BÖLÜM 4 /Kriz

1431 Words
Bir kadını ortadan ikiye böl; yarısı annedir, yarısı çocuk.. Cemal Süreya BÖLÜM 4/ KRİZ *** Gözlerim kapalı, üzerimdeki siyah yün kazağın kollarını ellerime kadar çekmiştim. İki elimle de kavradığım büyük kupayı yudumlayıp, sıcak çikolatanın verdiği hazzı yaşıyordum. "Sen beni dinlemiyor musun?" Gözlerimi karşı evden çekip aniden Çisel'e döndüm. Dalıp gitmiş ve onu tamamen unutmuştum. Pencerenin önünden ayrılıp yatağımın üzerinde bağdaş kuran arkadaşımın yanına gittim. Usulca bende yanına oturduğumda gözlerim komodinin üzerinde duran içi boş kupaya kaydı. "En son ne dedim? Söyle hadi. Beni dinliyor muydun? Dinlemiyor muydun? Göreceğiz." Gülerek bardağımı onun boş kupasının yanına koydum ve telefonumu çıkarıp yazmaya başladım. "En son bana 'Sen beni dinlemiyor musun?' dedin" Dalga geçtiğimi anladığında kaşlarını çatarak bana baktı. "Zeynep! Seni şuracıkta boğarım." Ellerimi 'tamam tamam' dercesine kaldırıp tekrar yazmaya başladım. "En son ne diyordun güzel arkadaşım?" Eliyle saçını savurup sırıttı. "Güzelim tabii," diğer yanındaki saçlarını da savurdu. "Diyorum ki yarın hava yağmurlu olmazsa eğer, biraz gezelim mi?" Olur anlamında kafamı salladım. Ve sonradan aklıma gelen şeyle heyecanla tekrardan telefonumu elime aldım. "Gezmek demişken, çarşamba günü okulun düzenlediği tekne gezintisine geleceksin değil mi?" O da yeni hatırlamış gibi heyecanla ellerini çırptı. "Kızım delirdin mi? Ben olmazsam olmaz. Tabii ki geleceğim!" Gülümsedim. Çisel ile saatlerce orada yapacaklarımızı planlamıştık. Akşam yemeği saati gelince de annemin komutu ile aşağı indik. Annem ve babam ile geçen bol sohbetli bir yemek olmuştu. Sofrayı toplamasında anneme yardım ettikten sonra annem içeri geçmişti. Biz de Çisel ile mutfakta oturmuş meyve soyup yiyorduk. Daha doğrusu ben yiyor, arada sırada kafasını telefonundan kaldırmaya arkadaşıma da veriyordum. "Telefonu bırak da sana bir şey anlatacağım." Mesajı ona gönderdiğimde telefonu titredi. Saniyeler sonra bana bakıp telefonunu masanın üzerine bıraktı. "Ne anlatacaksın? Dedikodu mu var?" Ne dedikodusu ya? Gözlerimi kısarak ona bakıp başımı iki yana salladım. Telefonumu aldığımda nereden başlasam bilemedim. Ona Berkay'ı anlatacaktım. Dudaklarımı ısırıp yazmaya başladım. "Şey, şu sizin yan komşunuz var ya." Yazıp gönderdim. Başını salladı olumlu anlamda. "Evet, annem onlarla tanıştı çoktan. Hatta sana dün parkta el sallayan yakışıklının adı Berkay'mış." Telefonumu tekrar elime alıp dünkü akşam yemeğini ve ondan önceki karşılaşmalarımızı uzun uzun anlattım. Çisel okudukça arada kaşlarını çatıyor arada ifadesiz bakıyordu. En sonunda gözlerini bana çevirip konuştu. "Şu kendini beğenmişe bak sen! Resmen kibirlinin teki. Anlatsana biraz daha neler söyledi başka?" Gülümsedim. Benim onun hakkında düşündüklerimin aynısını düşünüyordu. Bu da demek oluyor ki yanılmıyorum. Bu adam kibirli ukalânın tekiydi! *** "Zeynep," Birinin adımı fısıldadığını duyuyordum ama uyku öyle tatlıydı ki başımı kaldıracak hâlim yoktu. "Zeynep," Gözlerimi zar zor açıp yanımda uzanan Çisel'e baktım. Oda karanlık olduğu için sadece ışıl ışıl parıldayan renkli gözlerini net görebiliyordum. Onun haricinde yanaklarından akan yaşları fark etmemle kaşlarımı çattım. Hızla doğrulup gözlerimi ovuşturdum. Gerçekten ağlıyordu! Hemen onu da doğrultup ne oldu der gibi baktım. Sessizce ağlamaya devam ettiğinde elimle göz yaşlarını sildim. "K-kâbus gördüm." dedi ve ardından hıçkırdı. Onu böyle görünce gözlerimin dolmasına mâni olamadım. "K-kardeşimi gördüm." Hemen ona sarılıp elimle saçlarını okşadım. Bana daha önce anlattığı kardeşini görmüştü. Kazada kaybettiği küçük kız kardeşi. Daha önce bana anlatırken bile hıçkırıklara boğuluyordu. Allah bilir rüyasında nasıl görmüştür. "Yine a-aynı yol üzerindeydik. O karşıya g-geçmek için yürüdü. Durduramadım Zeynep! Tekrar aynısını yaşamasına engel olamadım. Araba çok hızlı geliyordu. Çok." Daha sıkı sarıldım. Sesim olsa onu sakinleştirmek için bir şeyler fısıldayabilirdim. Ama bunu bile yapamıyordum. Sırtını bir kaç kere sıvazladım. Ağlaması sakinleştiğinde yavaşça ayrıldı benden. Tekrar elimle gözyaşlarını sildim. Komodinin üzerindeki telefonumu alıp not kısmına girdim. "Hava almak ister misin?" Kafasını salladı olumlu anlamda. Elinden tutup onu kaldırdım. Üzerimizde pijamalarımızın olmasını umursamadık. Montlarımızı giydiğimizde telefonumu ve anahtarları cebime attım. Saat gecenin ikisiydi. Yani herkes uyuyordur büyük ihtimal. Dışarı çıktığımızda Çisel ile evin önündeki kaldırıma oturduk. Çisel kafasını gökyüzüne kaldırıp gözlerini kapattı. Bir süre sadece öylece beklemişti. Ardından başını usulca omzuma koydu. Bende kafamı onun başının üstüne koydum. Üşüyordum. Ama bu umurumda bile değildi. Şuan tek düşündüğüm Çisel'di. Kardeşinin ölümünde kendisini suçlamasından korkuyordum. Benim yaşadığım suçluluk duygusunu yaşamasını istemiyordum. Gözlerimi kapattım usulca. Geçmişi düşünmeye başladım. Sadece düşünmek istedim o an. Sadece düşünmek.. İlkokul birinci sınıftaydım. Berat ile aynı okula gidiyorduk. Normalde çıkışlarda bizi ya annem ya da babam alırdı. Teyzem, yani annemin teyzesi aynı zamanda Berat'ın annesi Semra teyzem. O gün o gelmişti bizi almaya. Okulun çıkışında arabasının önünde durmuş bize el sallıyordu. Onu görünce Berat ile beraber yanına koşmuştuk gülüşerek. Nereden bilecektim ki, o sırada ilerideki siyah arabanın bizi kaçıracağını. Teyzem arabanın içinde baygın yatarken, ben avazım çıktığı kadar çığlık atıp bağırıyordum. Arabanın arka camını yumruklayıp geride kalan ve ağlayarak peşimizden koşan Berat'a yalvaran bakışlar atıyordum. Sürekli anne, baba diye sayıklayıp, bir yandan da teyzemi uyandırmaya çalışmıştım. Şoför koltuğunda oturan adam bize hiç bakmıyordu. Ama onun yanındaki adam sürekli arkasını dönüp sırıtarak bizi seyrediyordu. İğrenç bakışları beni daha da çok ağlatırken arabanın eski ve büyük bir deponun önünde durmasıyla teyzemi daha çok sarsmıştım. Hemen uyanırsa kaçarız diye daha çok sarstım. Ama hiç bir işe yaramadı. O adamın iğrenç elleriyle kolumdan kavrayıp beni depoya sürükleyişi.. Diğer adamın teyzemi kucağında getirişi. Ve benim feryatlarım. Depoda geçen iki gün. Teyzeme yaptığı işkenceler. Benim ellerim bağlı seslice, bağıra bağıra ağlamalarım. En sonunda teyzemi gözlerimin önünde ölmekten beter edip nefesini kesmişti. Ama bunu yaparken de benim sesimi kestiğinden bir haberdi.. Sanki o andan sonra dilimi yutmuş gibiydim. İstesem de konuşamıyordum. Hiç bir psikolojik tedaviyi de kabul etmemiştim. Çünkü anlatırken o anlara geri dönmekten korkmuştum. Bir kaç kriz geçirmem kaçınılmaz olmuştu. "Zeynep!" Çisel'in sesiyle hızla gözlerimi açıp elimi boğazıma koydum. Yüzüm kızarmaya başladığında yaşlı gözlerim hızla arkadaşımı buldu. Çisel telaşa kapılmış ne yapacağını bilemez hâlde bana bakıyordu. Gördüğü kâbusu bile unutmuş gibiydi. Elini boğazımdaki elimin üzerine koydu ve fısıldamaya başladı. Daha önce sadece bir kez kriz geçirmiştim onun yanında. "Nefes al," diye fısıldadı. "Yalvarırım nefes al Zeynep!" Onun dediğini yapmaya çalışıp nefes almaya çalıştım. İşe yaramıyordu. Lanet olsun ki işe yaramıyordu! Başımı iki yana salladığımda Çisel daha da telaşlanıp ağlamaya başladı. Kendime kızdım o an. Geçmişi bu kadar çok düşünmesem kriz geçirmezdim ve arkadaşım da bu kadar korkmazdı. Ağlamam şiddetlenince kaldırıma uzandım yavaş yavaş. Kısık kısık nefes alıyordum ama bu yetmiyordu. Gittikçe hiç nefes alamamaya başlamıştım. Çisel çığlık çığlığa bağırmaya başlamıştı. Elimle boğazımı sıktım. Sanki böyle yaparsam ciğerlerim ihtiyacı olduğu oksijene kavuşacakmış gibi. Ellerimi tuttu Çisel. "Düşünme! Geçmişi düşünme Zeynep. Şuan o anlarda değilsin. Nefes almaya çalış. Ne olur benim için nefes almayan çalış. Yalvarırım!" Gözlerimi yumdum sıkıca. Elimde değildi ki bu. Bir kaç bağırış daha ilişti kulaklarıma. Çisel ile birileri konuşuyordu. Tanıdık sesler kulaklarımı doldurdu. Yine de açamadım gözlerimi. Yüzümdeki yaşlara vuran rüzgâr titrememe sebep oldu. "Sakin ol.." Boştaki elimi kavrayan sıcak bir ten.. "Deniz kenarındasın, kumlar parmaklarının arasına sızıyor. Çok mutlusun. Sadece hayâl et." Kulağıma fısıldadıkları boğazımdaki elimi gevşetti. "Denizin ve etrafın mis kokusunu soluman için derin bir nefes alman gerek. Bunun için de kendini zorlamalısın." Elimi sıktı. "Yapabileceğini biliyorum." Nefes almaya çalıştım. Kısık kısık girdi ciğerlerime. "Kumların üzerinde bulduğun deniz kabuğunu koklamak istemez misin? O zaman daha derin nefes alman gerekiyor. Sonuçta her şey karşılıklı." Uzanıp aldığım deniz kabuğunu gülümseyerek burnuma yaklaştırdım. Koklamak için nefes almam gerekiyordu değil mi? Bütün gücümle kendimi bunu yapmaya zorladım. Ciğerlerime dolan ani oksijenle hafif kalkıp gözlerimi hızla açtım. Hızlı hızlı nefes alıyor, sanki az önceki alamadıklarımı telafi ediyor gibiydim. Elimi usulca çektim boğazımdan. Gözleri yaşlı bir şekilde yanımda diz çökmüş annem ve babama baktım. Ağladığım için bulanık görüyordum onları. Çisel ayakta durmuş ağlayarak bana bakıyordu. Miray abla Murat abiye sarılmıştı ve gözleri yaşlıydı. Bakışlarım en son üzerime doğru eğilmiş, elimi sıkıca kavramış kişi de durdu. Bana o güzel denizi anlatan adam, endişeli gözlerle süzdü suratımı. Ve ilk defa ona gülümsediğimde tebessüm etti ağır ağır. Hırıltılı bir şekilde hızlı hızlı soluklandım ona bakarak. Bakışlarımı gözlerinden çekmiyordum. Daha doğrusu, çekemiyordum.. *** Genç adam eli çenesinde uyuyan iki yeğenini seyrediyordu. Gözleri uykusuzluktan kızarsa da umursamıyordu. Yaklaşık bir saat önce olanlar düştü zihnine. Ve yarım saat önce yaptığı şeyi tekrar edip, telefonunu alarak ablasını aradı. Miray telefonda kardeşinin adını görünce hızla açmıştı. Ne soracağını bildiği için ondan önce davranıp konuştu. "Daha iyi. Murat ve ben birazdan hastaneden çıkacağız. Eve gelince konuşalım Berkay." Berkay derin bir nefes alıp, ablası göremese de başını salladı. "Peki. Bekliyorum." Telefonu kapattığında gözleri yine uyuyan küçük yeğenleri Filiz ve Figen'e kaydı. O kadar tatlı uyuyorlardı ki, gülümsemeden edemedi. Aklına gelen mavi, ağlamaktan kızarmış gözlerle derin bir nefes aldı genç adam. Çisel'in bağırışlarını duyup sokağa çıktığını, ve Zeynep'i yerde o hâlde görünce içindeki sızlamayı anımsadı. Başını iki yana salladığında düşünmek istemiyordu. Zeynep'in nefes alamadığını anladığında aklına gelenleri söylemişti sadece. Ve işe yaramıştı da. En son derin derin nefesler alırken kızın kendisine gülümsemesi geldi gözlerinin önüne. Ve fark etmeden ikinci kez tebessüm etti dudakları.. *** Zeynep'in neden konuşamadığını bilmeyenler, bu bölümde öğrenmiş oldu. Peki siz de Berkay hakkında hâlâ kibirli olduğunu mu düşünüyorsunuz? S.D
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD