❉ Yabani| Bölüm 8 ❉

1851 Words
Bu acıyı hissetmediğim anın tam içinde hapsolmak istiyordum. Çok acıyordu. Faruk artık benim tam dibimdeydi ama ben sadece büyük bir acı hissediyordum. Yere kapaklanmıştım. Kollarım kanıyordu. O da yetmez gibi şimdi ayağımda yan dönmüştü. İçli içli ağlıyordum. Mosmor olmuştu her tarafım. Yerde öylece bekledim ve gözlerimi kapattım. Taki Emir dogrultana kadar. Sağ bileğimi ve ayağımı hareket ettiremiyordum. "İyi misin?" Emir'in gözlerine baktığımda ne yapacağını bilemez bir hâlde olduğunu gördüm. Ama bu alayla sırıtmama engel olamamıştı. "Evet iyiyim. Zevk aldığım için ağlıyorum. Sorun yok ya." "Aslında farklı aktivitelerden de zevk alabilirsin ama tercih senin tabi ki." Resmen benimle eğleniyordu ve benim tepem atıyordu. Hıçkırarak kafamı dizime yaslarken, acının katlanılmazlığı canımı yakıyordu. "Çiçek gel buraya!" Kapının dışında bekliyordu sanırım. Bir anahtar tıkırtısının ardından içeri geçti. Ve böyle bir manazayla karşılaşmayı beklmediği için gözleri büyüdü. "Abi ne oldu burada?" Onun endişeli sesiyle daha çok ağlama isteğiyle dolmuştum. "Dolaptan buz getir!" Koşturarak mutfağa gidip küçük bir buz torbası getirdi. Morluklarımın üzerine bastırdığında ayağımı geri çekmeye yeltendim ama izin vermedi. Verse bile çok acıdığı için çekebileceğimi düşünmüyordum. "Abi bu nasıl oldu ya?" Emir ters ters baktığında Çiçek boyun bükerek sustu. Merakla bana ne yapacağını izliyordu. Sanki düşmanıymışım gibi bastırıyordu bileğime buzu. "Biraz daha dikkatli olabilirdin. Başıma iş açtın amına koyayım." "Dedi, köpekten korktuğumu bile bile yanıma çağırıp, saldır oğlum diyen şahıs." Kinayeyle bunu söylerken Çiçek sertçe baktı Emir'e. "Yuh abi. Cidden sana inanamıyorum. Kız korkuyor işte." "Çicek evine git!" Çiçeğin kaşları çatıldı. "Gitmiyorum!" Emir sabır diler gibi yukarı bakıp, ardından şeytani bir gülümsemeyle baktı. "2 dakika içinde buradan kaybol bücür. Yoksa bana anlattığın ama babanın bilmediği, hayatındaki o veledi anlatırım." Çiçeğin anında gözleri büyüdü. Sevgilisi mi vardı yani? "Süren başladı." Pes etmişçesine baktı yüzüme ardından ayaklarını sürüyerek çıktı salondan. Dış kapının sesinden çıktığını anlayabiliyordum. Sinirle baktım yüzüne. "Eğer Çiçek babasına değil sana söylüyorsa gerçekten sana güveniyordur. İnsanların zayıflıklarını kullanmaktan vazgeç." "Elini de mi vurdun?" Diye sordu beni takmadan. Sorduğu an daha çok hissettim acıyı. Sert parmakları tenime değdiğinde acının katlanılmaz katreliği vücuduma hakim oldu. Kolum daha çok acıyordu ayak bileğimden. Ve daha çok morarmıştı sanki. Bana biraz daha yaklaşıp kokusunu hissetmemi sağladı. Buzu koluma yerleştirdiğinde, soğukluktan çok acının verdiği tedirginlikle kolumu geriye çektim. "Hastaneye gidelim." Benden bir cevap beklemeden beni kucağına aldı. Bu yakınlık fazlasıyla garip hissettiriyordu. Ruhun bedenden hariç her yere sıkışması gibi. Kapıyı hiç zorlanmadan açtığında kapının önünde Çiçeği beklemediğim için biraz şaşırmıştım. Dudaklarını bükerek bakıyordu Emir'e. Emir bir şey söyleme tenezzülünde bile bulunmadan asansörlere doğru yürüdü. Boşuna demiyordum. Bu adam yabaniydi. Çiçek'te arkamızdan geliyordu. Omzunun üstünden Çiçeğe dönüp "Sen evde kalıyorsun! Faruğu dairene götür!" Çiçek öfleyerek adımlarını geriye attı. Emir ise asansöre binip düğmesine basmıştı. Acıya rağmen inlememek için dudaklarıma dişlerimi bastırıyordum. Yaklaşık beş dakika içinde asansör zemin kata indi. Asansörden indiğimizde gereksiz kalabalığın hakim olduğu bir yer olduğunu farkettim zemin katın. Yüzümü kimse görmesin diye boynuna gömdüm. Ellerimin altında bedeninin gerildiğini hissediyordum. "Uslu dur küçük!" Yanlış bir şey mi yapmıştım? Kafamı kaldırmadım, yüzüne bakmak için ama. Çünkü meraklı gözlerle karşılaşmak istemiyordum. Bedenime değen esintiyle dışarı çıktığımızı anladım. Kafamı bu sefer kaldırıp bedenimi ondan hafifçe uzaklaştırmıştım. Garaj kısmına geldiğimizde görevli bir an afalladı ardından Emir'in sert bakışıyla ve Emir verir gibi arabayı çıkarmasını istediğinde kendine gelip, arabayı garajdan çıkardı. Bir de vale mi vardı? Vay canına. Siyah arabası gözlerimi doldururken görevli adam ayağımın morardığını görüp, muhtemelen önde oturamayacağımı anlayarak arka kapıyı açmıştı. Emir düz bir ifadeyle beni arkaya yatırırken eteğim yukarı sıyrıldı. Kendime hakaret etmeye başladım, ağrımdan dolayı eteğimi düzeltemediğim için. O an gözlerim görevliye kaydı. Gözleri rahatsız edici bir şekilde bacaklarımdaydı. Emir'e masum masum bakarken, gözleri önce bacaklarımda sonra görevli de dolandı. Yüzünde bilmem kaç bin kas gerildi. Elbisemin yukarı kayan kısmını tenime değmeden, sertçe kapatırken görevli piçi yanınızdan yavaş yavaş uzaklaştı. Bedenimin gerildiğini hissediyordum. "Neden üzerini düzeltmiyorsun amına koyayım? Madem giyiyorsun kendini toparla." Kaşlarımı çatarken "Şey olduğu için olabilir mi? Ayağım ve kollarım ağrıyor. Çünkü az önce çok feci bir şekilde yere kapaklandım da." "Senin o dilini keserim bücür." "Allah Allah, kendimi savunamayacak mıyım haklı olduğum durumlarda?" Kaşlarını çatarken arabayı çalıştırdı. Anlık bir sessizlik oldu ardından Emir yine sinir katsayımı arttırdı. "Geldiğinden beri bir kez bile giyinik görmedim seni amına koyayım. Nasıl Mardinlisin sen?" Kaşlarımı çattım. Geldiğinden beri giydiğim kıyafetlerden mi bahsediyordu? "Sanki, sürekli çıplak geziyormuşum gibi konuşuyorsun evinde." Gözleri yüzümde dolanırken yutkunma sesi geldi, ben de bu ani sessizlikle yutkundum. Ardından hiçbir şey söylemeden arabayı sürmeye devam etti. Sinirim bozulmuştu. Etrafı incelemeye başladım. Merkeze gelmiştik sanırım. Her yerde akın akın insan seli vardı. Bir yerlere yetişmeye çalışan milyonlarca farklı insan. Trafik ise ağır çekimde ilerliyordu sanki. Ağrım yavaşça, tekrar baş gösterirken Emir'in önce kaşları çatıldı ardından torpido gözüne uzandı. Bir çakar çıkarıp arabanın tepesine taktı. Siren sesini duyan herkes kenara çekilip, Emir'e yol veriyordu. Kaşlarımı birkez daha çattım. "Sivillerin çakar takmaları suç sayılıyor kânunca, farkında mısın?" Dudaklarında alaycı bir ifade baş gösterirken, sol cebinden bir cüzdan çıkardı. İçinde polis kimliği vardı. Üstünde ise Emir'in fotoğrafı. "Hayır yani eğer evi karıştırdığında, silah falan bulursan katil değil polis olduğumu bil diye gösterdim." Sesi alaycıydı. Bende şaşkın gözlerle bakıyordum. Emir her şey olabilirdi ama polis olamaz gibi geliyordu bana. Ne bileyim onu o üniforma içinde hayal edemiyordum. Zihnim izin vermiyordu. Dilim tutulmuş gibi baktım suratına. Yüzünde geniş bir sırıtış belirdi. "Bu kadar susacağını bilseydim daha önce gösterirdim bunu." Gözlerimi devirirken aklıma gelen şeyle gözlerimi kimliğine çevirdiğimde çoktan yerine koyduğunu gördüm. Soyadı neydi acaba? Bunu düşündüğüm için kendime kızarken çakar sayesinde beklemeden, özel olduğunu belli eden bir hastaneye gelmiştik. Arabayı açıp beni kolayca kaldırdı. Elbisemin etek uçlarını indirmeyi ihmal etmemişti. İçeri bir adamın kucağında girdiğim için herkes yadırgayan gözlerle bakıyordu. Kafamı yine o gözleri görmemek için kafamı boynuna gömdüm. Ona her böyle yaptığımda bedeni geriliyordu. Onu rahatsız mı ediyordum acaba? Bu düşünce içimi nedense burkmuştu. Benim galiba böyle bir özelliğim vardı. Herkesi rahatsız eden. Gözlerim istemsizce dolarken boynundan çıkardım kafamı. Gözlerimiz ister istemez birbirine değmişti. Gözlerim dolu dolu olduğu için gözleri hafifçe kısıldı "Canın mı acıyor?" Evet canım acıyor. Bu dünyaya fazlalıkmışım gibi hissediyorum. Kafamı usulca aşağı yukarı sallarken elini saçlarıma götürüp omzuna yatırdı. Gözlerim şaşkınlıkla aralanmıştı bu yaptığıyla. Ben onun boynunu mesken tutarken o da danışmadaki bir kadından randevu alıyordu. Sanırım Emir bu hastanenin daimi müşterilerindendi. Müsteri diyordum evet. Çünkü özel hastanelere gelen her bir hasta ayaklı bir paraydı onlar için. Bir de Emir'e görmesem de fazla ilgili davranmıştı kadın. Bir de o unsur vardı tabi ki bunu düşünmemde. Asansöre birkez daha binip, kadının dediği kata çıktık. Özel dizilmiş, bireysel bir klinik gibiydi çıktığımız kat. Ortopedi'nin hemen yanında ise psikiyatri bölümü vardı. Cam asonsörle geldiğim için, diğer  katlara oranla daha tenha olduğunu anlayabilmiştim bu katın. Sadece birkaç kadın, adam ve bir çocuk vardı. Kafamı yavaşça kaldırdım. Burada çok fazla bakışa maruz kalmayacaktım en azından. Gözlerimiz benimle aynı renkte göz rengi olan çocuğa takıldı. Önce bana şaşkın şaşkın baktı ardından ben gülümsediğim için gülümsedi. Sonra hemen yanında duran annesine bakarak "Anne bak abi ablayı kucağına almış. Beni de al kucağına." Kadın samimice gülümseyip, ayağımın morardığını görerek çocuğun önünde eğildi. "Oğlum ablanın ayağı yaralanmış, o yüzden abinin kucağında. Sen kocaman oldun. Abisin sen artık." Kadın naif bir sesle bunu söylese de  çocuğun yüzü asılmıştı. Emir ise kadın ve çocuk hiç bizim hakkımızda konuşmuyor gibi duvara bakıyordu. Bu kadar tepkisiz olmak için çok uğraşmış mıydı? Koluma saplanan derin bir acıyla inlerken, tüm düşüncelerinden sıyrıldım. Emir'in dikkati bana kaymıştı. "İyi misin?" Kafamı iyiyim diye salladım. Ama iyi falan değildim. Çok acıyordu. Evde de böyle kramp girmişti ama bu daha acıydı sanki Kendimle ilgilenirken kapının açılması ve benim adımın söylemesiyle derin bir nefes aldım. Emir beklemeden içeri girdi. İçeride Emir'in yaşlarında, beyaz önlüklü bir adam vardı. Bir doktor için fazla yakışıklıydı.  Bir de saçları vardı. Amcam eğer burada olsaydı, ben ağrı çeksem bile çıkarırdı beni muayene ettirmeden. Bazen gerçekten ona kızıyordum ama sonra buna kızmamın yanlış olduğunun farkına varıyordum. Çünkü insanoğlu sünger gibiydi. Ne ögretirsen onu özümsüyordu. Amcama da yanlış şeyler öğretilmişti. Çok yanlış düşünceler. Babam ise çok farklıydı. Ben babamı erken yaşta kaybetmiştim ama annemden sürekli onu dinler, babamın dışındaki tüm aile fertlerimle karşılaştırarak hayret ederdim. İki zihin yapısı. İki kesişim noktası olmayan düşünce. Bunun okumakla ya da okumamakla alakası yoktu. İki amcamda okumuştu fakat ikisi de karısını dövüyordu. Babam ise lise mezunuydu. Askere gidince orada, askeriyede kalmak istemişti. Annem ise felsefe ögretmeniydi. Aslen İzmirliydi. Doğuya düştüğünde ister istemez kültür farkından dolayı çok sıkıntı çekmişti. Ta ki babamla aynı yoldan geçene kadar. İlk görüşte aşktı onlarınki. Klişe ama peri masalı gibi bir aşk. Annemin babası defalarca kez İzmir'e dönsün diye uyarmıştı annemi. Annem babam için her şeyi göze almıştı. Bilakis babamda. Babasını göz ardı etmişti sonra evlenmişlerdi. Önce babamın ailesine gitmişlerdi. Reddetmişti babamın babası onu. Annemin babası da aynı şeyi yapmıştı. Tüm mal varlığından da men etmişti. Tek çocuğuydu annem. İster istemez böyle bir şey beklemiyordu. Kırılmıştı. Ben doğduğumda birkez daha gitmiş annem babasının yanına. Beni kucağına almayı bile bırakın, eve bile almamış annemi. Annem babasını kaybettiği için pişmandı ama babamla gittiği için pişman değildi. Ne çok derinlere inmiştim ya ben öyle. Doktor Emir'e kaşlarını çatarak bakıp bakışlarını bana çevirdi. "Oha! Ne oldu lan?" Bu nasıl çirkin bir üsluptu ya? "Siktir git Güven, kız bileğini burktu it." Demek samimilerdi. Ya da arkadaşlardı. Oradan geliyordu bu şey. "Nasıl oldu?" Emir sıkıntılı bir nefes çekip, "Köpekten korkup düştü." Dedi. Aaa neden ben köpeği saldırttım, öyle düştü dememişti ki? Cık cık. Doktorlar her şeyi bilmeliydi halbuki. "Yatır, bakalım." Dediğini yapıp beni sedyeye oturttu. "Üstüne basabiliyor musun?" Kafamı hayır anlamında salladım. Hafifçe gülümserken yanağında bir  gamze belirdi. Yavaşça ayağımı çekiştirdi, acıyla inledim. "Çok mu ağrıyor?" Kafamı evet anlamında salladım bu seferde. Neden konuşmuyorsun anlamıyorum. "Konuşabilme yetinin var olduğunu duymuştum. Neden konuşmuyorsun?" Emir alayla sırıttı. "Sen bir de evde gör bence onu." Alayla karışık söylediği cümleye ithafen kaşlarım havalandı. "Hayatın boyunca, gün içinde sadece on parmağını bile geçmeyen cümleler kurduğun için, benimkini çok konuşmak olarak algılamışsın bence. Yoksa ben çok fazla konuşmam. Ağzım var dilim yok." Güven bir kahkaha atarken, Emir hiç bozulmadan alayla bakmaya devam etti. "Bak kız seni hemen çözmüş kardeşim." Emir onu takmadan "Koluna da bak! Orası da ağrıyormuş. Öyle dedi." Güven morluklar içersindeki elime bakıp kaşlarını çattı. "Film çekilmesi lazım. Muhtemelen ezilme ama biz işimizi garantiye alalım yine de. Eğer düşündüğüm gibiyse ayakların sargıya alıncak malesef ki." Mumya olacaktım yani bir nevi. Ben surat asarken Güven Emir'e döndü. "Sana emanet edilen iki günde bu hale geldiyse benden bir daha arabamı isteme dostum." Emir yine onu takmadı. Film odasının yerini biliyormuş gibi beni kucağına alıp, uzun koridoru takip etti. Bir odanın önünde durduğumuzda, üstündeki yazıyı okumama fırsat bırakmadan içeri girdirdi. İçeride iki kadın vardı. "Film çektirecektik." Dedi Emir kuru bir sesle. Orta yaşlı kadın birkaç bir şey sorduktan sonra ayağıma ve elime röntgen çekmişti. Gerçekten ezikti. Sargı odasına taşımıştı bu sefer beni üşenmeden. Artık sargılıydım. Gözlerim doldu. Resmen şu köpek korkum başıma bela olmuştu. Artık Faruktan kaçan ayaklarımı bir hafta boyunca kullanamayacaktım. Arabaya bindiğimizde arabayı çalıştırdı. Ta ki telefonu çalana kadar. Boran yazısını görmemle donup kaldım. Ne hissedeceğimi bilmiyordum. "Efendim Boran?" Boran'ın ne dediğini duyamıyordum. Bu yüzden daha çok endişelenmiştim. "Tamam, seni havaalanından alırım. Birkaç dakikaya. Biraz bekleyeceksin ama. İşim var."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD