Yüzüme değen serin havayla gözlerimi usulca açtım. Gözlerimi açarken bedenime sanki hançer gibi bir şey saplanmıştı.
İnlerken nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Emir'in gözleriyle gözlerim buluşmuştu.
Üzerinde örme, kalın bir kazak vardı. Uykulu olduğu her halinden belliydi. Sabahın ilk saatleriydi sanırım. Ne yani beni burada mı bırakmıştı sabaha kadar?
Üzerimdeki kabana sarılıp üşümemin geçmesini bekledim ama olmadı. Titreyen, kaskatı olmuş bedenimi kucağına aldı en sonunda halime acıyarak.
"İnat etmeyip uyansaydın üşümezdin, bak haline."
Kafamı göğsüne bastırdım. Bedeni fazlasıyla sıcaktı.
"Adım atacak halim yoktu ki, niye beni burada bıraktın?"
Sesim bir çocuğun sesi gibi masumane çıkıyordu.
"Beni mi suçluyorsun yavrum? Dermanım yokken seni taşımamı falan mı bekliyordun? Kalk dedim, kalkmayacağım, burada uyuyacağım dedin. Bende bıraktım."
Çiçek olsaydı asla bırakmazdı ama.
Biraz daha sokuldum bedenine. Buz gibiydi hava.
"Saat kaç?" Dedim dediği şeyi umursamadan.
"8 civarında." Dudaklarımı ısırıp gözlerimi kapattım. Hala uykum vardı.
Mayıştığım yerde uyumak istiyordum.
((✿✷✷✷✿))
"Bir koala'dan daha fazla uyudun Hazal, bence gelecekteki kariyerini değiştirip koala olmalısın."
Yorgun argın gözlerimi açarken karşımda tabi ki Çiçeği görmüştüm.
Bana koala olmam gibi zekice bir fikir verdiği için teşekkür etmeliydim ona.
Keşke koala olsaydım cidden.
Gözlerimi biraz daha açtığımda Çiçeğin çok şık bir biçimde giyindiğini görmüştüm. Çiçek cidden çok güzeldi.
"Nasıl görünüyorum sence?" Diye sordu.
"Çok hoş olmuşsun." Dedim yarı uykulu bir sesle. Çiçeğin gözleri parlarken etrafında bir tur dönüp ardından bana öpücük attı.
"Annemin yanına gideceğim de, bu tür şeylere fazla takıntılı. Çok güzel olup onun acımasız eleştirilerine mahal vermek istemiyorum."
Hafifçe gülümserken birden gözlerim üstüme takıldı. Bir dakika bir dakika, benim üstüm değişmişti ki.
Kim değiştirmişti benim üstümü? Üzerimde dün Çiçekle her tarafı gezdiğimiz ve zorla aldırttığım pamuklu bir swet ve altımda ise rahat bir tayt vardı.
Üzerime baktığımı anlamış gibi Çiçek muzipçe güldü.
"Sakin ol bebek üzerini sabah Emir abim getirdiğinde, yağmurdan ıslandığın için ben değiştirdim."
Rahat bir nefes almıştım ama birden gelen utanma duygusu ile kafamı eğdim.
Bu histen nefret ediyordum. Çiçek yine o haylaz gülümseyişlerinden birini bana sunduktan sonra yanağıma bir öpücük kondurup
"Ben çıkar, abim seni salonda bekliyor bu arada. Haberin olsun güzellik. Hadi bay."
Odadan çıktığında esneyerek kafamı tekrar yastığa koydum. Kafamı yastığa koyduğum an saatle kesiştik.
Lanet olsun ben tam dörde kadar mı hiç aralıksız uyumuştum?
Yataktan sürünerek kalktım. Malum bir de Emir bey kişisi beni salonda bekliyordu.
Lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. Gözlerim çok uyumaktan kızarmıştı resmen. Islak ellerimi saçlarımın arasına atıp önlerini düzelttikten sonra tokayla bağlayıp, dolaba giderek üzerimdeki sweti değiştirip siyah, kalçalarımı örten bir triko kazak giymiştim.
Sonunda hazır olduğumda ses çıkarmamaya özen göstererek salona adımladım.
Salona girdiğim an görmeyi beklemediğim bir manzara ile karşılaşmıştım.
Emir'in kaslı kolları arasında Faruk vardı. Faruk olduğu yerden memnunmuş gibi gözlerini büyük bir teslimiyetle kapatmış, Emir'in göğsüne sığınmıştı.
Emir'in de gözleri kapalıydı ama elleri Faruğun tüyleri arasında gezinişinden uyumadığını anlamam kısa sürmüştü.
Ses çıkarırsam muhtemelen bana saldırabilirdi. Ne yapacağım diye düşünürken tek çaremin bu olduğunu anlayarak, kısık sesle "Emiirr!" Dedim fısıltılı çıkan sesimle.
İlk Faruk kafasını kaldırdı tabiki. Zaten aksini düşünmem fazla hayalperestçe olurdu.
Emir de Faruğun üzerine huzursuzluk çöktüğünü anlayarak gözlerini açtı ve onun ela gözleriyle benim maviliklerim buluştu.
"Uyandın mı?" Kafamı evet anlamında sallarken Faruk kafasını kaldırdı. Ama Emir'in elleri bana saldırmasını engellemeye çalışıyor gibi sımsıkı tutmuştu onu.
"Bir şeyler ye, sonra yanıma gel! Konuşacaklarımız var Hazal."
Sanki midem bir şeyler ye, demesini bekliyordu Emir'in.
Karın gurultum beni büyük bir utanca sürüklerken daha fazla kalıp kendimi rezil etmemek adına mutfağa geçtim.
Dolabı açıp bir şeyler çıkararak yemeye başladım. Önümde bir gölge düştüğünde ise kafamı kaldırdım.
Emir hemen karşıma oturmuştu. Böyle olunca da yemek yemem zorlaşmıştı.
"Faruğu tasmaladım. Diken üstünde yemene gerek yok yemeğini."
Faruk yüzünden böyle olduğunu sanıyordu ama asıl etken tabi ki de Emir'di.
Hafifçe gülümsedim. Emir ise tepkisiz gözlerle bakıyordu bana.
"Bu kadar ciddi olmak yormuyor mu seni?" Dedim yine patavatsızlığım tutarak.
Emir'in kaşları çatıldı usulca.
"Bu kadar çok konuşmak yormuyor mu dilini diye soracağım bu cümlene karşılık ben de o zaman."
Göz devirmek istemesem de kendimi tutamamıştım.
"Göz devirme bana kızım! Yemeğini ye hemen."
Gözlerimi birkez daha devirip önündeki son lokmaları yemeye başladım.
Elimdeki kırıntıları sirkeledikten sonra ise Emir'e sorgulayan bakışlarla baktım. Ne konuşacaktı ki acaba?
"Dinliyorum." Dedim merak ettiğimi belirten bir sesle.
Yüzünü gergin bir ifade kaplarken elleri şakaklarına gitti.
"Senin şu sahte kimlik meselesine benim ünvanım taş koyuyor. Adamlar ürküyor bir numara olup olmadığını nereden bileceğiz, yapsak bizi yakalamayacakları ne malum diyor. Ki haklılar da kafam atarsa hepsini hapise attırırım."
Birkaç saniye tepkimi ölçmek için sustuktan sonra konuşmaya devam etti tepkisizliğimden dolayı.
"Demem o ki işimizi bir tek yasal yolla halledebiliriz. Devlet mağdur kadınların soyadlarını ve kimliklerini, öncelik vererek değiştiriyor. Senin de hikayeni biraz absürt bir şekilde abartarak anlatıp başvuru yaptım devlet dairesine. Yani işin özeti şu, ya isminden ya soyadından ya da her ikisinden feragat etmen gerekiyor. İşin özeti bu."
Kaşlarımı usulca kalktığını hissettim. Tek tepkim buydu sanırım anlattıklarına karşın.
Yutkundum. Kaç kere bu işlemi yaptığımı bilmiyordum ama iyi gelmekten çok, boğuyor gibiydi ruhumu bu eylem.
"İyi de isim eğer bir kere yasal yolla değiştirilirse tekrar eski ismine dönmene izin vermiyor ki devlet. Böyle bir kanun var."
Sesim pürüzlü aynı zamanda ağlamaklıydı. Tamam sahte kimlik kabul edilebilirdi bir nevi ama gerçekten isim ya da soyisim değiştirmek büyük bir kimlik çakışması demekti.
"En mantıklı olan bu Hazal. Bu arada herkes seni Hazal olarak tanıdığı için isminin değil soyisminin değişmesi daha mantıklı olur. Bu benim fikrim."
Gözlerimin bu cümleyle dolduğunu hissettim. Babamdan kalan tek mirasta benden gidecek miydi? Gözümden akan yaşı elimin tersiyle silerken Emir'in kaşları çatıldı.
"Bu kadar dramatize etme olayları Hazal. Zaten eninde sonunda soyadını kullanmayı bırakacaksın."
Sanki elinden bir oyuncak alınmış bir çocuk gibi hırçın bir şekilde baktım suratına.
"Ben hayatım boyunca bu soyadın şerefiyle yaşayıp öyle öleceğim."
Gözlerimden bu sefer daha hızlı yaş akmaya başlamıştı. Sanki alay eder gibi dudakları yukarı kıvrıldı. Neresi iyiydi bu adamın? Fazlasıyla kötüydü.
"Peki gelecekteki kocanın bundan haberi var mı kızım?" Sesi de alaycıydı.
Ayaklanıp sinirle baktım suratına.
"Ben evlenmeyeceğim. Evlenmeyi düşünmüyorum. İstemiyorum."
Dudaklarından alaycı bir ses çıkarken kürtçe bir şey söyledi ama anlamadım. Bu adam resmen beni çıldırtmamak için dünyaya gelmişti sanki.
"Sen çok kötü bir adamsın." Sesim ağlamaklı çıkarken kendimi savunmasız bir çocuk gibi hissettim.
Kapı çaldı o anda. Sanki benim kurtarıcım gibiydi. Bu andan sıyrılmamı istiyordu tanrı.
Kapıya hamle yapmadım. Ben kalkmayınca mecburen o kalkmıştı kapıya bakmaya.
O kadar alışıktı ki insanlara kendi işini yaptırmaya. Sinirden katsayım artarken gözlerimdeki yaşı sildim. Ardından burnumu çektim. Kafamı kaldırmak istemiyordum ama Zafer amcanın olabilmesi ihtimaliyle kafamı kaldırdım. Selam verecektim ki Boran'ın olduğunu anlamam kısa sürmüştü.
Kapıdan içeriye doğru adımlarken birkez daha gözlerim dolmuştu.
Sanki kurtarıcımmış gibi baktım. Boran bir şeylerin tersliğiyle gözlerini kısarken, ağzımdan kaçan hıçkırıkların ardından Boran'a saldırdığımı hatırlıyorum.
Yüzümü omzuna gömerken kendimi tutamayarak sarsılıyordum.
İlk önce iki eli asılı kaldı iki yanında, ardından elleri saçlarıma gitti.
"İyi misin Hazal?"
İyi olsam böyle mi ölürdüm acaba? Boran sorduğu sorunun saçmalığını farketmeliydi bence.
Sarsılarak ağlamaya başladığımda sorgulayan gözlerle baktığını Emir'e biliyordum.
"Ne oldu yine Emir?" Sesi oldukça sert ve hemen cevap bekliyor gibi çıkmıştı.
"Güya güçlüyüm diye geçiniyorsun. En ufak bir da ey olduğunda ya ağlıyorsun ya agresifleşiyorsun. Aferin böyle, bir çocuktan farksız kalarak küsüp, hayat canını acıttığında ağla hemen. Sonra da ben güçlüyüm diye bağır. Çocuktan farkın yok."
Yumruklarımı sıkarken dudaklarımı dişlerimin arasına yerleştirip kanatana kadar ısırdım.
Sakinleşemedim. Eğer sakinleşmemi istiyorsa susması gerekiyordu. Ama susmuyordu. Sürekli bana çocuk olduğumu söyleyip duruyordu. Benim neler yaşadığımı bilmeyerek. Belki biliyordu ya da. Çünkü Boran benim hayat hikayemi biliyordu, onla da yakın arkadaş oldukları için bilmemesi içten değildi.
Boran'ın omzundan nasıl çıktığımı hatırlamıyorum.
Hiddetle etrafıma baktım. Ardından gözüme kestirdiğim vazoyu elime alıp Emir'e attım. Cidden delirmiş gibiydim.
Gözüm hiçbir şeyi görmüyor gibiydi.
Emir gözlerini büyüterek ve kaşlarını çatarak ilk vazodan iyi bir refleksle kurtuldu.
Ama ben durmadım, masanın üzerindeki bilgisayarı fırlattım üstüne. Boran sanki bir zifte basmış gibi hareket dahi edemiyor, ikimizin savaşını izliyordu.
Bilgisayar isabetli atamadığım için yanına düşmüş iki parça olmuştu.
Emir'in çehresi değişiyor ve sanki alev kıvılcımları fırlatacak gibiydi. Ama durmadım.
Öfkem o kadar çığrından çıkmıştı ki. İlk defa kendimi böyle görüyordum.
Mutfağın içinde olan, Emir olmadığı zaman merakla incelediğim içki bardaklarına baktım bu sefer. Hızla adımlayıp kapağını açtım.
"Bırak onları!" Emir'in sesi öfke doluydu. Benden bile belki.
Elime bir viski bardağı olduğunu zannettiğim bardağı elime aldım.
"Bırakırım tabi." diyip elimden kaymasını izlettim ona. Yerde paramparça olan bardakla Emir gözlerini yumdu.
"Çocuklar sonuçta bir şeyler kırabilir değil mi? Bunlar olağan şeyler." Dedim ardından ikinci bardağı alıp ona doğru fırlattım.
Gözleri kapalı olduğu için kaçması gerektiğinin farkında değildi.
Bardak yüzünde kırılırken gözlerimi büyüterek baktım.
Ağzımda, benim yapmama rağmen korku dolu bir çığlık düşmüştü.
Emir'in anlı ise yoğun bir kanla kaplanmıştı.