❉ Yabani| Bölüm 7 ❉

1143 Words
..... Çiçek kötü kötü Emir'e bakıp ardından beni odama doğru çekiştirdi. Tüm zevki, mağazadaki çalışanlara ait olan kıyafet tomarını araladı ve bir sürü elbise gözlerimi doldurdu. Hepsi gerçekten güzeldi fakat kısa olması biraz beni endişelendiriyordu. Eski hayatımda olağan bir şekilde kısa giyiniyordum fakat Mardin'e geldiğimde tüm her şeyim gibi, giyim tarzımda da tahripler oluşmuştu. Amcam hiçbir şeyime karışmamıştı geldiğimde fakat giyim tarzım ve rahat tavırlarım onu rahatsız etmişti. Bende bu yanlarımı törpülemek zorunda kalmıştım. "Bunu giy! Bu güzel." Elindeki elbiseyi tedirgin bir şekilde tutup, büyük bir sükunetle kabul ettim giyinmeyi. Nedenini bilmiyordum ama garip hissettiğimin bilincindeyim. Çok uzun zamandır giymemiştim kısa bir elbise. Tekrar deneyimlemeyi bir yandan hissetmek istiyordum bir yandan da alışmamak istiyordum. Beni Mardin'de ölü olarak bilecekti Elindeki elbiseyi tedirgin bir şekilde tutup, büyük bir sükunetle kabul ettim giyinmeyi. Nedenini bilmiyordum ama garip hissettiğimin bilincindeyim. Çok uzun zamandır giymemiştim kısa bir elbise. Tekrar deneyimlemeyi bir yandan hissetmek istiyordum bir yandan da alışmamak istiyordum. Beni Mardin'de ölü olarak bilecekti herkes. Bir anda tekrar damdan düşer gibi amcamlarla yaşamaya başladığımda yine aynı baskıyı görmek istemiyordum. Alışmamalıydım buraya. En sekiz ay boyunca. Tamı tamına 240 günüm vardı geçireceğim İstanbul'da. Gerçi Faruk beni parçalamazsa. Köpek olabilirdi ama benden nefret ediyordu bence. Öfleyerek elbiseyi alıp banyoya girdim. Üzerimdeki şeyleri değiştirdikten sonra elbiseyi üzerime geçirdim. Dizlerimin biraz üstündeydi elbise. Saçımı kuruttuktan sonra dışarıya çıktım. Birkez daha aynaya bakıştık. Ardından Çicek'le. Beni süzüp "Çok güzel olmuşsun." Dedi. Eli bir anda saçıma gittiğinde gözlerimi irice açtım. Fakat saçlarımdan çekmek yerine zarifçe saçlarımı açtı. Alışık değildim. Kalçalarımın biraz daha altında biten saçlarım arkamda hafif bir ıslaklık bırakırken yatağa bıraktığı fön makinesini eline alıp saçlarımın kurulanmasını sağlamıştı. "Saçların çok uzun ve gür. Keşke benim saçlarım da seninki gibi olsa." Sadece gülümseyerek karşılık verdim cümlesine. Bir kardeş edasıyla saçlarımı kurularken ben sadece saçlarıma bakmıştım. Isıyla dümdüz olmuştu. İşi bittiğinde masada duran tarağı elime alıp taramaya başladım. O ise çantasından çoktan makyaj malzemelerini çıkarmıştı. "Şey ben makyaj yapmak istemiyorum da, yapmasak olur mu?" Tüm dişlerini göstererek gülümsedi. "Bende makyajsız bu kadar güzel olsam, bende tercih etmezdim." Gerçekten dediklerini duyabiliyor muydu? Çok güzel bir kızdı. Hemde makyajsızken bile. Dün akşam yüzünde makyaj yoktu ve yüzü bebek gibiydi. "Emin ol şu an aynada hiç kendine bakıp bakmadığını sorguluyorum." Gülümsemesi daha çok genişlerken bir tane spor ayakkabı alıp, ayaklarıma geçirdim ve odadan çıktık birlikte. Emir elinde telefonla bir koltuğa oturmuş, ekranı kaydırıyordu. "Aabii biz hazırız." Çiçeğin sesiyle Emir başını kaldırdı. Gözleri önce Çiçeğe döndü ardından ise bana. Birkaç saniye beni üstün körü incelemişti. "Çiçek sen dışarıda bekle güzelim iki dakika." Çiçek uysal bir çocuk gibi kafasını sallayarak dışarı çıktı. Çıktığında ise Emir hemen oturduğu yerden kalktı ve aramızdaki hatrı sayılır boy farkı birkez daha yüzüme vuruldu. Boyu kaçtı bu adamın? Biraz daha uzun olsa Allah katına çıkacaktı resmen. Aramızda birkaç adım kalana kadar yürüdü üzerime doğru. Elini arka cebine attı, bir telefon ve kredi çıkarmıştı. "Bunlar senin. Telefondaki hat yeni. Kredi kartının şifresi ise 1104, eksik olan tüm ihtiyaçlarını al. Ben anlamam öyle şeylerden." Sesi sertti. Bir o kadar da yumuşak. O nasıl bir cümleydi bilmiyordum. Elindeki telefonu alıp "Kredi kartına ihtiyacım yok." Dedim. Biçimli kaşlarından birini kaldırıp "Sözümün üzerine söz söyletme Hazal. Buraya gelirken Boran böyle anlaştı amcanla. Saçma sapan gurur yapma!" Bende kaşlarımı çatarken "Ben buraya gelirken sadece gerekli masrafımı karşılamasına izin verdim. Gerisi kâfi. Fazladan paraya ihtiyacım yok." Yüzündeki ifade bozulmamıştı. Ellerini kaslı göğsünde birleştirdi. Kafasını yan yatırmış bir şekilde bana bakmaya başlamıştı. Birkaç saniye sustuktan sonra ağır ağır gözlerime çıktı bakışları. "Emin ol beni sinirli bir şekilde görmek istemezsin küçük. Canımı sıkma. Ben tahamülsüz ve agresif bir adamım. Al, canımı da sıkma!" Ses tınısında bariz bir tehdit vardı. Almak istemiyordum. Hayatıma sonradan giren bir adama bu kadar fazla minnet borçlu olmak yeterince can sıkıcıydı zaten. "Ben bu kadar iyiliğin altında zaten eziliyorum. Bu kadarı yeter! Kredi kartına ihtiyacım yok benim." Bakışlarımı yüzünde dolaştırdım. Yüzündeki ifadesizlik yerini alaycı bir ifadeye bırakmıştı. "İnsan ne kadar iyi olursa olsun, yaptığı iyiliğin içinde birazda olsa çıkar vardır." Boran'ın bana yardım edişinde nasıl bir çıkar olabilirdi ki? Emir'in bilinmezlik çukurundaki gözlerine bakıp birkaç ipucu aramaya başladım ama tek bir şey dahi bulamadım. "Öyle mi?" Dudakları yukarı kıvrıldı. "Öyle." Sesi düz ve alaycıydı. Bende aynı şekilde ellerimi göğsümde birleştirdim. "Peki senin ne çıkarın var bana yardım ederek?" Yüzündeki ifade bir an sarsıldı. Kendini toparlaması ise bir dakika kadar sürmüştü. Bu ifade biraz beni ürkütmüştü. Ama Emir'i yeni tanımama rağmen bana kötü bir şey yapmayacağını hissediyorum. O babanın oğlu mu Hazal? Bu kadar eminsin sana bir şey yapmayacağından. İç sesimi sustururken bir kez daha baktım Emir'e. "O kartı al! Bir şeye ihtiyacın olursa bana söylemek zorunda olmazsın. Ve seninle daha az uğraşırım. Çocuk bakıcılığı yapmak istemiyorum bu yaşımdan sonra." Görende sanacak 60, 70 yaşında. "O zaman Boran'ın teklifini neden kabul ettin?" "Bu kadar çok konuştuğunu bilsem, sikseler kabul etmezdim. Ağzın var dilin yoktu güya." Sinirim bozulmuştu. Bana resmen çok konuşuyorsun demişti. Ben boş konuşmuyordum. Bilmem gereken şeyleri öğrenmek istiyordum sadece. "Bana da Boran bu kadar agresif ve sinir bozucu bir adam olduğunu söyleseydi asla seninle gelmezdim mesela. Ama kader işte." Emir'in kaşları sertçe kasılırken, bir anda ıslık çalmaya başladı. Ardından Faruk gel oğlum, demişti. Ciddi miydi? Hayır yapmazdı ya. Değil mi? Faruk salona koşturarak girdiğinde ağzımdan derin bir çığlık kaçmıştı. Emir'in dudakları kıvrılırken ben çoktan koltuklardan birine çıkmıştım. "Saldır oğlum!" Sinirle Emir'e bakıp diğer koltuğa atladım. Havlayarak peşimden geldi. Bu yüzden diğer koltuğa atladım. Oradan başka bir koltuğa daha. Bu sefer koltuğun üzerine çıktı. Korkuyla yere atlayacakken Emir sert bir şekilde belimden tutup, bedenimi havada asılı bıraktı. Farukta aşağıya inip bana havlamaya başlamıştı. Emir baya eğleniyormuş gibi sırıtıyordu. Beni aşağı indirmeye kalkınca bacaklarımı vücuduna sardım. "Bırakma beni!" Dedim nefes nefese, soluksuz kalmış gibi. Yüz hatları gerilirken kollarımı boynuna doladım. Başımı ise boynuna gömdüm. Gözlerimden yaş geldiğini yeni yeni algılayabiliyordum. Bacaklarımda ellerini hissetmiştim. Bacaklarımı beline sarıp beni kendine sabitledi. Eteğimin bacaklarımdan sıyrıldığının hissedebiliyordum ama korkum daha ağır basıyordu. Ağzımdan bir hıçkırık kaçtığında durumunun ne kadar vahim olduğunu yeni yeni anlıyordum. Bir şeylerden korkmak istemiyordum. Korksam bile insanlara göstermek istemiyordum daha doğrusu. İnsanlar zayıflıklarımı kullanıyordu. Ve ben bu insanlardan çok sıkılmıştım. "Eğer biraz daha beni sinir etmeye devam edersen seni Faruğun ağzına veririm. Yesin seni!" Sesi alaycıydı ama köpeklere karşı fobim olduğu için ağzımdan inlemeyle karışık bir ağlama sesi çıktı. Biraz daha bedenimi ona bastırdım. Artık bedenlerimiz iç içeydi. "Hazal çocuk musun yavrum?" Gözlerimden birkaç yaş daha aktı ve Emir'in boynuna süzüldü. "Gerçekten ağlıyor musun?" Sesi hayret içerisinde çıkmıştı. Burnumu çektim bu soruyu sormasıyla. Bedenimi kendinden hafifçe uzaklaştırıp kırmızlaşmış gözlerimin içine baktı. Kaşları çatılmıştı. Yanımda, pusuda bekleyen Faruğa bakıp "Oğlum geri çekil!" Dedi. Anlamış gibi biraz uzaklaştı ama tam uzaklaşmamıştı. Bedenimi hafifçe kendinden uzaklaştırdı, aşağı ind Çırpınarak inmemi engellemmeye çalıştım. Yakındaydı ve ben indiğim an bana saldıracaktı. Biliyordum. Emir beni sertçe indirmeye çalışıyordu. En sonunda indirdiğinde ise bedenime bir ağrı saplandı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD