8. Bölüm

1477 Words
Öğlen arasına girerken hava soğuk olduğu için hiçbirimiz okuldan dışarı çıkmamıştı. Ben de boş vakit bulduğum için elimdeki sandiviçle beraber kızlara olayları anlatıyordum. "Ben o çocuğun yüzüne yapıştıracağım yumruğumu yakında. Çok oluyor şerefsizin tohumu." Deniz tostunu yuttuktan sonra elini yumruk yapıp savurdu. Hepimiz bizim sınıfta toplanmıştık. Erkekler kart oyunu oynuyor, biz kızlar ise olaylar hakkında konuşuyorduk. "Deniz çok haklısın. Şeytan diyor yemeğine zehir at." Simge çok aç olduğu için dışarıdan döner almış onu yiyordu. Yiyip yiyip kilo almayan kızlar var ya işte tam o cinstendi. Tabii boğa burcu olmasından da kaynaklı olabilirdi ama bilemiyorum. "Görkem'in amacı ne hiçbir şey anlamıyorum. Neden bunları yapıyor? Sorunu ne?" Lara merakla öğretmenler masasında kıpırdanırken düşündüm ama cevabı bilmiyordum. Berke oturduğu yerden kalkıp yanımıza geldi ve benim oturduğum sandalyenin üzerine ellerini yerleştirip karşımdaki Lara'yı cevapladı. "Onun sorunu falan yok. Sadece kendisini kral olarak falan görüyor ama kralı sikerler." Başımı kaldırıp Berke'ye bakmaya çalıştım ama olmadı çünkü sadece çenesini görebiliyordum bu açıdan. Ben de tekrardan Lara'ya baktım. Berke'yi başıyla onaylayıp meyveli gazozundan bir yudum daha aldı. "Okulun kralı demişken. Benim eski okulumda yıl sonu kral ve kraliçesi seçiliyordu. Burada da öyle bir şey var mı?" Meraklı bakışları yüzümüzde gezinirken Berke omzumu yavaşça dürttü. Merakla ona doğru dönerken o Alkın'a da seslenmeyi ihmal etmemişti. Tabii ben onlara bakarken Aden, Lara'yı cevaplamıştı ama ne dediğini anlamamıştım. "İki dakika koridora çıkmamız lazım. Hadi ilerle." Oturduğum yerden kalktım ve Alkın'ın yanına doğru ilerleyip merakla baktım. "Neler oluyor?" "Hiçbir fikrim yok ama belki şu olay hakkındadır." Başımla onayladım. Ne de olsa beni kurtaracaktı ve olayla alakalı olması çok muhtemeldi. Ona nasıl bu iyiliğinin karşılığını ödeyeceğimi bilmiyordum. Beraber koridora çıktık. Berke çoktan pencerenin pervasına oturmuş bizi bekliyordu. "Aslında Dila'ya söylemem gerek ama sevgilisi olduğun için bilmen gerek diye düşündüm." Berke'nin kısa çaplı açıklaması Alkın'ın merakla kaşlarını kaldırmasına neden oldu. Ben de merakla Berke'ye döndüm. "İyi yapmışsın da ne oldu? Yoksa kurtaramadın mı?" Berke başını iki yana salladı ve oturduğu yerden kalkıp karşımızda dikildi. "Tam tersine kurtardım sayılır." "Sayılır? Bu da ne demek oluyor?" Berke sorum karşısında beni yeni fark etmiş gibi gözlerini kısarak başını biraz aşağıya eğdi. Beni anca böyle görebiliyordu çünkü. Kendi kendime kalbimi kırdım iyi mi? "Şu demek oluyor bücür. Amcam seni yemeğe davet etti. Bir şey konuşacakmış. Gitmezsen de kurtarmazmış." Küçük çocuğa anlatırmış gibi biraz eğilmiş ve dizlerinin üzerine ellerini koymuştu. Bu haliyle ona sinir oldum. Yapmacık bir gülüşle doğruldu ve Alkın'a döndü. "Böyle işte. Amcamla ne konuşacaklar hiçbir fikrim yok ama kurtulması için gitmesi gerek." Alkın başıyla onayladı ve bana döndü. "Gidecek misin? Bana kalırsa gitmelisin." Az önce Berke'nin oturduğu yere ilerledim ve birkaç sıçrayışta yerleşip sırtımı cama yasladım. Kurtulmam için gitmem gerekiyordu ama orada ne konuşacağımız beni epey geriyordu. Beni ne için çağırıyor olabilirdi ki? Ya bana zor sorular sorarsa ve cevaplayamazsam? Ya kendimi rezil edecek bir şey yaparsam ve beni okuldan atarsa? Sakin ol Dila zaten iki türlü de okuldan atılma riskin var. Bari git de şansını dene. Kendi kendime katıldım ve derin nefes alıp ikisine de baktım. "Tamam gidiyorum ama bana ne zaman ve nerede olduğunu söylemen lazım yeşilli." "Amcama sorarım. Şimdi ben gideyim o zaman." Berke hızla ilerlerken Alkın yanıma geldi ve ellerini dizlerimin üzerine yerleştirdi. "Doğru olanı yaptın Dila. Biliyorum hiçbir şey kolay gelmiyor şu an ama bir piç yüzünden hayatını karartmaman gerekiyor. Bir daha asla ne kendine ne de başka bir şeye zarar vermeyeceksin. Anlaştık mı?" Doğru söylüyordu. Bir anlık gelen hisle yapmıştım iki olayı da ve sonucu kocaman bir pişmanlıktı. Görkem haksız olabilirdi ama onun cezasını ben veremezdim. "Anlaştık okyanus. Bugün de psikoloji için hazırlık yapıyorsun bakıyorum da." Dişlerimi göstererek gülümsedim. Alkın psikoloji okumak istiyordu bu yüzden neredeyse sabahlara kadar çalışıyor, okulda da boş derslerin tamamında uyuyordu. Geleceği için bunlarla uğraşırken bir de bela gibi bir ben olunca epey zorlanıyordu sanki. "Ee boşuna istemiyoruz güzelim. Önce kendi psikolojimi sonra da senin psikolojini düzelteceğim." Burnuma işaret parmağıyla yavaşca vurduğunda kıkırdadım. O da istemsizce bana eşlik ederken istediği şeyin olması için dua ettim. Ben ne olmak istediğimi dahi bilmezken en azından onun isteği olsun diye dua ettim. Çünkü bunu cidden istiyordu. Gözlerindeki parıltıdan anlayabiliyordum. "İleride çok iyi bir psikolog olacaksın Alkın Ay." Kollarımı ona sardım. Başını saçlarıma gömerken sadece gülümsüyordum. Bazen günümü sadece bir sarılması ile yeniden yazabiliyordu. Bu his aşk değildi de neydi? "Hadi hadi. Gel bakayım!" Berke'yi zorla Bartu'nun sınıfının önüne getirmiştim ama girmemek için direniyordu. "Yine ne karıştırıyorsun sen? Bak Lara bizim sınıfta kaldı. Tabii başka kız bulduysan bilemem ama Lara daha yakındı bence sen ona takmaya devam et de ben uyuyayım." "Of Berke Akar of! Uyumak yok geliyorsun." İçeri daldım ve Bartu'nun açık kollarına atlayıp sarıldım. "Minik Bihter'im benim! Nereden kaldın kız? Ağaç olacağım diye korktum." "Bir boğayı sürüklemek ne kadar zor biliyor musun sen? Kırmızı pelerinim de yok ki sallayayım gelsin." Bartu'nun kollarından ayrıldım. Bartu düşünceli düşünceli birkaç saniye durdu ardından sırıttı. "Kanka keşke kız sallasaydın. Gelirdi hemen Berke." Dediği mantıklı gelirken bakışlarımı Berke'ye çevirdim ama yoktu. Ay nereye gitti bu çocuk? Kapının çevresinde yoktu. Biraz dikkat ettiğimde öğretmenler masasına geçip uyuduğunu görünce rahatlamıştım. En azından kızla aynı çevredeydi ve kaçmamıştı. Henüz. Bakışlarımı tekrar Bartu'ya çevirdim. Bir kızın yanına gitmiş onunla konuşmaya çalışıyordu ama kızın heyecanlandığını yüzündeki ifadeden anlayabiliyordum. İşte gerçek sevgiyi göreceksin çocuk. Hemen sevecen görümce moduma girip kızın yanına ilerledim. Az önce Bartu yüzünden kızı pek göremesem de şimdi yüzünü seçebiliyordum. Kahverengi uzun, beline kadar uzanan saçları hafif dalgalıydı. Açık tenli, burnunun kenarında çilleri olan ve siyah yuvarlak gözlük takan bir kızdı. "Merhaba Öykü. Ben Dila." Diyerek kendimi tanıttım ama kız gülümseyerek elimi sıkıca tuttu. "Hepinizi biliyorum. Alkın ile ilişkiniz çok güzel. Keşke ben de sizin kadar şanslı olabilsem." Bakışları Berke'ye kaydı ve derin bir iç çekti. Platoniklik kadar zor bir şey yoktu şu lise hayatında. Ruhunu emen bir canavarla yaşamaya çalışıyordun ve bu seni gün geçtikçe çöktürüyordu. "Umarım sen de mutlu olursun. Seninle bir konu hakkında konuşmam gerekiyor ama ciddi olacağım." Bartu'ya Berke'nin yanına gitmesi için başımla işaret verdim. Dudağını bükerek yanımızdan uzaklaşınca kızın önündeki sıraya ters oturdum ve derin nefes aldım. Ona peşin peşin her şeyi söylemeliydim ki kalbi kırılmasın. Berke kızlara kötü davranan biri değildi ama ciddi ilişki konusunda nasıl olurdu bilmiyordum. "Berke'nin sana anlatmayacağı sorunları var. Kimse ne olduğunu bilmiyor ama onu soru sorarak sıkmaman gerekiyor. Ah bir de minik bir sorunumuz olabilir ama bunu bilmen gerekiyor Öykü." Öykü, bakışlarını arkamda öğretmenler masasında yatan Berke'ye çevirdi. İstemsizce ben de oraya baktım. Aynı minik bir bebek gibi uyuması istemsizce gülümsememe neden olurken kendimi toparlayıp kıza geri döndüm. "Ne bilmem gerekiyor Dila? Sizi epey iyi tanıyorum aslında." "Bu o şekilde bir şey değil. Benim düşünceme göre Berke birine aşık ama o bunu inatla inkar ediyor. Seni sevebilme garantisi yok ama denemeden bilemezsin seni sevip sevmeyeceğini." Bakışlarını tekrar Berke'ye çevirdi ve olabildiğince sesini alçalttı. İçimde oluşan minik kıpırtılarla ona doğru yaklaştım. Umarım bir anda Berke uyanıp bizi yakalamazdı. "Onun ne kadar zor biri olduğunu senden iyi biliyorum Dila. Her zaman sizi gözlemliyorum. Berke'nin senin dışında hiçbir kızla arkadaşlığı olmadığını, senin arkadaşlarınla bile konuşmadığını biliyorum. Berke beni sevmese de mutlu olmasını isterim ama benimle mutlu olamaz." Gözlerim istemsizce büyürken Öykü anlayışla ellerimi tuttu ve sıktı. "Onu zorla birine aşık edemezsin Dila. Mesela ben onu nasıl sevdim biliyor musun? Kantin sırasında yanımda duruyordu ve ses tonu dikkatimi çekti. İşte o an kalbimi ona kaptırmışım ama onda böyle bir etki olmadı. Gözlemliyorum da kimse için böyle bir etki göstermiyor Berke. Kendini buna kapatmış gibi. Sadece sana iyi davranıyor." Bakışlarımı istemsizce Öykü'den alıp Berke'ye baktım. Çünkü korkuyordu sevmekten, sevilmekten. Sırların gün yüzüne çıkmasından korkuyordu belki de. Belki de kendisini kötü göstererek içindeki o küçük çocuğu saklıyordu. Bana yardım etmek için sırlarını dökmüştü bu yüzden yakın davranıyordu çünkü aynı yolda, ben onun arkasında ilerliyordum. O yoldaki sorunları en aza indirmişti ben de yavaşça ona yetişmeye çalışıyordum. "Biliyorum ama Berke için deneyemez misin? Onun mutlu olması gerekiyor Öykü. Belki... belki seni sever." Öykü'yü bu yolda harcamak pek içime sinmese de Berke benim için çok değerliydi. Burnumu her şeye fazla soktuğum gibi onun hayatına da karışıyordum ama sevdiğim insanlar için yapardım bunu. "Denerim Dila ama istediğin sonuç olmayacak. Berke'nin kendisi isteyene kadar kimseye kalbini açmayacak." Gülümseyerek yerimden kalktım ve fısıldadım. "Teşekkürler Öykü. Çok teşekkürler." Hızla Berke ve Bartu'nun yanına ilerledim ve Berke'nin saçını karıştırdım. Uyanıp gözlerini yavaşça bana dikti. Masumluğu yüzünde belirirken yanaklarını sıkasım geldi ama kendimi durdurdum. "Hı?" "Seni biriyle tanıştıracağım. Hadi aç gözünü bakayım." Berke umursamazca esneyip oturduğu yerden kalktı ve bakışlarını sınıfta gezdirdi. "Nerede? Ben göremiyorum." Öykü'ye yavaşça gelmesini işaret ettim. Derin bir nefes alarak yanımıza gelirken titrediğini fark etmiştim. Onu anlayabiliyordum. "Bu Öykü." Berke'nin kolunu dürterek Öykü'ye bakmasını sağladım. Ne kadar pezevenk olsa da iyi biriydi ve kibarca ama bir o kadar da sahte bir gülümsemeyle Öykü'nün elini tutup salladı. "Ben de Berke." Kız titremekten ölmezse iyiydi. Berke'nin elini bırakmazken boğazımı temizlemek zorunda kaldım çünkü Berke cidden elini kurtarmaya çalışıyordu. "Siz çok yakışacaksınız birbirinize." Diye mırıldandım derin bir nefes alarak. Bartu kulağıma eğilip fısıldadı. "Dila ile evlenceksen gel." Haklıydı. Umarım sonu çay içmeye giderdi amin.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD