8. Bölüm

1480 Words
İtiraz etmeme fırsat vermeden çantasını almış, el sallayıp çıkmıştı. Bilgisayarları kapatmak, ışıkları söndürüp kapıları kilitlemek de bana kalmıştı. Tam kapıdan çıkıyordum ki “Seni çok mu üzüyorum ☺” diyen mesajı geldi, mesaja belden aşağısını gösteren yukarıdan çekilmiş bir fotoğraf eklenmişti. Eteğini beline doğru çekmiş, bacaklarını açmıştı, altında külotu yoktu. Benden esirgediği çıplaklığının fotoğrafını arabasında çekip yollamıştı. Hâlâ kalkık durumda olan aletimin bir fotoğrafını çekip yollamayı düşündüm ama dışarıdan gelen tıkırtıları duyunca vazgeçtim. Ya bizim kata hırsız girmişti ya da temizlikçiler gitmemişti. Ses çıkartmamaya çalışarak büroyu dolaştım. Kimse yoktu. Alarmı açtım. Kapıyı kilitlerken basamaklardan bana doğru bakan bir çift siyah göz gördüm. Normalde üzerinde önlük, elinde fırça olması gereken temizlikçi üstünde tişört altında şalvar, elinde bezle dizlerinin üzerinde merdivenleri siliyordu. Başörtüsü sıyrılmış gür siyah saçları biraz ortaya çıkmıştı. Sürmeli siyah gözlerini bal dudaklar tamamlıyordu. Minik çenesi, ince ve uzun boynu, dar ve çelimsiz omuzları çok genç olduğunu düşündürüyordu. Tişörtünün pek derin olmayan dekoltesinden memeleri neredeyse fırlayacakmış gibi taşmıştı. Dar tişört terden bedenine yapışmış, altına giydiği sutyeni iyice belirgin bir hale gelmişti. Gözlerimi göğüslerine dikip kalakaldığımı fark edip elindeki bezi kovanın içine attı, ayağa kalktı. Tam anlamıyla bir çıtırdı. Sanki hanın idarecisiymişim gibi bir tonla “Ne yapıyorsun burada! Üniforman nerede! Niye giymedin!” diye sert bir şekilde sordum. Daha cevap veremeden ağzına lafı tıkayıp “Haydi yürü!” diye aşağıyı gösterip önümden yürümesini işaret ettim. Başı önde basamakları inerken bir yandan şalvarın altında iyice görünmez olmuş kalçalarının büyüklüğünü tahmin etmeye çalışıyor, diğer yandan da “aşağıda ne yaparım?” diye düşünüyordum. Otoparkın karanlığında kızı sıkıştırmak mümkündü ama bir gelen olursa araba farında ne yaptığım ortaya çıkardı. Hem kızın direnmesi, ele güne rezil olmak da vardı. Bodrum katında, otoparkın köşesinde bir soyunma bölümü olduğunu biliyordum. Şansımı soyunma odasında denemeye karar verdim. Başka bir şey dememe gerek kalmadan kız kuzu kuzu soyunma odasına gitmiş, duvara asılı üniformaların önünde durmuştu. Talimatımı bekliyordu. “Üzerindekileri çıkart!” diye buyurdum. “Ama?..” derken “Çıkart!” diye bir kere daha kükredim. Kaderine razı olmuş gibi başı önünde soyunmaya başladı. Tişörtünü çıkarttı. Tişörtle terli bağrını kuruladı, kenara koydu. Beyaz penye sutyeninin altındaki memeleri vücuduna göre çok büyüktü. Terden sırılsıklam olmuş beyaz kumaşın altından fark edilen meme uçlarının ve çevresinin de oldukça büyük olduğunu düşündüm. Çok koyu olmalıydılar ki net olarak fark ediliyorlardı. Neredeyse sutyeni yırtacak gibiydiler. Sanırım bunun nedeni sutyenin birkaç numara dar olmasıydı. Çıta gibi kolları, incecik vücudu ile garip bir tezat oluşturuyordu memeleri. “Soyunmaya devam edecek miyim,” der gibi baktı. Kalın, gür kaşlarının altında ışıldayan kara gözleri küçük birer zeytin tanesi gibiydi. Bakışının sertliği ile içimin cız ettiğini hissettim. Yine de soyunması için başımla onayladım. Ayağındaki çirkin plastik terlikleri fırlattı. Boyuna göre büyükçe ve taraklıydı ayakları. Koyu renk bir oje ile boyamıştı ayak tırnaklarını. Şalvarı sıyırdı, ayağının ucuyla tişörtün yanına attı. Bu hareketi bir striptizci edasıyla yaparken gözleri gözlerimdeydi. Kalçaları oldukça dardı. Esmer bacakları da kolları gibi çöp gibiydi. Bol şalvar beni yanıltmış olmalıydı. Daha dolgun bir vücut bekliyordum. Yine bir striptizci hareketiyle ellerini yukarı kaldırıp olduğu yerde döndü. Dönerken de hâlâ gözleri gözlerimdeydi ve “yeterince baktın mı!” der gibi bir hali vardı. Ne kadar çok terlediyse kötü bir kumaştan yapılmış beyaz külotu da kıçına yapışmıştı. Minik ama dolgun kıçının çizgilerini, orasını kaplayıp külotunun kenarlarından fışkırmış uzun zamandır tıraş etmediği anlaşılan kıllarının karalığını görebiliyordum. Ter kokusundan rahatsız olmuş gibi yüzümü ekşitip “Şimdi duşa!” der gibi yandaki kapıyı işaret ettim. Şaşkın bir ifadeyle bana baktı; “Bunları çıkartmadan mı?” dercesine üstündeki sutyeni ve külotu işaret etti. “Çıkart!” dedim, sert bir sesle. Sertliğim sanki hoşuna gitmiş gibi bir an gözleri parladı, dudaklarının kenarıyla gülümseyip sutyenini sıyırdı. Tahmin ettiğim gibi memeleri vücuduna göre aşırı büyüktü ama bu kadarını beklemiyordum. Öyle diri ve diktiler ki şaşırmamak elde değildi. Sanki slikonlu gibi bir halleri vardı. Kendimi tutamayıp “Ohh!” demişim belli belirsiz. Gözlerini yine bana dikti. Gülüşü daha belirginleşti. Hafifçe eğilip külotunu iki yandan tutup sıyırdı. Düşündüğüm gibi gür kıllar orasını tamamen örtmüştü. Elinde tutuğu külotunu da sutyenin üzerine attı. Şimdi sadece başındaki örtü kalmıştı, onun dışında çırılçıplaktı. Soran bir bakış attıktan sonra cevabımı beklemeden başındaki örtüyü de çıkarttı. Saçları kapkara ve oldukça gür bir çalılık gibiydi. Saçlarını açınca sanki bir anda değişmiş başka biri olmuş, birkaç yaş yaşlanmış, daha bir genç kız havasına girmişti. Kaç yaşındadır acaba, diye düşünürken duş olduğunu tahmin ettiğim yere doğru yavaş adımlarla yürüdü. Kapıyı açarken “gelmeyecek misin,” der gibi baktı. Elini uzattı. Elini tutunca içeri çekti. Duş sandığım yer koridorumsu, ince uzun bir ardiyeydi. Çelik raflarda temizlik malzemeleri vardı. Rafların arasından geçip küçük bir lavabonun yanına geldik. Raftan paketi açılmamış bir sünger ve bir sıvı el sabunu alıp bana uzattı. Gözlerimin ta içine bakarak “Yıka beni!” diye fısıldadı. Gözlerimi gözlerinden ayırmadan sıvı el sabunundan avucuma bolca döktüm. Küçük omuzlarından başlayıp büyük memelerine doğru sıvazlamaya başladım. Gözlerini kapadı, eliyle lavabonun kenarına tutunup kendini bana bıraktı. Avuçlarımla, parmak uçlarımla memelerini, meme uçlarını ovuyor, sıkıyordum. Silikonlu gibi görünecek kadar diri olmalarına rağmen avucumun içinde yumuşacıktı memesi. Keyifle kıvranmaya başlamıştı. Parmaklarımla bir memesini ucunu sıkarken diğer elimi önüne doğru kaydırdım. Neredeyse göbek deliğine varacak olan gür ormanını ovaladıktan sonra elimi deliğine doğru kaydırdığımda bir an irkildi. “Lütfen! Bakireyim!” diye fısıldadı. Anladım der gibi başımı salladım. Ceketimi çıkartıp rafa attım, sabunlu vücuduna sarılmamaya çalışarak dudaklarına uzandım. Dolgun dudakları ürkek bir kuş gibi titriyordu. Kendini çekmek istediyse de ensesinden tutunca gözlerini kapatıp dudaklarını uzattı. Daha önce hiç öpüşmemiş gibi bir hali vardı. Ama öğrenmeye de açıktı. Bir süre sonra beni taklit etmeye başlamıştı. Öpüşürken bir yandan da omuzlarını, sırtını okşayarak elimi kıçına doğru kaydırmıştım. Oralar yasaklı bölge olmalı ki yine tedirgin olmuş, öpüşmeyi bırakıp kendini geri doğru çekmişti. Neredeyse on dakika öpüşmüştük. Ağzı, yanakları, çenesi öpüşmekten kıpkırmızı olmuştu. Öpüşmenin şehvetinden kollarımızın dolandığını, birbirimize sımsıkı sarıldığımızı fark etmemiştim. Üzerim ıslanmış, giysilerim köpük içinde kalmıştı. Bu halim hoşuna gitmiş olmalı ki bir eliyle ağzını kapatarak güldü. Bu arada gömleğimi ve pantolonumu çıkartıp kurur umuduyla askıya asmıştım. Neyse ki çok ıslanmamışlardı. Önümdeki kabarıklığı görünce sesi kesilmiş, gözü oraya kaymıştı. Benim ki füze gibi patlamaya hazırdı ve neredeyse külotumu yırtacak bir haldeydi, kocaman bir çadır yapmıştı. “Daha önce görmedin mi?” diye sordum. “Hayır. Sadece fotoğraflarda” diye cevap verdi. “Görmek ister misin?” dedim. Cevabını beklemeden külotumu indiriverdim. Gözleri faltaşı gibi açılmıştı. “Dokun!” diyerek bileğinden tutup benimkini eline verdim. Sanki narin bir şeymiş gibi sıkmaya korkarak tutuyordu. Sıvı sabunu alıp diğer avucuna sıktım. Elini tutup benimkini tutmasını sağladım. Elini ileri geri götürüp nasıl yapacağını gösterdim. Sabunlu eliyle ovalamaya başlayınca ben de avucuma sabun sıktım önce kıllarını sonra yavaşça kaydırarak orasını okşamaya başladım. İçeriye doğru parmağımı kaydırdım. Bu kez parmaklamama karşı çıkmadığı gibi hafifçe öne eğilip parmağımın daha iyi yerleşmesini sağlamış ve iki bacağıyla sanki kaçmasın der gibi okşayan elimi sımsıkı kavramıştı. Şimdi ikimiz de birbirimizinkileri aynı tempo ile okşuyorduk. İçeri kaymasın diye parmağımı dikkatle dokunduruyordum. O keyifle kalçasını kıvırırken benimkini okşayan elleri iyice hızlanmıştı. Artık dikkatimi toplayamıyordum. Orasını avuçlayıp kendimi bıraktım. Benimki patlarken o da meraktan olsa gerek öne doğru eğilmiş tüm sıvı yüzüne fışkırmıştı. Parmağının ucuyla benimkini ucundaki sıvıdan biraz aldı, diliyle tadına baktı. Hoşuna gitmiş olmalı ki diliyle ağzının çevresini yaladı. Ben bu arada süngeri ıslatmıştım. Yüzünden başlayıp vücudunu silmeye başladım. Bir elim hâlâ orasındaydı ve parmağımla belli belirsiz dokunup dokunup bırakıyordum. Süngerle boynundan memelerine doğru inince kalçasını çalkalamaya başlamış, yine bacaklarını sıkıp orasını okşayan elimi kavramıştı. Süngeri atıp elimi beline doladım, kızı kendime doğru çektim, dudaklarına yumuldum. O da bir koluyla boynuma sarılıp gözlerini kapadı ve aynı şekilde karşılık verdi. Diğer eliyle de orasını okşayan elimin üzerinden bastırıyordu. İyice ıslanmıştı. Bir dakika geçmeden kasıklarından başlayarak vücudunu bir titreme aldı, önce kolları sonra bacakları gevşedi. Sırtından tutan kolumla kavramasam olduğu yerde yığılacaktı. Benimki yine dimdikti. Telefon çalmasa ağzına verip rahatlayacaktım. Karım arıyordu. Toplantısının bitmediğini, geç kalacağını bildirmek için aramıştı. Ben telefonla konuşurken kız da hızla giysilerini toplamış, odadan çıkıvermişti. Küçük kuşu elimden kaçırmıştım. Kim bilir tekrar ne zaman görecektim? Hızlı bir şekilde giyindim. Koşar adım arabama gittim. Kız sokak kıyafetlerini giymiş arabanın yanında bekliyordu. Onu süzerken “Sıçtım! Şimdi bir şey isteyecek ya da tehdit edecek” diye aklımdan geçirdim. Gür saçlarını arkadan toplamış, yıkanmaktan yıpranmış sarı bir tişört, iyice eski bir bluejean ve çıplak ayaklarına beyaz ince bantlı bir sandalet giymişti. Bu haliyle görsem dönüp bakmazdım herhalde diye düşündüm, arzularıma kapılıp kendimi kaybetmiştim. Savunmam böyleydi ama kafamın bir yerlerinde “bir dahaki buluşmayı ayarla” diyen bir komut dolaşıyordu. Benim bir şey yapmama kalmadan kız yanıma yaklaştı, ayaklarının üzerinde yükseldi, yanağıma bir buse kondurup bir kağıt parçasını avucuma sıkıştırıp hızlı adımlarla uzaklaştı. Kağıtta bir e-mail adresi yazılıydı. İsmi Cemre olmalıydı, mail adresi Cemre ile başlıyordu. “Cemre’ye ne yazabilirim?” diye düşünürken yine aklımda “bu bir tuzak mı?” sorusu vardı. Tuzak da olsa çok çocukçaydı, umudunu benim mail atmama bağlamıştı ki, mail atmazsam tuzağa düşmezdim. Ama kızı tekrar görmek istiyorsam bir şekilde iletişim kurmam gerekliydi, ya mail atacaktım ya da bir daha karşılaşmanın yolunu bulacaktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD