Çiçek bozulup bir çocuk gibi dudaklarını büzerken rahatsız bir ifadeyle arkama yaslandım.
Ta ki Çiçek yine araya girene kadar.
"Ne yüzle buraya gelirler ya, ha ne yüzle?"
Çiçeğin sesi oldukça sert çıkarken ben kafamı doksan derece döndürerek baktığı yere baktım.
Bir kız ve bir adam gülüşerek geçiyorlardı el ele. Çiçeğin gözlerinden ateş okları çıkıyordu resmen. Yanındaki kız sanki sakinleşmesini istiyor gibi Çiçeğin elini tutarken Çiçek o eli savurarak yerinden kalktı.
Elini tutan kızda peşinden kalkıp kolunu tuttu. Yine savurmuştu o eli.
Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken Çiçek o masaya doğru yürüdü. Masada o iki ciften hariç bir sürü kişi daha vardı. Masadaki herkes kalkmıştı birden. Aynı anda Çiçeğin peşinden giderlerken Çiçek garsonun elindeki meyve suyu bardağını alıp az önceki çiftin yanına gitmişti.
Adamın omzuna dokundu. Adam yavaşça ona döndü. Gözleri şaşkınlıkla açılmıştı adamın.
Çiçek dişlerini göstererek, sinirle gülümsedi.
"Aşkım bu kadın kim, annen mi?" Masadaki kız öfkeyle ona baktığında kim olduğunu anlamam uzun sürmedi. Çiçeği aldatan sevgilisi Semih'ti bu.
Semih olduğunu düşündüğüm şahısa meyve suyunu boce ederken masadaki kızlar kalkıp öne doğru atılarak Çiçeği engellemeye çalıştılar ama olmadı. Sinirliyken bir kadına deli gücü geliyordu bence.
Engellemeyince bir tane adam kalktı, Çiçeğe hamle yaparken az önce masamızda oturan çocuk kafasını ona geçirdi.
Ve kaos başladı. Diğerleri de ayaklanmıştı. Ne yapacağımı bilemez bir haldeyken hızla yerimden kalktım. Çiçek ve diğer iki kız zor durumdalardı çünkü.
Kendimi bir anda o hengamenin içinde bulmuştum.
(✷(✷✷)✷)
Ne oldu da buradaydım bilmiyorum? En son hatırladığım tek şeyin sadece bir kızın saçıma asılması ve Çiçeğin kıza vurması.
Ardından siren seslerinin gelmesi ve bizi ayırması.
Kavgacı bir insan hayatım boyunca olmamıştım. Ki bunu yaptığımı amcam duysa inanmazdı. Ona göre çok naif bir kızdım. Ama Çiçek o kavganın içine girerken ben öylece onu izleyemezdim ki.
Bu bana etik gelmiyordu. Etik gelmediği içinde bir anda kendimi bir kavganın içinde ardından karakolda bulmuştum.
Polis memurunun tavrından, Çiçek ve diğerlerinin ilk vukuatı olmadığını anlamam kısa sürmüştü. Çünkü amir, yine siz mi geldiniz? Modundaydı.
Bana bakıp ardından bizi hücreye atmışlardı. Ben ise bu yeri ilk defa gördüğüm için şaşkınlık içerisindeydim.
Sadece filmlerde gördüğüm bir yerdi burası.
Sanki duvarlar üstüme üstüme geliyordu. Boğazıma elimi bastırırken gözlerim Çiçeğe döndü.
Ellerini yüzüne yapıştırmış, yanındaki kızlar ise onu teselli etmeye çalışıyorlardı.
Yanımızdaki hücrede ise Alex, Kerem ve diğerleri vardı.
Diğer kavga ettiğimiz grup ise kurtuluştu polis gelmeden kaçarak.
Kenara oturup bende beklemeye koyuldum. Birkaç saattir buradaydık ve başkomiser ailelerimize haber vereceğini söylemişti.
Emir burada olduğumu duyduğunda ne tepki verir bilmiyordum. Bu beni endişelendiriyor, aynı zamanda ürkütüyordu.
Onu henüz tanımıyordum ve vereceği tepkinin bilinmezliği beni korkutuyordu.
İçeriye gelen polis memuruyla kafamızı hepimiz kaldırdık. O an arkasındaki iki kişiyi farketmek beni şaşırttı. Aslında geleceklerini biliyordum ama bu kadar erken değil.
Ya da ben hazırlıklı olmadığım için gelmelerini birkaç saat daha beklemiyordum.
Emir gözlerini usulca hepimizde gezdirdi ardından bakışları Çiçek ve bende durdu.
Zafer amcanın gözleri ise Çiçekteydi.
Emir onlarla birlikte gelen polis memuruna gitmesini söyledi.
Polis memuru ikiletmeden, peki amirim diyerek gitmişti.
Emir parmaklıklara tutunurken Zafer amca üzgün bir şekilde hepimize baktı. Ardından Alex'e döndü.
"Alex sırf sen aklı selim bir insansın diye Çiçeği sizin yanınıza gönderiyorum. Olanlara bir bak! Ne yani, Çiçeği göndermeyeyim mi, eve mi kapatayım?"
Alex kafasını eğerken Çiçeğin gözleri sulandı.
"Onların suçu yok ki baba, benim yüzümden oldu her şey, onları ben ittim kavgaya."
Bakışları ise bu sefer Emir'e döndü.
"Hazal'ın da bir suçu yok abi, ben bağırınca dayanamayıp bizi ayırmaya çalıştı kavga ettiğim kızla ."
Sesi yarı ağlamaklıydı. Gerçekten çok üzüldüğü aşikardı.
Alex araya girdi. "Benim suçum Emir, bu olay büyümeden kızları almam gerekirdi."
Alex'in yaşı bizden biraz daha büyük durmasına rağmen Emir'le yaşıt gibi değildi. Kerem bile abi derken onun abi dememesi garip gelmişti.
Ya da bana öğretilen örf ve adetlere tezat olduğu için garip gelmişti galiba.
Bizde ay farkı dahi olsa, biri bizden büyükse abi derdik. Emir istemiyordu ona abi dememi ama olsun.
Emir sessiz kalırken bakışları nefret dolu bir ifade ile Kerem'e döndü.
Kerem başını yere eğdi.
Emir öfkeyle baktı ama bir şey demedi. Arkasına yavaşça döndü.
"Kapıyı açın biriniz."
Orada gözetmen niteliğinde duran iki polise seslenmişti.
Polislerden biri ayaklanıp kapıyı açtı.
Ne tepki vereceğimizi bilmediğimiz için kapı açık olduğu halde dışarı çıkmadık.
"Hazal dışarı çık! Alex sen de."
Dedi Emir sert bir sesle. Titrek adımlarla dışarı çıktım. Ardından Alex'te. Benden güç alan Çiçekte dışarı adımını atarken Emir'in sorusu onu duraksattı.
"Sen nereye?"
Çiçeğin omuzları düşerken yanındaki polise döndü Emir.
"Kilitle kapıyı! Yarına kadar da bırakmayacaksınız, duydun mu beni?"
Ben gözlerimi dehşetle açarken polis kapıyı kilitlemeye başladı.
Zafer amca tepkisizce izledi her şeyi.
"Belki biraz akıllanır, sözümü dinlemeyi öğrenirsiniz?"
Çiçeğin gözyaşları akarken masumane bir tavırla Zafer amcaya döndü. Zafer amca şefkatli bir babaydı. Onu fazlasıyla babama benzetiyordum.
Biraz daha Çiçek öyle baksa dayanamayıp çıkaracaktı sanki.
"Gidelim!" Dedi, ama sesi titremişti sanki. Yüreğimin acıdığını hissettim.
Çiçek çok şanslıydı. O kadar şanslıydı ki. Onu çok seven bir babası vardı.
"Baba bırakma beni burada! Karanlıktan korktuğumu biliyorsun. Ben yapamam ki burada." Hıçkırıklara boğulmuştu.
Emir'in de elleri sıkılı yumruk haline gelmişti. Çiçek onlar için fazlasıyla değerliydi.
Emir ise onun için gerçekten endişeleniyordu. Bazen aşık mı ona diye düşünmüyor değildim. Sonuçta öz kardeş değillerdi ama kardeşi gibi seviyordu onu.
Saçının teline zarar gelsin istemiyordu. Ona ders vermek istemişti ama elinde patlamıştı.
Çiçek öksürmeye başlarken Alex sırtına vurmaya başlamıştı.
Emir dişleri sıkılı halde polise döndü.
"Aç kapıyı!"
Polis kapıyı birkez daha açtı. Emir içeriye girmiş, Çiçeği kucağına alıp çıkarmıştı.
Ellerini Emir'in boynuna dolayıp kafasını göğsüne gömmüştü.
Zafer amca gülümsedi. Benim ise içimde garip bir his oluşmuştu.
Dudaklarımın içini kemirirken arkasına dönüp bana döndü Emir.
"Yanımda yürü Hazal." Kafamı tamam anlamında sallarken yanına geçmiştim. Hala gözlerim onlardaydı.
Ne oluyordu bana ya? Dışarı çıktığımda arabanın yanında durduk. Çiçeği öne oturtup arabaya geçti. Ben de arkaya geçmiştim.
Zafer amca arabanın önünde durduğunda camı indirdi.
"Sen git Zafer baba, bugün benimle kalsın Çiçek."
Çiçek kafasını cama dayayıp içli içli hıçkırırken Zafer amca kafasını tamam anlamında salladı. Ardından arabanın kapısını açıp Çiçeğin anlına öpücük bıraktı, ardından kulağına bir şey fısıldayıp, Çiçeğin üzgün yüzünü gülümseterek arabanın kapısını kapattı.
Zafer amca yavaşça kaybolurken araba çalışmıştı.
Emir her dakika başı Çiçeğe bakarken evin yolundan dönüp başka bir yola saptığımızı anladım.
"Aç mısın?" Dedi Emir Çiçeğe naif bir sesle konuşarak. Ne kadar garipti, bana hep o duvar gibi sesiyle konuşurken Çiçeğe ise şefkatle muamele ediyordu.
Bana ne oluyorsa? Çiçek gözyaşını silerek kafasını evet anlamında salladı. Kafasını tekrar cama koyarken Emir hiç istifini bozmadan önüne çevirdi bakışlarını.
Sessizce yolu izlerken araba boğaz manzaralı bir yerde durdu.
Emir arabadan indiğinde nereye gittiğini takip etmeye başladım. Bir köftecinin arabasının önünde durdu.
Gözlerimi ondan çevirip "İyi misin Çiçek?" Diye sordum.
Kafasını yavaşça bana çevirip masumca baktı yüzüme.
"İyiyim Hazal, panik atağım var sadece, o yüzden bu kadar büyük bir tepki verdim."
Onun bu samimi ve üzgün haliyle içimdeki garip histen utandım. Kendimi kötü hissetmeye başlamıştım çoktan galiba.
"Sana böyle bir deneyim yaşattığım için özür dilerim Hazal, gerçekten kendimi kaybedeceğimi tahmin dahi etmedim. Sonunun buralara kadar da geleceğini."
Benim için fazla korkunç bir gündü ama onu daha fazla üzmemek için bu konuyu kapatmaya çalıştım.
"Boşver bunları, iyisin ya yeterli bu."
Burukça gülümserken kapının açılmasıyla kafamı gelen sese doğru çevirdim.
Emir elinde üç tane, dev gibi köfteyle gelmişti. Önce Çiçeğe verdi ardından bana.
"Daha iyi misin?"
Emir'in sesi fazla dingin ve sakin çıkmıştı. Kafasını evet anlamında sallarken elindeki köftenin kağıdını hafifçe yırtmıştı.
Emir varlığımı hatırlamış gibi bana döndü.
"Ye!" Göz devirip bende küçük ısırıklarla yemeye başladım. O da yemeye başlamıştı çoktan.
Çok zor bir gündü bizim için.
"Abi ben özü...."
Emir ela gözlerini Çiçeğe çevirdi.
"Çiçek, özür dileme, özür dilemek bir daha yapmayacağım demektir ama sen her sana sırtımı çevirdiğimde bunu tekrarlıyorsun."
Kafasını eğerken parmaklarıyla oynamaya başlamıştı. Fazlasıyla üzgündü.
Gözünden yaş akarken hızla sildi.
Kendimi orada büyük bir fazlalık gibi hissettim. Bu his çok tanıdıktı bir yerlerden.
"Bitirin elinizdekileri de gidelim artık."
Sesi yine duvar gibiydi. Dediğini yapmaya koyulduk ama bu benim için fazlasıyla zordu.
Zoraki bir şekilde bitirdiğimde arabayı çalıştırdı Emir. Gözlerim, geç olmuşluğun verdiği yorgunluk ile kapanmak üzereydi. Gerçekten benim için zor bir gündü.
Gözlerim yavaşça kapanmıştı.
(✿✿✿✿)
"Hazal, uyan hadi! Geldik." Gözlerimi aralamdan mırıldanmaya başlamıştım. Gözlerimi açacak dahi halim yoktu.
Birkaç bir şey daha mırıldandım ama ne olduğunu ben dahi bilmiyordum. Sadece uyumak istiyordum.
"Kızım hadi uyan!"
Emir'in sesi kulaklarımı yavaşça işgal ederken gözlerimi istemeyerek açtım. Uyuyordum işte, ne uyandırıyordu tanrı aşkına?
Gözlerimi kırpıştırarak, uykulu gözlerle baktım ona.
"Hadi kalk, içeri geçelim."
Adım atacak dahi takatim yoktu.
"Benim uykum var, burada bırak beni. Adım atacak halim bile yok."
Gözlerimin dolduğunu hissederken kafamı birkez daha koltuğa koyup gözlerimi kapattım.
"Bu soğukta arabanın içinde mi kalacaksın Hazal? Kalk!"
Ağlamayla karışık bir ağlama döküldü dudaklarımdan.
"Uyumak istiyorum." Bir kıkırdama sesi duyuldu. Çiçek gülüyordu ama ses etmedim.
Emir'in ağzından "Ya sabır." Cümlesi duyuldu.
"Bugün burada sabahla o zaman."
Kapıyı kapattığında gittiğini anladım ama gözlerimi açmadım.
Aklımda tek düşünce vardı ama, Çiçek bunu yapsa asla onu burada bırakmazdı.