bc

NEFRETLE BAŞLAYAN AŞK+18

book_age18+
0
FOLLOW
1K
READ
dark
family
fated
forced
opposites attract
friends to lovers
mafia
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
lighthearted
serious
kicking
city
mythology
office/work place
lies
secrets
friends with benefits
like
intro-logo
Blurb

Yağmur, eski ve rutubetli evin ahşap pencerelerini döverken çıkardığı o tiz sesle, gecenin kâbus dolu sessizliğini bölüyordu. Küçük odanın köşesindeki yıpranmış koltuğuna büzülmüş olan Derin, ellerini göğsünün üzerinde birleştirmiş, kalbinin gürültüsünü yatıştırmaya çalışıyordu. Kalbi, tıpkı fırtınaya yakalanmış serçe kanadı gibi çırpınıyordu; öyle hızlı, öyle çaresizdi ki nefes almak her geçen saniye daha da zorlaşıyordu. Derin, hayatı boyunca cesur bir insan olmamıştı. Küçük bir yüksek sesle irkilen, karanlıktan korkan, gölgelerin bile kendisini takip ettiğini sanan, çıtkırıldım ve son derece ürkek bir kızdı. Dünyanın sertliğiyle nasıl baş edeceğini asla bilememiş, hep kendi içindeki o kırılgan kabuğun arkasına saklanmayı seçmişti. Fakat şimdi, sığınacağı tek bir kabuk dahi kalmamıştı.​Küflü duvar kâğıtlarının üzerindeki soluk çiçek desenlerine dikmişti gözlerini. Zihni, bir saat öncesine kadar duyduğu o korkunç konuşmayı unutmaya çalışsa da her kelime zihnine bir damga gibi kazınmıştı. İçeride, salonun o ağır sigara dumanı kokan havasında, babasının o yalvaran, sefil sesi yankılanmıştı. Babası Salim, yıllardır ruhunu kumar masalarında satan, alkol kokusuyla yoğrulmuş, aileyi aşama aşama yok eden bir adamdı. Derin, babasının borçları yüzünden evdeki eşyaların tek tek satılışına, annesinin kahrından eriyip gitmesine şahit olmuştu. Fakat hiç bu kadar ileri gidebileceğini düşünmemişti. Bir insanın, kendi öz kızını bir kâğıt parçası gibi, masadaki son zarın karşılığı olarak verebileceği aklının ucundan bile geçmezdi.​"Benim başka hiçbir şeyim kalmadı, Devrim Bey," demişti babası fısıltıyla, titreyen sesi dumanlı odada dağılırken. "Evi satamam, ipotekli. Arabayı zaten aldınız. Elimde bir tek kızım var... Derin. Pırıl pırıldır, masumdur. Borcun hepsini sil, kız senin olsun."​Derin, o an odasında kapının arkasına sinmişken duyduğu bu sözlerle dizlerinin üzerine düşmüştü. Soğuk zemin dizlerini yakarken, elini ağzına bastırıp çığlığını boğazına hhapsetmişti. "Kız senin olsun." Tıpkı satılık bir eşya, bir torba kömür ya da ödenmemiş bir faturanın karşılığı gibi. Ama en kötüsü bu değildi. En kötüsü, babasının bu teklifi kime yaptığıydı: Devrim Karadağ.​Devrim Karadağ adını bu şehirde duymayan tek bir insan bile yoktu. Yeraltı dünyasının, karanlık işlerin, kanlı hesaplaşmaların ve geçit vermez bir otoritenin adıydı o. Kimse onun yüzüne bakmaya cesaret edemez, geçtiği yerlerde rüzgâr bile sanki fısıldamayı keserdi. Acımasızlığı, soğukkanlılığı ve kurduğu o karanlık imparatorlukla herkesin kabusu haline gelmiş bir adamdı. Ve şimdi, o adamın adamları ve belki de kendisi, birkaç dakika içinde kapıdan içeri girecek, Derin’i bu harabe evden alıp kendi karanlığına sürükleyecekti.​Derin’in parmakları elbisesinin eteğini sıkmaktan bembeyaz kesilmişti. Tırnakları etine batıyordu ama duyduğu fiziksel acı, zihnini kaplayan o devasa korkunun yanında hiçbir şeydi. Kapı birden gıcırdadı. Derin sıçrayarak gözlerini yumdu, vücudu o kadar şiddetle titriyordu ki dişlerinin birbirine vurma sesi küçük odada yankılanıyordu.​Salondan heavy footsteps — ağır, kararlı ve otoriter adım sesleri gelmeye başladı. Derin gözlerini hafifçe araladı. Odanın kapısı tam olarak açık değildi ama aralıktan salona bakan açıda, kapının eşiğinde duran o uzun, heybetli gölgeyi görebiliyordu. Devrim Karadağ, siyah pahalı kabanı, kusursuz kesim takımı ve yüzünü gölgede bırakan o keskin hatlarıyla salonda dikiliyordu. Odaya adım attığı an, zaten kasvetli olan evin havası bir anda buz kesti. İki yanında iri kıyım, elleri ceketlerinin iç cebinde bekleyen iki adam duruyordu.​Babasının sesi bir kez daha duyuldu. Bu ses öyle ezik, öyle tiksindiriciydi ki Derin gözlerini tekrar kapatmak istedi. "İşte... dediğim gibi Devrim Bey. Senetleri yırtarsan, kız senin. Ne istersen yap. Hizmetçin yap, kölen yap... Borç bitsin yeter ki."​Devrim Karadağ hemen cevap vermedi. Salonda ağır bir sessizlik oluştu. Sadece yağmurun sesi ve Salim'in hırıltılı nefes alıp verişleri duyuluyordu. Devrim, yavaşça eldivenli eliyle sigarasını çıkardı, yaktı. Dumanı yavaşça tavana doğru üfledikten sonra, sesi bir bıçak kadar keskin ve soğuk bir tonla salonda çınladı:​"Sen nasıl bir adamsın Salim? Kendi kanını, kendi canını bir kumar masasındaki zarın bedeli olarak satacak kadar düşebildin mi gerçekten?"​Salim kekeledi. "Ben... Ben başka çare bulamadım Devrim Bey. Siz parayı istersiniz, bende para yok. Ama kızım var. Güzeldir, masumdur..."​"Sus," dedi Devrim. Sesindeki ton değiştirmeyen ama ağırlığıyla insanı ezen o güç, Salim’i anında susturdu. "Senin sefilliğin beni ilgilendirmez. Ama ben verdiğim söze ve aldığım karşılığa bakarım. Senetler yansın istiyorsun, öyle mi?"​Devrim arkasındaki adama küçük bir işaret yaptı. Adam koynundan bir dosya çıkarıp masaya, o kirli örtünün üzerine bıraktı. Salim’in gözleri hırsla açıldı. Fakat Devrim Karadağ başını çevirip tam da Derin’in saklandığı odanın kapısına doğru baktı. O karanlık, derin bakışlar sanki ahşap kapıyı delip Derin’in tam kalbine sa

chap-preview
Free preview
CİNSELLİK +18 🌷
Gece, malikanenin devasa duvarlarını daha da ağır bir sessizlikle kuşatmıştı. Dışarıda dinmek bilmeyen yağmur, yüksek camlara vurarak pürüzsüz yüzeylerde ince su izleri bırakıyordu. Derin, kendisine tahsis edilen geniş odanın ortasındaki büyük yatağın kenarına ilişmiş, ellerini dizlerinin arasında sımsıkı kenetlemişti. Üzerindeki saten gecelik ona yabancı ve fazla hafif geliyordu; sanki bu kumaş bile tenine dokundukça ürpermesine yetiyordu. Odanın lüksü, yumuşak halıları ve antika mobilyaları onun içindeki o devasa boşluğu doldurmaya yetmiyordu. Aksine, buradaki her şey ona kapana kısıldığını, bir başkasının mülkü haline geldiğini fısıldıyordu. ​Zihni kararmış, düşünceleri birbirine dolanmıştı. Babasının kendisini bir kâğıt parçası gibi gözden çıkarışı, o rutubetli evden çıkarılışı ve buraya getirilişi... Her şey bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyor ama hiçbirini durduramıyordu. Tam gözlerini kapatıp bu kâbusun bitmesi için dua etmeye başladığı sırada, koridorda yankılanan o ağır ve kararlı adım seslerini duydu. Kalbi bir anda göğüs kafesini delercesine çarpmaya başladı. Nefesi boğazında tıkandı. O adımların kime ait olduğunu çok iyi biliyordu: Devrim Karadağ. ​Ağır ahşap kapının pirinç kolu yavaşça aşağı indi. Kapı, hiçbir gıcırtı çıkarmadan arkasına kadar açıldı. Devrim, üzerindeki ceketi çıkarmış, siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamıştı. Gömleğinin üst iki düğmesi açıktı ve boynundaki o keskin hatlar, odanın loş ışığında ortaya çıkıyordu. Kapının eşiğinde bir an durup odanın köşesinde bir serçe gibi büzülmüş olan kıza baktı. Bakışlarında ne bir öfke vardı ne de bir acıma; sadece katı, sarsılmaz bir kararlılık seziliyordu. ​Devrim odaya adım attığında, Derin gayriihtiyari yataktan biraz daha geriye kaydı. Sırtı yatak başlığına değene kadar geri çekildi, gözlerini adamın üzerinden bir an bile ayıramıyordu. Korku, bedenini tamamen ele geçirmişti; titremesini durduramıyordu. ​Devrim, aralarındaki mesafeyi yavaş adımlarla kapattı. Yatağın kenarına geldiğinde durdu ve bir süre sessizce Derin’i izledi. Derin’in gözlerinden süzülmek üzere olan yaşlar, loş ışıkta parıldıyordu. ​"Hâlâ titriyorsun," dedi Devrim. Sesi odanın sessizliğinde alçak ama son derece derinden gelen bir tonda yankılandı. "Sana bu evde sana zarar verilmeyeceğini söylemiştim. Ama sanırım beni yanlış anladın. Zarar vermemek, seni kendi haline bırakacağım anlamına gelmiyor." ​Derin kekeleyerek konuşmaya çalıştı, sesi öyle cılızdı ki bir fısıltıdan farksızdı: "Lü... lütfen. Ben sadece... uyumak istiyordum." ​Devrim, yanıt vermeden yatağın kenarına oturdu. Yatak onun ağırlığıyla hafifçe çökerken Derin içgüdüsel olarak nefesini tuttu. Devrim yavaşça ona doğru eğildi. Pahalı tütün ve sert odunsu parfümünün kokusu bir anda Derin’in tüm duyularını sarıverdi. Devrim elini kaldırdı. Derin, kendisine vurulacağını sanarak gözlerini sımsıkı kapattı ve başını yana çevirdi. Bedeninin kasıldığını görünce Devrim’in dudaklarında belli belirsiz, soğuk bir tebessüm belirdi. ​Büyük, nasırlı ve sıcak eli Derin’in yanağına dokundu. O temas, Derin’in cildinde adeta bir yangın başlattı. Devrim’in parmak uçları, kızın elmacık kemiğinden aşağıya, çene hattına doğru yavaşça kaydı. Derin’in teni o kadar soğuktu ki adamın elinin sıcaklığı bir dağlama gibi geliyordu. ​"Gözlerini aç," dedi Devrim. Bu bir rica değil, tartışmaya kapalı bir emirdi. ​Derin, titreyen kirpiklerini yavaşça araladı. Devrim’in simsiyah gözleri tam karşısındaydı. O gözlerde kaybolmak, bir uçurumun kenarında durmak gibiydi. ​"Benden korkuyorsun," dedi Devrim, parmağını Derin’in alt dudağının üzerine getirip hafifçe bastırarak. "Çünkü beni tanımıyorsun. Beni sadece dışarıdaki adamların anlattığı o acımasız adam olarak biliyorsun. Ve en önemlisi, bir erkeğin bir kadına nasıl dokunması gerektiğini bilmiyorsun." ​Derin, parmağının temasıyla ürperdi. Dudağındaki o hafif baskı, vücuduna tuhaf bir sıcaklık yayılmasına neden oluyordu. "Ben... ben anlamıyorum..." ​"Anlayacaksın," dedi Devrim, ses tonunu daha da alçaltarak. Yüzünü Derin’in yüzüne biraz daha yaklaştırdı. Aralarındaki mesafe o kadar azaldı ki Derin, adamın sıcak nefesini kendi yanaklarında hissedebiliyordu. "Sen artık banasın Derin. Baban seni bana verdi ve ben aldığıma sahip çıkarım. Ama seni bir köle gibi, bir köşede unutulmuş bir eşya gibi saklamayacağım. Benim yanımda durmayı öğreneceksin. Bana alışacaksın. Bedenin, zihnin, her şeyin bana ait olduğunu kabul edeceksin." ​Derin başını iki yana sallamaya çalıştı ama Devrim’in eli çenesini sıkıca kavramıştı. Canını yakmıyordu ama hareket etmesini tamamen engelliyordu. "Yapamam... ben öyle biri değilim. Lütfen bırakın beni..." ​"Bırakmak mı?" Devrim hafifçe güldü, bu ses odada karanlık bir yankı bıraktı. "Seni bıraksam dışarıdaki dünya seni ilk dakikada yutar. Seni buraya ben getirdim ve burada kalacaksın. Ve şimdi, bana alışmanın ilk adımını atacağız." ​Devrim diğer elini kaldırıp Derin’in omzuna koydu. Saten geceliğin askısını yavaşça aşağıya, omzunun kenarına doğru kaydırdı. Derin’in açıkta kalan pürüzsüz teni, odadaki serin havayla temas ettiğinde kızın göğsü hızla inip kalkmaya başladı. Devrim’in başparmağı, kızın köprücük kemiğinin üzerinde dairesel hareketlerle gezinmeye başladı. Dokunuşu şaşırtıcı derecede yumuşak ama aynı zamanda kaçınılmaz bir hakimiyet doluydu. ​"Bir kadının bedeni," diye başladı Devrim, sesi adeta bir büyü gibi odaya yayılırken, "korkuyla değil, hazla ve teslimiyetle şekillenir. Sen şu an benden kaçmak istiyorsun çünkü canının yanacağını sanıyorsun. Ama ben sana acı vermeyeceğim Derin. Ben sana, daha önce hiç bilmediğin, hayal bile edemeyeceğin hisleri öğreteceğim." ​Derin’in kalbi öyle hızlı atıyordu ki göğsünün yükselip alçalışı Devrim’in bakışlarından kaçmıyordu. "İstemiyorum..." diye fısıldadı Derin, ama sesi kendi kulaklarına bile inandırıcı gelmiyordu. Çünkü adamın dokunduğu yerlerde tuhaf, yakıcı bir sıcaklık yayılıyordu. Vücudu korkudan titrerken, aynı zamanda bu yabancı dokunuşun yarattığı karmaşık bir karmaşanın içine düşmüştü. ​Devrim, parmaklarını kızın boynundan aşağıya, göğüs dekoltesinin başladığı sınıra doğru indirdi. Elinin ayasını hafifçe kızın göğüs kafesinin üzerine bastırdı. Derin’in kalbinin çılgınca atışı, adamın avucunun içinde yankılanıyordu. ​"Bak," dedi Devrim, gözlerini kızın gözlerine dikerek. "Kalbin nasıl atıyor. Bu sadece korku değil Derin. Bedenin bana cevap veriyor. Tenin, benim dokunuşumu tanıyor. Sana dokunduğumda ne hissettiğini söyle." ​Derin utançla gözlerini kaçırmaya çalıştı ama Devrim çenesini tutan elini biraz daha sıkılaştırarak buna izin vermedi. "Söyle," diye emretti. ​"Yanıyor..." dedi Derin en sonunda, gözlerinden bir damla yaş daha süzülürken. "Dokunduğunuz yerler... çok sıcak." ​Devrim hafifçe gülümsedi. O karanlık yüzünde bu gülümseme, tehlikeli bir çekicilik barındırıyordu. "İşte bu. Sıcaklık. Bedeninin bana verdiği ilk tepki bu. Bir erkeğin dokunuşu sana acı hissettirmemeli. Seni eritip bana dönüştürmeli. Sana anlatacağım, öğreteceğim her şey, aramızdaki o duvarları yıkmak için." ​Devrim, elini kızın beline doğru indirdi. Saten kumaşın üzerinden belini kavradı ve onu yavaşça kendine doğru çekti. Derin, adamın sert ve devasa göğsüne doğru çekildiğinde nefesi tamamen kesildi. Şimdi tamamen onun kucağındaydı, adamın sıcaklığı ve gücü her yanını sarmıştı. Devrim’in diğer eli kızın sırtında geziniyor, omurgasını hat hat takip ediyordu. ​"Benimle olduğun zaman," dedi Devrim, dudaklarını Derin’in kulağına çok yakın bir noktaya getirerek, "hiçbir şeyden korkmana gerek kalmayacak. Bu şehirdeki en güçlü adam senin sahibin. Ama benim olmanın bir bedeli var. Bana tamamen teslim olacaksın. Dokunuşlarıma, arzularıma, sana söyleyeceğim her şeye adapte olacaksın." ​Devrim, dudaklarını kızın boynuna dokundurdu. Öpmüyordu, sadece dudaklarının sıcaklığını kızın tenine bastırıyordu. Derin’in içinden bir ürperme dalgası geçti. Elleri istemsizce Devrim’in geniş omuzlarına gitti. Onu itmek istiyordu ama kolları güçsüzleşmişti; sanki adamın dokunuşu tüm direncini felç ediyordu. ​"Cinsellik," diye devam etti Devrim, sesi fısıltı kadar yakın ama bir o kadar da otoriterdi, "bir kadının bir erkeğe verebileceği en büyük güçtür. Ama aynı zamanda onun tamamen çözüldüğü andır. Seni dokunuşlarımla çözeceğim Derin. Öyle bir an gelecek ki, sana dokunmam için bana sen yalvaracaksın. Şimdi sana garip, korkutucu gelen bu hisler, yarın bir gün nefes almak gibi ihtiyacın olacak." ​Devrim, elini kızın kalçasına doğru indirdi. Kumaşın üzerinden yavaşça, baskısını artırarak okşadı. Derin hafifçe inledi, bu ses tamamen kontrolsüzce ağzından kaçmıştı. Sesini duyduğu an utançtan kıpkırmızı kesildi ve yüzünü adamın göğsüne saklamak istedi. ​"İşte böylesine," dedi Devrim, kızın bu tepkisinden memnun olmuş bir edayla. "Sesini saklama. Bedeninin verdiği her tepkiyi duymak istiyorum. Bana karşı koymaya çalışma, çünkü karşı koydukça sadece kendini yorarsın. Ben istediğimi alırım Derin. Ama senin bunu isteyerek vermeni tercih ederim." ​Devrim, elini kızın bacağına doğru kaydırdı. Geceliğin yırtmaç benzeri eteğini yukarı doğru topladı. Çıplak uyluğuna dokunduğunda Derin hafifçe sıçradı. Adamın sıcak, iri eli kızın pürüzsüz ve soğuk bacağını kavradı. Yukarıya, diz kapağından yukarıya doğru yavaşça tırmandı. Her santimde baskısını hissedilir kılıyordu. ​"Bacaklarının titremesi kesecek," dedi Devrim, parmaklarını kızın uyluğunun iç kısmına doğru hafifçe gezdirerek. "Seni ben tutuyorum. Düşmene asla izin vermem. Ama önce bana güvenmeyi öğreneceksin. Bedenini bana bırakacaksın." ​Derin, adamın parmaklarının ulaştığı noktayla birlikte gözlerini yumdu. Zihninde büyük bir fırtına kopuyordu. Bir tarafı bu durumdan dehşete düşmüş, kaçmak için çırpınıyordu. Ama diğer tarafı, hayatı boyunca hiç hissetmediği bu yoğun, sarsıcı ve yakıcı hislerin karmaşası içinde kayboluyordu. Devrim’in sesi, dokunuşları ve varlığı o kadar eziciydi ki, Derin’in o küçük, kırılgan dünyasında başka hiçbir şeye yer kalmıyordu. ​Devrim, kızın uyluğundaki elini biraz daha yukarı çıkardı. Parmak uçları, geceliğin altındaki hassas bölgeye teğet geçerek durdu. Kızın nefes alıp verişi hızlanmış, göğsü adamın göğsüne ritmik bir şekilde çarpmaya başlamıştı. Devrim, onun bu durumunu bir süre izledi. Kendi kontrolü altındaki bu kırılgan bedenin her bir tepkisini, her bir titremesini bir usta gibi okuyordu. ​"Bugünlük bu kadar," dedi Devrim birden. Elini kızın bacağından çekti ve geceliğin eteğini düzeltti. ​Derin, temasın ansızın kesilmesiyle sanki bir boşluğa düşmüş gibi oldu. Gözlerini açtı, ıslak kirpiklerinin ardından adama baktı. Devrim yavaşça ayağa kalktı, üzerini düzeltti. Tekrar o ulaşılamaz, soğuk ve güçlü duruşuna bürünmüştü. ​"Bu sadece bir başlangıçtı," dedi Devrim, kapıya doğru bir adım atıp durarak. "Seni hemen tamamen tüketmeyeceğim. Her gün, her gece bana biraz daha alışacaksın. Bedenin benim ellerimi arayana kadar bu devam edecek. Şimdi uyu Derin. Ve rüyalarında bile kime ait olduğunu unutma." ​Devrim kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Kapı kapandığında, odadaki o yoğun, yakıcı hava yerini yeniden yalnızlığın soğukluğuna bıraktı. Derin, yatağın üzerinde öylece kaldı. Teninde hâlâ adamın ellerinin sıcaklığı, kulağında ise o alçak, karanlık sesin yankıları vardı. Yavaşça yatağın içine sokuldu, yorganı çenesine kadar çekti. Titremesi hâlâ geçmemişti ama bu kez titremesinin sebebi sadece korku değildi; ne olduğunu anlayamadığı, ruhunu ve bedenini ele geçiren o karanlık, derin karmaşaydı.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Unscentable

read
2.0M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
772.7K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
1.9M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
996.6K
bc

A Warrior's Second Chance

read
369.5K
bc

Not just, the Beta

read
354.1K
bc

The Broken Wolf

read
1.2M

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook