Akşam yemeğinden sonra, otobüs üniversite grubunu almış ve programın yapılacağı stüdyoya getirmişti. Nazlı, otobüsten indikleri anda Hilal’in kolunu sıkmaya başlamıştı ve hala da bunu yapmaya devam ediyordu. Kolunu artık hissetmiyordu Hilal. Öyle sıkı sıkıyordur ki neredeyse koparacaktı. Onu defalarca uyarmayı denemişti Hilal ancak şu anda Nazlı’nın ilgi alanları arasında değildi.
Yine de bir kez daha şansını denedi. “Nazlı kolumu kopardın resmen. Ne istiyorsun kolumdan? Ne yaptı? Mete Karahan’a göz mü kırptı?”
Nazlı geçen sefer de yaptığı gibi bıraktı Hilal’in kolunu “Ne değerli kolun varmış be!” diye söylendi. Hilal acıyan kolunu ovuyordu bu sırada. Değerliydi elbet. Candı bu. Sıkınca acıyordu.
“Değerli tabi. Mosmor olmuştur şimdi. Sende de ne güç varmış Nazlı! Sen var ya bu güçle taşı sıksan suyunu çıkarırsın. Bak bu numarayı Mete’nin yanında yap. Belki etkilenir senden”
Hep Nazlı, Hilal’le kafa bulacak değildi ya! Biraz da Hilal onunla eğlenecekti.
“Aman ne komik!” Nazlı arkadaşını yüzünü ekşitti ve ardından kararlı bir duruş takındı. “Gör bak, beni görür görmez vurulacak. O çıktığı budala kızlara benzemem ben. Halis muhlis Türk kızıyım! Evinin kadını çocuklarının anası olurum isterse. Sadece bir kahve içip içmek istemediğimi sorması yeterli benim için. Oradan bulurum yolumu ben”
‘Halis muhlis Türk kızıymış,” diye geçirdi içinden Hilal ‘Sen anca onun evinin belası, çocuklarının korkulu rüyası olursun bu gidişle’
“Senden iyisini mi bulacak zaten?” diye dalga geçti Hilal “Bir iki ay çıkarsınız sonra o gelir seni Ali amcadan ister. Tabi o da hemen verir seni ona. Sonra yaza nişan yaparsınız. Seneye de düğün. Bir yıla da çocuğu yaptın mı tam Mete’nin hayalinde ki kız olursun Nazlı. Nazlı gelinim diye sever seni. Öyle iğrenç bir romantizmin arasında kaybolur gidersiniz”
Nazlı, Hilal’in bu sözlerine ancak gülüyordu. O anlamıyordu kendisini. Nazlı da hayranlığının biraz aşırıya kaçtığının farkındaydı ama bu aşırılığıyla seviyordu hayatını. Gerçek olmayacak hayalleriyle, çılgın düşünceleriyle mutluydu. Hilal’inse içi geçmişti ve hayattan ona bol maceralı bir aşk diliyordu. Belki kalbini birine kaptırırsa sonunda bu emekli öğretmen hallerinden kurtulurdu.
“Geç sen dalganı daha. Ben Mete Karahan’la evlendiğimde göreceğiz tatlım. Unutma son gülen iyi gülerdi”
Ve Hilal güldü “Son kimin güleceği belli olmaz. Dikkat et de Yeter teyze seni muhtarın oğlu Fuat’la evlendirmesin.” Öyle ya, Mete Karahan’la evlenme hayalleri kurup, sıradan biriyle evlenecekti. Mete Karahan’da mankenin tekiyle hayatını birleştirecek ve iki yıl sonra boşanmaya karar verecekti. Dünyanın gerçekleriydi bunlar. Onun gibiler tahtlarından inip, sıradan dünyalılarla iletişime geçmezlerdi. “Hem,” dedi bu sefer Hilal “Sen ne zaman bu kadar evlilik meraklısı oldun? Dikkat etmedim sanma iki gündür ağzından düşmüyor bu laf.”
Nazlı keyifle güldü “Mete Karahan’ı göreceğim kızım bundan daha iyi sebep mi var? Neon ışıklarıyla yazılmış büyük boy bir düğün davetiyesi gibi bir şey bu”
Hilal’de arkadaşıyla birlikte güldü. Bazen en iyisi ona ayak uydurmak, hayallerine onunla birlikte gülmekti. Yani çocukla çocuk oluyor ve onu mutlu ederek konuyu kapatmayı hedefliyordu.
“Düğünü nerede yapıyorsunuz? Annen Bursa da olmazsa düğün kabul etmez yalnız. Yeter teyze ne inatçıdır bilirsin. Cadı kaynana kesilir başınıza”
“Olsun,” dedi Nazlı omuzlarını silkerek “Biz de iki düğün yaparız. Biri Bursa’da biri İstanbul’da! Hem ne ki Bursa-İstanbul arası? Bizim için de kolay olur. Kırmaz Mete beni”
Bu sefer ikisi birden güldüler konuştukları konuya “Aaa!” Hilal elini arkadaşının omzuna koydu “Şahidiniz ben olmazsam darılırım valla. Seninle ta buralara kadar geldim. Aşkınızın mimarı sayılırım ben”
Nazlı başını hafifçe yana eğdi ve “Ayıpsın,” diyerek karşılık verdi ona. “Nikâh şahidim sen olmayacaksın da kim olacak? Kızımız olursa da ikinci adını Hilal koyarım, ne dersin? Ama önce babamıza sormak gerek”
Hilal ve Nazlı saçma sapan hayallerin arasında uzun uzun kayboldular, tatlı tatlı güldüler kendilerince. Sonunda içeri girme vakti gelene kadar oldukları yerde Mete ve Nazlı Karahan çiftinin geleceklerini hayal ettiler. O anlar basit bir hayalden ibaretti onlar için. Kaderin planlarından habersizlerdi. Nazlı hayal kurarken ona gülen Hilal, gelecekte onu nelerin beklediğini bilmiyordu o anda. Ve sadece gülüyordu. Hikâyenin sonunu bilmeden gülüyordu…
Grup içeri girerken kollarına birer bileklik taktı kapıda ki sorumlu ve onları sırayla içeri aldı. Yerleri en önde değildi ama sahneye yakın bir yerdeydi. Nazlı hızla kaptı Hilal’in kolunu. Grubun en önüne oturmalı, sahneye en yakın o olmalıydı. Ve elbette ki Hilal’i de peşinden sürüklemek zorundaydı. Hızla onu peşinden çekerek grubun önüne geçti ve hemen sahneye en yakın olabileceği konumda ki yerini aldı. Gelen tüm seyirciler yere konulan minderlerin üzerinde oturuyordu. Hilal yere çöker çökmez bağdaş kurdu ve ellerini önüne koyup programın başlamasını bekledi.
“Heyecandan şimdi düşüp bayılacağım, Hilal” diye konuşmaya başladı Nazlı ve derin bir nefes aldıktan sonra tekrar Hilal’in koluna yapıştı.
Ağlamak üzereydi Hilal. Mete Karahan, Nazlı’ya âşık olacak diye niye o acı çekiyordu ki? İlişkilerinin tüm yükü şimdiden Hilal’in ‘kollarının’ üzerindeydi. Allah bilir çocuğunu da Hilal’e baktırırdı Nazlı. Zaten ona elini veren ‘kolunu’ kaptırırdı. Bir Karahan çiftine bebek bakıcılığı yapmadığı kalmıştı. Çoktan Nazlı gibi saçmalamaya başladığına göre yapacak çok da bir şeyi kaldığını düşünmüyordu.
“Eğer üzerime bayılırsan seni bu sefer tanımazdan geleceğim, Nazlı. Mete Karahan için daha fazla fiziksel acıya hayır! Önce kolumu morart sonra da bayıl! Mete Karahan’ın üzerine bayıl git sen”
“Çok iyi fikir!”
Hilal gözlerini devirdi. Bu programda başka konuklarda yok muydu? Yeni çıkacak bir filmin oyuncuları konuk olacaktı mesela. Evet ya, Hilal sadece onlarla ilgilenecekti. Belki film ilgisini çekerdi. Şu andan itibaren Mete Karahan’ı görmezden gelecekti. Sanki Oscar ödüllü oyuncuydu beyefendi!
“Nazlı, canım, bak yeter ama. Yordun beni. Kapat artık şu Mete konusunu. Birazdan göreceksin işte. O zaman sen de rahatlarsın ben de. Ama bırak artık şu kolumu ve kendine gel. Sakın üstüme bayılmayı filan da geçirme aklından.”
Nazlı ‘yine’ sertçe bıraktı Hilal’in kolunu. “Aman iyi anladık. Sıktım seni. Tamam, program başlayana kadar konuşmayacağım”
Sonra sustu ve döndü önüne. Alınmıştı ya hani Hilal’e, afrası tafrası ondandı. Ama Hilal tanıyordu arkadaşını. İki dakika dayanamaz yine başlardı Mete Karahan’ın adını sayıklamaya.
Nazlı ilk bir dakika sustu uzun uzun. Dudaklarını sıkıca mühürledi ve başını başka tarafa çevirdi. Ama içi içini yiyordu. Sonra bakışları yavaşça kaydı Hilal’e. Ama hayır! Konuşmayacaktı işte. Sinir etmişti sabahtan beri onu zaten. Tüm hevesini kursağında bırakmış, heyecanını kırmış, hayalleriyle oynamıştı. Oysaki tek dileği mutlu bir yuvaydı Mete’yle. Çekemiyordu aşklarını Hilal! O da âşık olacaktı. O zaman görecekti gününü. Derin derin nefesler almaya başladı bu sefer. Off! Ne zor şeydi susmak! Hilal bu sırada saniyeleri sayıyordu. Az kalmıştı. Nazlı konuştu konuşacaktı.
10, 9, 8…
“Bir dakika ya!” diyerek bozdu sessizliğini Nazlı. Tam zamanında… “Sen istedin diye niye susuyorum ki? Özgür iradeli bir kadınım ben! Haklarım var benim! Susmam, sustukça sıra bana gelecek! Konuşacağım işte. Sen sus!”
Hilal arkadaşının bu haline kayıtsız kalamadı ve kahkahalarla gülmeye başladı. Hayatının neşe kaynağıydı Nazlı. Bu deli dolu halleriyle Hilal’i bütünlüyordu sanki. Hilal ne kadar sakinse Nazlı o kadar kıpır kıpırdı.
Kollarını Nazlı’nın omuzlarına doladı ve başını omzuna yasladı. “Sana sus diyen mi oldu? Konuş istediğin kadar. Sadece arada konu değiştir. Sonra malzemen tükenir maazallah. Mete’yle ilişkiniz monotonlaşırsa filan ne yaparsın sen?”
Nazlı hafifçe itti Hilal’i omzuyla “Bak hala dalga geçiyor!”
“Sen de şaka gibisin Nazlı ne yapayım? 15’lik kızlar gibi ünlülerle evlilik hayali kuruyorsun. Gerçekçi ol biraz. Sana erkek mi yok? Ben sana daha yakışıklısını, daha kaslısını, daha kariyerlisini bulurum. Brad Pitt’le Angelina Jolie gibi 800 tane çocuğunuz olur. Hepsi de farklı ırk. Dünya haritası gibi gezersiniz ortalıkta.”
“Sen de kötü örnek teyze mi oluyorsun bu durumda?” diye sordu Nazlı
Hilal kaşlarını çattı “Niye kötü örnek oluyormuşum ben?”
“Kızım ben istemem senin gibi çocuk! Çok sıkıcısın bir kere sen. Kızımın senin gibi olduğunu düşünsene? Kız çocuk dediğin erkek arkadaşlarını annesinden saklar, annesine tafra yapar. Sen Aydan teyzeye bir günden bir günse sesini yükselttin mi? I-ıh! Olmaz, istemem!”
Hilal’in kafası karışmıştı. Her anne böyle uslu, dertsiz tasasız, akıllı uslu bir kız istemez miydi? Yoksa ona hep yanlış mı öğretilmişti? Anneler kızlarının asi olmasından gizliden gizliye zevk mi alıyorlardı?
“Zaten senin kızın kesin fırlamanın teki olur. 18 yaşında evleneceğim diye karşına çıkmazsa ben de bir şey bilmiyorum”
“Aşk olsun Hilal, ben 18 yaşımda evlenmek için can mı atıyordum? O kadar evlilik meraklısı mıyım? İyi bir okula atanmadan evlenmem bir kere!”
Nazlı matematik öğretmenliği okuyordu ve dileği iyi bir şehre atanmaktı. Sonra hızla hayatını kuracaktı. Bir dileği de Hilal’le aynı şehirde kalabilmekti. Hilal devlette çalışmak istemiyordu. Özel sektörde devam edecekti. Ya Ankara’da kalacaktı yani ya da İstanbul’a taşınacaktı.
“Ben öyle mi dedim Nazlı? Sen de iyice alıngan oldun. Takılıyorum işte.”
Nazlı ve Hilal aralarında konuşmaya devam ederken sahnede müzik grubu hafif bir müzik çalmaya başladı. Canlı yayına çok az kalmıştı. İnsanlar sahnenin üzerinde dolanıyor ve orkestra son hazırlıklarını yapıyordu. Yayın saati yaklaştıkça, Hilal’de heyecanlandığını hissetmeye başladı. İlk defa canlı yayına katılacaktı. Belki kameralar onu da çekerdi? Bir kere olsun televizyona çıkmış olurdu işte fena mı?
Bu sefer ışıklar bir kez yanıp söndü. Anlaşılan bu seferde ışık efektlerini kontrol ediyorlardı. Canlı yayındı sonuçta bu. Önemliydi böyle şeyler. Hiçbir şeyi geri alamıyorlardı.
Bu sefer ‘Ya Nazlı gerçekten canlı yayında kucağıma düşüp bayılırsa?’ diye geçirdi aklından Hilal. Nazlı’ydı bu. Ne zaman ne yapacağı belli olmazdı? Sahneye bile atlatabilirdi. Ah! Ya sahneye atlarsa? Hilal ondan korkmaya başlamıştı. Hayranlığının boyutları atmosferi aşıyordu artık ve kontrol edilemez bir noktaya gelmişti.
“Bayılmazsın değil mi Nazlı?” diye sordu Hilal arkadaşına şaşkınca.
Nazlı yarı keyifli, yarı şaşkın bir ifadeyle ona baktı. “Şaka yapmıştım ben tatlım sen merak etme. Daha bir erkek için bayılacak kadar alçalmadım ben! Onlar düşer bayılır benim önümde ama ben asla!”
“Sahneye atlamaya filan da kalkmazsın değil mi? Bak o konserlerde ki ergen kızlar gibi sahneye atlayıp, Mete’ye sarılmaya filan kalkarsan silerim seni defterden!”
Nazlı bu sefer keyifli bir kahkaha attı. Durup durup bunları mı kuruyordu kafasında? O kadar da delirmemişti Nazlı. Kendini canlı yayında rezil etmeye niyeti yoktu. Belki reklam arasında… “Sakin ol sen! Kimse sahneye atlamayacak! Burada seninle oturup, uslu uslu programı izleyeceğim”
Hilal bu cevaptan çok da tatmin olmamıştı ama yine de sustu. Tuttu dilini ve inanmış gibi yaptı. Ona güvenmeyecekti de kime güvenecekti.
Orkestra bu sefer daha hareketli bir şeyler çalmaya başladı. Işıklar yanıp sönüyordu başlarının üzerine. Yönetmen sahneye çıktı ve beşten geriye doğru saydı. Sonra müzik daha da hareketlendi ve yayın başlaadı. Hilal kanının kaynadığını hissetti. Mete Karahan’ı görmek zorunda olabilirdi ama yine de çok eğlenecekti.
Önce sunucu çıktı sahneye. Müzikle birlikte girdi içeri ve seyircinin alkışlarını kabul edip, onları selamladı. Sonra müzik kesildi ve sunucu programı açtı. Konuklarından bahsetti kısaca. Ardından seyircilerle konuşmaya başladı. Nasıl olduklarını sordu. Onları yavaşça coşturdu. Sıra programa katılan okulları duyurmaya gelmişti. Her okulun adı okunduğunda öğrenciler heyecanla haykırıyor ve okullarına tezahürat yapıyordu. Oldukça canlı bir seyirci kitlesi vardı. Herkes kıpır kıpırdı.
Ve sonunda Nazlı’nın beklediği an gelmişti. Sunucu, ilk konuğunu anons ediyordu ve herkes bu konuğun kim olduğunu biliyordu.
“Mete Karahan!”
Mete adını duymasıyla birlikte en geniş gülümsemesini yüzüne yerleştirdi ve sahneye çıktı. Spot ışığını takip ederek sunucunun yanına doğru ilerledi. Stüdyoda çılgın bir seyirci kitlesi vardı ve alkışlar neredeyse onu sağır edecek derecedeydi. Kanı kaynadı Mete’nin. Takdir edilmek, sevilmek herkesi mutlu ederdi. İşini iyi yapıyordu Mete ve bunun karşılığını almak onu sevindiriyordu.
“Hoş geldin Mete!” dedi gülümseyerek sunucu müzik kesildiğinde
“Hoş buldum” diye cevapladı Mete aynı şekilde gülümseyerek
Bu sefer “Umarım hoş bulmuşsundur?” diye sordu.
“Gayet hoş buldum. Oldukça canlı bir karşılama aldım. Nasıl hoş bulmam?”
‘Ne kadar da sahte’ diye düşündü Hilal. Bu lafları içeride kendi kendine özellikle mi buluyordu yoksa ezberlemesi için eline yazıp mı veriyorlardı?
“O zaman hemen seni şöyle yerine alalım ve bir sonra ki konuğumuzu davet edelim”
Mete arka taraftaki koltukta yerini alırken, sunucu bu sefer film ekibini çağırdı. Seyirci onu da aynı heyecanla karşıladı. Yani bu Mete Karahan’a özel değildi. Hilal nedense içten içe sevindi. Mete gibi hayranları da sahteydi.
Programın son konuğu olan şarkıcı, son single ile birlikte sahneye girdi ve tüm seyirciler onunla birlikte sözlere eşlik etmeye başladı. Hilal ve Nazlı’da şarkıyı söylemeye başlamışlardı. Onlarda severlerdi bu şarkıyı ve eşlik ederken büyük bir keyif almışlardı. Tüm konuklar gelmişti ve programın esas eğlenceli kısmı birazdan başlayacaktı. Şarkı bittiğinde sunucu onunla da bir iki çift laf etti ve hemen reklamlara girdi. İşte bu Nazlı’nın delirdiği andı. Reklam arası boyunca saçmalayıp durdu. Mete onu görmüş müydü? Ne zaman yanına gelirdi? Saçı nasıldı? Makyajı akmış mıydı? Yayın tekrar başlayana kadar sürdü Hilal’in işkencesi ve sonra beşten geriye sayan yönetmen kurtardı onu.
Sunucu bu sefer yerinde oturuyordu ve tüm algıları Mete Karahan’a yönelmişti.
“Hayat nasıl gidiyor?” diye sordu Mete’ye
Mete bu soruya tam olarak ne cevap vereceğini bilmiyordu. ‘Ajansıma sorun’ demeyi düşündü bir an için. Nasılsa hayatını onlar yönetiyorlardı. Ama bunun yerine oyununa devam etti ve “İyi gidiyor. Her şey yolunda” dedi. Yolunda olan sadece işiydi. Özel hayatıyla ilgili yorum yapmamayı tercih ediyordu.
“Güzel bir filmin ardından, yine bir o kadar güzel bir diziye başladın. Dizi nasıl gidiyor?”
“Harika!” diye cevapladı Mete “Setinde en çok eğlendiğim dizi bu kesinlikle. Senaryo, oyuncular, ekip, ortam her şey harika. İşe giderken ayaklarım geri geri gitmiyor”
Bu sefer doğru söylüyordu. Keyifle yapıyordu işini. Sorun, setten çıktığında başlıyordu. O zamanlarda tek dileği eve gidip dinlenmek oluyordu ama hayır, bir bara gidip tanımadığı bir kadınla görüntülenmek zorundaydı.
“Ben de sen olsam, benim için de her şey harika giderdi valla!” diye dalga geçti sunucu. Mete bile bazen kendi olmak istemezken, onun Mete olmak isteyeceği konusunda şüpheleri vardı “Güzel bir iş, güzel bir maaş, güzel bir hayat, güzel kadınlar…”
Seyirci bir anda tezahürat yapmaya başladı. Hilal buna sadece gözlerini devirebilirdi. Her kelimesiyle sinirlerini oynatıyordu bu adam. Hele Nazlı’nın kendinden geçmiş tavırları yok mu, iyice sıkıyordu canını.
Mete sunucuya cevap vermek yerine sadece güldü ve seyirciye bakarak alkışlamayı bırakmalarını bekledi. Cevap vermedi. Bir cevabı olmadığında hep yaptığı şeyi yaptı ve gülmeye devam etti.
Sunucu bu sefer “Bu değirmenin suyu nereden geliyor?” diye sordu.
Ona Timur’un numarasını verse miydi? O bile bütün bu kadınları nereden bulduğunu bilmiyordu ve bilmek istediğini de hiç sanmıyordu.
Mete rolünü oynamaya devam etti. O yakışıklı, çapkın, oyuncu Mete Karahan’dı halkın gözünde. “Bu surata kim hayır diyebilir ki?”
Hilal’in için kusma isteğiyle doldu. Seyirciler ‘Oooo’ sesleri çıkarırken o Mete’nin yapmacıklıktan ölmek üzere olduğunu düşünüyordu.
Sunucu seyircilere döndü bu sefer “Doğru mu söylüyor? Bu surata hayır denilebilir mi?” diye sordu dalgasına.
Aslında bir cevap beklemiyordu ama o daha Hilal’i de tanımıyordu. Bu soru, Hilal’in sahnesinin geldiğinin işaretiydi. Elini hızla kaldırdı Hilal. Herkes ona şaşkınlıkla bakıyordu. Arkadaşları, Nazlı, sunucu, Mete… Sunucu stüdyoda ki görevlilere Nazlı’ya bir mikrofon vermesi için işaret verdi ve mikrofon saniyesinde Hilal’in eline ulaştı.
“Hayır” dedi Hilal mikrofona doğru.
‘Neye hayır?’ diye düşündü Mete.
Sunucu “Anlamadım, neye hayır?” diye sordu Mete’nin düşüncelerini duymuşçasına. Anlaşılan en az onun kadar merak ediyordu bu sorunun cevabını.
“Ben diyebilirim. HAYIR!” dedi Hilal kendinden emin bir tavırla. Herkes dehşetle izliyordu bu gösteriyi “Ama zaten kadınların peşinizde fareli köyün kavalcısının arkasından giden farelere çevirenin de ‘bu yüz’ olduğunu sanmıyorum, Mete Bey”
Kimdi bu kız? Her kimse bir anda günün aydınlatmıştı. Çünkü neredeyse beş yıldır, ona böyle açıkça hakaret eden biriyle daha karşılaşmamıştı ve bu tuhaf bir şekilde hoşuna gidiyordu.
“Neymiş?” diye sordu Mete eğlendiğini gizleyemeyen bir yüz ifadesiyle
“Pardon son filminizin adı neydi?”
Mete ne alakası olduğunu çözemedi ama yine de cevapladı. “Aşk Sarhoşu”
Hilal ismin bayatlığına güldü önce. ‘Şöhret budalası’ diye geçirdi içinden ve devam etti “Bence onlar sadece sarhoş. Konumunuz başlarını döndürmüş durumda”
Gülmeye devam etti Mete. Elinde değildi. Çok eğleniyordu. “Nasıl bu kadar eminsin? Sende mi onlardansın yoksa?” Mete’nin bu konuda ciddi şüpheleri vardı. Ama yine de sormuştu işte.
Hilal bu soruya sadece güldü. “Neyse ki ben bu dünyada ve gerçek hayatta mutluyum,” dedi haline şükrederek “Ve bilmiyorum. Ancak siz biliyorsunuz. Sizi ‘siz’ olduğunuz için seven ve ‘siz’ olduğunuz için yargılayan kaç kişi var ki?” Nazlı arkadaşını koluyla dürttü. Rezil olmuşlardı canlı yayında. Hem de Mete Karahan’a! Gelinliğini bile seçmişti… Ama şimdi Hilal yüzünden asla ona sahip olmayacaktı. Hilal Nazlı’yı umursamadı ve konuşmaya devam etti. “Ben kendi kendinizi bile sadece Mete Karahan olarak gördüğünüze eminim. Mete değil. Mete Karahan”
Mete hayretle dinliyordu bu kızı. O bile kendi duygularını bu denli ifade etmeye cesaret edemezken, o, Mete’nin yerine söylemişti tüm söylenmeyenleri.
“Düşünce tarzını sevdim,” dedi Mete gülümsemeye devam ederek “PR işine girmeyi düşünürsen beni haberdar et. Benim için çalışmanı isterim” Ve komik bir şekilde, gerçekten istiyordu. Bu kızın kim olduğunu öğrenmeliydi Mete. Onunla konuşmalıydı. Ona hakaret etmesine bile razıydı. Bu bile iyi geliyordu ona şu anda. Çünkü sahte değildi. Elle tutulacak kadar gerçekti.
“PR ile ilgilenmiyorum,” diye cevap verdi Hilal “Ama gelecek mesleğim sizi ilgilendirebilir”
Bu sefer “Ne okuyorsun ki?” diye sordu Mete
“Psikoloji” diye cevabı yapıştırdı Hilal.
Ortalık karışmaya başlamıştı. Yönetmen devam etmekten yanaydı ama reklama girmeleri gerekiyordu. Eğer bu kavga biraz daha devam etse, reytingler daha ikinci reklamdan önce tavan yapardı. Ama süre dolmuştu. Sunucu ise tam aksine bu kızışan kavganın arasına girme ihtiyacı duyuyordu ve reklam girdiğinde neredeyse sevinçten ağlayacaktı. Hızla Mete ile Hilal’in arasına girdi.
“Evet, şimdi bir reklam arası veriyoruz” dedi ve konuyu hızla dağıttı.
Nazlı tekrar sıktı Hilal’in konu. “Deli misin kızım sen?” diye bağırdı.
“Deli filan değilim. Aslında burada ki tek mantıklı insan benim!”
Bu sırada sunucu Mete’ye doğru eğilmişti. “Kim olduğunu biliyor musun bu kızın?” diye sordu ona.
Mete’nin gözleri az önce onu şaşırtan kıza baktı. Arkadaşıyla hararetli bir şekilde tartışıyordu. Ve sonra hızla ayağa kalktı. Seyircilerin arasından sıyrıldı ve çıkış kapısına doğru gitti. Mete onu tanımıyordu ama mutlaka tanıması gerekiyordu.
“İzninle” dedi Mete ve Hilal’in peşinden gitmek üzere ayağa kalktı.
Hilal daha fazla orada kalıp çekemeyecekti Nazlı’yı. Otobüsleri ve otobüsün şoförü bekliyordu onları kapının önünde. Nazlı karşısında söylenmeye devam ederken o sıkıldığını söyleyerek ayağa kalktı ve hızla dışarı çıkıp otobüslerine gitti. İçeri girdi hızla Hilal. Sırt çantasını yastık, montunu örtü yaptı ve Nazlı ile birlikte oturdukları koltuğa uzanarak gözlerini kapattı.
O sırada, Mete dışarıda o gizemli kızı arıyordu. Deli gibi her yerde ona bakındı ama bulamadı. Belki de son on yıldır onu bu kadar net bir şekilde görüp, düşüncelerini yüzüne karşı böyle korkusuzca ifade eden tek kişiyi de öylece kaçırmıştı.
Tekrar sahneye dönebilir ve rolüne devam edebilirdi.