6.Bölüm

1798 Words
Hilal sonunda bir nebze olsun sakinleşmiştir. Kaldıkları oteli görmenin bunda büyük yararı olmuştur elbette. Bembeyaz mobilyalarla süslenmiş, büyük, ferah bir odada kalıyorlardı. İki adet tek kişilik yatak, büyük bir giyinme dolabı, plazma televizyon, mini bar, geniş bir banyo ve muhteşem bir manzara ile birlikte güzel bir balkon vardır odada. Sadece deniz manzarası bile Hilal’in içinde ki ateşi dindirmeye yeterli olmuştur aslında. Öte yandan Nazlı… “İnanamıyorum sana Hilal! Bunu bana nasıl yaparsın? Nasıl Mete Karahan’la kavga edersin? Bitti. Aramızda ki ilişki başlamadan bitti. Bir daha yüzüme bile bakmaz. Gerçi benim güzel olduğumu söyledi ama dış görünüşte bir yere kadar. Of Hilal of! Sen kalk, kavga etmek için koskoca Mete Karahan’ı seç” Nazlı sanki Hilal’in sinirlerini daha da çok bozmak için uğraşıyor gibiydi. O adamın adını bir daha duymak dahi istemiyordu. Nazlı, Hilal onu susturmadan çenesini kapasa iyi ederdi. Çünkü eğer Hilal susturacak olursa… “Bana bak Nazlı eğer biraz daha Mete Karahan’dan bahsedersen yolarım o çalı süpürgesi saçlarını! Sen benim en yakın arkadaşımsın. Zaten orada onu savunman beni yeteri kadar kızdırdı. Kimin tarafındasın seç bence.” Derin bir nefes aldı konuşmaya devam etmeden önce “Hem ayrıca ne demek ‘koskoca Mete Karahan!’ Saçma sapan konuşup asabımı bozma benim. O da senin benim gibi insan. Ah, ama çok pardon,” Alaycı bir gülüşle destekledi Hilal, alaycı yüz ifadesini “O aptalların efendisi. Şöhret budalası. Zengin züppesi. Gösteriş meraklısı. Sersemlerin süper starı, Mete Karahan. Bu ayrıntıyı atladığım için lütfen beni affet Nazlı.” Hilal bu konuyu daha fazla uzatmak istemiyordu. Konu erimiş kaşar gibi çektikçe uzuyordu. Bu yüzden sessizce yerinden kalktı ve valizinin yanına gitti. Nazlı’da konunun kapandığını anlamış olacak ki aynısını yaptı. Hiç konuşmadan valizlerini yerleştirmeye başladılar. Dolabın sağ tarafını Hilal almıştı, sol tarafını Nazlı. Ama fark etmiyordu da. Nazlı ve Hilal yurtta birlikte kaldıkları süre boyunca hep birbirlerinin kıyafetlerini giymişler ve hiçbir zaman farkına varmamışlardı. Aralarında benim malım, onun malın gibi bir şey yoktu. Onlar kardeşti. Yani her şeyleri ortaktı. Kısmen… Valizleri tamamen yerleştirdikten sonra Hilal ve Nazlı havuz başına inmeye karar verdi. Hem sıcağın, hem de olanların yarattığı hararetten kurulacaklardı bu şekilde. Nazlı eşyalarını alıp banyoya giderken, Hilal dolabın karşısında geçti ve getirdiği bikiniler arasından bir seçim yapmaya çalıştı. Rengarenk, desen desen mayo ve bikini getirmişti yanına ve aralarında seçim yapmak gerçekten zordu. Ancak en sonunda iki tanesinin arasında kalacak kadar azaltmıştı seçeneklerini. Ya sarı, üzerinde mavi ve mor çiçek desenleri olan, yüksek belli bikinisini giyecekti ya da asker yeşili üçgen bikinisini. En sonunda sarı, yüksek belli olanda karar kıldı Hilal ve hızlı kıyafetlerini çıkarıp bikinisini üzerine geçirdi. Onun üzerine kısa, açık renk kot şortunu ve beyaz askılı tişörtünü de geçirdikten sonra neredeyse hazırdı. Nazlı hazırlanmış bir şekilde banyodan çıktığında, o da aynanın karşısında geçti ve tarağı eline alarak yavaşça saçlarını taramaya başladı. Tarağı saçlarının içinden geçirmiyor sadece üzerinde dolaştırıyordu. Çünkü uzun kıvırcık saçları kuruyken tarandığında kabarıyor ve artık saç olmaktan çıkıp, bu kavrama yeni bir boyut kazandırıyordu. Plaj çantası olarak kullandığı kırmızı çantayı eline aldı bu sefer Hilal ve bütün eşyalarını –havlu, güneş kremi, kitap- çantanın içine yerleştirdi. Ayağına siyah, parmak arası terliklerini geçirdi ve şimdi tam olarak aşağıya inmek için hazırdı. Hilal ve Nazlı aşağı indiklerinde, havuz başının oldukça kalabalık olduğunu gördüler. Bir yer bulmak için gözlerini iyice açtılar ve sonunda, hem de havuz kenarında iki kişilik yer buldular. Hilal sonunda tatilinin başladığını hissediyordu. Şezlonguna uzanacak, güneşlenecek, kitap okuyacak ve Mete Karahan’dan intikam almanın yolunu bulacaktı. Sonra kalkıp havuza girecek ve sonra çıkar çıkmaz tekrar plan yapmaya devam edecekti. Daha mükemmel bir tatil hayal edemiyordu. Mete, olaylardan sonra odasına çıkar çıkmaz kendini yatağına atmış, sıcağın ve kavganın verdiği yorgunluğun da etkisiyle uyuya kalmıştır. Sadece bir saatlik bir uykudan sonra bile kendini yenilenmiş ve dinlenmiş hissediyordur. Bu nedenle hemen hazırlanmış ve havuz başına inmiştir. Biraz güneşlenecek ve tatilin tadını çıkaracaktır. Bu, ajansı ve menajeri ona karışmadan geçirebileceği kısıtlı bir zamandır. Kuzeni Doğa’da gelince her şey tam olacaktır. Mete havuz başına indiği sırada gözleri Hilal’i hemen tanıdı. Tek amacı kendine uzanacak bir şezlong bulmakken, o baş belası kızı bulmuştur. Üstelik hemen yanında ki yer de boştur. Ve bu Mete’ye bir fikir verir. Biraz eğlenmekten kime ne zarar gelecektir ki? Bu yüzden varlığıyla Hilal’i rahatsız etmek üzere tam yanında ki boş şezlonga doğru ilerler. Mete Karahan’ın gölgesi, Hilal’in güneşini kapattığında okuduğu kitabın en heyecanlı yerindedir Hilal. Gözleri aralanıp o ukala bakışlarıyla karşılaştığında gölgesinin bile onu rahatsız ettiğini fark eder. Gölge etme başka ihsan istemez derler ya… Hilal’in hisleri tam da bu cümleden ibarettir şu anda. Ama onu umursamaz. Mete’nin istediği de budur. Hilal’i sinir etmek ve Hilal ona istediğini vermeyecektir. Hemen rahatsızlığını fark etmiştir Mete. Bu nedenle daha da çok keyiflenmiştir. Onu biraz daha rahatsız edecek ve sonra keyfine bakacaktır. Mete şezlonga uzanmış, etrafa çapkın bakışlar atıyordur. Hilal ondan tam anlamıyla tiksiniyordur. Nasıl da aranıyordur. Bu adamın ağına düşen kızlara üzülüyor, acıyor ve onlardan da tiksiniyordur. Hilal kitabına odaklanmaya çalışır ama bir türlü okuyamıyordur. Varlığıyla bozmuştur keyfini. Bu sefer telefonunu çıkarır Mete şortunun cebinden. Biraz da sesiyle huzursuzluk verecektir ona. Doğa’nın numarasını tuşlar ve kuzenin cevap vermesini bekler. Doğa üçüncü çalışta telefonu açar. “Çok mu özledin beni?” Mete onu aptallıklarına alışmıştır. O yüzden onu umursamaz bile “Sağol Doğa iyiyim. Sen nasılsın?” Hilal bir anda Mete’nin konuşmasına kulak kesilmiştir. Doğa mı? Bir kız daha mı düşürmüştür ağına yani? “Yerini ayırttığımı söylemek için aradım” der bu sefer Mete Bir de metresini mi getirecektir? Ne pişkin bir adamdır bu? Hilal her geçen saniye ondan nefret edecek başka bir neden buluyordur. “Sağol kuzen” der Doğa hattın diğer ucunda “Lafı bile olmaz kuzen” diyerek karşılık verir Mete ‘Demek kuzeniymiş’ diye düşünür Hilal. Ve sonra kendine kızar ‘Sana ne! Senin neden umurunda ki?’ “Çabuk gel ama” der bu sefer Mete “Şu an havuz başındayım ve ortam bir harika. Bir iki tane istisna dışında,” sesinde ki bir ima mı vardır Hilal’e mi öyle gelmiştir. “Kızlar süper” Hilal birazdan saçlarından tuttuğu gibi onu havuza götürecek ve başını suya sokup orada saatlerce tutacaktır. Açık bir şekilde laf atmıştır onlara. Ayrıca hemcinslerine bir seks objesi olarak bakması onun ne kadar aşağılık bir adam olduğunun başka bir kanıtıdır. “Desene tam tatil modundasın,” hattın diğer ucunda ki Doğa’da keyiflenmiştir. “Tamam geliyorum. Akşama orada olurum. Sen de ben gelmeden çok fazla kalp kırma” Mete kuzenin sözleri üzerine keyifli bir kahkaha atar. Hilal onun ne kadar harika güldüğünün farkındadır ve tabi ki bu da onu daha çok sinirlendirmiştir. Bu adamdan acil olarak intikamını alması gerekiyordur. “Merak etme. Sen gelene kadar gözlerimi kapalı tutup, kadınlardan uzak duracağım. Tabi sen geldiğin zaman aynı şey için söz veremem.” Hilal, Nazlı’nın Mete’nin Asya adında bir mankenle birlikte olduğunu söylediğini hatırlıyordu. Kız arkadaşı varken başka kadınlara bakıyor olması Hilal’in ondan daha çok tiksinmesine sebep oluyordu. Sanki yeteri kadar nefret etmiyordu bu adamdan, sanki onu öldürmek için yeteri kadar plan yapmıyordu. Ancak intikamını aldığında tüm bunlar son bulacaktı. Mete Karahan, hayatın onu takip eden spot ışıkları ve adını çığlık çığlığa haykıran o kadınlardan ibaret olmadığını anlayacaktı. Doğa, kuzeninin sözlerine keyifle gülmüş ve yakında görüşeceklerini söyleyerek telefonu kapatmıştı. Mete ise istediğine ulaşmış ve Hilal’i hatırı sayılır derecede sinirlendirmişti. Onu sinirlendirmek Mete’ye kendini iyi hissettirmişti. Sinirlenince gözlerini kırpıştırmasının ne kadar tatlı olduğu hakkında ki düşünceleri için aynı şeyi söyleyemezdi… Sıcak başına vurmuş olmalıydı. ‘En iyisi havuza girip biraz serinlemek’ diye düşündü Mete. Böylece aklına takılıp kalan görüntülerin üzerinde bıraktığı rahatsız etkiden kurtulabilirdi. Yavaşça ayağa kalktı ve tişörtünü başından hızla çekip çıkardı. Nazlı dikkatle o anı izledi… Mete Karahan az önce yanı başında tişörtünü çıkarmıştı. Bu anı yaşamış olmak onun için paha biçilemezdi. Ancak onun için esas inanılmaz olan Hilal’in de gözlerini dikip o anı izliyor olmasıydı. Bu görmek için üzerine para bile ödeyebileceği bir andı. Hilal az önce resmen Mete Karahan’ın vücudunu süzmüştü. Ne olmuştu o büyük nefrete? Hilal de o anlarda aynı şeyi düşünüyordu. Ona bakmaktan vazgeçmesi gerekiyordu. Tamam, harika karın kaslarına, geniş, mükemmel omuzlara ve tanrıları kıskandıracak kadar yakışıklı bir yüze sahip olabilir ve onun hakkında böyle düşündüğü için kendini havuzda boğmak istiyor olabilirdi ama bu Mete Karahan’ın şöhret budalası bir aptal olduğu gerçeğini değiştirmezdi. Ondan. Nefret. Ediyordu! Mete havuz kenarına yaklaştı yavaşça ve ellerini beline koyarak etrafı incelemeye başladı. Rahatça yüzebileceği bir köşe aradı havuzda. Ardından ayağını hafifçe suya sokarak suyun ısısını kontrol etti. Serinleme ihtiyacı bir anda karşı koyamayacağı bir boyuta ulaştı. Bir adım geri çekildi Mete ve balıklama olarak suya atladı. Hilal bu anları gözlerini kırpmadan izliyordu. Nazlı’nın bunu fark etmemiş olmasını umuyordu ama çoktan fark etmişti bile. Ve otel odalarına döndüklerinde bu farkındalığın her bir detayıyla Hilal’i sinir etmeyi planlıyordu. Uzun kollarıyla, geniş kulaçlar atarak havuzun bir ucundan diğer ucuna saniyeler içinde ulaştı, Mete. Bu şekilde üç defa gidip geldi havuzun bir ucundan diğer ucuna. Hilal ilk seferden sonra kendini durdurabilmeyi başarmıştı. Ona bakmamalıydı. O diğerleri gibi değildi. Mete Karahan’ın yürüdüğü yola tapan o kadınlardan olmayacaktı. Onun ağına düşüp aptal bir hayrana dönüşmeyecekti. Bu yüzden bakışlarını tekrar kitabına dikti. Okuduğu şeye odaklanması biraz zamanını almıştı ancak sonunda başarmıştı. Tekrar kaptırmıştı kendini kelimelere. İyi bir kitabın unutturamayacağı hiçbir şey yoktu. Kelimelerin gücüyle o sayfalara kurgulanan her bir an, hayal gücünün her bir kırkıntısı ile beyin ve kalp kendini tüm kötülüklerden arındırabilirdi. Bu yazarın kaleminin gücü değil bizim hayallere olan inancımızın gücüydü. Hilal iyi bir hayalperestti. Ve bu hayallerin bir gün onu tüm hedeflerine ulaştırmasını hedefliyordu. Bu yüzden zaman buldukça okuyordu ya… Kurduğu tüm hayalleri kaldırabilsin beyni diye… Zayıf düşmesin diye kelimelerle egzersiz yaptırıyordu ona… Neredeyse on beş dakika boyunca havuzun içinde kaldı. Havuzun içinde attığı kulaçlarla kollarını esnetti. Havuzun kenarlıklarına yaslanarak suyun üzerinde dinlendi. Soğuk suyun tüm bedenini ve aklını serinletmesine izin verdi. Gözünün önünden gitmeyen görüntülerden kurtulmak için tekrar tekrar suyun içine girip çıktı… En sonunda bir nebze olsun rahatlayabildiğini düşündüğünde çıktı sudan. Şimdi tek istediği şemsiyenin altında uzanıp, güzel bir uyku çekmekti. Biraz yanmaktan da zarar gelmezdi. Aslında çok fazla kararmayı sevmiyordu. Ama gölgede uyumayı seviyordu ve bronzlaşmak bunun kaçınılmaz bir sonucuydu. Mete hızla havlusuna sarıldı. Göğsünden ve kollarından akan suları yavaşça kuruladı. Hilal’in yine dikkati dağılmıştı işte… Yine sözcükler ona bir anlam ifade etmemeye başlamıştı. Ama bakmayacaktı işte ona. Mete gözlerini Hilal’in üzerine dikmiş olabilirdi ama Hilal onu umursamayacaktı. Kitabına odaklanmak için bir kez daha zorladı kendini. Bu onun tatiliydi ve bir süper star bozuntusunun bunu mahvetmesine izin vermeyecekti. “Ben içecek bir şeyler almaya gidiyorum,” dedi Nazlı şezlongundan kalkarak “Sen de ister misin?” Hilal başını onu onaylayarak salladı. Soğuk bir suya ihtiyacı vardı. Bir anda aynı durdurulamaz serinleme ihtiyacı Hilal’i de sarmıştı. “Evet. Su. Soğuk olsun.” Nazlı başını sallayarak Hilal’i onayladı. “Gelince de havuza girelim” dedi. Sanki Hilal’in aklını okuyordu. Minnetle gülümsedi arkadaşına. Nazlı giderken ikisi de Mete’ye kaçamak bir bakış attı. Nazlı arkadaşı ve Mete arasında ki bu savaşın başlarına ne işler açacağını merak ettiği için bakmıştı ona. Hilal ise daha fazla kendini tutamadığı için…  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD