❉ Yabani| Bölüm 9 ❉

1194 Words
Telefonu kapattığında bakışları bana döndü. "Seni eve bırakıp öyle alacağım Boran'ı. Dinlen ben gelene kadar. Canımı da sıkma!" Sesi emir verir gibiydi. Ses etmedim. Etmek istemedim daha doğrusu. En mantıklı olan buydu zaten. Sessiz bir yolculuğun sonunda eve tekrar geldik. Beni kucağına alıp arabasının anahtarını tekrar aynı görevliye verdi. Asansöre binip biraz bekledikten sonra asansör durdu. Kendi dairesinde değilde yan dairenin hemen önünde durmuştu. Kapıyı yavaşça çaldı. Çiçek kapıyı açmıştı. Az önceki haline inat bu sefer yüzünde makyaj yoktu. Üzerinde ise sade bir eşofman takımı vardı. "İşim var benim. Senin yanında kalsın biraz. Çok vakit almaz gelmem." Sanki fazlalıkmışım gibi konuşuyordu. Ayh Hazal sen ne ara bu kadar alıngan oldun öyle? Çiçek koluma bakarken "Tamam abi." Dedi, hâlâ Emir'e bozuk atıyordu. Emir'in geçmesi için müsade ettiğinde, Emir'in evi gibi olan daireye girip, açık mavi koltuğa oturttu. Emir'in karamsar dizaynıyla karşılaştırıldığında bu ev ferah kalıyordu. Koltuğa otururken, bu halde olmamın sebebi olan Faruğu tasmalı bir şekilde bir yere bağlanmış gördüm. Cidden böylesi en iyisi olmuştu. "Telefonun nerde?" Bana verdiği telefonu ve kredi kartını nereye bıraktığımı anımsamaya çalıştım. En son düşmüştüm. Onlarda düşmüştü sanırım. "Düştü galiba." Emir sıkıntılı bir nefes verip cebinde bulunan dairenin anahtar kartını Çiçeğe uzattı. "Telefonu evden al güzelim." Çiçek sıkılmış gibi, ayaklarını yere vura anahtarı alıp odadan çıktı. Emir bana döndüğünde bakışları tekrar üzerimde dolandı. "Çiçeğin ne için buraya geldiğinden haberi yok. Ağzından çıkan kelimelere dikkat et. Şüphelenmemesine de dikkat et aynı zamanda. Zaten bir saate gelmiş olurum ben." Kafamı sallarken, kapının açılma sesinden Çiçeğin geldiğini anladım. Emir beni üstten üstten süzüp ardından Çiçeğe döndü. Çiçeğe yaklaşıp saçından öptü. Madem bu kadar kadınlara istediğinde iyi davranıyordu, o zaman neden bana davranmıyordu? Benden rahatsız gibiydi. "Ben gelene kadar başına iş açmamaya çalış." Çiçeğin yüzü gülmeye başlarken, Emir haylaz bir ifadeyle Çiçeğe göz kırptı. Önüne döndüğünde ise odadan çıkmak için birkaç adım atmıştı. Çiçek "Geçirip geliyorum." Diyerek peşinden gitmişti. Geldiğinde ise kocaman bir gülümseme ile bana bakıyordu. "Bazen beni gerçekten gırtlağına çökecek konuma getiriyor ama o olmasa yaşayamam." Hafiften gülümserken gözleri sargılarıma takıldı. "Kırık mı?" Yüzümdeki gülümseme silinirken kafamı olumsuz anlamda salladım. Gözlerim Faruğa dönmüştü. Gözleri üzgünlükle bakıyordu. Yerine sinmiş, öylece bekliyordu. "Sadece ezilmeymiş. Bir haftaya çıkar inşallah." "İnşallah." Hemen karşımda duran koltuklardan birine geçti. "Dün biraz hastaydım o yüzden pek konuşamadık. Şey Emir abi ile akraba değiliz demiştin değil mi?" Dün kırdığım pot yüzünden kendime kızarken, el mahkum kafamı salladım. O gün hemen kabul edişinden bir şeyler anlamalıydım. Normal biri tabi ki sorgulardı bunu. "Şey akrabalık bağın yoksa neden buradasın? Yanlış anlama, gerçekten seni yargılamak ya da başka bir şey için sormuyorum. Ben sadece merak ettim." Kötü bir amacı olmadığını tabi ki anlamıştım. Dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme oluşmuştu. Gerçekleri birazcık çarpıtarak anlatmaya karar verdim. "Ben burada üniversite kazandığımda abim beni buraya, en yakın arkadaşının, yani Emir abinin yanına gönderdi. Daha kolay yaşayabilmem için." Yani kısmen doğruydu. "O saçma Mardin kitaplarını okumayı kesmeliyim sanırım. Çünkü şu an anlattığın şeylerle benim okuduğum Mardin kitapları pek örtüşmüyor." Ne anlattığını anlamam uzun sürmedi. Göz devirmek istedim ama vazgeçtim hemencecik. "Acıktın mı?" Sanki midem bunu beklermiş gibi varlığını bana hissettirirken, kafamı utangaç bir şekilde salladım. Cevabımın olumlu oluşundan dolayı mutfağa gitmişti. Kendimi huzursuz hissediyordum. Eğer ayağım ve kolumu kırmamış olsaydım eğer, yardım edebilirdim ama benim aptallığım yüzünden başıma bir sürü iş gelmişti. Hayır hangi manyak köpek korkusu yüzünden hem kolunu hem bacağını kırabilirdi ki? Mutfakta birkaç bir şey yaptıktan sonra elinde iki filtre kahveyle geldi salona. Sol elim sakatlanmıştı  Allahtanda bir sıkıntı yoktu. Konuyu dağıtmak adına "Emir abi polismiş." Dedim. Gözleri ışıl ışıl parladı. "Ah sana o gün benim kaçırılma olayımı anlattığımda polis olduğunu söylemedim değil mi?" Hayran hayran konuşurken, kafamı evet anlamında salladım. "Şey Çiçek, Emir zaten polis ya, yanlış anlama ama zaten insan kurtarmak onun görevi." Yüzündeki ifadeyi hâlâ korumaya devam ediyordu. "Evet şu an polis ama ben kaçırılmadan önce polisliği bırakmış. Beni kurtarmayabilirdi mesleği bıraktığı için ama o geldi. Beni kurtardı. Sonra babam ikna etti ve tekrar emniyette çalışıyor babamla." Zafer amca da polisti o zaman. "Neden polisliği bırakmış ki?" Madem Emir'den hiçbir şey öğrenemiyordum o zaman Çiçek'ten öğrenirdim onun hakkında bir şeyler. "Bilmiyorum desem. Onun hakkında bilmediğim tek şey bu. Dudak büktüm. Gerçekten neden mesleği bırakmıştı eskiden? Sağ elime alırken kahveyi, kaburgalarıma yine büyük acılar kıymık gibi batmaya başladı. Ama sustum. "Yemekten sonra bir şeyler izleyelim mi?" Kafamı yavaşça salladım. **** Saat gecenin on birine vururken esnediğimin yeni yeni farkına varıyordum. Bir saat sonra geleceğim diyen adamdan şu saate kadar tek  bir arama dahi gelmemişti. Çiçek telefonu ile uğraşıyordu. Ben ise televizyona bakıyordum. Televizyondan gelen sesi bir kapı sesi böldüğünde kafamı kapıya doğru çevirdim. Çiçek ise koştur koştur kapıyı açmıştı. "Hoşgeldin abi." İçeriye girmemesine rağmen gelenin Emir olduğunu anlamam kısa sürdü. İçeriye iri cüssesiyle Emir girdiğinde ise ona öfke dolu gözlerle baktım. Geçileceğini insan bir haber verirdi. Arkasından Boran'ı beklerken gelmemesiyle kaşlarım çatıldı. Havaalanına onu almaya gitmemiş miydi? Beni konuşmadan kucağına alıp, Çiçeğe iyi geceler diyerek çıkmıştı. Yeni tanıyordum onu ama yüzünden gergin olduğu anlaşılıyordu. Kapının önünde durduğumuzda kapının zaten açık olduğunu farketmiştim. İttirerek içeriye girdi ama sargılarıma dikkat ediyordu. Salona girdiğimizde Boran'ın koltuklardan birine uzandığını gördüm. Yorgun görünüyordu. Kafasını bana doğru çevirdiğinde kaşları havalandı. Gözlerini Emir'e çevirdi. "Bu kızın hâli ne oğlum böyle? Biz böyle mi anlaştık seninle." "Birînên sivik bê guman dê bibin." (Ufak yaralanmalar kesinlikle olacaktır.) Emir'in kürtçe olduğundan emin olduğum ama tam olarak neyi anlattığından emin olmadığım alaycı cümlesiyle Boran'ın kaşları çatıldı. "Ufak yaralanmalar mı? Kız mumyaya dönmüş amına koyayım." Emir alayla sırıtırken beni koltuklardan birine oturtmuştu. Eteğimi de düzeltmeyi ihmal etmemişti. Yaptığı hareketle göz devirdim. Emir ise ona göz devirdiğimi görmüştü. Kaşları havalandı. Gözlerimi kaçırıp Boran'a döndüm. "Ne oldu?" Sesim ince ve masum çıkmıştı. Büyük bir suskunluk oluştu. "Anlatır mısın?" Dedim. Bu sefer sesim biraz yüksek çıkmıştı. Anlatmak istemiyor gibi olsa da anlatmaya başladı. "Öncelikle senin yaşayabilmen için gerçek kimliğinin ölmesi gerekiyor Hazal. Eski senden eser kalmamalı. Seni anımsatıcı hiçbir şey olmamalı hayatında. Saçın, başın, tepeden tırnağa her şeyin değişmeli." Dudaklarımda buruk tebessüm oluştu. "Bu benim için zor olmaz ki. Mardin'e geldiğimde tam olarak bunlar istenmişti zaten benden. Zor olmayacak benim için bu. Ben alışkınım." İkisi de susarken Boran'a döndüm konuşmasını bekleyerek. "Kimliğinin de değişecek. Eski soyadından, ölmediğini öğrendiklerinde kolayca bulurlar seni." Tepkisizce dinliyordum onu. "Mardin'de ki ailenden ise bir tek Bekir amca bilecek ölmediğini. Senin gerçekten güvende olduğunda ise Mardin'den taşınarak buraya gelecek ailen. Mardin sizin için artık tehlikeli bir yer." Gözlerimin dolmasına izin verdim. "Bunu sadece benim hayallerime erişebilmem için yaptığına bazen inanamıyorum. Bunu kimse bir yabancıya yapmaz. Farkında mısın?" Yüzünde bilmediğim bir endişenin tohumları büyüdü. Ne demiştim ki ben? Bu beni şaşkınlığa iterken "Uyu artık!" Dedi Emir sert bir sesle. Gözlerimi ona çevirdim.  Yüzü kasılmıştı. Yerinden kalkıp bana doğru adımladı ve beni sert bir şekilde kucağına aldı. Gözlerine sertçe bakarken salondan çoktan çıkmıştık. "Benim uykum yok!" "Benim evim, benim kurallarım." "Sen istedin diye yatmam ben." "Ben istediğim an istediğim şeyi yapacaksın ufaklık. Yapmadığında ne olduğunu gördük ikimizde." Dedi kolumdaki ve bacağımdaki yaraları göstererek. Senin hatan demek istesemde odama girdiğim için konuşamamıştım. Beni sertçe yatağa bıraktı. Adımları kapıya doğru giderken bir anda kapının önünde duraksadı. Bana döndüğünde ise yüzünde yaramaz bir çocuğun yüzündeki o muzip ifade vardı. "Üstünü değiştirebilecek misin?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD