10. Bölüm

1621 Words
"Lavabonuzu kullanabilir miyim?" Yemek masasını hazırlarken kaçmak için hemen bunu söylemiştim. Berke'nin yengesi -ya da Cansel hanım mı demeliyim- gülümseyerek Berke'ye seslendi. "Arkadaşını lavaboya götürür müsün oğlum?" Berke 'gitsin kendi bulsun' diyecekken -nereden biliyorum diye sormayın gözünde öyle bir ifade gördüm çünkü- yengesi nasıl baktıysa oflayarak ayağa kalktı. Onu takip ederken aslında gelmesi işime gelmişti çünkü ona mesaj atacaktım ama şansıma o da geliyordu. "Sence ne olacak? Neden ikimizi de çağırdılar? Berke ben korkuyorum ya!" Donuk bakışları yüzümde gezerken lavabo olduğunu düşündüğüm kapının önünde durdu ve derin bir nefes aldı. "Sakin ol. Ben de bilmiyorum. Lavabo burası. Yolu unutmazsın herhalde?" Gözümü devirdim alaycı sorusu karşısında. Cevap vermek yerine lavaboya girip kapıyı biraz sert kapattım. İnsan bari soruma cevap verirdi! Uyuz şey. Öğretmen olan herkesten hele ki okulumuzla alakası olan öğretmenlerden çok geriliyordum. Yolda görsem selam verip koşarak diğer yöne kaçardım ama şu an bildiğin okulun müdürüyle aynı çatı altındaydım ve benden, daha doğrusu bizden bir şey isteyecekti. Bayılmama birkaç dakika falan kalmıştı. Lavaboda yapabileceğim her şeyi yapıp vakti olabildiğince uzattım. Elimi o kadar uzun yıkamıştım ki yavaştan yavaştan buruşmaya başlamıştı. Derin nefes alıp havluya elimi olabildiğince yavaş kurulayıp banyodan çıktım ve yüzüme sahte bir gülümsemeyle salona doğru ilerledim. Arka cebimdeki telefonum titrediğinde Berke telefona bakan bakışlarını kaldırıp bana baktı. Mesaj attığını anlayıp telefona uzandım. Bildirim panelinden mesajı okudum. Berke: Biraz daha gelmeseydin lavabodaki havalandırmadan kaçtığını düşünecektim. Cevap veremedim çünkü Berke'nin yengesi hepimizi masaya davet etti. Tam karşıma okul müdürüm karısının sandalyesini çektikten sonra oturdu. İnşallah bu gerginlikten yemeği üzerime dökmezdim. Allah'ım lütfen dökmeyeyim. Berke ile kısa bir önce sen otur tartışması yaşadıktan sonra beni zorla amcasının karşısına oturtmuştu. Acıktığının farkındaydım ama biraz sabırlı ol be çocuk! Gerginiz şurada. Zamanı ne kadar yavaşlatırsam o kadar iyidir diye düşünüp Berke'yle inatlaşmam da bu yüzdendi çünkü müdürün isteyeceği şeyi düşünürken karnıma büyük ağrılar giriyordu. Müdür benden ne isteyebilirdi ki? Çorbalarımız önümüze koyulduğunda sol elime kaşığımı aldım. Herkes yemeğe başlarken solak olduğum için iki saniyede bir Berke ile kollarımız birbirine çarpıyor, çorbayı dökmekten kıl payı kurtuluyorduk. "Sana bu yüzden ben oraya geçeyim demiştim," diye bilmiş bilmiş konuştum. Şimdi ne ben doğru düzgün yemek yiyebiliyordum -ki çarpmasam da yiyemezdim- ne de o. Ama o istedi bunu. Sorunu çözmek için sandalyesini biraz benden uzaklaştırdı ve bana iğneleyici bakışlarını attı. "Sorunu çözmek bu kadar basit. İki adım uzak durursan çarpışmak zorunda kalmayız." Amcasının boğazını temizlemesi ile bakışlarımı çorbaya çevirdim ama sinirimi gidermek için Berke'nin ayağına basmadan edemedim. Solak olmak benim şuçumdu sanki! "Neden seni çağırdım bilmek istediğini biliyorum." Sonunda söze girerken çorbaları toplamaya başlayan Cansel hanım tabakları alıp muftağa ilerledi. "Daha doğrusu neden çağırdığımı ikiniz de merak ediyorsunuz. Berke'ye de açıklama yapmadım çünkü." Kadın önümüze nefis bir yemek koyarken odağımı tekrardan okul müdürümüze verdim. Kırlaşmaya başlayan saçlarını düzeltip elini masanın üzerine koydu. "Biliyorsun ki bu çocuk, kendi oğlum diye söylemiyorum ama okul hiçbir yararı yok. Sadece zarar yapıyor." Berke umursamazca arkasına yaslandı. "Ben senin oğlun değilim." "Bu konuya şimdi girmenin hiç sırası değil oğlum. Konu zaten bu değil. Berke ile yazın tanıştınız değil mi?" Konunun nereye bağlanacağını bilemeden dediğini onayladım. "Evet, yazın tanıştık." Müdürümüz neşeli bir gülümseme ile Berke'ye baktı. Gram bir şey anlamayarak ben de Berke'ye baktım. Neler dönüyordu o bile bilmiyordu bence. Gözlerindeki umursamazlık gitmiş garip kıpırtılarla amcasının diyeceklerini bekliyordu. "Berke küçüklüğünden beri iyi bir oyuncudur. Her zaman iyi sır saklar ve mutlu olmasa da mutlu davranabilir. Bunu fark ettin mi hiç?" Bakışlarım Berke'nin üzerindeyken kaşlarımı çattım. Eğer iyi rol oynuyorsa bunu nasıl fark edebilirdim ki? Benim bildiğim Berke zaten hep yüzünde sinsi bir gülüş olan o çocuktu. Sadece olanları anlattığı gün görmüştüm gerçek halini. İstemsizce bir aydınlanma gelirken müdürümüze döndüm. "Hayır fark etmedim. Ama bunun söyleyeceklerinizle ne ilgisi var?" Kimse yemeğine dokunmuyordu ta ki müdürümüz yemeğindeki pateteslerden bir tanesini ağzına atana kadar. "Tatlı tatlı konuşalım bence. Şimdi yemeğimizi yiyelim, tatlılarda konuyu anlatacağım. Hatta birini de getireceğim. Tatlıya yetişecekti." Müdür bey çok gizemlisiniz ama ben cidden hiçbir şey anlamıyorum. Dedikleri Berke ile alakalı şeylerdi. Çok iyi rol yapması onun için güzel bir şey olabilirdi ama bu konunun benimle olan ilgisini anlamamıştım. Acaba bana da mı rol yaptığını söylemeye çalışmıştı? Ya gerçekten birine aşıksa ve rol yaparak bunu gizliyorsa? Müdür de alttan alttan sen git buna kız ayarla demeye çalışmış olabilir miydi? Peki o zaman neden Berke de yemekteydi? Beynimde dönüp dolaşam sorularla önümdeki yemeği yemeğe çalıştım ama sağ olsun ki beynimdeki düşüncelerden yemeğe halim kalmamıştı. Berke bile iştahını kaybetmiş, tabağını biraz ileri itmişti. Ona ne olduğunu sormak istiyordum ama o da bilmiyordu ki. Yemek tabaklarını toplarken kapı çaldı. Müdür heyecanla ayağa kalktığında onu izliyordum anlamsız bir şekilde. "Ah geldi misafirim! Siz geçin oturun. Ben misafirimizi alıp geleyim." Müdür ortadan kaybolduğunda ayağa kalkan Berke'nin peşinden ilerledim ve koluna birkaç defa vurdum. "Sen bana rol mü yaptın?" "Kendini bu kadar özel görmen gözlerimi yaşarttı. Sadece sana değil, herkese rol yaparım, yapsam." Kafam karışmış bir şekilde Berke'ye baktım. Yani yapıyor muydu, yapmıyor muydu? Beynim cidden hiçbir şeyi anlamıyordu. Ben de mi sorun vardı yoksa olaylar mı çok karışıktı? Koltuğa diken üstünde oturdum ama salon kapısından içeri giren tanıdık yüzle kaşlarım istemsizce çatıldı. Berke hala anlamsız bakışlarını kadının üzerine atıyordu. "Hocam?" dedim şaşkın bir ifadeyle. Drama hocamız gülümseyerek bize baktığında Berke kendi kendine mırıldandı. Yanında olduğum için tek ben duymuştum. "Bu kim amına koyayım ya." "Drama hocamız. Bütün gün uyursan tabii bilmezsin." diye ayarladıktan sonra ayağa kalktım ve gülümseyerek kadına hoş geldin dedim. Kadın nefeşle beni sararken kesinlikle iyi şeylerin olmayacağını anlamıştım. Herkes koltuktaki yerini alırken Berke'in yengesi tatlı ve çaylarımızı getirmişti. Tatlıyı yemeğe halim olmadığı için müdürden bir atak beklemeye koyuldum. "Çocuklar sizi çağırdım, daha doğrusu Meltem hocanız çağırmam için rica etti. Ben de onu kırmayıp çağırdım. Sözü daha fazla uzatmadan hocanıza devrediyorum." "Hiç uzatmadın, hem de hiç." diye kendi kendine söylenen Berke'ye katılmıştım çünkü kaç saattir bizi oyalayıp duruyordu ve şimdi de drama hocamız karşımızdaydı. Yavaştan yavaştan cümleler birbirine otururken yutkundum. "Yıl sonu gösterimiz olacak. Bunu yıllardır planlıyorduk ama yeteri kadar bütçemiz yoktu. Bu yıl nasip oldu. Bir arkadaşınız gösteri için senaryo yazdı. Rollerin hepsi için bütün sınıflara tek tek şu sizin ödev sandığınız denemeleri yaptım. Herkesle özel olarak konuştum ve gizli kalması konusunda kesin bir dille uyardım." Gülümseyerek çayından bir yudum aldı. Demek oluyordu ki bu gösterinin bir parçasında olmamızı istiyordu. "Peki bununla ne alakam var? Ben gösteride falan olmam." "Gösteride olacaksın Berke. Müdür amcan olabilir ama okulumuz için bir şey yapman gerekiyor artık ve tam da hayal ettiğim karakter sensin." "Bu benim umrumda değil. Hangi karakter olursa olsun ben oyun falan oynamam." Amcası boğazını temizlerken doğru dürüst nefes bile alamıyordum. "En önemli karakterlerle en son konuşmak istedim. Size bir ricada bulunmuyorum, oynayacaksınız demek için geldim. Müdürümüz de beni kırmadı." "Oynamazsan minik ricanı gerçekleştirmem zorlaşabilir." Açık ara Berke'yi iki yandan tehdit ederken tek yapabildiğim sessizce onları izlemekti. Bunun için önce bizden fikir almaları gerekmez miydi? Berke bu konuda haklıydı. Ben de karşı çıkmak istiyordum ama okul da olanı emliyete taşıma ihtimalleri boğazımda bir düğüm oluşmasına neden oluyordu. "Neden biz? Neden herhangi biri değil de Berke ve ben?" Drama hocamız bunu bekliyormuş gibi heyecanla yerinde kıpırdandı. Önündeki masaya tatlı tabağını yerleştirip öncelikle bana baktı. "Oyunun konusu iki aşık üzerine." "Bunun bizimle pek alakası olduğunu düşünmüyorum. Yani... Berke ve ben sadece arkadaşız." diyerek aramızdaki ilişkiyi açıklamaya çalıştım. Aslında ben biraz daha manyak bir görümce olabilirdim ama bu ayrıntıyı bilmelerine gerek yoktu bence. "Düzelteyim. Sadece sıra arkadaşıyız. Hem onun sevgilisi var ve bu konuyu duyunca pek sevinmeyebilir. Bence onu benim yerime alın." Berke kendisini korumak için beni suya atarken benim tek takıldığım nokta sadece sıra arkadaşı olduğumuz yere vurgu yapmasıydı. Ben onun için görümce oluyordum, beyefendiye göre sadece sıra arkadaşıyım. Yazdım bunu bir kenara, yeşilli. "Alkın bu karakteri yansıtabilecek biri değil. Onu da düşündüm elbette ama Alkın aşırı romantik bir çocuk. Karakterimiz ise böyle biri değil." "Peki... neden bizi buna zorluyorsunuz? İkimiz de bunu istemiyoruz. Oyuncu olmak istemiyorum. Ya sen?" "Ben de olmak istemiyorum. Size oyununuzda başarılar ama ben yokum." Berke net bir şekilde konuşsa da amcası ile aralarında garip bir bakışma geçti. Ardından yutkunup sordu. "Bu gösteri tam olarak ne zaman olacak?" Sence şu an zaman önemli mi Berke? Cidden yani. Biz burada gösteri olacak diyoruz, çocuk zamanını soruyor. Benim sahne korkum var belki? Ne yapacağım ben? "Haziranın 7si diye düşünüyoruz. Gösteri çok iyi olacak. Ardından sizin balonuz var zaten. Her karakter hazır sadece sizi bekliyoruz." Berke bakışlarını bana çevirdi ve derin nefes alarak tekrar drama hocamıza baktı. Amcasıyla nasıl bir anlaşmaları varsa kabul etmek zorunda kalmıştı resmen. "Bilin ki hiçbir çaba göstermeyeceğim. Gösterinin iyi olması için gram uğraşmayacağım. Sadece amcamla bir anlaşmamız olduğu için kabul ediyorum." Kadın sevinçle gülümsedi ve bana çevirdi bakışlarını. "Dila sen ne düşünüyorsun?" Kabul etmekten başka çare bırakmadığınız için düşünemiyorum hocam. Keşke bunu dile getirebilecek kadar cesaretim olsaydı. "Tamam hocam." diye mırıldandım ama epey üzgündüm. Ben ve tiyatro oyunu... Cümle bile kuramayacak kadar zıt geliyordu kulağa. "Çok güzel! Sizin için senaryoları getirdim ama sizden bir ricam olacak." "Daha ne isteyebilirsiniz ki?" Berke'nin keskin sesine bakışlarımla katılıyordum. "Bu gösteriyi sır gibi saklamanızı istiyorum çocuklar. Çok emek vereceğiz ve önümüze engel kolmaya çalışanlar olacak bu yüzden gizli kalması daha iyi. Arkadaşlarınıza bir şey söylemezsiniz değil mi? En azından ben açıklayana kadar. Yani... provalarda epey iyi olana kadar." Alkın'a bunu açıklayamayacaktım. Tanrım işler giderek karışıyordu ve bu cidden benim elimde olan bir şey değildi. Tamam, Berke'ye anonimden yazmak benim elimde olan bir şeydi ve bunu Alkın'a söylemem gerekiyordu ama yapamıyordum. Şimdi bir de üstüne bu çıkmıştı. Ne yapacaktım ben? "Söylemeyiz. Artık gidebilir miyim amca?" Soğuk sesiyle ayaklanırken ben de peşinden kalktım çünkü eve beni bırakması gerekiyordu. Drama hocamız senaryonun yazılı olduğu kitapçıkları bize uzattı. Berke umursamazca eline alırken ben sayfaları karıştırmamak için zor duruyordum. Evden nasıl çıktık bilmiyorum ama aramızda minik -pek de minik sayılmaz aslında- bir sır daha oluşmuştu. Diğerleri bunu öğrenince ne tepki vereceklerdi merak ediyordum ama içimde kötü bir his geziniyordu. İyi şeyler olmayacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD