Yaklaşık bir haftadır Emir eve gelmiyordu. Gelmek zorunda da değildi ama nerede kalıyordu?
Burası onun eviydi sonuçta. Resmen adamın evini işgal etmiştim. Bu düşünce beni rahatsız etti?
Boran benim iyiliğimi düşünüyordu ama Emir'den de bu kadar fazla iyilik istemesi fazlaydı.
Sinirim bozuldu. O gün beni tehdit ederek gitmişti ama gelmemesini beklemiyordum. Sonuçta kendi eviydi.
Dudaklarımı bükerek mutfağa doğru adımladım. Ayağım sonunda iyi olmuştu.
Gerçekten sevinmiştim bu duruma. Azap gibi hissettiriyordu başkalarından yardım almak. Tam mutfağa girdiğimde zil çaldı.
Tam zamanında gelmişti yine Ahmet. Emir burayı tam olarak bilmediğimden dolayı, aç kalmayayım diye bu çocuğu bana her sabah gönderiyordu.
Emir nasıl besleniyordu bilmiyorum ama evde o gittiğinde hiçbir şey yoktu.
Zengin olduğu aşikardı, peki neden yemek yemiyordu ki?
Gittikçe vampir olduğundan şüplenmeye başlamıştım bu adamın.
Düşündüğüm şeyle gülerken kapıyı açtım. Ahmet olmasını beklerken Emir'i görmek şaşırtmıştı beni.
Tek hissettiğim şey şu an sadece utanç duygusu olduğuydu. Emir'in sert bakışları üzerimi bulurken kapının arkasına saklandığımı farkettim.
Utanç tüm vücudumu sardı. O uzun süre evde olmayınca, biraz daha gelmez zannetmiştim ama şu an tam karşımda, bana sert bir ifadeyle bakıyordu.
Ben kapının arkasındayken bir de Boran gelmişti. Tam kapının önüne geldiğinde Emir'in kaşları daha derin çatılı.
İnsan bir haber verirdi geleceğim diye ya. Hayır Einstein boşuna mı bulmuştu bu telefonu?
"Boran iki dakika benimle gel."
Emir dışarı çıkarken Boran'da kaşlarını çatarak peşinden gitti. Emir kapıyı tam kapatmayarak uzaklaştı.
Ne yapmak istediğini anlayarak minnetle Emir'e baktım. Ardından koşturarak odama girdim.
Üzerime dizlerimin altına biten bir elbise giydim alelacele. Boran'da Emir olmadığı zamanlarda eve gelmemişti. Mardin'e döndüğünü düşünmüştüm.
Üzerimi düzelttiğimde elimdeki tokayla saçlarımı yukarıdan toplayıp içeriye girdim.
Onlar da içeriye girmişti.
"Geçmiş olsun Hazal." Gülümseyip teşekkür ettim.
"Şey aç mısınız?"
"Bugün dışarıda yiyeceğiz. Seni almaya geldik."
Bunu Boran söylemişti. Dudaklarımı yalayıp Emir'e döndüm. İlk defa dışarıya çıkacaktım buraya geldiğimden bu yana.
"Yarım saate hazır ol, olmazsan evden çıkmam."
Bunu çok ruhsuz söylemişti. Gözlerimi kısıp odama girdim. Şimdi iki saat yine giyinecektim.
Üzerime doğru dürüst bir şeyler bulmak istemiştim ama dolabımdaki kıyafetler buna izin vermiyordu.
Şimdi bunlarla mı idare etmeliydim? Hiç mi açık olmayan üst yoktu. Çoğu crop benzeri kıyafetlerdi.
Üzerime göbeği açık bir kazak benzeri bir şey giydim. İçeride kalorifer yanıyordu ama dışarıda hafif bir yağmur atıştırıyordu.
Altına yırtık pantalon ve bot. Saçlarıma ise birkaç fırça darbesi ile şekil vermiştim.
Hazal Güçlü'yü yargılayacakları bir kombin daha.
Odadan çıktığımda ayak seslerimden dolayı bakışlar bana çevrildi. Emir kıyafetimin niye olduğunu biliyordu ama Boran'ın haberi yoktu.
Bugüne kadar kıyafetlerim yüzünden bir çok insan beni yargılamıştı.
Mardin'e ilk geldiğim zamanlar daha çoktu ama. Hayatımı onlara göre yaşamak zorundaydım bı şekilde ve dediklerini de yapmıştım.
Ses çıkarmamıştım. Boran'ın ailesi de açık giyinen kız istemiyorlardı. Eski halimi bilselerdi eğer bu evliliğin olmasına dahi izin vermezlerdi.
Boran'ın yüzünde herhangi bir ekşime ifadesi bulmaya çabaladım ama sadece gülümseyerek göz kırptı bana. O an sadece içime derin soluk aldım.
Artık Mardin yoktu hayatımın içinde. Baskı, kavga ve bir sürü şey benden kilometrelerce uzakta kalmıştı.
Emir yerinden kalktı ve Boran'da onunla gitti. Arkasından ise ben yürümeye başlamıştım.
Kapıyı açtığımda dışarıda bekleyen Çiçeği görmeyi beklemiyorduk.
Emir'i gördüğü için şaşırmıştı.
"Abi, hoşgeldin. Beklemiyorduk seni Hazal ile bu kadar erken."
Sesi kinaye doluydu. Kendimi tutamadım, hafifçe gülmüştüm.
Emir'e sarıldığında Emir'in çatık kaşları yumuşadı ve gülümsedi.
Emir olmadığı zaman bana çok yardımcı olmuştu Çiçek.
Çok fazla iyiydi ve bu kadar üzülmeyi hak etmiyordu.
Emir'in arkasındaki Boran'da bakıp hafifçe gülümsedikten sonra günaydın dedi.
Bakışları şimdi bendeydi.
"Bugün gezeriz falan diye düşünüyordum. Malum kaç gündür buradasın, bir sürü aksilik oldu gezemedin."
Haklıydı. Ardından üzerimdeki kıyafetlere baktı. Ardından Emir'e sertçe döndü.
"Bir yere mi gidiyorsunuz abi ya? Hem de bensiz. Püüüğ yazıklar olsun sana."
Tam arkasını dönüp gidecekken Emir kapüşonlusundan tutup çekti.
"Kulağımı siktin Çiçek, direk gelmek istiyorum desen gelirsin zaten. Dram yapma."
Çiçek otuz iki diş sırıttıktan sonra benim koluma girdi. Çatlaktı bu kız ya.
Yaptığı şeye gülerken Çiçek kulağıma eğildi. "Gittiğimiz yerde abimi atlatalım. Seni bizimkilerle tanıştıracağım. Tamam mı?"
Sürekli bana anlattığı grubunu çok merak ediyordum. Çiçeğe kafa salladım ve evden çıktık.
Asansöre bindiğimizde Çiçek konuşuyordu sadece. Bazen çok hızlı konuşuyordu ve ben nereden nereye ağladığını anlayamıyordum.
Ama onu dinlemek keyifli ve eğlenceliydi.
"Senin kapatma düğmen yok mu?"
Bunu Boran sormuştu. Ama yüzünde eğlenir gibi bir ifade vardı.
Çiçek gözlerini kıstı.
"Rahatsız mı ettim abi?"
Abi'yi alayla söylemişti. Boran ellerini göğsünde bağladı.
"Rahatsız etmese sormazdım."
Çiçek'te aynı şekilde ellerini göğsünde birleştirdi.
"Çok rahatsız ettiysem, dur konuşmaya devam edeyim."
Yarım kaldığı yerden devam etti konuşmaya. Boran ise sırıttı sadece.
Asansörden indiğimizde Emir'in arabasına bindik.
Emir ve Boran önde biz ikimiz arkada.
"Çiçek..."
Emir'in sesiyle Çiçek ona döndü. Elindeki kredi kartını ona uzatıp,
"Kahvaltı yaptıktan sonra Hazal'ın eksik olan şeylerini almaya gideceksiniz. O biliyor neyin eksik olduğunu falan."
Çiçek kredi kartını alırken gözleri parlamıştı. Kulağıma eğildi.
"Talihin böylesi kanka."
Ben de ona gülümsemiştim.
(✿)(✿)(✿)