6. Bölüm

825 Words
“Polis” sözü sanki bir uyarıymış gibi Fulya pantolonumu sıyırıp atmış, telefonu bıraktığım anda beni sırt üstü hale getirdikten sonra dizlerini yere dayayıp kucağıma yerleşmiş, iki eliyle omuzlarımdan kavrayıp gidip gelmeye başlamıştı. Bu arada dudaklarıma daldı. Isırmakla öpmek arasındaki saldırısına aynı şekilde karşılık verdim. Ben de iki elimle kalçasından kavramış tempoyu artırmasına yardım ediyordum. Yeni bir telefon sesiyle irkildik. Bu sabah insanların beni rahat bırakmaya niyeti yoktu anlaşılan. Zil sesine bakılırsa sekreterim Ayten arıyordu. Açmadım. Fulya’yı belinden sıkıca kavrayıp sırt üstü çimenlerin üzerine yatırdım. Kollarıyla boynumu, bacaklarıyla belimi öyle sıkı sarmıştı ki ellerimle toprağa bastırıp biraz kalkınca havalanmış, altımda bir salıncaktaymış gibi sallanmaya başlamıştı. Öylesine hafifti ki bir süre o pozisyonda pompaladım. Sonra da bir elimle yerden destek alırken diğer kolumla belini sarıp ayağa kalkmayı ve o kucağımdayken sandalyeye oturmayı başardım. Bu yerden kalkma hareketi Fulya’ya nerede olduğumuzu hatırlatmış olmalıydı. Ayaklarıyla sandalyenin kenarlarına basıp güç alırken “Kahretsin, görecekler!” diye mırıldandı ama pozisyonu bozmayıp üzerimde gidip gelmeye devam etti. Ben de üzerindeki tişörtü sıyırıp boynunu, memelerini emmeye başladım. Bu arada Fulya tempoyu iyice hızlandırmıştı. Memelerini bırakmış tam dudaklarına yöneliyordum ki gözlerini kapadı, başını iyice geriye atıp iki eliyle ayak bileklerinden güç alarak iyice hızlandı “Ohhh… ohhhh… canımmm” diyerek ve müthiş bir titremeyle boşaldı. Gözleri kapalıyken başını omzuma gömdü. Henüz vücudu tam anlamıyla gevşememişti ve kalçasını hafifçe de olsa çalkalıyordu. Bir atak yapıp kalçasının iki yanından kavrayıp pompalamayı içimden geçiriyordum ki yine telefon çaldı. Bu kez Fulya’nın telefonuydu çalan. Beni o halde, kaskatı aletimle bırakıp, yerinden fırlamış, bir yandan beni süzerek ayakta telefonla konuşmaya başlamıştı. Bana ulaşamayınca sekreterim onu aramış olmalıydı. “Hayır, bu sabah görüşmedik. Ben de bilmiyorum nerede olduğunu. Oldu, ben de ulaşmaya çalışırım” derken gözü hâlâ üzerimdeydi. Bugün herkesin çenesi düşmüş olmalı ki Fulya da bir türlü telefonu kapatamıyor, kafasını sallayıp, onaylayan sesler çıkartarak Ayten’in dediklerini dinliyordu. Yerimden kalkıp ona doğru yürümeye başlayınca yarım kalan işi tamamlamak istediğimi anlamış olmalı ki içeri girmemi işaret etti. Salona doğru yürürken elinden tutup onu da çektim. Koltuğa iliştim, sırtı bana doğru dönük olarak kucağıma yerleşti. Orası hâlâ ıslak ve kaygandı. Benimkini kolayca içeri alıp, boşta kalan eliyle koltuğun kenarından destek alarak üzerimde gidip gelmeye, kalçasını kıvırmaya başladı. Aynı anda hem gidip gelebiliyor hem de kalçasını kıvrıyordu ki bu müthiş bir duygu yaratıyordu. Telefonu ne zaman kapattığını fark etmemiştim. Fulya tekrar havaya girmiş olmalıydı. Öne doğru eğilip dizlerime doğru kapanmış aynı tempoyla devam ediyordu. Ben fışkırttıktan bir ya da iki saniye sonra tüm gücüyle inip kalkmaya başladı ve “Ah… ahhh…müthişşş… ohh… durma… durma… ohhh…” diyerek boşaldı. Ben soluk soluğa kendime gelmeye çalışırken Fulya gözden kaybolmuştu. Alt kattaki küçük banyoda kısaca temizlenip çıktığımda Fulya üzerinde bornozu, saçlarını bir havlu ile sarmış, elinde kahve fincanı ile beni ayakta bekliyordu. Bakışları oldukça sevecendi. Salonun köşesindeki açık mutfakta kendime bir kahve hazırlarken “Neden bu sabah sürekli somurttun?” diye sordum. “Nedenini anlamadın mı?” derken sesi titremişti. Bir duygudan diğerine hızla geçmesiyle meşhurdu. Bir dakika sonra hüngür hüngür ağlamaya başlayabilir ardından da kahkaha atabilirdi. Neyse ki hemen toparlandı. Kanepeye yerleşirken karşısındaki koltuğa oturmamı işaret etti. “Ah siz erkekler! Hepiniz öküzsünüz!” diye söze başladı. Gözlerinin içi gülüyordu. “Dün niye öyle güzel giyinip geldiğimi, akşama kadar sana yaptığım cilveleri de anlamamışsındır!..” derken gözlerime bakıyordu. Ama benim gözlerim hafifçe kaymış bornozundan görünen bacaklarındaydı. Bacaklarını kapatıp sözlerine devam etti; “Senin için giyinip geldim ama sen tek bir hareket yapmadan sadece demin olduğu gibi gözlerinle beni yiyerek bütün günü harcadın.” Akşam iş çıkışı bir şeyler yapabilirdik, ama sen arkadaşınla alış verişe çıkmayı tercih ettin, dememe bile izin vermeden konuşmaya devam etti. “Baktım senden ümit yok. Bari alışveriş yapayım da ferahlayayım dedim… Aldıklarımın parasını da sana ödeteceğim.” Apışıp kalışım hoşuna gitmiş olmalı ki küçük bir kahkaha atıp sözüne devam etti. “Bir de utanmadan kahvaltıda buluşalım diye mesaj atıyor…” Yine sinirlenmeye başlamıştı, “Hem de nereden? Karısının koynundan!” Karımla aralarında nasıl bir bağ varsa bizimki seviştiğimizi hemen yetiştirmişti Fulya’ya. Özel hayat diye bir şeyimin kalmadığını fark edip dehşete düşmüştüm. Birbirlerine sevişmelerini bile anlatıyorlardı demek! Fulya da anlatıyorsa… diye içimden geçiriyordum ki “Merak etme! Bana neler yaptığını şimdilik anlatmayacağım Zeynep’e. Ama cezanı da vermediğimi sanma. Ben de sana inat hem dün akşam hem de bu sabah, yani iki posta seviştim kocamla. Kahvaltı teklifin geldiğinde de yatakta orgazm sigarası içiyorduk.” Bu kadarına da pes diyemedim. Nasıl bir kadının eline düşmüştüm! Daha fazla işkence çekmemek için “Gitmem gerek!” diye fırladım. Lütfedip yerinden bile kalkmadı, yolcu etmedi. Sadece “Bir saatte kadar gelirim” diyerek elini isteksizce sallamakla yetindi. Kendi kendime düştüğüm bu tuzaktan nasıl kurtulacağım, diye düşünerek arabayı işyerime doğru sürerken duymuştum mesaj sesini. Kırmızı ışıkta durduğumda “Küçük bir hediye” başlıklı mesajı açtım ve Fulya’nın gülümseyen fotoğrafı ile karşılaştım. Bornozunun önünü açmış aynanın karşısına geçip cep telefonuyla fotoğrafını çekmişti. Başında hâlâ havlu sarılıydı. Meme uçlarının kabarıklığı dikkati çekiyordu. Altında da “Senin için giyineceğim” yazıyordu. Arkamdaki arabaların korna sesleri ile kendime geldim. Gaza bastım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD