13. Bölüm

1196 Words
Cemre bana hep kuzenim Kısmet’i hatırlatıyordu. Belki de bunun nedeni sevişmelerimizin onun için “ilk” olmasıydı. Bakalım benimle milli olacak mı, diye geçirdim içimden. Kısmet’le milli olmayı becerememiştim ama birkaç sene sonra ayağıma gelen başka kısmet beni milli etmişti. Nevra, uzak bir akrabamızın kızıydı. Babası onlarca yıldır Doğu Anadolu’da görev yaptığı için hiç görüşmemiştik. Annem ve babam bile sadece Nevra’nın küçüklüğünü hatırlıyorlardı. Arada düğün, nişan gibi önemli günlerde çektirilip yollanan birkaç fotoğrafını görmüşlerdi o kadar. Gelen tabii ki küçük bir çocuk değil genç ve güzel bir kadındı. Nevra, benden yedi- sekiz yaş kadar büyük olmalıydı. Altı ay kadar önce evlenmişti. İstanbul’a bize misafir olarak gelmesinin sebebi de evlendikten sonra ortaya çıkan bir sağlık sorunuydu. Hep ağlamaklı, üzgün bir hali vardı. Annemle sürekli fısır fısır konuşuyor, dertleşiyorlardı. Ne kadar fısıldaşsalar da benim keskin kulaklarımdan ne konuştuklarının kaçması imkânsızdı. Nevra’nın ruhsal bir sorunu olduğunu hemen anlamıştım. Bu sorunun cinsel olduğunu ve kocası ile arasında yaşananlardan kaynaklandığını öğrenmem içinse birkaç gün geçmesi gerekmişti. Normalde Nevra’yı doktora annem götürüp getiriyordu ama bir gün iş bana düşmüştü. O gün de ne tedavisi gördüğünü büyük ölçüde anlamıştım. İş tüm bilgileri birleştirip tam sonuca ulaşmaya kalmıştı. Annemin ağzından kolayca laf alabilirdim. Ama o gece tesadüfen öyle bir şeye şahit oldum ki Nevra ne olup bittiğini kendi anlatmak zorunda kaldı. Evde yabancı birinin olmasına alışkın olmadığım için bir dalgınlık anımda kapıyı çalmadan Nevra’nın yattığı odaya dalıvermiştim. Nevra geceliğini beline kadar sıvamış, belden aşağısı çırılçıplak, bacaklarını karnına doğru çekip iyice açmış bir vaziyette sırt üstü yatıyordu. Gözleri kapalıydı. Elindeki penise benzer bir şeyi sokmaya çalışıyordu ve becerecek gibi değildi. Öyle dalmıştı ki benim odaya girdiğimi hissedebilmesi için birkaç dakika geçti. Fark edince de dehşet içinde yattığı yerden fırladı. Çığlık da atacaktı ama sanırım bizimkilerin duyup uyanacaklarını akıl etti ve bir skandala yol açmamak için sesini çıkartmadı, aksine işaret parmağını dudaklarına götürerek sus diye işaret etti. Yatağın üzerine otururken üzerine pikeyi çekti. Ürkütmemeye çalışarak, bir sağlık sorunu olduğunu tahmin ettiğimi, onun için üzüldüğümü anlattım. Merak etmesine gerek yoktu, kimseye bir şey anlatmayacaktım, isterse derdine derman da olabilirdim. Nevra’nın belden aşağısının pikenin altında hâlâ çırılçıplak olduğunu bilmek tek endişemdi. Ne kadar kapalı giyinse de çok güzel bir vücudu olduğunu tahmin ediyordum, odaya girdiğimde gördüğüm manzara ve şimdi karşımda geceliğinin altında tam olarak görülebilen memelerinin ihtişamı vücudunun tahminimden de öte güzellikte olduğunu düşündürüyordu. Bu düşüncelerle benimkinin pijamanın altında hareketlenip her şeyi berbat edeceğinden korkuyordum. Nevra komodinin üzerindeki broşürü işaret etti. Yatağın kenarına iliştim, okumaya başladım. Ben okurken Nevra da bir yandan yaşadıklarını anlatıyordu. Hastalığının adı vaginimus’tu. Yani cinsel ilişkiye giremiyordu. Altı ay önce evlenip gerdeğe girdiklerinde kasılıp kalmış. Tam bir ayı olan kocası, ruh halini anlayacağına zorla ona sahip olmuş, bekâretini bozmuş. Kocasının bu hareketi durumu daha da ağırlaştırmış. Sonunda evden kaçıp İstanbul’a gelmiş. Şimdi bir yandan cinsel terapi görürken bir yandan da doktorun verdiği ev ödevlerini yapıyormuş. Tüplerle alıştırma yapması gerekiyormuş. Ama bu ev ödevlerinde başarılı olamamış. Daha ilk tüpte takılmış. Oysa tedavi süresinde beş tane daha tüp kullanması gerekiyormuş. Aslında en iyi yöntem parmak imiş ama ona hiç cesaret edemiyormuş. Ben broşürü tamamlayıp, o sözlerini bitirdiğinde gözyaşlarına boğulmuştu. Anlattıklarını üzüntülü bir yüzle dinlemiştim. Benim de gözlerim yaşarmıştı. Başımı okşayıp, yapabileceğim bir şey olmadığını söyledi. Bu hastalığın üstesinden kendi gelmeliydi. Ben de istediği her türlü yardımı yapmaya hazır olduğumu tekrar edip ve bu durumdan annem dahil hiç kimseyi haberdar etmeyeceğime yemin edebileceğimi söyledim. Sesime hem hüzünlü hem de doktorlarınki gibi etkileyici bir hava vermiştim. “Çok iyi bir çocuksun” diye başımı okşadıktan sonra “Ama nasıl olur!” deyince biraz daha ısrar edersem sonuç alabileceğimi hissetmiştim. Bir süre daha konuştum. Broşürde yazanlara göre bir deneyelim, rahatsız olursan yapmayız diye lafa başlayıp, doktorun dediğine harfiyen uyacağımızı, istemediği şeyleri asla yapmayacağımızı uzun uzun anlattım. Hayatımda kimseye böyle dil dökmemiştim. Arada birkaç “ama” dediyse de pek itiraz etmeden dinledi. Sonunda “Peki olur ama… utanırım” deyince partiyi kazandığımı hissettim. Son adımı doğru atarsam Nevra’yı kollarıma almam an meselesiydi. Çok dikkatli olacağımı söyledim. Işıkları kapatacak, her şeyi pikenin altında yapacaktık. İsterse hemen ilk denemeyi yapabilirdik. Ona göre devam edip etmeyeceğimize karar verirdi. “Ama..” demesine fırsat tanımadan fırlayıp ışığı kapattım. Doktor sesimle yatağa sırt üstü uzanmasını, pikeyi üstüne çekmesini söyledim. Gerçekten de dediklerime uymuş, sırt üstü yatıp gözlerini yummuştu. İlk adımın tenlerin birbirini tanıması olacağını, tenler uyuşursa gelecek seferlerde doktorun ev ödevlerini uygulayacağımızı anlatırken yanına uzandım. Parmak ucumla alnına, gözlerine, yanaklarına, dudağına dokundum. Dudağına kadar hiçbir tepki vermedi. Dudağına dokunduğumda istemiyorum der gibi yüzünü çevirince ısrar etmedim, çenesine dokunup boynuna, omuzlarına geçtim. Omuzlarına dokunduğum an yerinde kıpırdandı “Buralarıma dokunulunca bir tuhaf oluyorum” dedi. Omuzlarının tahrik noktası olduğunu belleğime kaydedip ürkütmemek için elimi çektim. “Şimdi sıra sende” diyerek sırt üstü uzandım, gözlerimi yumdum. Nevra ona yaptıklarımın aynısını bana uyguluyordu. Ama benden çok daha hızlı ve cüretliydi. Bunda sanırım benim hiç tepki vermememin, heykel gibi durmayı becermemin de etkisi vardı. Aletin kalkmamasını da sağlarsam ilk aşamayı başarıyla geçip yarın gece işi tamama erdirmeyi kafamdan geçiriyordum. Benim aletin yanından geçmese de baştan ayağa her yerimi eliyle sıvazlamış, okşamıştı. Bir ara elini külotumdan içeri sokar gibi oldu hatta oramdaki kıllara parmak ucuyla dokundu ama sonra vazgeçti. Sonra ani bir karar vermiş gibi “Şimdi sıra sende” diyerek sırt üstü yatıp yine gözlerini kapadı. Bu kez geceliğini çıkartıp atmakla kalmamış, pikeyi de üzerine çekmemişti. Nevra bütün ihtişamıyla yanımda yatıyordu. Yan döndüm, dirseğime dayanarak doğruldum, benim gibi Nevra da heykel pozisyonu almıştı. İki kolu yanında bacaklarına bitişik, hazır olda yatıyordu. Dışarıdan vuran ışıkla oda alacakaranlıktı ve Nevra’nın vücudunu rahatça görebiliyordum. İnce boynu, narin omuzları, birer küçük kavun büyüklüğünde ama taş gibi olduğu anlaşılan memeleri, karnı… Hayallerimdeki kadın yanımda yatıyordu. Benim alete bu bakış yetmiş, hemen çadır yapmıştı. Ama artık engel olmam olanaksızdı. İnceldiği yerden kopacaktı. Önemli olan trajik sonu mümkün olduğunca geciktirmekti. Şaşkınlığımı fark etmiş olmalıydı ki, yattığı yerde, gözünü açmadan bileğimden tutup elimi göğsünün üzerine koydu. Bu hareketten şımarıp ürkütmemeliydim. Yine parmak ucumla hafif hafif dokunmaya karar verdim. İlk dokunuşlarda meme uçları hemen kabarmıştı. Elimi çekecektim ki çekme der gibi bileğimi tekrar tuttu, memesinin üzerine bıraktı. Parmağımla memesinin ucunu okşar, sıkarken yerimde doğruldum diğer elimle orasına doğru yavaşça okşamaya devam ettim. Onun yaptığı gibi orasına uğramadan aşağılara gitmekti niyetim. Ama Nevra yine bileğimden yakalayıp elimi orasına yöneltti. Acele ediyordu. Çekingence dokundum. O da düğmesine basılmış gibi kıvrandı ama “Devam” diye fısıldamayı da ihmal etmedi. Şimdi bir elimle memesini avuçlayıp okşarken diğer elimi kasığına doğru yavaşça kaydırıyordum. O parmaklarımın dokunuşu ile kıvranıyor, ben elimi çekecek oldum mu “Devam.. Lütfen” diye fısıldıyordu. Henüz parmaklarım kılların üzerinde geziniyordu, dudakların arasına bile dokunmamıştım ama başta sımsıkı kapalı duran bacakları gevşemeye başlamıştı. “Oraya yönel” der gibi elimin üzerine bastırdı. Doktor sesimi takınıp “Acele etmeyelim” diye fısıldadım. “Edelim” diye fısıltıyla cevap verdi ama orası öyle düşünmüyordu, parmağım dudakların üst kısmına dokunduğu anda düğmesine basılmış gibi irkildi. Ben de hemen elimi çekip yanına uzandım, gözümü yumup, heykel pozisyonunu aldım. Yanağıma öpücük kondurduktan sonra “Haklısın, acele etmeyelim” diye fısıldadı. Ama yine acele ediyordu ve eli külotumdan içeri kayıp benimkini kavramıştı bile. İki-üç kez sıvazlaması yetmiş benimki patlamıştı. Nevra avucuna dolan menimi parmak ucuyla tattıktan sonra, gözlerini gözüme dikerek kararlı bir şekilde “İstiyorum” dedi “Yapacağız. Yarın akşam…”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD