BÖLÜM 14/ GARİP HİSLER
***
Tamam kabul bilgisayarından izinsiz videosunu izlemiştim. Polise ihbar etmeyi bile düşünmüştüm. Böyle bir yola girmesi beni şüpheye düşürmüştü.
Tamam takip de etmiştim. Ama nasıl anlamıştı?
Göründüğü gibi biri değil miydi bu adam?
Dümdüz yolu seyrediyordum ve o da yanımdaydı. O terk edilmiş binada beni yakalayan Berkay'dı ve buna sevindiğimi söyleyebilirim. Başkası olsa nasıl açıklama yapardım bilemiyorum.
Berkay beni görünce oldukça şaşırmış ve neden kendisini takip ettiğimi sert bir dille sormuştu.
Tek söylediğim o videoyu izlediğimdi. Bir an duraksasa da bana neler gördüğümü sormuştu.
Ama videoyu kendisinin de izlediğini çok iyi biliyordum.
Hem kendisi böyle bir yola düşmüşken hem de beni azarlamıştı!
Bende sinirlenip çıkmıştım ama kolumdan tuttuğu gibi kendi arabasına bindirmişti. Şimdi ise eve gidiyorduk. Ben ineceğimiz zaman ona soracağım tonlarca soru hazırlamışken zihnimde, o sessizce oturuyordu.
Sokağa girdiğimizde kenara çekip bana döndü. Bende sinirle kemerimi çözüp ona döndüm. Sinirli olduğunu düşünüyordum ama o çok garip bakıyordu.
"Sen ne yaptığının farkında mısın?"
Dudaklarımı okuduktan sonra yan bir şekilde sırıtmıştı.
"Ne yapmışım?"
Sinirle elimi saçımdan geçirdim.
"Yasal olmayan bir şey yapıyorsun! Ben senin böyle biri olduğunu bilmiyordum. Sen bana yardım ettin. Bazen çok gariptin bazen de çok gıcıktın! Ama böyle biri değilsin ki sen."
Yutkundu. "Değilim zaten."
"O zaman neden böyle bir şey yapıyorsun? Ayrıca dün sabah da dövüşe gitmişsin ama sabah benimleydin. Turdan dönmüştük. Nasıl oluyor bu?"
Gözlerini kaçırdığında dudaklarımı yalayarak önüme döndüm. Tabii ya!
Dün öğlen saçları ıslak diye onunla dalga geçmek istemiştim ama garip davranmıştı, yine. Üstelik ben arabadan inmeden önce de küçük bir işi olduğunu söylemişti değil mi?
O küçük işi buymuş işte.
"Neden yapıyorsun bunu?
Sorduğum soruyla tek kaşını kaldırıp tamamen bana döndü. Üzerime doğru eğildiğinde beklemediğim hareketi karşısında sırtımı kapıya yapıştırdım.
"Sen neden bunu bu kadar dert ettin ki bücür? Sonuçta mesele benim meselem. İstiyorsan benimle bütün ilişkini de kesebilirsin ama sen gelmiş bana hesap soruyorsun." Cevap bekler gibi dudaklarıma indirdi bakışlarını.
Ama ben ne söyleyeceğimi bilemiyordum ve fazla yakındı!
Sahi, ben neden bu kadar takmıştım. Beni ilgilendirmiyordu öyle değil mi?
Ben onun için herkes gibiydim.
O da benim için herkes gibiydi değil mi?
Sadece beni o adamdan kurtardı diye mi böyle cesurlaşmıştım?
Ve bu sanırım en büyük hatamdı.
Burnumun ucunda derin bir sızı geçmişti. Gözlerimin dolacağını hissettiğimde başımı eğdim. Görmesini istemiyordum. Çünkü ben bile neden böyle hissettiğimi bilmiyordum.
Aceleyle dönüp kapıyı açtım ve kendimi dışarı attım. Bana seslense de umursamadım.
Bu çok garipti.
Elimi kalbime götürdüğümde gözümden bir yaş firar etti. Neden ağlıyordum ki? O da sıradan biriydi. Ben neden ağlıyordum?
(Sezen Aksu - Yetinmeyi Bilir Misin?)
Evimin kapısını aceleyle çalıp hızla gözlerimi silmeye çalıştım.
"Zeynep!"
Sesi daha yakından geliyordu. Ama ben onunla konuşmak istemiyordum.
Annem kapıyı açınca yüzüne bakmadan hemen içeri girdim. Onun da şaşırdığına emindim. Umursamadım. Odama çıktığımda kapıyı kapatıp yatağıma oturdum. Ellerimi yatağımın iki yanına dayayıp yeri izledim bir süre.
Bana neler oluyordu?
Elimi enseme atıp başımı kaldırdığımda çalışma masamda duran küçük aynayla bakıştım. Elim yüzüme gittiğinde solgun gibiydi. Gözlerim kızarmıştı ve burnumda. Hatta yanağımın bile kızardığını görünce ayaklanıp lavaboya gittim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra havluyla kurutup tekrar odama döndüm. Aceleyle pijamalarımı giyinip yatağıma girdim.
"Zeynep, kızım?"
Annem kapımı çalınca yorganı kafama kadar çektim. Bu hareketlerim bana çok ters olsa da şuan bunu düşünmek istemiyordum.
Aklımda sadece o vardı..
Bana yaklaşınca kalbim hızlı atmaya başlıyordu.
Onunla ilgili bir şey beni ilgilendirmese de sorgulamayı kendim de hak olarak görüyordum.
Bir yandan gıcık gibi görünüyordu gözüme, bir yandan da tatlı.
Söylediği her kelimeyi dikkatle dinliyordum.
Ama ukalâ geliyordu ilk başlarda.
Şimdi ise.. bilmiyorum.
"Zeynep içeri giriyorum."
Kapının açılmasıyla hemen gözlerimi kapattım. Bu hissettiğim garip şeyleri anneme sorsa mıydım? Ama yanlış anlayabilirdi. Korkuyordum.
"Hele bir uyan bak gösteriyorum ben sana."
Yanağımı öpüp odadan çıkan annemle derin bir nefes alıp sessize almak için telefonuma uzandım. Bir numaradan mesaj vardı. Okuduklarım bu numaranın Berkay'a ait olduğunu gösteriyordu.
Yeni rehberime ona da yer verip tekrar mesajı okudum.
"Benden kurtuluşun yok, bücür. Bil istedim."
Aramızda sadece üç yaş vardı. Neden bana bücür diyordu ki?
Küçük müydüm gözünde?
Cidden mi?
Cidden ben bunlara mı takılmıştım?
Bu adamdan uzak durmalıydım. Zira bana hiç iyi gelmemişti. Aklımı kurcalıyordu..
***
Uyandığımda akşam olmuştu. Havanın karanlığı bile çok güzeldi. Akşam yemeğinde babam olmasa annem beni soru yağmuruna tutacaktı ama dik dik bakmakla yetindi. Bende hemen yemeğimi yiyip odama çıkmak istiyordum. Yarın sabah iki tane dersim vardı.
Kendi tabağımı mutfağa bırakıp merdivenlere yönelmiştim ki babam ismimi seslenmişti. Dudaklarımı dişleyerek tekrar salona girdim ve yemek masasına adımladım.
"Gel güzel kızım." Gözlerimi anneme çevirdiğimde bana hâlâ aynı bakışlarla bakıyordu. Umarım babama bir şey söylememiştir.
Ellerimi kaldırıp "Efendim?" dediğimde gülerek yanağımdan makas almıştı.
"Yarın akşam Ege'lere gidelim diyoruz. Yarın kaç dersin var? Sana uygun mu?"
"Sadece sabah iki dersim var baba. Gidelim. Özledim onları."
Babam gülümsediğinde bende tebessüm ettim. Çok şükür annem bir şey söylememişti ona.
Odama çıktığımda yarın için resim çantamı hazırladım. Yüzüme nemlendirici kremimi de sürdükten sonra ne yapacağımı düşünüyordum. Hiç uykum yoktu. Saat de henüz erkendi.
Belki kitap okuyabilirim diyerek kitaplığıma doğru yürüdüm. Penceremin önüne gelince dayanamamış tülün ardından karşıya bakmıştım. Penceresi açıktı ve içerisi gayet net gözüküyordu. Ama odasında yoktu.
Dudak büzerek kitaplığıma döndüğümde kaşlarımı çattım. Ellerimle hafif yanağıma vurup kendime geldim.
Bana ne ondan?
***
Sabah kahvaltı yapar yapmaz hemen evden çıkmış ve otobüsle müzik dinleyerek okula varmıştım.
Sanki her şey eskisi gibiymiş de hiçbir şey yaşanmamış gibi hissediyordum.
Dünden beri Berkay'ı hiç görmemiştim. Çisel'e de mesajla gelip gelmeyeceğini sormuştum ama bugün dersinin olmadığını söylemişti.
Günüm çok sakin geçiyordu ve ilk dersten çıkmıştım bile. Kütüphaneye gidip ikinci derse kadar çizim yapmak istiyordum. Dünyadan soyutlaşmaya ihtiyacım vardı.
Tabii ki de hiçbir şey istediğim gibi olmadı. Berkay'ın kütüphaneye girdiğini görünce hemen kafeteryaya çevirdim yönümü.
Nedense onunla karşılaşmak istemiyordum. Hele de dün ondan kaçmışken.
Ve attığı mesaja inat da yüzünü görmek istemiyordum. Belki birazcık istiyor olabilirdim. Hayır hayır istemiyordum.
Evet kesinlikle istemiyordum!
Kendi kendimle konuşarak masalardan birine oturdum. Orta boy bir resim kağıdı çıkarıp kara kalem çizmeye başladım.
Kafamda onun sureti belirince kalemimi de ona göre oynattım. Ezberlediğim hatlarını itinayla çizdim. Şimdilik kaba taslak gibi gözükse de tamamlanınca çok güzel olacağına inanıyordum.
"Demek buradasın."
Duyduğum sesle irkilerek resmi ters çevirdim hemen. Kafamı kaldırdığımda onu gördüm. Hızlı adımlarla yanıma gelmiş ve karşıma oturmuştu bile.
Masanın üzerindeki kağıda kollarımı koydum. Daha çizimin başında olduğum için kendisini çizdiğimi anlamazdı ama ben yine de görsün istemiyordum.
"Her yerde seni aradım." dedi daha yeni fark ettiğim kahveyi bana uzatarak.
Hâlâ ona baktığımı fark edince dudaklarını birbirine bastırıp kahveyi önüme bıraktı.
"Sorun ne bücür?" Kollarını masaya dayayıp bakışlarını dudaklarıma indirdi. Benim konuşmamı bekliyordu.
Ama ben ne diyeceğimi bilmiyordum ki.
"Bir sorun yok." dedim gözlerimi kağıda indirirken. "Sen demedin mi benimle ilişkini kes diye?"
"İstersen kesersin dedim." Arkasına yaslandı. "İstiyor musun?"
Dikkatle yüzüme bakarken yutkundum.
"Sen gidip yasa dışı şeyler yapsana ya. Neden benimle uğraşıyorsun?"
Tek kaşını kaldırdığında aklımdan ne kadar yakışıklı olduğu geçiyordu.
Hayıt Zeynep! O yakışıklı falan değil kendine gel.
Derin bir nefes aldığımda o da iç çekti. "Bak, o konuyla ilgili konuşmasak daha iyi." Elini ensesine götürdü. Hep böyle yapıyordu. "Yani pek önemli bir şey değil."
Anladım. Bana söylemek istemiyordu. Çünkü ben sadece onun için komşu kızıydım değil mi?
Hem doğru olan da buydu Zeynep. Bu kadar takma.
Ayaklandığımda kaşlarını çattı. Kâğıdı aceleyle resim çantama koyup kalemimi de içine attım. Küçük sırt çantamı takıp masadaki beyaz karton bardaklı kahveyi tuttum.
"Kahve için teşekkürler. Dersim başlamak üzere."
Cevap vermesini beklemeden hemen uzaklaştım oradan. Gözlerimi kapatıp açtım ve kafeteryadan çıktım.
Yalan söylemiştim. İkinci dersime daha yarım saat vardı. Ama orada daha fazla durmamak için mecbur kalmıştım buna. Pişman da değildim.
Belki biraz dolaşabilirdim.
Bu düşünceyle elimdeki kahveye gülümseyerek baktım ve bir yudum aldım. Bahçenin çıkışına doğru yürürken gördüğüm şeyle olduğum yerde durdum.
Gözlerimi kısarak baktığımda siyah demirlerin orada yüzünü seçemediğim biri bana bakıyordu. Çok uzakta olsa da gizemli tavırları hiç hoşuma gitmemişti.
Hayır! Bu o olamaz, değil mi?
O adam hâlâ beni takip ediyordu...
Daha şoku atlatamamışken bahçeye giriş yapan Hakan abiyi görünce neler olduğuna anlam veremedim.
Onun ne işi vardı burada?
Bir ona bir de beni izleyen sesimin katiline bakarken birinin ismimi seslendiğini duymuştum.
"Zeynep!"
Yavaşça arkama döndüm ve kafeteryadan çıkan Berkay'ın sakin adımlarla bana doğru geldiğini gördüm.
(Aşk, yokluğunda çok istediğimiz, bulunca da kaçtığımız şeydir.)
***
S.D.