❉ Yabani| Bölüm 11 ❉

1361 Words
Boran'ın da kaşları çatıldı. "Ne oldu Emir? Ciddi bir şey yok değil mi?" Emir kaşlarını çatarken "Güven buraya geliyor." O hastanede ayağıma bakan doktor değil miydi ya o? "Ne diyor bu kadar sinirlendin?" "Güven kimliği ayarlamış ama adam daha fazla para istiyor. Güven iti adama zaten polisle kalacak, yakalanmazsın falan demiş. Adamda tırsıp, vermeyeceğim sana o kimliği, vererek hayatımı tehlikeye atıp, hapislerde çürüyemem demiş. Güven'de ısrar edince beş yüz bin lira para istemiş puşt." Boran'ın da kaşları çatılırken "Başka bir sürü bu işi yapan adam var. Enayi mi zannediyor bu pezevenk bizi lan? Gelsin, almasın." Emir'in kaşları çatılırken "Başka bir sürü adam var da, bizim zamanımız mı var? O kimliği almazsak Hazal en az iki hafta geç başlayacak üniversiteye." Boran düşündükten sonra, "Haklısın. Ben bankayı arıyorum." Benim iyliğim için beş yüz bin lira mı gözden çıkartacaklardı? Yaklaşık yarım milyon. Gözlerim adeta büyürken Emir'e döndüm. "Benim için yeterince iyilik yapıyorsunuz zaten ama bu çok saçma. Tamam iki hafta zaman kaybetmiş olacağım ama ben bir şekilde ders notu alarak toparlar, hallederim. Sana daha fazla iyilik borcum olsun istemiyorum. Zaten şimdi bile yaptığın iyilikler karşısında kamburlaşıyorum." Boran'a istinaden konuşmuştum. Boran gözlerini bana dikerek "Şunu anlamıyorsun Hazal, seni buraya ben getirdim ve seni refah bir şekilde yaşatmak benim görevim. Çünkü amcana söz verdim." Derin bir nefes aldım. "Boran abi beni rahat bir şekilde yaşatmaksa amacın, ben hayatım boyunca bu kadar imkanın olduğu bir yerde yaşamadım. Bu kadar yüklü bir miktara da gerek yok. Ben geç başlasam bile hallederim. Cidden." Boran birkaç saniye düşündükten sonra kafasına yatmış gibi pes etti. İnatçı bir kişiliktim ve eğer kabul etmese bile en sonunda ederdi. "Bu arada bana abi deme. Kendimi garip hissediyorum. Biz evlenecektik." Bunu söylerken baya eğlenmişti. Ben ise kızarmıştım. Erkek ırkı nasıl bu kadar rahat olabiliyordu ki? Gerçekten ben mi çok dar görüşlüydüm anlamıyordum. Kapının çalmasıyla Boran ayağa kalkıp salondan çıktı. Emir'le göz göze geldik. Odadaki konuşması yüzünden onun da yüzüne bakamıyordum. Onun bakmaması gerekiyordu asıl. İçeriye giren dünkü doktorla göz göze gelmiştik. Gülümseyip bana başıyla selam verip Emir'e döndü. Mahçup bir şekilde bakıyordu ona. Emir tek bir söz dahi söylemeden mutfaktaki işine döndü. Gözlerim tekrar Güven ve Boran'ın yüzüne odaklandı. İkisi de Emir'den genç duruyordu. Acaba kaç yaşındaydı Emir? "Ayağın nasıl oldu?" Güven'e samimi olduğunu zannettiğim bir gülümsemeyle bakıp "İyiyim." Dedim. "İyi olmana sevindim." "Bende." Derken kapı tekrar çalmıştı. "Birini daha mı bekliyordun Emir?" Emir kafasını kaldırıp, "Çiçek muhtemelen." Demişti. Sesi bezgin çıkıyordu. Çiçeğe çok değer verdiği belliydi ama değer vermesine rağmen yine de bu mimikleri kullanıyordu onun ismi geçtiğinde. Güven'in kaşları havalanırken, bilinmezlikle yerinden kalkıp kapıyı açmaya gitti. Sanırım Emir bey'in kuralları arasında en son gelen kapıyı açar kuralı da vardı. Yaklaşık iki dakika sonra içeriye pejmürde bir hâlde Çiçek girmişti. Saçı başı, her şeyi darmadağındı. Bu benim bakımlı, ojesini bile her şeye uydurmaya çalışan, tanıdığım Çiçek miydi? Gözlerinin altı mosmor olmuştu ve bu uyumadığının en büyük kanıtıydı. Üzerinde kiremit rengi, askılı bir göbeği açık crop vardı. Altında siyah şort. Üzerinde ise tabiri caizse, ince bir depresyon hırkası vardı. Saçlarını arkadan salık bir atkuyruğu yapmıştı. Yüzünde uzun perçemleri geziyordu. Ağladığı aşikardı. Emir kaşlarını çatarken "Günaydın. Misafirin olduğunu bilmiyordum abi. Gideyim mi?" Sesi ağlamaklı çıkınca, dişlerini etine geçirdi. Kendine kızmıştı. "Neyin var senin?" Çiçek kendini gülmeye zorlayarak "Ne olacak abi ya? Her zamanki şeyler işte. Yardım edeyim mi?" Emir kaşlarını çatarken "Gel buraya. Bir işe yara bari." Dedi. Çiçek hafifçe gülerken gözleri Boran'a takıldı. Ardından Güven'e. "Bende misafirim ama hoşgeldiniz." Gözlerimiz Çiçek ile buluştu. Gözleri dolarken kafasını hızlı bir şekilde indirip mutfağa girmişti. Ne olmuştu acaba? Bu arada sanırım Boran ve Güven'i daha önce hiç görmemişti Çiçek. İlk defa gördüğü anlaşılıyordu. Çiçek girdiği gibi Emir'in tezgaha bıraktığı tabakları masaya koymaya başladı. Onunla çok uzun zamandır arkadaş değildik ama yüzünden anlaşabiliyordu her şey. Gözlerim Güven'e ve Boran'a döndüğünde gözlerinin benim gibi Çiçek'te olduğunu farkettim. Her girdiği ortamda dikkat çekebilecek kadar güzeldi. Benim ise gariban bir yüzüm vardı. Boran izlendiğini anlamış gibi kafasını bana çevirdi ve ben yakalanmış bulundum. Gözlerimi hemen kaçırırken bu sefer Emir'le göz göze geldik. En iyisi kafayı eğmekti sanırım. Başka türlü gözlerim hep birileriyle kesişecekti. "Hazal üniversite üç haftaya kadar açılıyormuş. Bugün kırtasiyeye falan gideceğim. İstediğin bir şey var mı? Defter, kalem falan?" Çiçek salatalık doğrarken sormuştu bana bu soruyu. Ben cevaplamadan Emir benim yerime, bana lazım olan malzemeleri söylemişti. O da dikkatle Emir'i dinliyordu. Yüzündeki üzgün hava yavaş yavaş kayboluyordu. Masa sonunda bittiğinde Çiçek yavaş yavaş bana yaklaşıp, omzumun altına girerek beni kaldırarak masaya oturttu. Güven ve Boran'da masaya oturmuştu. Bu her zamankinden daha garip bir sessizlikti. Aklıma gelen şeyle Çiçeğe döndüm. Yine bir kıskacın arasında kalmamak için kendimi garantiye almak zorundaydım. Bende öyle yaptım. "Çiçek bu benim abim." Dedim. Masadaki tüm gözler bana dönerken Çiçeğin gözleri Boran'a takılmıştı. Umarım aramızdaki göze batan farklılıkları göz ardı ederdi. "Aslında benziyonuz ha. Abinin saçları kumral olsa, ten rengi beyaz ve bir de gözleriniz aynı olsa. Ha bir de senin boyun biraz uzun olsa Hazal tıpa tıp aynısınız resmen." Gülmemek için kendimi zor tuttum. Aslında hiç benzemediğimizi vurguluyordu. "Aslında şaşırmamak lazım, sen Mardinli olmak için biraz fazla şeysin. Avrupai, yanlış anlamayın lütfen, Mardinli kızlar çok güzel oluyorlar ama Hazal'ı uzaktan görsem Mardinli demem. Fazla bizden durmuyor." Acaba annemin annesinin Yunan olduğunu söylemeli miydim? Yok bence söylememeliydim. Ortalık fazla karışıktı zaten. Boran muzip bir ifadeyle bakıp "Hazal'ın bana benzememesi normal. İkimizin annesi farklı." Diyip bana göz kırpmıştı. "Oha, siz kuma çocukları mısınız?" Çiçeğin bunu demesiyle gülmeye başladım. "Niye güldün kanka ya?" "İnsanlar boşanabilirler. Hemen neden kuma çocukları dedin acaba? Belki Boran'ın annesiyle anlaşamayıp boşandılar sonra medeni kanun hükmünde benim annemle evlendiler?" Çiçek birkaç saniye düşünüp "Ha mantıklı. Peki gerçekten öyle mi?" Sohbetten uzak kalan Güven sırıtarak araya girdi. "Ha yok, Boran ve Hazal kuma çocukları. Hazal'ın, Boran'ın annesi dışında 4 tane daha üvey annesi var. 54 kardeşler." İlk başta algılamamış gibi baktı. Ardından ağzı ayrıldı. Gözlerimi kısarak Güven'e göz dağı verip tekrar Çiçeğe döndüm. "Kanka baban çocukları ile birlikte bir seçime girse, iktidarda olan muhtarın devri biter. Ne demek 54 kardeş ya? Baban Dallas mı? Hiç mi yorulmadı. En önemlisi o kadınların hiç mi başı ağrımadı?" Verdiği tepkiye gülebilirdim ama bu üç adam yanımda olmasaydı. Çiçek ne yaptığını anladığında şirince Emir'e gülümsedi. "54 kardeş değiliz, sadece sekiz kardeşiz. Anamız babamız bir olmayabilir ama biz kardeşiz sonuçta. Takılıyorlar sana." Kendi, öz kardeş sayısını söylemişti Çiçeğe şimdi. Boran son noktayı büyük bir ciddiyetle koyarken bana tekrar dönmeyi ihmal etmemişti. Çiçek gözlerini hafifçe kısıp Güven'e döndü. "Püü sen beni kandırmaya utanmıyor musun? Gerçi bence benim anlımda salak yazıyor ha. Yoksa başka insanlarda beni salak yerine koyup kandırmazlardı. Yok valla suç benim." Emir kaşlarını çatarken; "Kim seni salak yerine koyuyor Çiçek?" Sesi fazlasıyla ciddiydi. Normalde ciddi takılıyordu ama şimdi daha farklıydı bu yüzündeki ifade. Çiçek yine o masum gülümsemelerinden birini sundu ona. "Abi ya sen beni ne zaman Mardin'e götüreceksin?" Emir'in kaşları çatıldı. Ben bile anlamıştım konuyu değiştirmeye çalıştığını. "Hem Mardin'in bakırları da meşhurmuş galiba, biliyorsun babam bakır koleksiyoncusu. Doğum günü de yaklaşıyor. Ona hediye almak istiyorum." "Çiçek, beni yeme güzelim. Sen her zaman çok konuşursun ama bir şey sakladığında daha çok konuşursun." Çiçeğin beti benzi atarken ayaklandı. "Kim ben mi? Allah kuru iftiradan saklasın. Benim ağzım var dilim yok bir kere. Etrafımdaki insanlar bana ne kadar sessizsin der." Dedi. Bir saattir beri susmayan kız. Emir sert bir şekilde Çiçeğe bakıp "Telefonunu ver bana!" Sesi soğuk bir mermere oturmuşum hissiyatı veriyordu. Çiçeğin korkuyla gözleri büyüdü. "Hayır!" Sesi cılız çıkmıştı. Emir'in mümkünmüş gibi kaşları daha çok çatıldı. "Çiçek, lafımı ikiletme abim. Telefonunu getir." Çiçeğin yüzü biraz gevşedi ama yüzündeki ifadeyi korudu. "Abi verirsem bugün garanti cenaze çıkar. Hem senin geleceğini hem kendiminkini düşünüyorum. Lütfen..." Emir'in kaşları çatılırken gözleri salonun dört bir yanında dolandı. Ardından benim bile farketmediğim yerde, Çiçeğin açıkta bir şekilde telefonunun durduğunu gördüm. Emir'in gözlerinde hain pırıltılar eserken Çiçeğin bakışları da bana döndü. Ağzı açılırken Emir aceleci adımlarla telefona yaklaştı. Çiçekte koşturup telefona ulaşmaya çalışıyordu. Ben Güven ve Boran ise olayı anlamlandırmaya ve ne olacağına bakıyorduk. Emir telefona ilk ulaşan oldu. Çiçek bunu kabul etmediği için ise büyük bir arbede başlamıştı. Elinden sertçe çekiştirmeye başladığında Emir ters bir şekilde Çiçeğe bakıp, elinden kolayca aldı. Çiçek ise Emir onu itmediği halde yere kapaklanıp, bayılmıştı. Çünkü yere düştüğü an hiç hareket etmeden orada öylece yatmıştı. Endişeli gözlerle baktım. Cidden hareketsizce yatıyordu yerde.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD