tekrar karşılaşmaları iyi olmamıştı bana göre.
Hakan abi yanımıza gelmiş bir bana bir de Berkay'a bakıyordu. Bende duran bakışları bir süre yüzümde oyalandı.
Niye herkes benim yüzümü seyrediyordu? İlk defa görmüyorlardı sonuçta.
"Senin okul gezin var diye duymuştum ben Zeynep. Erken dönmüşsün."
"Evet öyle gerekti şimdi gidebilirsin."
Berkay benim yerime cevap verince kaşlarımı çatarak baktım. Ortalığı kızıştırmasa olmuyor sanki.
Hakan abi sabır çekerek Berkay'a dönmüş ve ellerini masaya dayayıp yüzüne doğru eğilmişti.
"Sana sormadım, birader."
Berkay masadaki kollarını birleştirip gözlerini kıstı.
Ve karşımdaki adamların görünümleri ile birbirlerine olan bakışları beni korkuttu. Umarım tekrar tartışma çıkmazdı.
"Bana sormamış olabilirsin. Yine de ben cevap vermek istedim, birader."
"Sen kaşınıyorsun."
"Sende öyle."
"Bana bak!"
"Tekrar aynı diyaloğa girmek istemezdim ama, bakıyorum zaten kör müsün?"
İkisi de benim varlığımı unutmuş gibi sadece birbirlerine laf yetiştiriyordu. Elimle yüzümü kapatıp başımı iki yana salladım. Fakat işittiğim küfür ve dalaşma sesleriyle hemen onlara bakmıştım.
Hakan abi Berkay'a yumruk atacakken Berkay onu tutup masaya sırtını çarpmıştı. İkisi de öküz gibiyken masanın çıtırdayıp kırılması da gayet doğal olmuştu.
Ben onlardan uzaklaşıp etraftakilere ayırmaları için bakışlar atıyordum ama seyirci kalıyorlardı.
Birinin video çektiğini bile görmüştüm resmen!
Hakan abi masanın yere düşen kırık tahtasında kalkıp Berkay'ın bacağına tekme atmıştı. Nedenini bilmediğim bir şekilde içim sızladı ve yüzümü buruşturarak baktım onlara.
İkisi yerde delicesine boğuşurken içeriden iki garson ve buranın müdürü olduğunu tahmin ettiğim takım elbiseli bir adam çıktı. Buraya nadiren gelsem de bu adamı daha önce de görmüştüm.
Onları ayırmaya çalıştıklarında Hakan abi ve Berkay o kadar hırs dolu bakışlar atıyordu ki birbirlerine ben korkuyla bakıyordum.
"Seni bir daha bu kızın yanında görmeyeceğim!"
Hakan abinin gürleyen sesine Berkay aynı şekilde karşılık vermişti.
"Sana ne lan?! Sana ne?!"
Kendilerini tutan kişileri ittirip birbirlerinin yakalarını kavradılar. Berkay Hakan abiye kafa atınca biraz sendeleyip bir kaç adım geriledi. Ama Berkay durmadı ve ona ardı ardına iki yumruk attı.
Bir adım öne çıkıp onları ayırmayı düşündüğümde kavgaları arasında gözlerinin beni bile göremeyeceğini düşünüyordum.
Gözlerim dolduğunda gerçekten yaptıkları şeyin saçmalığını düşünüyordum.
Benim yüzümden gereksiz bir kavgaya girmişlerdi ve ne yapacağımı bilmiyordum.
"Uzak duracaksın Zeynep'ten!"
Hakan abi bağırarak Berkay'ı üzerinden itmiş ve ona yumruk atmıştı.
"Durmayacağım lan. Durmayacağım! Ne yapacaksın he?!"
Birkaç adım yaklaşıp onları nasıl durduracağımı düşünürken Hakan abiden duyduklarım beni olduğum yere çivilemişti.
"Sevdiğim kıza yaklaşmayacaksın!"
***
S.D.