🫀
(Biraz da Rüzgar'ı tanıyalım değil mi yahuu)
Babam memurdu. Annemse ev hanımıydı. Mükemmel bir hayatım vardı. Ta ki... Arkadaşımla birlikte sevgilime sürpriz yapmak isteyene kadar.
Kalbim aylardır ağrıyordu. Ama sanki heyecanlandıkça daha çok acıyordu. “Şu sürprizi bir yapayım, hemen hastaneye giderim,” dedim kendi kendime.
Garip bir ağrıydı bu. Sinem’le dershanede tanıştık. O çok güzeldi. Ondan hoşlanan çok çocuk vardı ama beni seçmişti. Onun ilk mezun senesiydi, benimse ikinci. Bu yüzden ondan biraz daha başarılıydım.
Aslında okumak gibi bir niyetim yoktu. Beni bu yola sokan Sinem’di. O iyi bir avukat olmak istiyordu. Ben de onunla tanıştıktan sonra avukat olmaya karar verdim.
Derslerim çok iyiydi. O gün büyük bir denemenin sonucu açıklanmıştı. İkimiz de güzel dereceler yapmıştık. Ben de bunu kutlamak için küçük bir sürpriz hazırlamıştım. Sınava az kalmıştı, bu kadar iyi bir deneme sonucu moral demekti.
Sinem geldiğinde biraz üzgün görünüyordu. Nedenini sormama rağmen anlatmadı.
Ben de sonucu gösterdim.
“Derece yapmışız aşkım.”
“Çok güzel ama bence bu kadar sevinmemeliyiz,” dedi.
Tam o sırada arkadaşım Furkan pastayla geldi.
“Allah aşkına Rüzgar, bu pasta ne? Sanki YKS’de birinci oldun. Bir denemeyle böyle cıvıtacaksan sınavda başarılı olamazsın.”
“Sinem, moral olsun diye yaptım, stresin…”
Kalbime birdenh ağır bir ağrı saplandı. Kendimden geçmişim. Uyandığımda Furkan anlatıyordu; yüzüm ve dudaklarım mosmor olmuş.
Hastanede bazı testler yapıldı. Sonra Furkan’la Sinem’i eve bıraktık.
Eve gidince anneme hiçbir şey söylemedim. Direkt odama geçip yattım. Hastaneden “Sonuçlar çıkınca sizi ararız,” demişlerdi.
Telefonumun sesiyle uykumdan uyandım.
“Alo, Rüzgar Kılıççı mı?”
“Evet, buyurun?”
“Sonuçlarınız için aradık. Sizi kardiyolojiye yönlendirdik. Kardiyoloji cerrahımız Oktay Varol sizi görmek istiyor.”
“Anladım. Bugün randevu almam gerekiyor sanırım?”
“Normalde randevular dolu ama Oktay Bey 13.30 için size özel randevu oluşturdu. Lütfen kaçırmayın.”
Saat sekizdi. Hazırlandım, dershaneye geçmeden hastaneye uğrayacaktım. Annem geldi:
“Dershaneye mi gidiyorsun oğlum?”
“Evet anne.”
Üstümü değiştirirken üzerimde kalan EKG bantlarından biri gözüktü. Annem görünce sordu:
“Bu ne oğlum? Dün neredeydin sen?”
“Anne, endişelenecek bir şey yok. Bayıldım. Hastaneye gittim, test yaptılar. Doktor bekliyormuş, 13.30’da gideceğim.”
“Tamam. Zaten Açelya’nın da bugün diş randevusu vardı. Birlikte gideriz.”
“Madem öyle, ben de bugün dershaneye gitmeyeyim. Sizi götürürüm.”
Hazırlandık ve üçümüz birlikte hastaneye gittik. İçimde büyük bir korku vardı. Uzun zamandır ağrıyordu kalbim ve cerrahın beni özellikle çağırması… Bu beni ürkütüyordu.
Kahvaltı yapmadım, ne olur ne olmaz diye. Zaten içim almıyordu. Sonunda randevu saati geldi. Resepsiyona kimliğimi verdim.
“Oktay Bey yatış istemiş. Yatışınızı giriyorum.”
“Nasıl yani? Sadece muayene olacaktım?”
“Biz bize söyleneni yapıyoruz.”
Doktorun odasına girdik. Stetoskopla kalbimi dinledi.
“Ne zamandır ağrıyor?”
“İki aydır falan…”
“İki aydır ağrıyan bir kalbi yok saymak normal değil delikanlı.”
“Ne demek istiyorsunuz? Zaten yatış da vermişsiniz. Benim kaybedecek vaktim yok.”
“Oğlum, sakin ol. Doktor görevini yapıyor, baksana,” dedi annem.
“Gel delikanlı, istersen kardeşin dışarı çıksın. Anlatacaklarım pek hoş değil.”
Annem Açelya’yı dışarı gönderdi. Doktor önümüze bir bardak su koydu.
“Az önce kaybedecek vaktim yok dedin. Aynı şekilde benim de kaybedecek zamanım yok. Bir an önce tedaviye başlayacağım.”
“Ne tedavisi bu, doktor bey?”
“Oğlunuzda kalp yetmezliği var. Birinci evre.”
“Şaka mı bu?”
“Maalesef değil. Dudaklarda morarma, kalp ağrısı… Tüm test sonuçları bunu işaret ediyor.”
“Ne olacak şimdi?”
“Erken fark ettik sayılır. Daha önce gelseydin, daha erken başlardık ama hâlâ geç değil. Ama tedaviyi kabul etmezsen, çok uzun ömrün kalmaz.”
Hayallerim… Ailem… Sevdiğim herkes… Her şey biter miydi?
(Maalesef aşko ya, ben acımasız bir yazarım. Bu yüzden çok taşlanıyorum.)
Odadan çıkınca yeniden EKG’ye alındım. Sonra odamıza geçecektik.
Kafamda şimşekler çakıyordu. Duvarı yumruklamaya başladım. Hemşireler, hasta bakıcılar, annem, kardeşim beni zor zapt etti.
“Hayatım mahvoldu amına koyayım! Şansımı sikeyim!”
Tam o anda, o nazik doktor, bu sefer oldukça sert ve otoriter bir sesle beni kendime getirdi. Elimden tutarak EKG odasına götürdü.
“Konuşma,” dedi.
Sustum.
Sinem’e ne diyecektim? Dün yaptığım sürpriz yüzünden bile bana kızmıştı… Şimdi bunu nasıl kaldırırdı?
EKG bitmek üzereyken odaya genç bir kız ve babası girdi. Doktor işlemi normalde hemşirelerin yaptığını ama benim için özel olarak kendisinin geldiğini söylemişti.
Kızla konuşmaya başladı. On yıldır hastaymış, üçüncü evreymiş ama hâlâ etrafa gülümsüyordu.
Bana “gıcıkcım” dedi. Sinirlendim.
“Birincisi ben senin gıcıkcın değilim, ikincisi bize konulan tanı grip değil!”
Gözlerini babasına dikti. Babası hayal kırıklığına uğramış gibi başını eğdi.
Doktor bana iki kişilik odada kalacağımı söylemişti. Resepsiyondan odamı öğrendim. Odaya geçip Furkan’a ve Sinem’e mesaj attım.
İkisine de her şeyi uzun uzun anlattım. Furkan çok endişeliydi. Sinem ise saatlerce mesajıma bakmadı. Sonra aradı.
“Sen iyice saçmalamaya başladın. Dershaneye gelmemen falan... Hayallerinden vazgeçtin sanırım.”
“Sinem, hastanedeyim.”
“Yemezler. Dün birlikte gittik, bir şeyin yoktu. Bence yaptığın sürprizi beğenmedim diye bunun altında kalmak istemedin ve şimdi ‘hastanedeyim’ diyorsun.”
“Sinem, kalp hastasıymışım. Kalp yetmezliği başlamış.”
Uzun bir sessizlik oldu. Sonra:
“Tamam, birkaç saate gelirim. Dünkü hastane mi?”
“Evet.”
Bu sırada o kız tekrar odaya geldi. Annemle konuşuyordu. Ben ölecektim belki ama annem o kıza umutla bakacaktı.
Ona ağır laflar söyledim. O da bana ağır konuşarak ağzımın payını verdi. Ölümden ailesi yanında bahsetmememi söyledi. Deneyimliydi belli.
Babası gelip benimle konuştu. Hayallerime kavuşacağımı söyledi.
Kız uyumak istedi. Adı Meltem’di. Benim adım Rüzgar… Bildiğim kadarıyla Meltem bu kadar güçlü esmezdi. Ama bu kız hayat doluydu.
Derken Açelya perdeyi açtı. Meltem’in kalbini tuttuğunu ve mosmor olduğunu gördüm. Doktorlar, hemşireler içeri doluştu. Müdahale ettiler.
Babası elinde tost ve meyve suyuyla geldi. “Sana aldım, ye,” dedi. Oktay Bey onu dışarı çıkardı.
“Küçük bir kriz. Kontrolüm altında,” dedi. Sonra bana dönüp perdeyi çekti.
Kriz seslerini, EKG ritmini… Her şey bozuktu. Annemle kardeşim dışarı çıkarıldı.
Doktorun gözlerinde büyük bir yorgunluk ve hayal kırıklığı vardı.
“Kriz hastanede geldiği için şanslıydık. Yoksa döndürmek çok zor olurdu. Kızım… Ben seni neden iyileştiremiyorum? Neyi eksik yapıyorum?”
(Yazık lan, üzüldüm doktora.)
Perde açıldı. Annem içeri girdi.
“Babası gitti… Umarım kızı bırakıp gitmemiştir.”
“Sanmıyorum anne. Ama o kız ölmemeli. Hastalığına rağmen mutlu.”
“Evet oğlum. Çok tatlı bir kız.”
Az sonra annesi geldi. Selda’ymış adı. Anneme teşekkür etti. “Odada yalnız olsaydı, geç fark edilebilirdi,” dedi.
Kız uyandı. Hâlâ espri yapıp annesini sakinleştiriyordu.
“Sanırım çok konuştum ondan oldu,” dedi.
“Sanırım benim yüzümden oldu. Özür dilerim Meltem.”
Espiriyle karşılık verdi. Ziyaret saati başlamıştı. Kapıda Sinem’i gördüm.
Yüzü gülmüyordu. Annemle kardeşimden odadan çıkmalarını istedi. Meltem ve annesi dışında kimse kalmamıştı.
“Nasıl hissediyorsun?”
“İyi sayılırım.”
“Hastalanmana üzüldüm ama... Bu sınav çok önemli. Bu kadar az kalmışken ilgilenemem. Sen sınava bile giremeyebilirsin. Hayallerim senin kadar küçük değil.”
“Bütün her şey sınav mı ya? Ben belki öleceğim...”
“Sınavım benim için önemli. Zaten ayrılmayı düşünüyordum. Sırf hasta olduğun için kendime bu bencilliği yapamam.”
“Ben senin için hedef koydum. Belki senin gözünde yükselmek için hasta oldum! Sırf seninle olabilmek için üniversiteye karar verdim!”
“Rüzgar, sen çok iyi birisin. Ama benim için sınav daha önemli. Geçmiş olsun.”
“Gitme!”
Gitmişti.
“Sen iyi değilsin. Kalbine dikkat et,” dedi Meltem. “Bu çok zor ama senin için konuşuyorum. Kendine acıma. Sen acınacak biri değilsin.”
“Sussana! Yine çok konuşuyorsun.”
Perde kapandı. Annem, Açelya ve bu defa babam da gelmişti. Gözleri ağlamaktan şişmişti. İçim acıdı.
Selim Bey tekrar geldi.
“Tostunu yemişsin. Afiyet olsun. Bu süreçte ilk açlığı fark eden aile olmuyor. Sanırım kendi kızımı ihmal ettim. Özür dilerim.”
“Siz çok iyi bir babasınız. Kötü olan bizim kalplerimiz.”