5.Bölüm

1289 Words
            Romantik komedi filmler, her zaman en olmayacak, en imkânsız olayları canlandırırlar. Hilal hep bir insanın başına asla gelemeyecek olayların o filmlerde olduğunu düşünmüş ve her seferin de o sahneleri alayla izlemişti. Ancak şimdi hayatı bir romantik komedi filmi gibiydi… “Yine karşılaştık” dedi Hilal’in odasının yeni sesi. Hilal arkasını dönmek istemiyordu. Hayır! O adamla yüzleşemezdi. Zaten yeteri kadar kızgındı. Nefretinin bu şekilde dışa vurmasına ve o adamın onu aşağılamasına izin veremezdi. İsyan sona ermiş ve Hilal kabullenmişti. Artık tekrar öfkelenebilirdi. O adamla yüzleşmenin, canlı bomba olup Taksim meydanında patlamaktan farkı yoktu belki de… Ama yine de yüzleşti onunla. Yavaş çekimle döndü felaketine. Ve Mete Karahan’la iki yıl sonra tekrar göz göze geldi. Yine iki alev topu, buzdan bir şatodaydı. Her bir bakışta ayaklarının altında ki zemin eriyor ve düşüşleri hızla yaklaşıyordu. “Sen!” diyerek tısladı dişlerinin arasından, Hilal. Adını zikretmek istemezcesine sen demişti. Tüm kini iki dudağının arasındaydı. Dişlerini sımsıkı birbirine bastırıp onları kilit altına almaya çalışmış ama o sen yine de kaçıvermişti işte… “Evet ya,” dedi Mete en kendini beğenmiş sırıtışıyla. “Ben!”  Hilal’in karşısında en kendinden emin duruşunu sergilemesi gerekiyordu Mete’nin. Böyle hissediyordu. Onunla tekrar karşılaştıkları bu an, bir deneme çekimi gibiydi sanki… Hayatının en zor rolü için hazırlanıyordu. Kendi olması gerekiyordu bu sefer. Mete o kadar zamandır yabancıydı kendine, sadece Mete olmak nasıl bir şeydi, hatırlamıyordu… Hilal’in gözlerinde ki o ‘masken düştü’ bakışı, bu huysuz kadının ‘senin ne halt olduğunu çoktan çözdüm ben’ duruşu onu açık bir şekilde ürkütüyordu. Sahnenin ortasında çıplak kalmış gibiydi… Ama nedense aynı zamanda bu iyi bir şeymiş gibi hissediyordu da. Tuhaftı… Tüm bu durum tuhaftı. Dünya… Aslında tuhaf olan tek şey dünyaydı. Dönüyor dönüyor ve onlarla kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu. Nazlı’da o an bir filmin içinde olduğunu düşünüyordu. Ancak o, eski zaman kovboy filmlerinden birinin içindeydi. Hilal ve Mete iki ezeli düşman, batının en hızlı iki kovboyu gibiydi. Birazdan silahlarını çıkaracak ve düelloya başlayacak gibi duruyorlardı. İkisinin de zarar görmesini istemiyordu Nazlı. Biri en yakın arkadaşı biri de Mete Karahan’dı. Ona ne kadar hayran olduğunu bilmeyen yoktu ve şimdi Hilal yüzünden hep hayalini kurduğu gibi üzerine bile atlayamamıştı. Daha da kötüsü birazdan olacaklardan sonra, Mete Karahan büyük ihtimalle yüzlerine bile bakmayacaktı. Nazlı onun yerinde olsa birazdan olacaklardan sonra Hilal’e dava bile açardı. Hilal, Mete’ye doğru ağır, sessiz ve Nazlı’nın kalp atışlarının hızlanmasına sebep olan tehlikeli adımlar attı. Burnunun ucuna kadar yaklaştı hayatının erkeğinin ve en öldürücü bakışlarını onun üzerinde sabitledi. Nazlı çok iyi biliyordu ki o bakışlara bir kez maruz kaldığınız da kurtuluşunuz yoktu. Ölüm Allah’ın emriydi sonuçta ve Hilal bazı insanların Azrail’i olmaktan hiç rahatsızlık duymuyordu. “Hemen, derhal, şimdi, en acele şekilde odamı boşaltacaksınız!” Mete bu cümlenin üzerine gülmedi bile. Komik olmaktan da öteydi bu. Ne diye boşaltacaktı ki odasını? “Zamanında gelseydiniz hanımefendi!” Hilal onun cüreti karşısında neredeyse şaşkınlıktan küçük dilini yutmuştu. Ne sanıyordu kendini? Etrafında ki herkes ayaklarına kapanıyor diye, dünyanın efendisi olduğunu mu? Bir avuç aptal nasıl da inandırmıştı onu kral olduğuna. Olsa olsa sarayın soytarısı olurdu ondan. Hilal gerektiğinde kraliçe olmasını da bilirdi… “O oda bana ait. 3 ay önce ayırttım o odayı. Sen ne hakla gelip benim parasını ödediğim odayı alırsın?” “Çok basit,” dedi Mete omuzlarını silkerek “Ben de parasını ödedim. Demek ki ben daha çok ödemişim. Kahretsin ki bu ülkede kimin parası çoksa o kazanıyor. Ve kim daha dakikse…” Hilal’in çıldırmaması içten değildi… Bu adamın ne tür bir gerizekalı olduğunu hala çözememişti. Parasıyla hava mı atıyordu bir de ona? Hilal onu çıplak elleriyle boğmak istiyordu. Eğer gelip Nazlı onu kollarından yakalamasaydı, neredeyse yapıyordu da. “Sakin ol canım” diye fısıldadı Nazlı arkadaşının kulağına. Lobi de çıkacak bir olay isteyecekleri son şeydi. Hemen Mete ile aralarına girdi Nazlı. “Merhaba Mete Bey,” dedi. Adını yüzüne bakarak telaffuz etmişti ve birazdan kalp krizi geçirebilirdi. “İsmim Nazlı. Hilal’in,” dönüp arkadaşına baktı “En yakın arkadaşıyım. Arkadaşım sıcaktan ve yorgunluktan dolayı biraz aşırı tepki veriyor olabilir. Lütfen kusura…” “Aşırı tepki mi?” diye haykırarak araya girdi Hilal. Nazlı’nın Mete Karahan’a hayran olduğunu biliyordu ancak işi bu kadar ileriye götürüp onu satacağını asla düşünmemişti. Hain arkadaş! Onu savunması gerekiyordu Nazlı’nın. Onun yanında olması ve bu hadsiz süper stara gününü göstermesi! Ancak bunun yerine,  Nazlı ona ağzının suyu akarak bakıyordu. İhanete uğramıştı Hilal. Onun kraliçe olduğu yerde, hainlerin cezası ancak ve ancak ölümdü. Kellesini uçurmadan Nazlı’nın çenesini acil olarak kapaması gerekiyordu. “Demek adın Hilal” dedi Mete kibirli gülümsemesini koruyarak. O programdan sonra peşinden koşmuş ve onu aramıştı. Günlerce kim olduğunu araştırmıştı. Ama asla bir sonuç elde edememişti. Onu gerçekten anlayan tek kadın şimdi karşısındaydı ve birazdan sinir krizi geçirip onu elleriyle boğacakmış gibi duruyordu. Eh, arkadaşı araya girmeseydi bunu yapmayı planladığına emindi. Kadınların ellerini onun üzerinden çekemediği bir gerçekti. Ancak daha önce hiç böylesiyle karşılaşmamıştı… Tabi bu da bir bakış açısıydı ama Mete buna saygı duyabileceğini sanmıyordu. “Sanane benim adımdan! Sen şimdi odamı boşaltıyor musun, boşaltmıyor musun?” “Boşaltmıyorum!” Bu kadardı! Hilal şimdi onu öldürecekti. Nazlı’yı aşıp üzerine atlamaya çalıştı. Nazlı’nın onu bırakması gerekiyordu. O gür saçlarını yolacak, güzel gözlerini oyacak ve yakışıklı suratında imzasını bırakacaktı! “Hilal lütfen sakin olur musun? Kocaman otelde oda mı yok? Bir odamız duruyor zaten. Birlikte kalırız” Mete onlara gülümseyerek baktı. “Güzel arkadaşınızı dinleyin, Hilal Hanım,” Nazlı düşüp bayılacaktı. Mete Karahan onun güzel olduğunu düşünüyordu. “Akıllıca fikirleri var gibi. Böylece bu saçma tartışma son bulur ve ben de odama dönüp dinlenebilirim” Hilal tekrar harekete geçti. Nazlı onu tutmakta gittikçe daha çok zorlanıyordu. Mete Karahan’ı severdi… Ancak çenesini kapayıp, Hilal’i kışkırtmaktan vazgeçmezse, suratına bizzat kendisi bir yumruk geçirecekti. “Bu rezaleti sessizce kabulleneceğimi mi sanıyorsunuz? Dava edeceğim sizi. Sizi de bu oteli de! Ve olanları sosyal medyada anlatacağım. Gazetelere satacağım. Rezil edeceğim sizi. Tur şirketini de. Bu ne sorumsuzluk ya!  Bir saat geciktik diye odamı nasıl başkasına verirsiniz?” artık resepsiyon sorumlusu da tartışmanın içine dahildi “Tabi o Mete Karahan ya, ünlü ya, bizden üstün değil mi? Üstünmüş? Gözümde bir karınca kadar değeri yok bu adamın. Benim haklarım neyse onunkilerde o! Şimdi hemen odamı istiyorum!” Hilal öfkeyle bağırmaya, Mete hayranla onu izlemeye devam ediyordu. Daha önce kimse onunla böyle konuşmamıştı Değil bağırmak, karşılarında iki kelimeyi bile bir araya getirememişlerdi. Kadınlar ona hayran olmalarıyla bilinirdi. Oysaki bu kadın hem güzeldi hem de ona hayran değildi. Mete için ilahi bir birleşmeydi bu. Hilal onu öldürmediği sürece tabi… “Hilal Hanım,” diyerek araya girdi resepsiyon görevlisi. Hilal nefesin tuttu. Öfkesini bir saniye için dizginledi ve otel görevlisine döndü. “Evet” “Mü-mü-müdürümle konuştum,” görevli panikle titriyordu. “İsterseniz, iki kişilik, deniz manzaralı geniş bir odamız var. Arkadaşınız ve sizi bu odaya alabiliriz. Ayrıca müdürümüz tur şirketi ile de konuşmuş. Size ödediğiniz paranın %25’i geri iade edilecek. Tabi kabul ederseniz? Otelimiz adına tekrar sizden özür diliyor.” Hilal bir görevliye bir Mete’ye bakıyor ve sakinleşmeye, düşüncelerini toparlamaya çalışıyordu. Mantıklı bir fikirdi bu. Üstelik odaları deniz manzaralı olacaktı. Nazlı’yla aynı odada kalmakla ilgili bir sorunu yoktu sonuçta. Tek sorunu, ona hala pişmiş kelle gibi sırıtan Mete’ydi. Onu da öldürdüğü zaman sorun çözülecekti. “Pekâlâ,” dedi Hilal, boğazını hafifçe temizledikten sonra. “Kabul ediyoruz. Umarım tatili mahvedecek,” parmağıyla Mete’yi işaret etti “Ve beni bu süper star bozuntusu ile muhatap edecek başka bir sorunla karşılaşmayız” Mete Karahan bu uyumsuz kadına tek bir kelime daha etmedi. Onun içini gören bir insanı daha yakından tanımak istemiş ve yeteri kadar tanımıştı da. Onunla daha fazla uğraşmayacaktı. Sorun çözüldüğüne göre, artık gidebilirdi. Ve öyle yaptı da. Arkasını döndü ve tek kelime daha etmeden odasına gitti. Ancak Hilal’in öfkesi dinmemişti. Sorun çözülmüş olabilirdi ama Mete Karahan’dan hala nefret ediyordu. Başına açtığı olaylardan bıkmıştı artık. Ondan intikamını alacak ve hayatın onun spot ışığından ibaret olmadığını gösterecekti.    
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD