3. Bölüm

1128 Words
Banyodan çıktığımda Fulya çoktan gitmişti. Arzularıma yenik düşmüş gereksiz bir şey yapmış, bir çuval inciri berbat etmiştim. Hiçbir şey olmamış gibi mi davranmalıydım, yoksa yeni durumda ne yapacağıma, nasıl davranacağıma mı karar vermeliydim. Kapının açılış sesini, karımın gelişini duyduğumda her şeyi unutmaya, hiçbir şey olmamış gibi davranmaya karar verdim. En iyisi böyle davranmak olacaktı. Tabii, o sırada gelen telefon mesajını görmezden gelmeyi başarabilirsem; “Çok güzeldi ama bir daha olmasın!” diyordu. Ben de aynı fikirdeydim. Peki ama mesajın sonundaki ☺ işaretini nasıl yorumlamalıydım? Cevap olarak “Haklısın” deyip ben de bir ☺ işareti yolladım. Hemen mesajları silip yarın sunumunu yapacağımız rapora odaklandım. Neyse ki yapılacak çok şey kalmamıştı. Sabah işe gittiğimde de her şey normal gibi görünüyordu. “Gibi” diyordum, çünkü Fulya her zamanki gibi selamıma bilgisayardan başını kaldırmadan bir el işaretiyle cevap vermiş işine devam etmişti. Gece raporu tamamladıktan sonra bir göz atsın diye Fulya’ya maille yollamıştım. Raporu gözden geçiriyor olmalıydı. Masama yerleşirken yine de bir göz atmadan edemedim. Her sunum yapacağımız günde olduğu gibi şıktı. Saçlarını yaptırmış, makyaj yapmış, koyu renk “misafir tayyörü”nü giymişti. Çünkü başka hiçbir zaman tayyör gibi iş kıyafetleri giymezdi. “Milli forma” dediği blue jean ve tişörtten oluşan ikili değişmez kıyafetiydi. Çok nadiren etek giydiğinde de akşam iş çıkışı kocasıyla bir yere gideceğini anlardık. Aynı şekilde çok nadir saçlarını yaptırır, makyaj yapardı. Tırnağını uzatıp boyadığına da, saçları açık dolaştığına da hiç şahit olmamıştım. Etek sevmezdi, “çünkü oturmasını bilmiyorum” derdi. Fulya’ya göre vücudu pantolonla o kadar bütünleşmişti ki eteğe de pantolon gibi muamele ediyor, öyle olunca da görünmesini istemediği yerlerini bilmeden uzun süre sergiliyordu. Bu gibi durumlarda boğazımı temizliyormuş gibi yaparak onu uyarırdım. Böyle yapmamı özel olarak rica etmişti. Yerime otururken hemen karşımdaki masasına doğru göz ucuyla baktım. Yine kendini pantolonlu sanıyor olmalıydı. Öyle bir bacak bacak üstüne atmıştı ki tayyörünün mini eteği iyice sıyrılmış, bacağı neredeyse kıçına kadar açılmıştı. Külotlu çorabının altına giydiği tanga külotun kenarındaki dantel işlemeleri bile zorlanmadan seçebiliyordum. Hiçbir şey olmamış gibi davranacaksam her zamanki gibi öksürmem gerekiyordu. Öksürdüm de… Eskiden olsa bilgisayardan başını kaldırmadan eteğini düzeltip işine devam ederdi. Bu kez başını makineden kaldırdı, muzip bir bakışla attı, gözleri gözlerimdeyken bacaklarını ayırdı, eteğini iki yandan biraz çekti. Jartiyeri, siyah dantelli külotu gördüm. Dantelli külotunun şefaf kumaşından bacak arasının karanlığını keşfetmeye çalışıyordum ki yeterince baktığımı düşünmüş olmalı kı bu kez eteğinin sıyrılmasına izin vermeden bacak bacak üstüne atıp bilgisayara döndü. Bu hareketi bir an kadar sürmüştü ama o muhteşem görüntü çoktan belleğime kaydedilmişti. Sekreterim Ayten kapıdan başını uzatıp “Konuklar on dakikaya kadar burada olacaklar” derken ikimiz de işlerimize dalmış gibiydik. “Gibiydik” diyorum, çünkü onu bilmem ama benim aklım hâlâ o görüntüdeydi ve yaptığı hareketin sonuçlarının neler olabileceğini tahmin etmeye çalışıyordum. Toplantı odasına giderken de gözlerim önümde salınan kalçalarında ve hâlâ “ne olacak bu işin sonu?” sorusundaydı. İyice tırsmıştım anlayacağınız. Büyük masanın çevresindeki rahatsız sandalyelere yerleşirken her zamanki gibi yanıma oturmuş ama birazdan kendini pantolonlu sanarak sunacağı manzarayı rahatça görebileyim diye sandalyesini benden bir metre kadar uzağa çekmişti. Böylelikle sadece benim görebileceğim bir açı oluşmuş oluyordu. Nitekim sandalyeye oturduğunda bilinçli bir hareketle bacak bacak üstüne attı ve odadaki kadar olmasa da bacakları ortaya çıktı. Kısa bacakları vücuduyla orantısızdı, özellikle dizlerinden yukarısı geniş kalçalarını taşımak için olsa gerek oldukça kalındı ama diz altında bacakları inceliyordu ve ince, güzel ayak bilekleri vardı. Topuklu ayakkabılar ve naylon çorap onları oldukça çekici bir hale getirmişti. Bir-iki kez ailecek plaja gitmiştik ama alıcı gözle vücudunu incelememiştim. Tamamen çıplak olmasa da bikinili halini görmem gerektiği geçti kafamdan. Belki hafta sonu yine ailecek bir plaja gideriz diye düşündüm. Bir yolunu bulup teklifi karımın yapmasını sağlamalıydım. Şurada iki gün vardı hafta sonuna. Her zamankinin aksine sunumu onun yapmasını istedim, çünkü kafamda rapordan tek bir satır bile kalmamıştı. Bu jestim yabancı ortaklarım tarafından Fulya’yı daha iyi bir konuma getirmek istediğim şeklinde yorumlanacaktı ama yapabileceğim bir şey yoktu. Hem belki de terfi ettirerek yanımda uzaklaştırır, yangın alev almadan ateşle barutun birlikteliğine son verebilirdim. Duvara yansıyan sunumu daha iyi görebilmek için ışıkları söndürürken her zamanki öksürüğümle onu uyardım o da her zamankinin aksine frikiğini kapatmak yerine bana bir bakış atmakla yetindi. Ortaklarla gittiğimiz öğle yemeğinde de aynı tavırlarına devam edince “Ne yapmak istiyor?” sorusu iyice kafamda büyüdü. Beni utandırmak mı, iyice tahrik edip büronun ortasında kendine saldırtıp ele güne rezil etmek mi istiyordu? Yoksa en düşük ihtimalle de olsa bana aşkını mı gösteriyordu? Evet, ne yapmak istiyordu, anlayamamıştım. Bir yandan da bu cilveleşme hoşuma gidiyordu. Masa örtüsünün altında eteğinin iyice sıyrılmış olduğunu bilmek, yemek servis etme bahanesiyle elini elime değdirmesi, omzunu omzuma, memesini koluma dayaması ya da yanlışlıklaymış gibi dizime değen ve orada kalıveren dizi… Renk vermeden yemeği nasıl tamamladım bilemiyorum. Ortakları havaalanına yollayıp büroya geldiğimde yine eski haline dönmüş gibiydi. Ceketlerimizi çıkartıp işlere gömülmüş birbirimizi unutmuştuk diyemem. O işe dalmıştı ama benim aklım masanın altından neler göründüğünde, bacak gösterisine devam edip etmediğindeydi. Sık sık gözüm kayıyordu. Ama akşamüstüne kadar firikik vermedi. Saat beş gibi akşam çayımızı içeriz. Sekreterimiz Ayten sadece o saate özel olarak çay servisi yapar, bazen de çayla birlikte simit ya da kuru pasta da servis eder. Bugün birisinin doğum günü olmalıydı ki çayla birlikte çikolatalı pasta da vardı. Ayten çıkınca Fulya çayını ve pastasını alıp cam kenarındaki misafir koltuğuna oturdu ve “gelir misin?” der gibi karşısındaki koltuğu işaret etti. Eteği iyice sıyrılacak bir biçimde bacak bacak üstüne atmıştı yine. Ortamızdaki sehpadan pasta almak için eğilince gömleğinin düğmelerinin memelerini görebileceğim biçimde açık olduğunu da fark etmiştim. Ne zaman becerdiyse sutyenini de çıkartmıştı. Memeleri çıplaktı. Doğrulup sırtını koltuğa dayayınca ince ipekli beyaz gömleğinin altında önce meme uçları sonra da memelerinin nerdeyse tamamı görülebilir hale gelmişti. Elindeki çatalı tabağın kenarına bırakırken diğer elini açıp göğüslerinin üzerine koydu, dekoltesini kapattı. Bakışlarını bana dikerek “Gerçekten beni beğeniyor musun?” diye sordu. Nutkum tutulmuştu. Dehşet içinde bakakalmışım. Sekreterim elinde telsiz telefon “Sizi arıyorlar! Acilmiş!” diye içeri dalmasaydı öyle dut yemiş bülbül gibi oturmaya devam edecektim sanırım. Telefonu alıp yerimden kalktım. Arayan çalıştığımız bankanın müdürüydü. Kredi talebimizle ilgili olarak bir şeyler sorması gerekiyormuş. Masama geçmiş, bilgisayardan banka müdürünün istediği bilgileri veriyordum. Hesap işlerini hiç sevmem. Müdürün sorularından sıkıntı basmıştı. “Ne cevap vereceğim!” dercesine kravatımı gevşetip bir bakış attığımda Fulya yanımda bitivermişti. “Bilanço dosyalarını bulamıyorum,” dedim. Bilgisayara doğru eğilip mause’a uzandı, o dosyaları ararken ben bir yandan telefona cevap yetiştiriyor bir yandan da gözlerimin önüne serilen manzarayı süzüyordum. Bir düğme daha açmış olmalıydı, gömleğinin dekoltesinden memelerinden biri neredeyse ucuna kadar görünüyordu. Benimki kazık gibi olmuştu, ilk fırsatta kapıyı kilitleyip oracıkta Fulya’yı halledivermeyi geçiriyordum içimden. Ama bizimki gibi çat kapı girilen bir odada bu mümkün değildi. Mümkün olmadığını da bir iki dakika sonra gördük. Kapı çalındığında pozisyonunu bozmamış ama iki düğmeyi birden kapatıvermişti. Şimdi sadece zaman zaman çıplak koluma değen göğsünü hissediyordum. Sürpriz ziyaretçi bir kız arkadaşıydı. Birlikte alışverişe gideceklerdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD