7. Bölüm

732 Words
Fulya işe geldiğinde öğle tatiline çıkmak üzereydik. Gerçekten de benim için giyinmişti. Dün bana kızıp alış verişe çıktığında aldığı giysiler vardı üzerinde. Muzip bir bakışla faturayı önüme koyarken “Artık kendisi için giyinmem gereken biri var. Her zaman şık olacağım” demiş, “paraları sökül!” der gibi avucunu açmıştı. Fulya’nın üzerinde büyük çiçek desenleri olan ince askılı kısa etekli bir elbise, yüksek topuklu yeşil ayakkabılar vardı. Elbisenin üzerine giymek için de ayakkabısıyla aynı renkte ince ipekli bir ceket almıştı. Faturadaki iç çamaşırları dikkatimi çekmişti. Acaba onları da giydi mi, diye içimden geçirdim. Gelirken kuaföre uğramış saçını taratıp hafif bir makyaj da yaptırmış olmalıydı. Oldukça bakımlı görünüyordu. Parfümü de bahar çiçekleri gibi kokuyordu ve odanın her yanını kaplamıştı. Faturanın bedelini fazlasıyla aldıktan sonra masasına yerleşmiş, bilgisayarının açılmasını beklerken “Öğle yemeğine birlikte çıkalım. Sana söylemem bir şeyler var” demişti. Hemen herkes bizim binanın yanındaki ev yemekleri yapan lokantaya giderdi. Öğleyin çıktığımızda orası olmaz dercesine başını sallayıp caddenin karşı köşesindeki oteli işaret etmişti. Bir oda tutup öğle arasında sevişmenin fena bir fikir olmadığını içimden geçiriyordum ki Fulya otelin altındaki kazık İtalyan lokantasına yönelmişti bile. Onunla sevişmemin bedelinin büyük olacağını anlatmak istiyordu sanki. Ismarladığı ama hiçbirini yemeyeceğini bildiğim yemekleri de o amaçla söylemiş olmalıydı. Önündeki pahalı İtalyan şarabından da ancak yarım yudum almış, hemen maden suyuna geçmişti. Ben vereceğim para boşa gitmesin diye kadehlerce şarabı içip masaya gelen her şeyin tadından bakmaya çalışırken Fulya salatadan çatalın ucuyla iki lokma almış ve lafa girmişti. “İkimiz de evliyiz. Eşlerimizi seviyoruz. Hayatımızda maceraya yer yok. İlişkiyi kazasız belasız nasıl yürüteceğimizi kararlaştırmamız gerek. Bir yolunu bulmalıyız.” Fulya tam bir plan program insanıydı. Planlamadan hiçbir iş yapmazdı. Hayatında da herhangi bir rastlantıya yer vermek istemediğini biliyordum. Benim atağım onu derinden sarsmış olmalıydı. Şimdi yönetimi eline alıp bozulan dengesini yeniden kazanmak istiyordu herhalde. Ben şarabın muhteşem tadı heba olmasın diye bardakları boşaltırken o çoktan tatlılara geçmiş, bir pasta ve espresso söylemişti. Pastasından çatalın ucuyla küçük bir parça alıp önüme sürerken “Ne düşündüğünü biliyorum. Kendimi tutamam, diyorsun. Bu ilişki sürsün istiyorsan tutacaksın. Yakalansak ne olur, karımdan boşanırım, evleniriz, diye aklından geçiriyorsan boşuna heveslenme, kocamdan ayrılmam. Rezil olduğunla kalırsın!” Kahvesinden son bir yudum alıp yerinden kalkarken “Bana eşlik etmeyecek misin?” diye sormuştu. Tuvalete gidiyordu. Bizden başka müşterisi olmayan restoranın tuvaletinde bir fırsat yaratabileceğimi geçirdim aklımdan. Ama Fulya o fırsatı yarattırmadı. Küçük sarı çantasını elime tutuşturup tuvalete giriverdi. Ben de emir eri gibi elimde kadın çantasıyla tuvaletin kapısında kalakaldım. Öğleden sonra işler iyice yoğundu. Bir dakika bile nefes alma fırsatı bulamadan akşamı etmiştik. Mesainin çoktan bittiğini fark ettiğimde Fulya hesap makinesiyle boğuşuyordu. İşe daldığı için de her zamanki gibi nasıl oturduğunun farkında değildi. Kısa eteği beline doğru toplanmış bacakları ortaya çıkmıştı. Alışık olduğumuz şekilde öksürerek uyarabilir ya da fırsattan istifade edip bir atak yapabilirdim. Her zaman olduğu gibi herkes mesai bitiminde ofisten ayrılmıştı. Sekreterim de çıkacağını bildirmişti. Benim ve Fulya’nın herkesten sonra çıkmamıza alışkındılar. Güvenlik kameraları sistemini açtım. Ekranda dokuz kameranın görüntülerin birden belirdi. Büroda masaları silen temizlikçi dışında kimse yoktu. Elimden geldiğince ses çıkartmadan yerimden kalkıp Fulya’nın masasının altına girdim. Ayak bileklerinden başlayıp öpe eme yukarı doğru çıkarken Fulya durumun farkına vardı. Dizlerine geldiğimde iki eliyle başımın üstünden bastırıp “Karar almıştık. Güvenli olmayan yerlerde yapmayacaktık” diye duyulur duyulmaz bir sesle fısıldadı. Bileklerinden tutup ellerini başımın üzerinden çekerken, “Tamamen güvenli. Herkes çıktı. Kontrol ettim” diye fısıldadım. Tabii ki bana inanmamıştı. Kalktı, önce bilgisayarımdan kameraları kontrol etti sonra kapıyı kilitleyip yerine oturdu, sırtını dayadı ve biraz kaykıldı. Kaldığım yerden, dizlerinin içinden öperek işime devam ettim. Umduğum gibi yeni aldığı iç çamaşırlarını giymişti. Ayakkabısının yeşiliyle aynı tonda dantelli tanga bir külotu vardı. Külotu kenarından kaydırıp dilimle orasına darbeler atarken bir yandan da çıplak kıçını avuçluyordum. Biraz daha kaykılıp külotunu sıyırıp çıkardı, sonra da bir bacağını omzuma yerleştirdi. İki elimle kalçasının iki yanından avuçlayıp öpmeye, dilimle içeriye doğru darbeler atmaya başladım. Orası sırılsıklamdı. Diğer bacağını da omzuma alıp ağzım, dilim ve burnumla daldım. Dilimle derinliklerini yoklarken burnumu sürtüyordum. “Ohhh…. ohhhh” diye sesler çıkartarak dilimin ucunda kıvranmaya başlamış, çok geçmeden de iki eliyle kafamı iyice orasına bastırıp boşalıvermişti. Ağzım burnum ıslanmıştı. Bacakları iki yana kaymış, başımı bastıran elleri gevşemiş, gözleri kapalı kendini sırtüstü koltuğa bırakmıştı. Bacaklarının arasından yukarı doğru hamle yapacaktım ki omuzlarımdan bastırıp beni durdurdu, kalkmam için itti. “Bu ilişkiyi benim kurallarımla sürdüreceğiz. Şimdi toparlanıp çıkıyoruz. Ve söz vereceksin benimle yapamadın diye eve gidip karınla sevişmek yok. Biliyorsun hemen haberini alırım.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD