Tekrar yıkanıp, giyinip büroya gitmem zaman almıştı. Ben bir türlü gelmeyince Fulya site yönetimi ve komşularla telefon görüşmeleri yapıp şantajcıyı tespit etmişti. Fulya’yı tehdit eden komşunun kızının erkek arkadaşıydı. Mesajda “Dediklerimizi yapmazsanız filmi kocanıza yollayacağız” diyordu.
Fulya eski haline dönmüştü. Üzerinde her zamanki tişört bluejean ikilisi vardı. Makyaj da yapmamıştı. Çok üzgün bir hali vardı. Gözlük camlarının arkasında olsa bile ağlamaktan gözlerinin şiştiği anlaşılıyordu. Bu şantaj işi canını iyi sıkmış olmalıydı. Dünkü kaçamak planları yapan cesur kadından eser kalmamıştı.
Tehdit edilenlerden biri de ben olmama rağmen sanki bir ilgim yokmuş gibiydim. Daha çok Fulya’nın bu işten nasıl sıyrılacağını merak ediyordum. Oysa karımın haberi olsa benim de başıma iş açılırdı. Bunun farkına varmam için aynı filmin e-posta kutuma düşmesi gerekecekti ki bu da akşam saatlerinde oldu.
Üstelik Fulya sabahtan beri uğraşıp şantajcı olarak tespit ettiği komşunun kızına ulaşamamıştı ama şantajcılar bir buluşma yeri ve saati bile bildirmişlerdi bana. Fulya’yla görüşmek istiyorlar ve benim araya girmememi, sorunu onla çözebilirlerse benim de başımın beladan kurtulacağını, karımın haberdar olmayacağını yazıyorlardı. Karımın cep telefonunun numarasını mailin sonuna yazarak onu tanıdıklarını da bildirmiş oluyorlardı sanırım.
Fulya’yı çağırıp maili gösterdim. Yanımda öylece kalakalmıştı. Maili dalgın dalgın süzüp ne yapacağına karar vermeye çalışırken ben de desteğimi belli etmek ister gibi sırtına elimi koymuştum. Ama o kadar tedirgindi ki bu hareketimden bile rahatsız olmuştu. “Lütfen!” diye sert bir sesle adeta haykırdı. Ateşe dokunmuş gibi elimi çektim.
“Bunların hepsi senin yüzünden başıma geldi!” diye aynı haykırışla devam edecekti ki bir an kapıya gözü kaydı, büroda olduğumuzu, herkesin bağırtısını duyacağını fark etti. “Öff… sinirden ne yaptığımı bilmiyorum.” Sonra saçımı okşayarak şefkatli bir sesle konuşmaya başladı; “Aslında senin de suçun yok. Benim düşünmem gerekirdi piç kurularını, akıl edemedim. Öyle gerginim ki… Biraz gevşeyebilsem…”
Dünkü gibi bir seans yapsak rahatlar diye aklımdan geçiriyordum ki “Hayır, burada olmaz… İş saati daha…” diye kendi kendine konuşur gibi benim düşüncemi cevaplamış oldu. O da aklından aynı şeyi geçirmiş olmalıydı. Sonra saatine baktı, zamanı yeterli bulmuş olacak ki gidip kapıyı kilitledi.
Bazen çok gizli bir şey konuşmak istediğimizde kapıyı kilitlediğimiz olurdu. Durumu böyle izah edebiliriz diye aklımdan geçirdim. Bu sırada Fulya döner koltuğunu bizim odadan girilen, misafirler için kullandığımız tuvalete doğru çekmeye başlamıştı.
Tuvaletin girişinde paltolar için bir dolabın ve küçük bir kanepenin de bulunduğu küçük bir hol vardı. Sonra gelip elimden tuttu yerimden kaldırdı, hole çekti. Kapıyı kapattığı anda başımın iki tarafından tutup dudaklarıma daldı. Ben de aynı şekilde başını kavramış öpüşüne karşılık veriyordum.
Dudaklarımı ısırıp kopartmak ister gibi hırsla öpüyordu. Bir elimi ensesinden omzuna doğru kaydırıp tişörtünün üzerinden sırtını okşayarak kıçına doğru yöneldim. “Kıçımla uğraşma, vaktimiz yok!” der gibi elimi tutup önüne yerleştiriverdi.
Öpüşmeye ara vermeden blue jean’in üstünden avuçlamaya başlamıştım. O da benimkini pantolonun üzerinden okşuyordu. Fermuarımı açıp benimkini eline verince sanki bunu bekliyormuş gibi pantolonunu ve külotunu indirivermişti. Orası sırılsıklamdı. Parmak ucumla yoklamaya başladığımda “çok vaktimiz yok!” diyerek ayağına dolanan pantolonu ve külotunu kanepenin üzerine koydu, koltuğa yerleşip iki bacağını koltuğun kenarlarından sarkıtıp orasını iyice açtı.
Bu pozisyonu daha önceden düşünmüş olmalıydı. Kanepeye oturup, koltuğu kendime doğru çektim, bacaklarının arasına daldım. Hafiften bir idrar kokusu geliyordu ama bu durumda vazgeçmem söz konusu olamazdı, zaten Fulya’da iyice derinliklere dalayım diye iki eliyle başımı bastırıyordu.
Bir yandan yalarken bir yandan da burnumla dürtüklüyordum. Fulya hızlıca havaya girmiş, kendini iyice bırakmıştı. Gözlerini kapamış, başı geriye düşmüştü. Yere çömeldim, iki elimle kıçından kavrayıp biraz havaya kaldırdım. Fulya da bacaklarını omzuma yerleştirdi.
Burnum dilim hatta çenem iyice içeri girmişti. Kıçını avuçlarken bir yandan da parmağımla arkasını yokluyordum. Kuru olmasına rağmen parmağım zorlanmadan girmişti.
Şimdi bir eliyle tişörtünün üzerinden memesini okşarken diğer elinin işaret parmağını parmağımın kıçındaki darbelerine uyumlu bir biçimde ağzına sokup çıkartırken emiyordu. Kalçasını önce yavaşça biraz sonra da hızla sallamaya başladı, başımı orasına bastırdı, dudaklarını ısırıp bağırtısını önlemeye çalışarak boşaldı.
Bir an gözleri kapalı, koltuğa yığılmış vaziyette kaldı. Tam benimkini orasına yerleştirmek için hamle yapacaktım ki yerinden fırladı. Elimde kazık gibi aletle bir süre tuvaletten gelen su seslerini dinledim. Kapının çalındığını duyunca pantolonumu giyip odaya döndüm.
Fulya yanağıma bir öpücük kondurup çıkmıştı. Bu arada Cemre’yi tamamen unutmuştum. Geç saatlere kadar çalışıp, bürodan son çıkan olmasaydım aklıma da gelmezdi sanırım. Dün akşamki gibi yine merdivenleri siliyordur, diye düşündüm ama sekreterimin masasının karşısındaki sandalyeye oturmuş beklerken bulunca çok şaşırdım.
Üzerinde okul kıyafeti gibi bir şey vardı. Gri bir etek, beyaz uzun kollu gömlek, siyah naylon çoraplar, siyah düz ayakkabı giymişti. Sormama gerek kalmadan “İşten geliyorum” diyerek yerinden kalktı. “Mail atmadın. Merak ettim.”
Söz vermiş miydim, demedim.
Odaya girdi. Misafir sandalyesine ilişti. İlk fırsatta kaçacakmış gibi bir hali vardı. İyice küçük bir kız gibi görünüyordu gözüme. “Dün ablamın yerine gelmiştim temizliğe. Aslında bir firmada hostes olarak çalışıyorum. Marketlerde tanıtım yapıyoruz” diyerek giyimini izah etti.
Kızla ne yapacağımı bilemiyordum. Aklıma dünkü hali geldi. Başımla işaret ederek “Temizledin mi?” diye sordum. O da başıyla hayır diye cevap verdi. Yerimden kalkıp tuvaleti işaret ettim.
İşe orasını tıraş ederek başlayacaktım. Kuzenim Kısmet’le birbirimizin oralarını tıraş etmemiz aklıma gelmişti. O anıyı tekrar canlandırabilirdim. Tuvalette tıraş bıçağı da sabun da vardı. Kanepeye oturtup külotunu çıkartmasını söyledim. Ayakkabılarını attı. Yerinden kalkmadan, yeni emirlerimi beklermiş gibi bir bakışla külotlu çorabını çıkardı.
Önünde çömeldim. Eteğini göbeğine doğru sıyırdım. İçine başka bir şey giymemişti. Kılları o kadar uzamış ve her yerini kaplamıştı ki önce makasla kısaltmak gerekliydi. Makası alıp geldiğimde bacaklarını iyice açmış orasının halini inceliyordu.
Kıllar neredeyse göbeğine kadar ulaşmıştı. Makasla iyice temizledikten sonra tuvaletten tıraş bıçağını ve sabunu aldım. Sabunlarken tahrik olmuştu bile, ben dokundukça kıvranıyordu.
Ön tarafı kabataslak tamamlayınca kıçını dönmesini işaret ettim. Dirseklerini kanepenin kenarına dayayıp dizlerinin üzerinde durdu. Kıçının kılları da hiç dokunulmamış gibi oldukça uzundu. Bir berber titizliğiyle önce makasla, sonra tıraş bıçağıyla kıçını da tıraş ettim. Kaymak gibi olmamıştı ama iyice temizlenmişti.
Kıçına bir fiske vurup “Git yıkan!” dedim. Tuvalete gidip dönmesi pek uzun sürmemişti. Doğru düzgün temizlenmedi diye geçirdim içimden. Kanepeye yerleşti masum gözlerle bakıp “Ben de seninkini yapmak istiyorum” dedi.
Şaşırmıştım. “Neden olmasın” dedim. Gülümsedi. Cevabım hoşuna gitmiş olmalıydı. Kemerimi çözdü. Pantolonumu, donumu indirdi. Benim aletin inik hali ilgisini çekmiş olmalı ki bir süre baktı. Sonra biraz ürkek bir hareketle dokundu. “Tutabilirsin” dedim. Tuttuğu anda benimki hareketlendi. Korkuyla irkildi.
Elini tutup benimkini kavramasını sağladım. Avucunda benimkini büyümesi hoşuna gitmişti. Gülümsedi, başını kaldırıp bana baktı. Devam der gibi başımı salladım. Eğilip benimkini ağzına aldı. Bir çubuğu emer gibi emiyordu. “Öyle değil” deyince bu kez benimkini çıkarttı dışından yalamaya başladı. Lolipop yalar gibi yalıyordu.
“Hiç yapmadın mı?” diye sordum. Hayır dercesine başını salladı. “Ya filmde görmedin mi?” Görmemişti. Elini tutup yumurtalıklarımı avuçlamasını sağladım. Ensesinden tutup benimkini ağzına iyice yerleştirdim. “Emerken dilini de kullan. Yala” dedim. Ensesinden bastırarak kafasının bir ileri bir geri hareket ettirmesini sağladım.
Kısa sürede öğrenmişti. Yumurtalıklarımı avuçlarken hem emiyor, hem yalıyordu. Arada benimkini dışarı çıkartıp dilini üzerinde gezdiriyordu. İyice havaya girmiştim. Biraz daha devam ederse geçen günkü gibi yüzüne fışkırtacaktım.
Kanepeye uzanmasını işaret ettim. Uzunlamasına sırtüstü uzandı. Islak mendille orasını iyice sildim. Bacaklarının arasına çömeldim. Boşta kalan bacağını omzuma yerleştirdim. Dilimin ilk dokunuşunda irkildiyse de “Merak etme, içeri sokmayacağım” deyince kendini bıraktı.
Orasını yalarken bir yandan da iki elimle iri memelerini gömleğinin üzerinden okşuyordum. Daha fazlasını beklemiyordum ama kısa bir süre sonra gömleğinin üstten birkaç düğmesini açtığını fark ettim.
Bir elimi içeri soktum sutyeninin üzerinden avuçlamaya başladım. Bugünkü sutyeni memelerine bol geliyor olmalıydı. Elim rahatça aradan içeri girmiş, yumuşacık memesini okşamaya başlamıştım. Bu arada o dilimin darbelerinden duramaz olmuştu. Kıpır kıpır kıpırdandı, titreyerek boşalıverdi.
Bacaklarının arasından kalkıp bu kez başının hizasında çömelip, dizlerimin üzerinde doğruldum. Benimki şimdi tam ağzının önündeydi, ağzının çevresinde gezdirmeye başlayınca ne istediğimi anladı. Yan dönüp dirseğinin üzerinde doğruldu. Dilini dokundurup, dokundurup çekerek benimkini biraz yokladı, eliyle kavrayıp ağzına aldı. Ben de pompalamaya başladım.
Çok geçmeden boşalmaya başlayınca önce şaşırıp başını çektiyse de zaman kaybetmeden benimkini tekrar ağzına aldı. Önceki tempoyla emmeye başladı. Benimki hızla sertleşmeye başlamıştı ki telefon çaldı.
Karım arıyordu. Birazdan geliyorum, deyip telefonu kapatıp tuvalete gittim. Cemre bir yandan giyinirken bir yanda da açık kapıdan benim temizlenmemi izliyordu.
Pantolonumu giyerken “o çirkin kadınla sevişiyor musun?” diye sordu. Fulya’dan söz ettiğini anlamıştım. “Nereden biliyorsun?” diye sert bir sesle sordum. Başı önde “Ben bilirim” deyip hızla kaçtı.