9. Bölüm

1297 Words
Telefonu hoparlöre verip dolabımın karşısına geçtim. Deniz ve Simge şu an yan yana oldukları için Deniz'i aramış ne giymem gerektiğine karar vermeye çalışıyordum. "Müdürün evine giden siz olsaydınız ne giyerdiniz ya?" Dolabımdaki eşyalar ya çok canlı ya da çok iç karartıcı olduğu için asla ortasını bulamıyordum. Gidip babamın takım elbisesini giyesim gelmişti. "Gelinlikle git istersen kanka. Dönüşte Alkın'la evlenirsiniz." Deniz'in fikrine gözümü devirdim ve siyah bir tişörtü üzerime tuttum ama havanın buz gibi olduğunu hatırlayıp tekrar yerine yerleştirdim. "Bir mantıklı sensin Deniz. Helal olsun ya." Onu alkışlayıp tekrar dolabıma dönerken Simge konuşmaya başladı bu sefer. "Önemli olan kıyafet değil de duruş falan bence. Sen çantana bir test kitabı at bence. Yemek yerken arada çözersin de gözüne girersin." Simge'nin fikri aklıma yatarken istemsizce zıplayıp telefonumu elime aldım ardından ikisine kocaman öpücükler yolladım. "Sizi görünce alnınızdan öpeceğim. Hadi görüşürüz bebeklerim." Telefonu kapatıp rastgele bir şarkı açtım ve dolabımın karşısına geçip normal bir şeyler seçtim. Ne konuşacağını bilmesem de koskoca okul müdürünün evine gidiyordum yani ciddi olmam gerekiyordu bence. Beyaz bir kazak alıp üzerime tuttum. Bence bu yeterince ciddi ya. Benim iç sesim bile aşırı ciddi olamazken dolabımdaki en ciddi şey şu beyaz kazaktı. "Acaba sana nasıl ciddi bir pantolon bulacağım ben?" Aklımda hala babamın takımını giymek olduğu için kendime sinir oluyordum. Çık alımdan manyak fikir. Dolabımın derinliklerinde toprak rengi bir pantolon buldum. Annemin zorla aldırdığı, benim de hiçbir zaman giymediğim toprak rengi pantolonum. Seni giymek bu güne kısmetmiş canım. Darılma hemen. "Anne! Anne ütü nerde?" Aşağıda, mutfakta yemek yapan anneme seslendim. Müdürün beni eve çağırdığını söylemiştim. Epey şaşırsa da gitmem konusunda ısrar etmişti. Ee ben de gidiyordum işte. "Eve misafir misin kızım? Orada işte!" "Anne orası nerede?" Ütü olsam nerede olurdum diye düşünürken annem yanıma geldi ve beni sürükleyerek banyodaki beyaz dolabın önüne getirdi. Ütüyü eliyle koymuş gibi çıkarıp söylenmeye başladı. "Vay bunu alanın haline. On yedi yıldır bu evde yaşıyor hala ütünün yerini bilmiyor. Yazık. Valla yazık Alkın oğluma. Ütü yapabiliyor musun bari?" Yapamasam bile şimdi yapamıyorum diyemeyeceğim için ütüye sarıldım ve annemi arkamı döndüm. "Yapabiliyorum merak etme." "Sakın anne yaktım pantolonumu diye bağırma bana." "Of tamam ya!" Diye söylenip odama geçtim ve ütüyü fişe takıp şu benden uzun olan masayı zorlanarak odama getirdim. Hangi akla hizmet şunu bu kadar büyük yapar ki? Göğsüme geliyordu neredeyse ve bu beni epey kısa göstermişti. Bu yüzden küçük bir tabure alıp onun üzerine çıktım. Sağ sağlim toprak rengi pantolonumu ütülediğimde ter içinde kalmıştım bir şey olacak diye ama olmamıştı çok şükür. Anneme biraz övünüp düş aldıktan sonra hazırlandım ve beni alması için Berke'ye mesaj attım çünkü evin yolunu bilmiyordum ve Berke de orada olacakmış. Siz: Ben hazırım yeşilli gelebilirsin (17.47) Berke: Tamam geliyorum on dakikaya. (17.54) Elime test kitabımı aldım. Aldım da keşke kalem de alsaydım ya. Odama geri dönüp kalem de aldım ve tekrardan aşağı indim. Bu sefer de silgi almadığım aklıma geldi ama bende hata olmaz hocam deyip kandırabileceğim için silgiyi salladım. Hem kalemin arkasında hiç kullanmadığım silgi de vardı yani. Hem öğretmen evi yani kesin silgi vardır ya. Sanki çok test çözeceksin Dila. Gösteriş yapıyorsun gösteriş. Bu da doğruydu aslında. Of gerildim şimdi ben. Berke dediği gibi on dakikada gelirken beni elimde test kitabıyla görünce kaşları çatıldı ister istemez. "Bu ne hal Dila?" "Göz boyamak için! Ay... bunu sana söylememem lazımdı." Berke gülmemek için kendini sıkıyormuş gibi gözüküyordu. Başını iki yana sallayıp ciddileştiğinde kaskı bana uzattı ama itiraz ettim. "Hayır beni fotoğraf çekmen lazım önce. O kadar hazırlandım ya!" "Of Dila of. Müdürün evine gidiyorum kombininle mi çekeceğim şimdi seni?" Cebimdeki telefonu çıkartıp ona uzattım ve test kitabını motorun üzerine bırakıp poz verdim. "Bu anı ölümsüzleştirmem lazım ama." Berke onaylamazca başını sallarken beni birkaç poz çekti ve fotoğrafları asla göstermedi. Biliyordu beğenmezsem tekrar çektireceğimi çakal hemen telefonu kapatıp cebine koydu. "Hey daha seninle de çekinecektim ama!" "Müdürün yeğeniyle müdürün yanına gidiyoruz fotoğrafı mı? Aman kalsın. Hadi bin." Uyuz olduğu için gözlerimi kıssam da bir etki yaratmadı. Kaskı takıp ona tutundum ve ışınlandık mübarek. Tabii bu havada motorla gidince her yeriniz ama her yeriniz donuyor. Bir binanın önünde durduğumuzda kaskı çıkarttığım gibi takırdayan dişlerimle Berke'ye döndüm. O pek üşümüşe benzemiyordu ama neyse. Cebindeki telefonumu bana uzattı ve ilerideki binayı işaret etti. "Sen donmadan gidelim en iyisi." "Çok mantıklı bir karar yeşilli." Diyerek onun yanına ilerledim. Apartmanın içine girdiğimizde sıcak hava ile aşk yaşadığımı anladım. Ben yaz insanıydım ayol. Kışı tek kar yağdığında seviyordum ki buraya fazla kar da yağmıyordu. Asansöre binip 5. katın düğmesine basınca istemsizce asansörde kalır mıyız acaba diye düşünmeye başladım. Her asansöre bindiğimde istemsizce düşünürdüm bunu ve neyse ki hiç kalmamıştım. Tamam bir defa neredeyse kalıyordum ama konumuz bu değil. "Ay Berke ben amcana hediye almadım!" Asansör durup kapı açılırken istemsizce aklıma gelen şeyle Berke'yi dürttüm. "Dila kafayı mi yedin kızım ne hediyesi? Geldin ya ona şükretsinler." Göğsüme bastırdığım test kitabını çekerek aldı ve bir evin ayakkabılık kısmına koydu. "Ne yapıyorsun ya?" "Kafayı yemediğini kanıtlamak için saklıyorum. Amcam test kitabıyla görse seni kesin deli olduğunu sanar. Aslında öylesin ama..." "Sensin deli be!" Diye çemkirdim. Aslında dedikleri mantıklıydı. Hangi manyak benim kadar takıntılı olabilirdi ki? Kimse. Zile bastı. Ben derin nefesler alarak kapıya baktığımda onun bana yandan yandan baktığını görebiliyordum. Bu arada Berke çok normal giyinmişti. Acaba ben biraz abarttım mı ya? Yok ya abartmadım kesinlikle. Gelinlikle de gelebilirdim yani. Kahverengi saçlı neşeli bir kadın kapıyı açtığında titrediğimi yeni yeni fark ediyordum. Kadının gözlerindeki pırıltılar beni korkuturken istemsizce Berke'ye çevirdim bakışlarımı. Düz ifadesiyle kadına bakıyordu. "Hoş geldiniz! Hoş geldin oğlum. Hadi geçin içeri üşümeyin daha fazla." Bizi içeri davet ederken Berke bana önüne geçmem için işaret verdi ama aynı şeyi ben de ona yaptım çünkü ne yapacağım konusunda gram fikri yoktu. "Hadi geçsene bücür." "Hayır ilk sen geç." Kadın gülerek bizi izlerken Berke pes edip içeri girdi. Kadın ona sıkıca sarılsa da Berke pek tepki göstermemişti sanki. Ayakkabısını çıkarıp montunu yengesine verdi ve bana döndü. Derin nefes alarak kadına elimi uzattım ama kadın bir anda beni çekip aynı Berke'yi sardığı gibi sardı. Sarılmamız bittiğinde ayakkabımı çıkarıp ben de Berke'yi taklit ederek ceketimi kadına uzattım. Kadın onları astıktan sonra eliyle salon olduğunu düşündüğüm odayı işaret etti. "Hadi dikilme gel." Berke kolumdan tutup ilerlememi sağladıktan sonra kolumu bıraktı ve içeri girdi. Amcası yani okul müdürümüz salonda oturuyordu ama bizi görünce ayaklandı ve Berke'ye sarıldı. Ardından benimle tokalaştıktan sonra ne yapacağımı bilmediğimden mal gibi dikildim. Berke halimi anlayıp oflayarak benim yanıma ilerledi ve belimden ittirerek amcasının karşısındaki krem rengi koltuğa oturmamı sağladı. Sanki ben robottum da Berke de beni kontrol eden sahibim gibiydi şu an. Çünkü ne halt yiyeceğimi bilmiyordum. Berke de aramızda bir kişinin oturabileceği bir uzaklığa oturdu ve amcasına keskin bakışlar atmaya başladı. "Ee geldik. Ne zaman konuya girip gidebiliriz?" Kadın onaylamaz bakışlarıyla Berke'yi susturmaya çalışsa da Berke oturduğu yerde iyice yayıldı ve kolunu koltuğun üstüne uzattı. Eli sırtımın hemen arkasına gelirken istemsizce kıpırdandım. "Berke'nin kusuruna bakma kızım. Çocukken de sabırsızdı baya." "Çocukluk konusunu açma Cansel yenge." Berke'nin keskin sesi odanın içinde gezinirken istemsizce oturduğum yerde minicik kaldığımı düşünüyordum. Neden buradaydım ki? Kadın Berke'yi umursamadan kendisini tanıtmaya başladı. "Ben Berke'nin yengesi Cansel. Ama Berke'yi kendi çocuğum gibi severim. Seni de Hakan'dan çok duydum." Hakan müdürümüzün adıydı. İstemsizce bakışlarım müdüre döndü. Neden beni evde anlatıyordu ki? Ne özelliğim vardı? Sadece kendimi kesmiştim. "Berke ile benzer bir şey yaşamışsın. Seninle görüşmeyi istiyordum ama bir anda seni evime çağıramazdım ya. Sonra disiplin olayı olmuş sanırım. Hakan da iyi düşünmüş seni çağırmış." Kadın gülümseyerek bize bakarken Hakan hoca sözü devraldı. "Aslında bir şey isteyeceğim sizden. Ama bunu yemekten sonra konuşalım bence. Acıkmışsınızdır." İkisi ayaklanırken ben de kalktım. "Yardım edilecek bir şey var mı?" "Hayır kızım sen otur Berke ile burada. Biz hazırlarız hemen." Berke'nin yanına geri oturdum. Berke kılını bile kıpırdatmadan oturuyordu. Aramızdaki bir kişilik boşluğu aşarak ona yaklaştım ve olabildiğinde sesimi alçalttım. "Bizden ne isteyecek?" "Eminim ki kabul etmeyeceğimiz bir şeydir." Ama şunu bilmiyordu ki ben istenilen şeyi yapmaya çalışırdım genelde.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD