BÖLÜM ON DÖRT

1333 Words
Selam canlarım nasılsınız? Keyifli okumalar ❤ Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin canlar ❤ Sessiz umutlarım sessiz vaveylalarım hepsi üstüme geliyordu. Bileklerimde ölü hayallerim içimdeki kor yangını körüklüyordu. Duyduklarım dünyamda yankı yapmış ruhumun çığın altında kalmasına sebep olarak ruhumun katili olmuştu. Mabedimi işgal ediyordu. Bu adam sorgusuz sualsiz yeteri kadar olan dünyamı almış başıma yıkmıştı. Şimdi onun kurallarına göre şekilleniyordum. Lakin ben bunu istemiyordum. Yüklü dünyamda ki en büyük en ağır yükümdü. Aramızda ki katran karası sessizlik büyüdükçe kulaklarım uğulduyordu. En nihayetinde karşımdaki akşam gözlü canavar bileğimi tutmuş her zaman ki otoritesiyle yön veriyordu bu hayata söz hakkı olmayan bedenime. Girdiğimiz oda şuan benim kaldığım ama onun odası olduğuna adım kadar emin olduğum odaydı. Nefesim yaşadığım duygularla doğru orantılı hızlanıyordu. Bu his hem ürpertici hem de bağımlılık yapıcıydı. Odanın kapısının kapanması beynimde müthiş bir telaşa neden olmuştu. Adım adım yaklaşan koca nedeniyle korunma iç güdüm geri geri adımlar attırıyordu kukla bedenime. Kara gözleri boğazımda düğümlenen ilmekli. Hayatım onun boyunduruğu altında geçme düşüncesi işte bu cehennemde zemheriye gitmek kadar dehşet verici ve korkutucuydu. Bir piskopatla bir ömür, kötü bir kabus kadar korkunçtu. Senin onunla aranda Allah katında helal bir bağ var o artık senin eşin. Nereye kaçabilirsin? Beynimin içinde uğuldayan ses durumun vehametini kanıtlar nitelikteydi. Beynimde birden fazla tilki dolaşıyordu lakin hiç birinin kuyruğu bir birine değmiyordu. Kafamdaki düşünceler silsilesine o kadar takılmıştım ki ani bir hareketle kafamı kaldırınca zemheri gözleri görmek anlık afallamama neden olmuştu. O zemheri gözler en küçük hücremi bile dondurur güçteydi. Derin nefes aldım lakin, bu dünyadan aldığım anlık geçici nefesi vermeye korktum. Bedel ödemeden sahip olduğum nefes bile saniyelik zaman diliminde vücudumu doldurup geldiği anki masumluğu yitirip gitmişti. Tüm vücudum sıtmaya tutulmuş gibi titriyordu. Karşımdaki adam ellerimi ayaklarımı prangalamıştı. Alnını alnıma yasladı. Ellerim titriyor, boğazım kuruyordu ama vücudum yutkunma eylemini yerine getirmeyi unutmuştu. Baş örtüme giden koca elleri yüreğimi sıkıştırdı. Bir yanım eş dese de diğer yanım bu defa yeniden boyun eğmek istemiyordu. Ciğerlerimde ki hava bitmiş gibi nefes alma ihtiyacı duyuyordum. Sanki biri kanıma benzin dökmüş ve acımadan çakmağı çakmıştı. Ağzımdan kaçan hıçkırık ruhumun ölüm fermanının soğuk imzasıydı. Gözlerim de ki intihar ilk olmayan son olmayacak yaşları akıtıyordu. Ölen ruhuma ağıdım ruhumla beraber göklere yükseliyordu. Duymasını istediğime gider miydi ahlarım? Alsındı beni bu zalimin elinden, evinden. “Yeter! Dokunma! İnancın olan Allah için dokunma! Nerden çıktın sen? Nereden girdin hayatıma?” Dilim prangasından kurtulmuştu lakin işitiyor muydu akşam gözlü ruhumun celladı? Yaşlar kendilerine oluşturduğu yolda bir askerin inişi gibi peş peşe aynı yolda ilerleyip baş örtümün siyahında özgürlüklerine veda ediyordu. Nihayet dudakları aralandı, “ küçük uçmayı bilmeyen dağ kekliği özgürlüğü bilmeden arzulayamazsın. Sen inandığın Allah katında ömürlük bana mahkumsun.” Değildim gök ve yerin sahibi şahit ki değildim. Ben cinsiyet ayrımından önce insandım. Beni bir eşya gibi sahiplenemezdi. Tüm çıkışlarımı kapatarak beni mahkum edemezdi. Haklarım vardı. Ne kadar acı yaşamış olursa olsun benim hayatımından intikam alamazdı. Bedel ödemeyi bu adam için hak etmiyordum. Baş örtüm avuçları arasında yer edinince telaşım, korkum, hayal kırıklığımla yere düşmüştü. Koca elleri bu defa saçımdaki tokaya gitti. Çekip fırlattığı sadece tokam değildi. Ruhumdaki derin bir yeri fırlatıp atmış gibiydi. Kulağıma dolan bariton sesi kalbimin atış hızını artırmıştı. “Unutmuşum bu hissi. Ne çok zaman olmuş.” Dedikleri anlamsızdı benliğimde. İfadesizdi. Utançtan alev alan bedenim un ufak olmak istiyordu. Utancımın gerisinde olan öfkemi korkum durduruyordu. Tükenmişlik tüm bedenime sirayet etmişti. Derin nefes alıp geri çekildi. “Uykum var dikilme burda.” Ardından giyinmek için ayrılan odaya girdi. Hıçkırıklarım yerini iç çekişlere bırakmıştı. Yaslandığım duvardan kayarak yere çöktüm. Tortop olan vücudum aşırı titriyordu. Dengesiz bir insandı. Bugünü düşününce akşam gözlü canavar tarafından tehdit ile onunla evlenmişim. Beni öldürmeye kalkışı, kardeşimi bana getirişi, beraber bir aile gibi yemek yiyişimiz en sonunda yine zorba haline dönüşü ruhumu küle çevirmişti. “Seni ellerimle giydirmemi mi istiyorsun?” Aniden duyduğum sesiyle irkildim. Kafamı gömdüğüm yerden kaldırıp diken batan gözlerimi defalarca kırptım. Burnumu gürültüyle çektim. Rahatça hiçbir şey olmamış gibi burda olduğum zaman diliminden beri uyuduğum yatağın örtüsünü çekip uzandı sere serpe. İçimdeki hırs gittikçe artıyordu. Kendi bilmez adam. Hırsla ayağa kalkıp ayaklarımı yere vura vura giyinme odasına girdim. Benim için ayrılan bölümden pijamalarımı alıp giydim. Banyoya girip işlerimi hallettikten sonra odaya geri gelip attığı tokayla saçlarımı toparladım. Yatakta uzanan adama baktım. Karınca dağa küsmüş dağın haberi yokmuş. Ani gelen gülme isteğiyle dudaklarımı bir birine bastırdım. Sonra gülmek istememe sinirlendim. Ardından onun kadar dengesizleşen halime şaşırdım. Derin bir soluk verip yanında duran yastığı aldım. Üstüne attığı yorganı çekiştirip cilalı zemine serdim. Seri hareketlerle dönem adam kara gözleriyle gözlerimi esir aldı. Cesaretimin yerini yavaş yavaş alan korkum uyarı sinyallerini vücuduma veriyordu. Gözlerimi kaçırıp yere serdiğim örtünün içine girdim. Örtüyü başıma kadar çekip biraz bekledim. Artık biraz geçip nefes alamadığımda yorganı kafamdan çekip derin nefes aldım. Aldım ama son alışımdı. Karşımda diz üstü çöken akşam gözlü canavar ona taktığım lakabın hakkını sonuna kadar veriyordu. Seslice yutkundum. Benim korkmuş halimden keyif alan bakışları ürkütücüydü. Korkuyla saçma bir hareket yapıp örtüyü hızla kafama geri çektim. Çok değil kısa bir zaman sonra havalanan bedenimle ağzımdan istemsiz firar eden çığlığım uzay boşluğuna kadar olan yoluna başlamıştı. “Bir kadının yeri kocasının yanıdır. Yaptığın kabul edilmez.” Yutkunma eylemini yeni hatırlayan bedenim devamlı olarak yutkunma gereksinimini duyuyordu. Korkuyla kafamı göğsüne gömdüm deve kuşundan hallice. Yatağa koyduğu bedenimde sarılı olan örtüyü kaba şekilde çekti. Ardından yerde duran yastığı yüzüme attı. Sinirle dudaklarımı birbirine bastırdım. Yastığı alıp kalkıcakken beni durduran sesinde ki bir ruhsuzluk ve katılıktı. “Yerinde olsam bunu yapmayı aklımdan dahi geçirmezdim. Sonuçları ağır olur dikkat et! Boyundan büyük işler yapma.” Yastığı yerine bırakıp kafamı koydum. Yatağın çöken kısmıyla onunda uzandığını anladım. Az sonra üzerime örtülen örtüyle beraber ensemdeki nefesi saçlarımı dans ettiriyordu. Kaskatı bedenim diken üstündeydi. Beni kendine mahkum ettiği ilk gecede onunla uykuya dalmıştım. Onunla uyuduğumu bilmiyordum çünkü sabah uyandığımda yoktu. O zaman alkollüydü ve bana haramdı bu defa hem o aykırı hemde aramızdaki haramlık kavramı kalkmış idi. Belime dolanan sarmaşıklar beni kendi inine çekti. Geri çekilmeye yeltenen bedenimin sarmaşıklar canını yakarak dondurdu. “Şşş. Sessiz ol! Gürültü yaparsan uyuyamam.” Bende sen rahat uyu diye ölüyordum. Saçlarımda dolanan burnu kalp ritmimin düşmeyen hızına hız katıyordu. Bir müddet sonra mayışan bedenim iyice uyumaya doğru yol alıyordu. En sonunda göz kapaklarıma oturan uyku beni kendi yanına çekti. Gün ışığıyla aralanan gözlerim etrafı taradı kıpırdamak isteyen bedenim büyük bir yükün altında mahsur kalmış gibiydi. Kaburgalarım ağrıyor nefes aldıkça batıyormuş gibiydi. Lakin tek sorunum o değilmiş gibiydi neredeyse üzerimde uyuyan adam ciğerlerime bıçak saplanmış gibiydi. Gözlerim istemsiz çehresine takıldı. Yakışıklıydı Allah şahidimdir ki ilk gördüğüm zamanda yakışıklı bulmuştum. İçimde bir yerde kıpırdanan duygular delirmemi sağladı. Göz kapaklarını afilli bir biçimde süsleyen kıvrık kirpikler yelpaze gibi yanaklarına devirmişti. O kadar masum görünüyordu ki belki yaptıklarına bizzat şahit olmasam inanırdım bu tasfire. Kış adına yakışır bir şekilde göğü titretiyordu. Yağan yağmur sesi odayı doldurmuştu. Öyle ki romantik bir ortam bile oluşmuş olabilirdi. Tabi bu adam bana yar ben bu adama yaren olsaydım. Saçlarımın bir kısmından fazlası yüzündeydi. Derin nefes alışları hala uykunun kollarında olduğunu gösteriyordu. Yavaşça sıyrıldım ondan. Yataktan kalkıp banyoya girdim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra giyinme odasına girip benim için alınan siyah kıyafetlerden olan siyah elbiseyi giyindim. Yine aynı şekilde siyah dolamayı başıma taktım. Sakin ve yavaş adımlarla odadan çıktım. Dün Ashaf’ın kaldığı odaya girdim. Uyuyan minik kahramanımla yüzüme buruk bir tebessüm yerleşti. Uyurken üstünden attığı pikeyi alıp üzerini örttüm. Ardında uyanmaması için yavaşça çıktım kapıdan. Dün gördüğüm fakat bakmadığım oda aklıma gelince yavaş adımlarla aşağı indim. Her zaman ki gibi gözlerim bir müddet dış kapıda takılı kaldı. Ardından dün akşam gözlü canavarı ararken gördüğüm spor odası olarak tahmin ettiğim yere, bir kat daha aşağı indim. Hemen spor odasının karşısında duran odaya ilerledim. Merağıma yenik düşmüştüm. Siyah kapının kulbunu indirdim açılan kapı şaşırtmıştı beni. Gün ışığından mahrum olan oda epey karanlıktı. Adım atacağım esnada ayağım bir şeye takıldı ve sessiz evde yankı bulacak bir gürültü oluştu. Buruşan yüzüm sanki sesi engelleyebilirmiş gibiydi. Elim duvarda olan düğmeye gitti. Açtığım ışık karanlık odayı doldurunca nefes alamadım. Boğazımda bekleyen çığlık bu defa çıkamayacak kadar şaşkındı. Ensemde ki nefes ölümünün soğuk imzasını atmış gibiydi. “Fazla merak bazen küçük kuşları derinden yaralar.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD