🫀
Adının Rüzgar olduğunu öğrendiğim çocuk üstünü topladı ve odadan çıktı.
Oktay Bey doktor asistanı hemen ardından geldi.
— “Gerçekten yatış için sadece iki kişilik tek bir oda kaldı. Selda Hanım bunu istemez büyük ihtimalle, sonuçlara kadar eve dönebilir.”
— “İyi olur, evde—”
— “Baba!” dedim fısıltıyla. “Biz seninle ne konuştuk, neden bozuyorsun planı?”
— “Kızım... böyle sert konuşan, olumsuzluğu dibine kadar yaşayan biriyle seni bırakamam.”
— “Baba, sadece iki gün! Lütfen... İki günde kim beni ölüme ikna edebilir ki?”
— “Ölüm lafını duymak istemiyorum artık.
Ama evet, Dilara’yı da görüyorum... O da benim kızım.”
— “Meltem, konuşmayı kesmen gerek. Cihazı bağladım,” dedi Oktay Bey.
Yanımdaki EKG cihazı kalp ritmime bakıyordu.
O da iyi biliyordu ki… kalbim iyi değildi.
Yine kötü bir sonuç çıkmıştı.
Odaya çıktım.
Rüzgar beni görünce pek de memnun olmadı:
— “Bu kızla mı aynı odada kalacağım?”
— “Sana aşağıda söyledim. Tek kişilik oda kalmadı,” dedi Oktay Bey.
— “Ya sorun yok,” dedim. “Zaten kısa kalacağım, çok maruz kalmazsın.”
Babam beni odaya yerleştirdi.
Sonra hemşireyi çağırıp uygulanan diyete göre kahvaltımı hazırlamalarını istedi.
Rüzgar’ın annesi çok mutlu gözükmüyordu.
Yüzünde yorgun ama güçlü bir ifadesi vardı.
— “Teyzecim, sizin adınız neydi?”
— “Benim adım Çiçek.”
— “Eşinizi göremedim, yok mu?”
— “Eşim işte. Okulda memur.”
— “Anladım. Peki, tatlı kız... senin yaşın on üçtü. Adın neydi?”
— “Açelya.”
— “Çok güzelmiş ismin. Ben de Meltem.”
— “Aa! Abimin adı da Rüzgar. Sen abimin bir çeşidisin.”
— “Açelya’cım... Sen bu ablayı çok sevdin sanırım ama bu abla kesinlikle çıldırmış, ağabeycim.”
— “Yok ağabey, bence hiç çıldırmışa benzemiyor.”
— “Kızım, o da benim gibi hasta. Baksana, hem de benden daha ağır. Öleceğini biliyor ve hâlâ hastalığına grip muamelesi yapıyor.”
— “Bak Rüzgar, burada senin kadar uzun kalmayacağım ama...
Annemin ve babamın yanında ölüm lafını bu kadar rahat kullanma.
Eğer aileni seviyorsan... en azından onların yanında deme.
Ben, hastalığımla baş ederken ailemi üzme lüksümü... ancak öldüğümde kullanacağım.
Ve inan bana...
Benim ardımdan kimse, 'ölüm korkusuyla yaşadı' demeyecek.
Tam tersi; 'gülerken öldü' diyecekler.”
— “Bana niye acısınlar?
Benim çevremde beni çok seven insanlar var.
Ben, sevdiklerimi yalanlarla kandırmıyorum. Aksine, öleceğimle yüzleştiriyorum.”
— “Onları üzüyorsun.
Ben de yıllar boyunca öleceğimi düşündüm ama annem benim için kendini parçalarken bu acıyı ona yaşatma hakkını kendimde görmedim.
Babam, gözlerinin önünde yedi yaşındaki kızının hayata tutunma savaşını izledi.
Bir de çıkıp 'öleceğim' deyip onu daha fazla ezmeye hakkım yoktu.
Ben, sosyalleşip kalbime zarar gelmesin diye,
on beş yaşındaki kardeşime 'arkadaş edinme' diyen bir annenin çocuğuyum.
Ve yine de kardeşime benim gibi bir yalnızlığı miras bırakmak istemiyorum.
Sen hastalığını daha yeni öğrendin, belki daha saat bile olmadı.
Benim on yılım bu hastalıkla geçti.
Sen en azından bugüne kadar hayatını yaşadın.
Ben, bir arkadaşım dahi olmadan...
hayata sımsıkı tutundum.
Sen ise hem kendini hem aileni mahvediyorsun.
Annene öleceğini hissettirebilirsin.
Ama benim annemin ve babamın yanında bunu yapma.
Çünkü ben, senin kadar ailesiz değilim.”
(Aferin kız... hastayız ama gururluyuz.)
---
Bu ani çıkışımın ardından Rüzgar başını öne eğdi.
Tam o sırada kapı açıldı ve içeri Dilara girdi.
— “Ne demek başka biriyle odada kalıyorsun? Annem evde çıldırdı. Bu gece yanında kalmam için beni gönderdi.”
— “Senin sınavların yok muydu?”
— “Rapor alırım. Önemli değil.”
— “Önemli. Eve gidiyorsun. Sınavına çalışıyorsun. Yarın da zamanında sınava giriyorsun.
Hasta olan sensin değil, hasta gibi yaşama.”
— “Abla... sen iyi misin? Normalde kalmama bir şey demezdin.”
— “Bak, ben bugün yalnız değilim. Odam gayet kalabalık.”
— “Annem arkadaşlık kurarsın diye beni gönderdi zaten.”
— “Sanki burada aylarca kalacağım da...”
— “Peki, tamam. Ama biliyorsun değil mi... annem gelecek.”
— “Babam yanımda kalacak. Annemi istemiyorum. Gönderirim merak etme.”
— “Sana bir şeyler olmuş ama hayırlısı... ben gidiyorum.”
Dilara odadan çıktıktan kısa bir süre sonra annem aradı.
Büyük ihtimalle büyük bir azar yiyecektim.
📞 — “Dilara’yı niye eve gönderdin?”
— “Kızın yarın sınavı var anne. Ayrıca okulundan geri kalmasını istemiyorum.”
— “Ya senin geri kaldığın şeyler ne olacak kızım? Sen hayatını doğru dürüst yaşayamazken Dilara sorunsuz yaşamamalı.”
— “Anne… Benim hastalığım yüzünden kızı zaten yıllardır ihmal ediyorsun.
Bari kızını önemsediğini ve sevdiğini ona da göster.
Ben çocuk değilim, yakında reşit olacağım.
Ama Dilara daha yeni giriyor ergenliğe…
Sana en çok ihtiyaç duyduğu dönem. Ona da hasta muamelesi yapma, onu bırak.”
— “Ama senin—”
— “Evet evet, benim...
Dilara’dan başka kimsem yok.
Yalnızım ve hastayım, ama gerçekten üzülüyorum artık.”
— “Tamam... Sen düşünme bunları.
Ama... ikili odada kalabilecek misin?”
— “Kalırım merak etme.”
Telefonu kapattığımda babam hâlâ odadaydı.
Bir şeyler söylemeden önce gözlerini kaçırdı.
— “Dilara’yı gördüm. Büyük olay çıkacak gibi. 'Git ablamın yanına' dedi.”
— “Yarın sınavı olan kızı yanıma göndermiş.
Arabada konuştuklarımızdan sonra, ben artık Dilara’nın ihmal edilmesini istemiyorum.”
Babam bunu duyunca sadece başını salladı.
Anlamıştı… belki ilk kez gerçekten anlamıştı.
Sonra bir sessizlik oldu.
Bu sefer babam değil, Rüzgar sordu:
— “Ee delikanlı, sen nasıl öğrendin hastalığını?”
Rüzgar hafif omuzlarını silkti. Gözlerini yere dikmişti.
— “Arkadaşlarla geziyorduk.
Bayılmışım… Dudaklarım morarmış.
Zaten kalbim ağrıyordu ama önemsememiştim.
Dün testler verdim, bugün sonuçlar geldi.
Annemle geldik. Birinci evre kalp yetmezliği tanısı koydular.”
Babam başını salladı. Hafifçe derin bir iç çekti.
— “Zordur... Biz ilk öğrendiğimizde Meltem henüz yedi yaşındaydı.
Ciddiyetin farkında değildi ama çok akıllıydı, hiç üzmedi bizi.
Yaşıtları koşup eğlenirken, o yavaş yaşamayı kabul etti.
Annesi... annesi işi bıraktı.
Hem de bırakması gereken bir durumda olmamasına rağmen.
Sadece onun yanında olabilmek için.”
Rüzgar, sessizce başını çevirdi. Sonra bana döndü:
— “Peki, hiç mi zorlanmadın?”
Bana sormuştu.
Derin bir nefes alarak cevapladım:
— “Fazla zordu. Ama şöyle bir kolaylığı vardı.
Hareketsiz kaldığım için çoğu kişi benimle oynamak istemiyordu zaten.
Okulda öğretmenler sürekli kontrol altındaydılar.
Sonra okulu bırakmak zorunda kaldım.
Arkadaşımın olmaması, annemin evden eğitim kararını daha da kolaylaştırdı mesela.”
Rüzgar biraz sinirli şekilde güldü:
— “Böyle hayat mı olur ya?
Bu kadar hayat doluyken, saman gibi yaşamışsın.”
Babam araya girdi:
— “Senin okul ne durumda delikanlı?”
— “Ben okulu iki sene önce bitirdim.
İki yıldır mezunum.
Bu sene dershaneye başladım.
Bir de… kız arkadaşımla güzel hayallerimiz vardı.”
O cümleyi duyduğum an içimde bir şey kıyıldı.
Sevgilisi varmış…
(Yaa sen aşk benim kalbime fazla gelir diye sus otur anca. Millet sevgilisiyle hayaller kuruyor. Ayrıca yakışıklı çocuk tabii sevgilisi olacak.)
Ona bakmıştım, gerçekten yakışıklıydı.
Ama asıl canımı acıtan bu değildi.
Umarım bu hastalık ne onu ne ilişkisini yarım bırakmazdı.
Kalp yetmezliği basit bir hastalık değildi.
Onun korkusu belki de…
Kız arkadaşının onu bu hastalık yüzünden terk etmesiydi.
Babamdan, biraz dinlenmek istediğimi söyledim.
O da, aramızdaki perdeyi çekti. Sonra da dışarı çıktı, biraz hava almak için.
Sanırım bu hastane...
Babam için, eskiden beri kötü bir yerdi.
Ve belki de, bir gün benim ölümümle yüzleşmemek için sürekli hareket ediyordu.
Yavaş yavaş göz kapaklarım ağırlaştı…
Uykuya daldım. Ama uykum hafifti.
Bir anda...
Kalbime keskin bir ağrı saplandı.
Öksürdüm.
Zorlukla nefes alıyordum.
Ellerim ve dudaklarım morarmaya başlamıştı.
Yanımda tabloyu inceleyen Açelya’yı fark ettim.
Titreyen elimle ona uzandım.
Açelya hemen perdeyi açtı:
— “Anne!” diye bağırdı.
Sonra... her şey karardı.
Uyandığımda annem ve babam başımdaydı.
Annem, Çiçek ablanın ellerini sıkı sıkı tutuyordu.
— “A-anne...”
— “Ah kızım… sonunda!”
Annem ağlıyordu.
“Babanla göndermemeliydim seni. Baksana, odada Çiçek Hanım olmasa belki seni… seni kaybetmiştik!”
— “Özür dilerim. Kriz geçirmeyi beklemiyordum. Gerçekten iyiydim.”
— “Kalbini yormuşsun. Çok mu konuştun?”
— “Sanırım benim yüzümden oldu. Özür dilerim Meltem,” dedi Rüzgar.
— “Yok, ben hep çok konuşurum. Annemin arada durdurmasına ihtiyaç duyuyorum sadece o kadar.”
— “Anladım...”
Tam bu sırada kapıdan biri daha girdi.
Bir kız.
Çok güzeldi.
Rüzgar onu görünce doğruldu.
Sevgilisi olmalıydı…