O gece otelde bir parti vardı. Otele ait gece kulübüne gerçekleşecek olan bu partiye Nazlı ve Hilal gibi, Mete ve Doğa da katılacaktı elbette. Hilal hala Mete’nin yaptığını unutmamıştı. İlk fırsatta… bulduğu ilk fırsatta alacaktı intikamını.
“Sence bu mu?” diye sordu Nazlı elinde ki sarı elbiseyi göstererek “Yoksa bu mu?” bu sefer üzerine siyah bir elbise tuttu. Hilal bir saniye için intikam planlarına ara verdi ve arkadaşının elinde ki elbiselere baktı. Aslında ikisi de güzeldi. Siyah olan dar, tek omuzlu bir elbiseydi. Sade ama dikkat çekiciydi. Sarı olan ise tül eteğiyle tam bir yaz elbisesiydi. Ben buradayım diyordu. Hilal, iki elbise arasında seçim yapmak zor olsa da, kararını vermişti. “Sarı olanı giy” Çünkü bu gece o siyah giyecekti.
Siyah, uzun ve straplez bir tulum seçmişti bu gece için. Üzerinde ki kıyafet tek parça olmasına rağmen, üst kısım ve alt kısmın birbirine birleştiriliş tarzı nedeniyle, sanki çift parçaymış gibi duruyordu. Tam bel kısmında siyah bir kemeri vardı. Uzun saçlarını uzun uğraşların sonucunda düzleştirmeyi başaran Hilal, onları tepede sıkı bir at kuyruğu şeklinde bağlamıştı. Göz kapağının üzerine özenle çektiği göz kalemi dışında sade bir makyaj yapmış ve son olarak aşık olduğu bir çift topuklu ayakkabı ile görüntüsünü kusursuzlaştırmıştı. Parti için hazırdı. Tek eksiği parti arkadaşıydı. O da hala hazırlanma aşamasındaydı.
Neyse ki Nazlı bu sefer kararsız kalmakta ısrar etmemiş ve sarı elbiseyi paşa paşa giymişti. Saçlarını balık sırtı şeklinde örmüş ve ayağına siyah, bantlı ayakkabılarını giymişti. İki arkadaş, nefes kesici görünüyorlardı. Bu gece görenlerin akıllarını başlarından alacakları kesindi. Aslında Hilal buna hayır demezdi. Tabi kendi aklı yerinde olsaydı.
Acaba Mete gelecek miydi? Acaba onu görecek miydi? Acaba Hilal’i böyle görse beğenir miydi? Acaba bu niye Hilal’in umurundaydı?
Tüm gün kendini bir an onu öldürmek isterken, bir an Mete’nin hakkında ne düşündüğünü merak ederken bulmuştu. Bu hali onu delirtiyordu. Başına güneş geçmiş olmalıydı. Ona ne olduğunu bilmiyordu ama en kısa zamanda buna bir çare bulması gerekiyordu.
“Bu gece bir parti olması çok iyi oldu. Böylece otelden çıkmadan güzelce eğlenebileceğiz. Bakarsın birileriyle tanışırız”
Nazlı, hararetli bir şekilde bu gece ki planlarını anlatıyordu ve şaşırtıcı şekilde bir kez olsun bile o adamdan bahsetmemişti. Belki de yavaş yavaş yavaş büyüyordu? Belki de Mete’nin gerçek yüzünü o da görmüştü? Her şekilde Hilal arkadaşında ki bu değişiklikten oldukça memnundu.
Kızlar odalarında hazırlanırken, Mete ve Doğa çoktan partiye inmişlerdi. VIP masalardan birine kurulmuş ve kendilerine hiç zaman kaybetmeden onlara locada eşlik edecek birilerini bulmuşlardı. Mete konuşacağı kadını kendi seçmenin keyfini yaşıyordu. Esra ve Tuğçe adında ki kızlar, Mete’nin şimdiye kadar edindiği izlenimlerine göre, konuşulabilir gibiydi. Elbette ilgilendikleri şey Mete’nin ünüydü ama en azından düşünebiliyorlardı. Bu da bir şeydi onun için. Kızların İzmir’de yaşadıklarını öğrenmişti. Esra 9 Eylül Üniversitesi’nde hemşirelik okuyordu. Tuğçe aynı okulda inşaat mühendisliği bölümündeydi. Eh, Doğa’nın ilgisini nedensiz yere çekmemişti. Konu konuyu açarken birinci içkiler bitti ve hızla ikinciler geldi.
Mete, Hilal’i ikinci içkisinden bir yudum almaya hazırlandığı sırada gördü. Bu gece burada olacağını elbette tahmin ediyordu ama… ama güzel olmasını, böyle güzel olmasını beklemiyordu. Kahretsin! Ondan en çok da güzel olduğu için nefret ediyordu. Bu kadar güzel olmasaydı, bu kadar masum bakmasaydı her şey daha kolay olurdu. Kafası karışmazdı. İçinde ki canavar ortaya çıktığında böyle afallamazdı. Mete bakışlarını Hilal’den kaçırdı. Ona bakmaya devam edemezdi. Kendini kaybetmemeliydi. İçkisinden uzun bir yudum aldı ve alkolün onu kendine getirmesini bekledi. Zaten alkolde onu kendine getirmezse, başka ne getirebilirdi, emin olamıyordu.
“Keyfin kaçtı?” diye sordu yanında oturan Esra.
“Hayır. Sadece bir an yorgunluk çöktü üzerime. Güneş çarptı herhalde ama şimdi geçer”
Esre şuh bir edayla güldü. “Umarım geçer. Daha gece yeni başlıyor”
Ve Mete onu da listeden eledi. Bir kadın kartlarını hemen oynamadığı sürece değerliydi. Hiçbir erkek kolay bir kadınla çok fazla zaman geçirmek istemezdi. Yani Mete onu son olarak bu gece görecekti. Esra tüm gece onunla kalmaya niyetli gibi görünüyordu. Mete için hava hoştu ama yine de onunla şu ankinden daha yakın bir ilişkiye girmeyecekti. Tatil kaçamağı gazetelere düşerse, ajansıyla başı belaya girerdi. Evet, maalesef kiminle yatacağına da ajansı karar veriyordu.
Hilal ve Nazlı barın yüksek sandalyelerine oturdukları sırada gördü Hilal, Mete’yi. Yanında ki adamı kahvaltıda da görmüştü. Kuzeni o olmalıydı. Neydi adı? Doğa! Sonra gözüne yanlarında ki biri sarışı bir esmer iki kız takıldı. Kıskançlık mıydı bu hissettiği? Hayır, hiç de bile. Niye kıskanacaktı ki onu? Kimdi ki Mete? Onun düşmanıydı. Hilal’in hissettiği tek şey nefret olabilirdi. Nasıl da ağına düşürmüştü onları? Ama Hilal krizi fırsata dönüştürmeyi bilirdi. Tek yapması gereken doğru zamanı beklemektir. Bu yüzden önce kendine bir içki söylemekle başlar işe.
“Ne içersiniz hanımlar?” diye sorar barmen
Aslında Hilal kararsızdır. Hiçbir zaman içki seçmek konusunda iyi olmamıştır. Bu yüzden barmene sorar. “Ne önerirsin?”
“Siz iki güzel bayan için özel bir şeyler yapabilirim”
Hilal ve Nazlı memnun bakışlarla birbirlerine bakar. Güzel ve özel bir içkiye hayır demeyeceklerdir elbette. “Şaşırt bizi” der Nazlı ve barmen işe koyulur.
Önünde ki kaplara değişik içkilere koyar ve onları çabuk el hareketleriyle etrafında döndürerek karıştırmaya başlar. İki arkadaş bu anı hayretle izliyordur. Hilal bunu bir tek filmlerde olur sanıyordur ve yanıldığına bu kadar sevindiğini hatırlamıyordur. Sonunda barmen içkileri karıştırmayı bitirdiğinde, Nazlı ve Hilal için kokteyllerini bardaklara doldurur ve bardakları sunum için hazırlayarak onlara uzatır. Enfes gözüküyordur içkileri. Nazlı hemen telefonunu çıkarıp içkisinin resmini çeker ve internete atar. Eh, özel bir içkiye sahip olup, bunu sosyal medya ile paylaşmamak olmaz. Zaten geldiğinden beri her anlarını telefonuyla çekiyor ve internete atıyordur. Sosyal medya çılgınlığı Nazlı’yı kendinden almıştır. Hilal’de resim çekiyordur elbette ama o öyle her anını internette paylaşmayı çok da sevmiyordur.
Nazlı telefonuyla uğraşırken, Hilal’de içkisinden bir yudum alır. Gerçekten çok lezzetli ve başlangıç içinde oldukça hafif olmuştur. İçkisinden ikinci bir yudum alırken hızla rahatlar ve çalan müziğin eşliğinde hafifçe yerinde hareket etmeye başlar. Bir yandan da intikam planını aklından geçiriyordur. Eksik parçaları buluyor ve yerine yerleştiriyordur. Mete’nin meyve suyuna attığı acı biber yüzünden sabah tüm kıyafetleri vişne suyu olmuştur. Şimdi ıslanma zamanı onlardadır. Hilal o anları izlemekten müthiş keyif alacağını biliyordur.
“Yine ne diye sırıtıyorsun sen?” diye sorar gürültü olduğu için Hilal’in kulağına eğilerek “Korkutmaya başladın beni artık”
Korkması gereken Nazlı değildir oysaki. Korkması gereken Mete’dir. Hilal, Mete’nin ondan korkmasını ister. Korkarsa eğer bir daha yoluna çıkmaya cesaret edemez.
“Güzel bir gece. Neden gülmeyeyim ki?”
Nazlı arkadaşının nesi olduğunu bilmiyordur ama tüm bunların Mete ile bir bağlantısı olduğunu anlamıştır. Kahvaltıdan sonra neredeyse bir saat odada öfke nöbeti geçirmiştir. Mete Karahan için ağza alınmayacak şeyler söylemiş ve bunu ona ödeteceğini haykırmıştır. Nazlı hala neden Mete’nin böyle bir şey yaptığını anlamıyordur. Ona göre Hilal yanılmıştır ve bunu yapan Mete değildir. Sonuçta ne zoru olabilirdi ki Hilal’le? Ama düşüncelerini içinde tutmuştur Nazlı. Hilal’i dinlemiş ve ara ara numaradan da olsa ona hak vermiştir.
İçkisinden aldığı birkaç yudumdan sonra Hilal artık planını devreye sokmaya hazırdır. Bu yüzden elini kaldırır ve garsonu çağırır.
“Garson!”