11.Bölüm

971 Words
Mete, Hilal’in garsonu çağırdığın fark etmiştir. Neden barda otururken garsonu çağırmıştır ki? Hilal, garsonla hızlı hızlı bir şeyler konuşmaya başlar. Sipariş veriyor dese… yok, böyle sipariş mi verilir hiç? Bir şeylerin peşindedir Hilal. Mete bunu biliyordur. Meyve suyunun intikamını alacağından adı gibi emindir. O inatçı keçinin vazgeçmeyeceğini biliyordur. Ama yine de umursamaz. Ne yapabilirdir ki hem? Bu yüzden içkisinden bir yudum daha alarak tekrar masada ki konuşmaya odaklanır. Doğa, Esra, Tuğçe ve o gayet güzel vakit geçiriyordur. İçkilerini içiyor, sohbet ediyor ve sık sık gülüyorlardır. Hilal’de gülüyordur… Ve birazdan daha çok güleceğine emindir. Mete, muhabbete öyle dalmıştır ki gelen tehlikeyi görmez gözü. Hilal’in az önce konuştuğu garson, elinde yeni içkilerle masalarına gelir ve tüm içkiler, daha onlar ne olup bittiğini anlamadan üzerlerine dökülür. Hepsinin kıyafetleri sırılsıklam olmuştur. Hızla ayağa fırlayıp geri çekilir ve dökülen içkilerden kurtulmaya çalışırlar ama ne çare, batmıştır üstleri bir kere. Mete ilk başta önemsemez. Böyle kazalar her zaman olabilir sonuçta. Bu yüzden masadan bir peçete alır ve üzerini kurulamaya çalışır. Gayet sakindir… Garsonunun yüzünü gördüğü ana kadar. Onun Hilal’in konuştuğu garson olduğunu anlaması üç saniyesini almıştır. Öfkeden deliye dönmesi ise bir kalp atışı… Öne çıkar ve garsonun yakasına yapışır Mete. Kızlar çığlık atarken, Doğa onu durdurmak için öne atılır. “Alt tarafı içki döküldü Mete sakin ol” Mete onu duymaz bile “Bunun için iyi bir nedenin olsa iyi olur,” diyerek garsona doğru tıslayarak konuşur “Zira o küçük cadıyla iş birliği yaptığında kendi sonunu getirdin. Ama şanslısın. Ben insaflı bir adamım. O yüzden işinden olmayacaksın. Ama sakın bir daha benim olduğum masaya servis yapma gafletinde bulunma” Garsonun yakasını hızla bıraktığında, bir sonra ki hedefinin neresi olduğunu biliyordur. Mete öfkeli adımlarla bara doğru ilerlerken, Doğa’da neler olduğunu anlayamayarak peşinden gidiyordur. “Senin benimle derdin ne be kadın!” diyerek Hilal’in karşısına dikilir. Hilal bir saniye için afallasa da karşılık vermesi gerektiğinin ve savaşta olduğunun hızla farkına varır. “Benim seninle ne derdim olabilir?” Sabrını sınıyordur Hilal. Sonu hiç iyi olmayacaktır bu işin. Nazlı ve Doğa şaşkınlıkla onları izlerken Mete ve Hilal, kavgalarına devam eder. “O zaman niye benimle uğraşıp duruyorsun?” “Ben mi seninle uğraşıyorum?” Bir de üste çıkıyordu! Hilal bu adama inanamıyordu! “Meyve suyuma biber atan kimdi?” “Bendim. Çünkü şemsiyemi alıp yanmama sebep oldun” İyi yapmıştı. Hilal bir kez daha gurur duydu kendisiyle. Yine olsa, yine yapardı. “Sen de odamı çaldın” diye haykırdı Mete’nin yüzüne doğru Bu muydu yani bahanesi?” Geç kaldığın için insanların üzerine içki dökemezsin küçük hanım” “Az önce kadındım?” Mete alayla güdü “Hay Allah! Delirmiş olmalıyım” Hilal’in elleri yanında yumruk haline geldi. Bu adamın yüzüne sıkı bir yumruk atarsa tüm sıkıntılarından kurtulurdu. Biliyordu işte. Tek derin o yakışıklı suratını dilediğince dağıtmaktı. “Bir içki de sen istiyorsun galiba” “Yani hatalı olduğunu kabul ediyorsun?” Hilal daha fazla dayanamadı. İçkisini kaptığı gibi Mete’nin suratına boşalttı. Nazlı’nın arkasında attığı hayret dolu çığlık, Hilal’e zafer marşı gibi duyulmuştu. Ama savaş bitmemişti daha. Mete’de yanında duran içki bardağını aldı ve aynı şekilde Hilal’in suratına boşalttı. Ah! Nasıl cüret ederdi buna? “Seni aptal süper star!” “Şımarık baş belası” “Ukala dümbeleği” “Ruh hastası” Doğa gösteriden keyif alsa da daha fazla durup izleyemeyeceğini biliyordur. Birilerinin bu olanlara bir dur demesi gerekiyordur. “İkinizde kesin artık!” diyerek araya girer. Hilal’de Mete’de burunlarından soluyor ve birbirlerine nefretle bakıyorlardır. “Etrafta insanlar var. Hepsinin elinde kameralı cep telefonları var üstelik. Yarın sabaha kadar internete düşmezseniz ne ala! Kesin artık saçmalamayı da bu şamataya bir son verin” Doğa haklıydı. Etrafta seyirciler varken bu kavgaya devam edemezdi. Ama söyleyecekleri bitmemişti. Bu nedenle Hilal’i kolundan yakaladı ve içini rahat rahat dökebileceği bir yere doğru çekmeye başladı. “Bıraksana ya!” Mete, Hilal’in çığlıklarını duymuyordu bile. “Sana söylüyorum! Sağır mısın? Bıraksana beni!” Sonunda, kulübün arka tarafında buluna malzeme dolabının önünde durdu Mete ve etrafı kontrol ettikten sonra Hilal’le birlikte içeri girip, kapıyı arkalarından kilitledi. Dolabın içine yerleştirilen ışığı hızla buldu Mete ve içini dökmeye devam etti. “Derdin ne? İlgi çekmek mi? Benimle gazetelerde gözükmek mi? Üzgünüm tatlım, sevgilim var” Belki çakma bir sevgiliydi ama Hilal’in bunu bilmesine gerek yoktu. Hilal ondan iğreniyordu. Bu adama bakmak bile onda kusma isteği uyandırıyordu. “Senin gibi yeteneksiz bir sersemle değil gazetelerde, aynalarda bile yan yana gözükmek istemem” Mete alayla güldü Hilal’in sözlerine. Zekası onu dehşete düşürüyordu resmen. “Espri yapmayı nereden öğrendin?” “Dün son filmini izledim. Şahit olduğum en korkunç şakaydı.” Mete bu seferkinin çok iyi olduğunu kabul ediyordu. Ancak ne bunu sesli bir şekilde itiraf edecekti ne de onun altında ezilecekti. “Sen sanattan ne anlarsın?” Hilal kollarını göğsünde kavuşturdu ve Mete’ye bilmiş bakışlarla baktı. “İşim gereği sadece ruh hastalarından anlıyorum ama seni hala çözemedim. Oldukça özel bir vakasın” “Kendini hala tedavi edememiş olman, işinde berbat olduğunun işareti bence” “Senin aptallığın neyi işareti” Hilal daha fazla durup bu adama katlanmayacaktı. Karşısında küstahça konuşan bu adamı şimdiye kadar dinlediği için bile ilk fırsatta her iki kulağına da birer şiş batırmalıydı. Gitmek için harekete geçti. Partiye dönecek ve keyfine bakacaktı. Bu adamla vakit harcadığı yeterdi. Ancak Mete gitmesine izin vermedi. Onu kolundan sertçe yakaladı ve durdurdu. Tekrar gitmek ister Hilal ama Mete onu daha sert tutar. İlla olayı uzatacak ve Hilal’i katil edecektir. Budur niyeti. “Eğer çekilmezsen, çığlık atarım” diye tehdit eder Mete’yi. Mete onun boş tehditlerinden korkmuyordur. “Denemeye değer” Hayatta her şey denemeye değerdir. Mete, o anda Hilal’in blöfünü yememenin, denemeye değer olduğunu düşünmüştür. Hilal çığlık atarak ona blöf yapmadığını göstermenin, denemeye değer olduğunu… Ve Mete, onu susturmak için yaptığı hamlenin denemeye değer olduğunu düşünmüştür. Hilal ise bu hamleye karşılık vermenin… Ama başka çaresi yoktur. Çünkü Mete’nin dudakları onun dudaklarının üzerine kapandığında ona karşılık vermekten başka yapabileceği hiçbir şey yoktur.  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD