❉ Yabani| Bölüm 6 ❉

1210 Words
Uykumu bölen güneş ışığı ile gözlerimi aralamıştım. Uyumam sanırken derin ve güzel bir uyku çekmenin verdiği rahatlık ve şaşkınlık vardı üzerimde. Bir ay boyunca hep diken üzerindeydim ben bu evlilik meselesi yüzünden. Şimdi ise içim içime sığmıyordu. Yatakta yavaşça gerinip doğruldum. Saatin kaç olduğunu tahmin etmeye çalışmıştım. Altı buçuk civarı olabilirdi. Beynim lavaboya gitmem gerektiğini bas bas bağırdığında yerimden tamamen kalkıp parmak uçlarımda yükselerek, üzerimdekileri düzeltip odadan çıktım. Emir'in şu an uyuyor olma düşüncesi beni rahatlığa sevk ediyordu. Uzun koridorda gezip beyaz bir kapının önünde durdum. Ardından kapıyı indirdim. Lavaboydu. Fazla uğraşamamanın verdiği sevinçle içeri girdim. İşimi hallettikten sonra ise elimi yıkayıp yüzüme ayılmak adına su çarptım. Saçlarım dün taramadığımdan dolayı karmakarışık duruyordu. Bunu es geçerek lavabodan çıktım. Çıkmamla kapının önünde bekleyen Faruk beni duraksattı. Kapıyı hızla çarparak kapattım. Allahım yine nereden çıkmıştı bu köpek ya? Kalbim yine korkuyla kasılıyordu. Çocukken annemle askeriyeye gittiğimizde başlamıştı bu korku aslında. Orada bir sürü boş arazi vardı ve her tarafında köpek kaynıyordu. Küçücük bir köpek görmüştüm, yaklaşma gafletine girince de kocaman bir köpek sürüsü ardımdan koşmuş bayılana kadar takip etmişti. Sonrası malum, asla aşmayacağım bir korku. Elimi kalbime koyarken kapıyı birkez daha araladım. Hala orada olduğunu görmek beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Ama daha fazla burada duramazdım. Bedenimi tam olarak dışarıya çıkarmadan Faruğa bakıp "Cici köpek; tatliş köpek, sen ne güzel şeysin öyle. Şimdi ben geçeceğim sende izin vereceksin tamam mı?" Geriye doğru doğru adımladığında beni anladığını düşünmüştüm. Bu beni şaşırtsa da gülerek adımladım ama yine üzerime geldi. İşaret parmağımı sallayarak "Faruk biz az önce ne konuştuk?" Ciddi ciddi bir köpekle konuşuyordum ve şu an üzerimde bu korku olmasa kendime kahkahalarla bile gülebilirdim. Faruk kafasını kaldırarak ulurmuş gibi ses çıkarmıştı. Ardından birkaç adım uzaklaştı ve aramızda kilometrelerin olduğu bir yere oturdu. Atik bir şekilde hareket etmem lazımdı. Yoksa beni yakalayıp parçalara ayırması büyük bir ihtimaldi. Koştum, arkamdan gelmesine bakmıyordum bile. Ta ki havlayana ve patisiysiyle bacağıma sürtünene kadar. Çığlığı basıp salona girdim. O da peşimden gelmişti. Koltuğa çıksam o da çıkardı. Bende yemek masasına çıkmıştım. Zıplaya zıplaya havlamaya başladı. Tanrı aşkına bu nasıl apartmandı? Hiç mi rahatsız olmuyordu bu köpeğin sesinden apartmandaki insanlar. Faruğun patileri masaya tutunurken geri kaçtım. Yine ağzımdan bir çığlık kaçmıştı. "Faruk otur!" Emir'in sesleri Faruğun havlayışlarına karışırken rahat bir nefes aldığımı hissettim. Faruk sahibinin dediğini yaparak oturduğunda elimi göğsüme yerleştirmiştim. Kalbim sanki göğüs kafesimden çıkacaktı. Emir dudakları yukarı kıvrılırken "Odaya git oğlum. Ben geliyorum." Faruk bunu da anlamıştı sanki. Kuyruğunu sallayarak salondan çıktığında bende bedenim gevşediğini hissettim. "Senin ondan korktuğunu anladı, seni eğlencesi olarak görüyor artık. Ondan korkmadığını ona göstermen lazım." Dudaklarımı büktüm. "Ama ben ondan korkuyorum ki zaten." Dudakları daha çok kıvrıldığında sinirli bir ifadeyle baktım ona. "Komik falan değil ya. Gülmeyi keser misin?" Yüzündeki gülüş kendini alaycılığa tekrardan bırakırken "Hadi in aşağıya!" Dedi yine o otoriterliğe bürünerek sesi. Gerçekten o kapı açıkken aşağıya ineceğimi falan düşünmüyordu değil mi? "O kapı açık ve her an, tekrardan girebilir içeriye o köpek." "Sanki bir canavarmış gibi bahsediyorsun ondan." "O bir canavar zaten. Ağzından köpük çıkartarak bana bakıyordu. Az kalsın üzerime atlayıp beni parçalayacaktı." (*Bir şeyleri abartma seviyem sjsbdnd) "Hazal in aşağıya! Çocuk gibi davranmayı da kes!" "Her birey 18 yaşına kadar çocuktur." Diye kendimi savunmaya çalıştım ama etkili olmadı. Masaya yaklaştı ve beni bacaklarımdan sararak masadan ayaklarımı çekti. Ayaklarımın yerden kesilmesi yüzünden hızla omuzlarına tutundum düşmemek için. Ağzımdan da küçük bir çığlık kaçmıştı. Beni hafifçe yere indirip birkaç adım geriledi ve o an üzerimdeki şeyin varlığını yeni yeni hatırlamaya başladım. Ağzımdan kısık bir küfür kaçmıştı. Umarım farketmemişti. Kaşları çatılırken çoktan  farkettiğini anlamıştım. Çok geçti artık."Sen hep böyle mi dolaşıyordun Mardin'deki evinizde?" Dudaklarımı ısırdım. Ne? Beni bu kadar rahat biri olarak mı görüyordu? Yanaklarımda hissettiğim kan akışıyla yanaklarımın kızardığına emindim. "Şey uyumak için başka bir şeyim yoktu." "O kadar şey aldık. Hiç mi eşofman takımı yok." Tüm utangaçlığım silinip gitmişti o anda. Büyük bir öfke dalgası yayıldı bedenime. "Yok, var da ben bunu giydim işte. Çok seviyorum böyle dolaşmayı da." Alaycı  ve iğneleyici esime nazaran onun gözleri bacaklarımda dolanıyordu. Rahatsızca yerimde hareket ettiğimde kafasını kaldırdı. Onunda bu  durumdan rahatsız olduğu açıkça belliydi. "Banyoya gir! Kahvaltı birazdan hazır olur. Kahvaltı yaptıktan sonra dışarı çıkacaksınız Çiçekle. Sizi ben bırakacağım." Kafamı sallayıp tedirgin gözlerle kapıya baktım. Neyden korktuğumu anlamış gibi "Ben çağırana kadar gelmez o. Merak etme." Dedi. Hala üzerimde tedirginliğin verdiği bir stres vardı. Parmak uçlarımda yürüyerek, dün Emir'in girdiği banyoya girdim. Fakat kıyafet almadığımı hatırlayıp, yine ses çıkarmamaya özen göstererek  üzerime bir tayt, iç çamaşırı ve basic bir tişört alarak banyoya girdim. Banyo, bir evin mutfağından daha büyüktü neredeyse. Ve banyoyla bitişik, küçük bir türk hamamı vardı. Cidden gereksiz bir lüksün tam ortasına düşmüştüm. Bu kadar geniş olabileceği aklımdan bile geçmemişti banyonun. Ne olur, ne olmaz diye kapıyı kilitleyerek üzerimdekileri sıyırdım. Küveti suyla doldurmuştum. Ilık suyla bedenim buluşurken tüm gerginliğimin gittiğini hissediyordum.  Ne kadar kaldım bilmiyorum banyoda ama ellerim buruş buruş olduğunda çok zaman geçtiğini anlamıştım. Küveti boşaltp giyinmeye başladım. Acaba ne olmuştu Mardin'de? Boran geliyordu buraya. Benim yalan, ölüm haberimi götürmek için gelip ardından gidecekti. Amcam ne hissederdi acaba? Gerçi Boran onun haberi olduğunu söylemişti bana. Peki ya yengem üzülür müydü? Sanmıyorum. Saçlarımı havluya sarıp kuruladıktan sonra kafama sarık gibi sarıp, buhar dolu banyodan çıktım. Adımlarımı direkt mutfağa çevirdim. Mutfakta Emir'i görmeyi beklerken Faruğu görmek irkilmeme neden olmuştu. Geriledim ve arkamdan büyük bir ses çıktı. Bir şeyleri devirme ihtimalim yüksekti. Sırtı bana dönük olan Emir, buzdolabından kafasını çevirip bana baktı. Ardından bakışları Faruk'ta durdu. Dudağında yine o iflah olmaz gülüşlerinden biri peydahlandı. "Çok uzun bir süre burada, bizimlesin Hazal. Faruğa alışmalısın. Aksi takdirde Faruk hayatını cehenneme çevirir" Gözlerimi Faruğa çevirdim. Upuzun tüyleri vardı. Yumuşacık görünüyordu, dokunmasam bile belliydi. Gözleri ise bal rengindeydi. Az önceki haline tezat bir şekilde, sakin ve masum duruyordu. "Uzun bir süreden kasıt ne kadarlık bir süre." Kolunun birini buzdolabının açık kalan kısmına koyup, tamamen bana döndü. "En az 8 ay." Kaşlarım havalanırken "En fazla peki?" Tam cevap verecekken kapı çaldı. "Kapıyı açar mısın?" Kafamı sallayıp gerisin geri adımlarla kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda ise Ciçeği beklemiyordum. Cıvıl cıvıl konuşarak içeri girdi. Onu baştan aşağıya süzüp, kendimle kıyaslamaya başladım. Basit bir kıyafet vardı üstümde. Başımda ise sarık gibi bağlanmış bir havlu. O ise mükemmel ve kusursuz görünüyordu. Her şeyiyle güzeldi.  Bir an Emir onun hakkında ne düşünüyor diye merak ettim. Sonuçta güzel kızdı. Ama Çicek onu abisi gibi görüyordu galiba. Aman banane ya. Bende içeriye girdim. Masayı hazırlamaya Çiçek'te katıldı. Masayı hazırladılar. Bende kettle'daki suyu tüpe koyup, çayı demledim. Bir yandanda muhabbetlerini dinleyip, yan bir bakışla Faruğu gözetliyordum. "Çiçek, abiciğim acaba siz evinizi satsanız mı? Burada kendi evinden daha çok kalıyorsunda. Zaten babanda 1 ay boyunca gelmiyor." Çiçek göz devirirken ben hafifçe tebessüm etmiştim. Emir masaya oturdu. Bende bardakları hazırlamıştım. Hala çekiniyordum. Çayı masaya koyduğumda Çiçek bardakları hazırladı. Ve beraberce oturduk. Emir'in gözleri üzerimdeyken yemek yiyemiyordum. "Abi ya, üni açıldı açılacak. Kayıt oldu mu Hazal?" Biraz düşündükten sonra "Ben kayıt işlerini hallettim." Dedi. Çiçek gülümserken, kahvaltı yapmaya devam etti. Bende birkaç lokma aldım. Açtım ama yiyemiyordum. "Elinize sağlık." Emir'in kaşları çatılırken Çiçek'te hemen kalktı. "Bende doydum. Hadi odana gidelim. Hazırlanman için yardım edeyim. Erkenden çıkalım." Ben hazırdım ama Çiçek beni odama çekiştirdiği için söyleyememiştim. "Çiçek, Hazal'ı kendine benzetme."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD