❉ Yabani| Bölüm 12 ❉

1325 Words
"Bayıldı..." Endişeli bir tınıyla bunu söylerken, Emir gözlerini bana çevirip birkaç saniye gözlerime baktı ardından Çiçeğe gözlerini çevirmişti. "Bu oyunculuk Flash Tv'de yok amına koyayım. Git bir oyunculuk kursuna falan yazıl çok meraklıysan." Emir koltuğa oturup telefonun ekranını açarken, Çiçek göz devirerek yerden kalktı. Gözlerim irice açılmıştı. Numara mı yapmıştı yani? "Ya abi, telefon özel alanım. Sana dava açsam bir sürü tazminat alırım. O yüzden sal telefonumu." Telefonu ona uzatıp "Parmağını okut!" Dedi emir verir gibi. "Abi senin derdin ne?" Hırçın bir çocuk gibi çıkışmıştı Emir'e. "Benim derdim yok, senin derdin ne, onu öğrenmeye çalışıyorum." Çiçeğin gözleri dolarken, "Önemli değil abi ya. Valla önemli değil." "Gözlerini dolduracak kadar bir şey yaşadıysan o konu önemlidir. Ben babana söz verdim. Seni kimsenin üzmesine izin vermem." Çiçek gardını alarak Emir'e sertçe baktı. "Abi bırak, büyüyeyim artık. Hayatımda, hayatımın her döngüsünde sen yanımda olamazsın ki. Düşeceğim, kalacağım. Düşe kalka yaşayacağım. Bu hayat tek bir düzlükte ilerlemiyor. Her zaman mutlu olmazsın. Sürekli mutlu olursan mutluluğun değeri kalmaz ki. Birazda düşmen gerekiyor yaşadığım hayatın değerini anlamam için." Emir ifadesizce Çiçeğin söyledikleri dinlerken Boran, ben ve Güven olanları izliyorduk sedece. Emir'in yüzündeki öfke, yavaş yavaş yelkenlerini suya indirdi. "Ne yaşadığını bilmiyorum Çiçek ama sanırım yaşadığın şey iyi gelmiş sana. Olgunlaştırmış, zeki birine dönüştürmüş seni." "Ben normalde de zeki biriyim abiciğim." Emir alayla sırıtırken "Allah bu yalanından sonra seni nasıl yamultmadı hala anlamış değilim." Çiçek kenarda duran kırlentlerden birini Emir'e atıp, tekrar masaya oturdu. Bana muzip bir şekilde sırıtmayı da ihmal etmemişti. Bende ona gülümserken Emir de masaya oturdu. "Akşam Zafer baba aradı. Bugün annenle mi buluşacaksın?" Çiçeğin gülümsemesi bir anda tuzla buz oldu. Sanki bu üzgünlüğün sebebi, annesiyle ilgili bir meseleden kaynaklanıyordu. Öyle hissediyordum. "Aslında eğer Hazal ayağını sakatlamış olmasaydı onu da benimle götürecektim. Ama tek başıma gideceğim bugün malesef ki. Ona bir şeyler gösterecektim, bizimkilerle falanda tanıştıracaktım. Üniversitede yalnız kalmasın diye." Bana döndüğünde gülümsemeyle karşılık verdim. "O uğursuz arkadaşlarını ondan uzak tut. Bu konu tartışmaya kapalı. Netim bunda Çiçek." "Ayh abi sen benim arkadaşlarıma uğursuz demeyi kes valla. Hepside clean family çocukları." Güven gülerken "İngilizcen mükemmel doğrusu." Çiçek zafer işareti yapıp "Tabiki." Dedi şımarık bir şekilde. Bende istemsizce gülerken telefonu çaldı birinin. Çalan telefonun Çiçeğe ait olduğunu anlamam kısa sürdü. "Alo...Efendim baba?" "..........." "Hmmm kapıda mıymış?" ".........." "Tamam ben üzerimi değiştirip yarım saate geliyorum. Beklesin beni azıcık." "Tamam." Telefonu kapattığında bize döndü. "Savaş gelip beni anneme götürecekmiş. Ben kaçar." "Savaş ne alaka?" "Bilmiyorum ki, babam sana da bir dosya bırakacağını söyledi." Emir kafa salladığında, Çiçek bir salatalık alarak masadan kalktı. "Sizinle tanışmak güzeldi." Arkasına döndü. Ardından bir şey hatırlamış gibi arkasını döndü. "Bu arada ben Çiçek, sizinle tanışmakdık ama. Neyse sonra tanışırız." Arkasını dönüp koştur koştur evden çıktı. "Kim bu kız?" Güven bu soruyu sorduğunda Emir ona döndü. "Zafer Aladağ'ın kızı." Boran'ın ve Güven'in kaşları çatıldı. Gereksiz mi ciddilerdi? Bana mı öyle geliyordu? "Polis olan mı?" Kafasını sallarken Güven boş olan çay bardağıma çay koymuştu. Nazikçe gülümseyip, teşekkür ettim. O da gülümserken "Ne zaman iğleşecek Hazal'ın ayağı?" Diye sordu Boran bir anda. Dikkatle onu dinlemeye başladım. "Yaklaşık birkaç haftaya iğleşir. Endişelenme." Boran bacağıma gözlerini indirdiğinde, kötü niyetli olmadığını bilsemde utanmayla karışık kafamı eğdim. "Kimliği almana gerek yok. Yeni bir adam ayarlayacağız. O yapacak kimliği." Güven kafasını sallarken "Amcanı arayalım mı?" Diye sordu. Kafamı çocuksu bir heyecanla kaldırdım. Bu yaptığım hareketle onu gülümsetmiştim. "Telefonu nerede Hazal'ın?" Emir Güven'e bakıp "Çekmecede. Kalk getir." "Az ye de kendine uşak tut!" Ağzımın içinde gevelediğimi zannederken Güven ve Boran'ın sırıtışıyla ağzımın içinde gevelemediğimi kolayca anlamıştım. Duysundu. Haklı olduğum durumlarda tabi ki susmayacaktım. Güven sırıtarak telefonu Boran'a uzattığında telefonun ekranını açıp bir şeyler yapmaya başladı. Kapı çaldığında bu işlem yarım kalmıştı. Emir kalkmıştı bu sefer. Fazlasıyla şaşırtıcıydı. Boran hala telefonla bir şeyler yapıyordu telefonla. "Biz seninle baya iyi anlaşacağız bence Hazal." Hafifçe gülümserken Emir salona, elinde bir dosyayla geldi. Sanırım Çiçeğin bahsettiği dosya buydu. Dosyayı koltuğun üzerine bırakırken Güven ayağa kalktı. "Ben gidiyorum. İşim var. Sonra tekrar uğrarım kimlik için." Emir hafif bir baş selamıyla Güven'e karşılık verdi. Erkekçe tokalaşarak masadan kalktı. Bu hikâyenin, iki baş kadrolu erkeğiyle şimdi yalnız başıma kalmıştım. "Arayacağım." Kafamı onaylar gibi sallayıp heyecanla beklemeye başladım. Birinci defa çaldı. Ardından ikincisi ve üçüncüsü. Sağlam ayağımla tempo tutarken karşı taraftan bir nefes sesi duyuldu. "Alo, Boran ağam." Bu yengemin sesiydi. Korkuyla geri çekilirken Boran'la göz göze geldik. Sakin ol, dercesine bakıyordu suratıma. Boran o ilk tanıdığım adam gibi, sesini soğuk bir tıya büründürerek amcamı sormuştu. "Burada değil ağam. Telefonu evde bıraktı." Yengem o hiç özlemediğim sesiyle soruya cevap verdiğinde birkaç saniye bakıştık Boran'la. Büyük bir sessizlik meydana gelmişti yengemin cevabından sonra. Ta ki yengem ağzını açana kadar. "Ağam o namussuzu buldunuz mu? Bugün bir komşum yanıma geldi. Yanında bir adam varmış. Kesin aşığı. Ağam vur, namusu temizlensin her iki tarafında." Kulaklarımla da şahit olsam asla inanmayacağım şeyleri canlı canlı dinliyordum. Gözlerimin dolduğunu hissettim. Kursağımda büyük bir alev topu yerleşmişti şimdi. Bir insanın size yöneltilen nefreti, bu kadar can yakıcı bir his miydi? Ya da kötü kalpli oluş nasıl bu kadar var olabilmişti bir insanın bedeninde? Kırılmak mı? Ne haddine, paramparçaydım. Oysa bugüne kadar yengem zaten beni sevmemişti ki. Neyin hüzünüydü bu? Boran'ın yüzü gerilirken telefonu yengemin yüzüne, hiç cevap vermeden kapattı. Gözlerimin dolduğunu hissediyordum. "Seninle işimiz var küçük. İnsanların her kötü sözünde böyle ağlayacaksan sen avukat olmayı şimdiden bırak bence. Yani boşuna yıl o kadar okuyacaksın güçlü olmazsan." Yumruğumu sıkarken Boran döndü bu sefer bana. "Canını sıkmaya bile değmez Hazal. Bir insanı namussuz diye yargılayanlar, istediği kadar namussuz olsun yaftaladığı kişi, o kişi yaftaladığı kişiden daha namussuzdur. Sen namussuzluk değil, insan gibi, insani bir şekilde yaşamayı seçtin. Aşk kötü bir şey değil ama bizim topraklarda aşılamayan, saplantılı kalan bir töre gerçeği de var. Ben seni o acımasız, doğmatik kuraldan kurtarmak istedim. Sen gitmedin. Kaçmadın ya da." İçimi rahatlatmaya çalışan cümleleri biraz olsun etkili olmuştu. "Amcanla bugün konuşacaksın Hazal. Söz veriyorum sana." Bunu söylerken ağır bir Mardin şivesiyle söylemişti. Gülmeden edemedim.  Boran'a şive hiç yakışmıyordu. "Lütfen bir daha şive yapma!" Boran kahkaha patlatırken Boran'ın kahkahasına Faruğun sesi karıştı. Kendini hatırlatmak ister gibi bir hali vardı. Emir yerinden kalkıp mutfağa doğru adımladı. Mutfaktan elinde bir kutuyla döndü. Faruğun önündeki kutuya, elinde olan kutudaki yiyeceği döktü. Faruk kuyruğunu sallayarak yemeye başlamıştı. "Aranızdaki sorunu umarım halletmişsinizdir." Sahi biz Emir'le kavga etmiştik değil mi? O ahlaksız kelimeden sonra konu dağılmıştı. "Hayır, çözmedik." Dedim Emir'e ok gibi bakışlarımı sunarak. Emir'in kaşları çatıldı. "Tek şansın benim. Bence şansını zorlama." Kaşımın birini kaldırdım. "Tek şansım sensin derken? Ben güçlü bir bireyim. Sana ihtiyaç duymadan da ayaklarımın üstünde dururdum. Boran abiyle de evlensem dururdum. Burada da dururum. Eskiden nasıl durduysam öyle dururum. Ben buraya amcamın isteği üzerine geldim diye aciz olmuyorum. Öyle zannetme Emir!" Bir aslan gibi pençelerimi çıkarmıştım Emir'e. Gülüşü beni sinir ederken, Boran'a döndüm. "Siz akraba mıydınız?" Diye sordum patavatsız bir biçimde. Boran haylaz bir gülümseme sundu bana. "Bazen kardeş olmak için aynı kan bağını taşımak zorunda değilsindir ya, Emir benim aynı kan bağından olmayan kardeşimdir. Aynı zamanda can dostum." İçim sımsıcak olurken kafamda bir sürü soru kabarcığı belirdi. Cevap veren birini bulmuşken hepsini sormak istiyordum. Emir'e kalsa hepsi gizli kalmalıydı. "Emir ve sen, ikiniz Mardinlisiniz ama diksiyonunuz neden düzgün?" Emir'in alayla kaşları çatılırken elindeki telefonla ilgilenmeye başladı. "Aslında ben bunu okuduğum bölümle ilişkilendiriyorum. Radyo ve televizyon okudum yıllarca. Ve o bölümü okuyan herkes düzgün, akıcı bir Türkçe'ye sahip olmalıydı. Düzgün diksiyon bir kimlik gibiydi bizim için. Ve gerçekten çok uğraşmıştım. Emir ise Mardinli ama daha çok burada bir şeyler yapıyor. Hep burada yaşadı. Yaz tatillerinde ise ailesiyle." Emir'in bir ailesi olduğunu düşünmek beynimi yakıyordu açıkçası. Aile denince aklıma sıcaklık geliyordu. Ve bu adam fazlasıyla soğuk gibiydi bu kavram için. Emir kafasını kaldırdığı için gözlerimiz hemen değmişti birbirine. Büyük bir telaş bedenimi kaplarken kafamı hemen Boran'a çevirdim. Orası daha fenaydı. Benim ne yaptığımı görmeme ihtimali yoktu resmrn. Full HD görmüştü hemde. Yüzünde bilmediğim bir ifade belirirken, konuşmaya devam etti. "Sen nasıl Mardinlisin ya?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD