2. Tablet

1799 Words
"Bir zamanlar buradan çok çok uzakta modern zamanlar olarak adlandırılan bir milenyumda doğmuş ve büyümüştüm. O zamanlar tek derdim aşık olduğum adama duygularımı açmak ve karşılığını alabilmekti. Gizemli bir falcının sorusuna evet diye cevap vermem her şeyi değiştirdi." Bir Kölenin Anıları 2. Tablet 1. Paragraf Üniversiteden mezun olmak önemli bir andı. Ama uzun zamandır tek taraflı sevdiğim kişiye duygularımı açmak daha da büyük bir olaydı. Ellerimde sıkı sıkıya tuttuğum kepi mezuniyette atmış ama yere düşmeden geri almıştım. Şimdi Sezer'in karşısında, söylediklerim karşısında cevap vermesini beklerken titrememi engellemek için kepi önümde sıkı sıkıya tutuyordum. Sezer yumuşak mavi gözlerini bana çevirdiğinde yüzünde mahcup ve üzgün bir ifade vardı. Daha dudaklarını aralayıp konuşmaya başlamadan bana vereceği cevabı biliyordum. "Üzgünüm Nesrin ben sana aynı duyguları hissetmiyorum," dedi bir çırpıda. Kelimelerin her birinin canımın yaktığının farkında değildi. Üstelik bu kadarla kalmadı devam etti. "Ben Yasemin'den hoşlanıyorum." Yasemin. Daha bezliyken arkadaş olmuş, okul hayatımız boyunca aynı sınıfta okumuştuk. Yasemin güzeldi ama öyle sıradan bir güzellik değildi onunkisi. Sarı, yumuşak saçları, menekşe rengi gözleri, kalp şeklinde bir yüzü vardı. Sarışın olmasına rağmen kirpikleri kestane rengindeydi ve gürdü. İri gözlerine kendinden sürmeli bir hava veriyordu. Dolgun kıvrımları vardı ve uzun boyuyla mankenlere benziyordu. Yasemin yanından geçerken her erkeğin hatta kadının dönüp ona bakmasına neden olacak kadar cazibeli bir kadındı. Bense onun çirkin arkadaşıydım. Tamam biraz abartı oldu. Benimde kahverengi gözlerim, kahverengi kısa saçlarım ve hafif tilkininkine benzer bir çene yapım vardı. Kirpiklerim yoğun değildi ama rimel diye bir icat vardı. Boyum Yasemin'den kısa olsa da standartlara göre uzun sayılırdım. Yine de hoşlandığım ikindi adamında Yasemin'e aşık olduğunu duyduğumda ister istemez arkadaşıma içerledim. Onun bir suçu yoktu, sadece ben güzel değildim. Sezer benden özür diledikten sonra mezuniyet cüppesi havalanarak yanımdan uzaklaştı. Bir süre sonra onu bulanık olarak gördüm. Gözlerim yaşlarla dolmuştu. Ağlamak istemiyordum. Her an ailemin geleceği bir durumda ağlayamazdım. "Tebrikler abla," dedi yanıma gelen kız kardeşim Elif. Ona baktığımda kısa boylu sevimli kardeşimin bana gülümsediğini gördüm. Aramızda yedi yaş olmasına rağmen birbirimizin en iyi arkadaşıydık. Tabi Yasemin'de vardı ama Sezer'in beni neden reddettiğini ona anlatamazdım. Bu durumun onu ne kadar üzdüğünü biliyordum. Biliyordum ama yine de canım yanıyordu. Elif koluma girip annemlerin yanına götürdü. Yasemin orada sanki gençlik filmlerinden çıkmış gibi görünüyordu. Anneme bir şey söylediğinde annem içten bir kahkaha attı. Yasemin'i her zaman kızı olarak görürdü. Özellikle arkadaşım daha ortaokuldayken annesini kaybedip babası kısa süre sonra yeniden evlendiğinde. Bizim evde kaldığı günler kendi evinde kaldığı günlerden fazlaydı. Bundan şikayetçi değildim. En kötü günümde veya en mutlu anımda hep yanımdaydı. Rol yapan biri olsaydı acaba bilmeden bana yaşattıklarından dolayı ona kızabilir miydim? Bilemiyorum. Bizi ilk gören Yasemin oldu. "İşte canım dostumda geldi. Halime teyze bizim fotoğrafımızı çekin," dedi bana uzandı ve beraberinde adı gibi çiçek kokan parfümü burnuma geldi. Gülümseyerek koluna girdim. Yeterince uzaklaşınca anneme baktık. "İtiraf ettin mi?" diye sordu Yasemin ağzının kenarıyla. Bir yandan gülümseyerek annemin talimatlarına göre poz veriyordu. "Ettim," dedim kendimi gülümsemeye zorlayarak. Yasemin'in aklına uyup ona mezuniyet töreninde itiraf etmemeliydim ama bir daha aynı ortamda bulunmayacaktık. Tek şansımın bu olduğu konusunda beni uyarmıştı. Yasemin saçını diğer omzuna atıp kameraya doğru öpücük attı. Bizimkilerin kıkırdadığını duyabiliyordum. "Ne dedi peki? Artık beraber misiniz?" Durdum. Artık bu kadar fotoğraf yeterdi. "Fotoğraf işi tamam," dedim huysuz bir sesle. Yasemin yüzüme baktı ve sonucun ne olduğunu anladı. Teselli edercesine omzumu ovdu. "Öyle bir salakla işin olmasın," dedi sinirli bir tavırla. Bakımlı kaşları çatılmış, porselen yüzü gölgelenmişti. Elimi tutup bizimkilerin yanına giderken bu gece beni neşelendirmek için bir parti vereceğini biliyordum. İşte o böyle biriydi. Asla ona kızamıyordum. Mezuniyet töreninden sonra hep beraber yemek yemeğe şık bir restoranta gittik. Yasemin'in babası ve üvey annesi mühendisti. Kendi şirketleri olduğundan yapacakları bir görüşme için yurt dışına çıkmışlardı. Yasemin sorun olmadığını söylemesine rağmen onun banyoda ağladığını duymuştum. Aileler çocuklarını böyle kırmamalıydı. Annem ve babam ne kadar yanında olsa da kendi ailesi gibi olmadığını biliyordum. Yemek eğlenceli geçti. Evet, sevdiğim bir adam tarafından reddedilmiş olabilirdim ama ailemiz için önemli bir anda onu düşünerek dertlenecek biri değildim. Ne de olsa gece yatağıma girdiğimde acısını yaşayacaktım. Yemeğin tadını çıkarırken okulda yaşadığımız komik anları anlatarak diğerlerini kahkahaya boğuyorduk. İkimizde artık ziraat mühendisiydik. Gelecek önümüzde seriliyordu. Ne yapacağımıza sonra karar verecektik ama beraber çalışmak için elimizden geleni yapmaya kararlıydık. Yemekten sonra şehirde gezinmeye başladık. Yöresel bir festival olduğunu görünce kız kardeşim, annem ve Yasemin festival alanına girmek istedi. Kalabalıktan hoşlanmayan ben ve babam onlara uyum sağlamak zorunda kaldık. Her zaman uyum sağlardık. Azınlıkta kalanlardık çünkü. Hangi bölgenin festivali olduğu belli değildi. Tuhaf, renkli çadırlar vardı. Çadırların bazılarının önünde yer alan tezgahlarda bilmediğimiz yiyecekler satılıyordu. Bazılarında ise boynuz, toynak ve daha bir sürü tuhaf nesneler vardı. Sanki bir an ortaçağ zamanında pazarda yürüyor gibi hissetmiştik. Yasemin hızla yanımıza geldiğinde babama buradan çıkmak istediğimi söylemek üzereydim. "Nes, hemen gelmen lazım falcı buldum," dedi heyecanla. Elimi tutup daha bir şey söylemeden beni gördüğü küçük çadıra doğru sürükledi. Elif kapıda heyecanla bekliyordu. Belli ki içeri girmek için sabırsızlanıyordu. "Hayır," diye bağırdı Yasemin heyecanla. "Önce ablan girecek." Konuşması biter bitmez beni renkli iplerin sarktığı girişe yönlendirdi. Omuzlarımdan iterken kız kardeşimle kıkırdıyorlardı. İçerisi beklediğim gibi değildi. Çadır küçük görünse de içerisi daha geniş görünüyordu. Portatif raflarda duran mumlar sayesinde çadır aydınlanıyordu. Dışarısı gün ortasıydı ama çadırın içinde sanki akşam karanlığı olan bir yerdeydim. Önce zil sesleri duydum. Ardından çadırın diğer tarafından örtüler aralandı ve uzun siyah saçlı kadın bana doğru yaklaştı. Kadını görünce yutkundum. İçeride is ve ekmek kokusu vardı. Kadının evde yapılan ekmeklerden yediğini düşündüm. "Hoş geldiniz," dedi tuhaf bir sesle. Sanki sesin çift katmanı varmış gibiydi. Soluk mavi gözleri vardı. Kaşları o kadar kalındı ki beyaz teninde iki tane tırtıl varmış gibi duruyordu. Kadın bu zamanlara aitmiş gibi görünmüyordu. Muhtemelen bunun nedeni çok parçalı ve renkli eteğinden, boynuna taktığı çeşitli boncuklara sahip kolyeden dolayıydı. Saçlarına takılı cam boncuklar ve hangi kuşa ait olduğunu bilemediğim tüyler takılıydı. Elini oturacağım mindere doğru uzattığında bileklerindeki ziller şıngırdadı. Küçük masasına doğru adım attığında daha fazla zil sesi duydum. Bileklerine de takılı olmalıydı. Sandalyesine oturduğunda ürkütücü bakışlarını bana dikti. Bende onun bana bir daha teklif etmesini beklemeden koyu lacivert mindere oturdum. Minder sanki beni içine hapsetti. İyice gömülürken kadına baktım. Benden bir baş yukarıda duruyordu. "Falınıza bakmadan önce hediyenizi kabul edeceğim," dedi. Onun benden para istediğini bir süre sonra anladım. Hemen cebimden bir yüz tl çıkarıp kadının masasına bıraktım. Kadın parayı görünce yüzünü buruşturdu ama tek kelime etmedi. Para az gelmiş olmalıydı ama yeni mezun olarak sonra paramı ona vermiştim. Biraz sonra yalanlar söyleyecek ve hem paramı hem zamanımı boşa harcamış olacaktım. Kadın kadife keseden bir şeyler çıkarıp onları iki avucunu birleştirerek salladı. Sanki ortam daha yoğun bir havaya sahip olmuştu. Ekmek kokusu duman kokusuna karışıyor kendimi yanan bir ekmek fırının önünde hissettiriyordu. Duman kokusu genzimi yakıyordu. Öksürüp ağzımdan nefes almaya başladım. Kadın kemiklere bakıyor, ciddi bir yüz ifadesiyle düşünüyordu. Ne yalanlar sıralayacağını merak ediyordum. "Geçmişinde ihanet görüyorum," dediğinde sesi irkilmeme neden oldu. İşte beklediğim saçmalıklara başlamıştı. Hayatımda sevgilim olmamıştı ki ihanete uğrayayım ya da arkadaş olarak Yasemin'den başkası olmamıştı. Arkadaşımın bana ihanet etmeyeceğini biliyordum. Kendimi tutamayarak, "Ben kimsenin ihanetine uğramadım," dedim. Avuç içlerim karıncalanmaya başlamıştı. Nedenini merak ettim. Kadın gözlerini kemiklerinden ayırıp yavaşça bana çevirdi. Mavi gözleri şimdi beyaza yakın gibiydi. Bir an gözlerimi kırpıp açtıktan sonra yine gözlerinin mavi olduğunu gördüm. "İhanet eden sendin," dedi. Tek kelime etmedim. Neden bahsettiğine dair bir fikrim yoktu. Yalanlarını sürdürmek için ona bir şey söylemeyecektim. Bu yüzden sessizce oturup konuşmasını bekledim. O ise konuşmuyor, gözleri kemikler arasında hızla dönüp dururken alnından akan teri umursamıyordu. Çadır inanılmaz derecede sıcak olmuştu. Sanki bir yerler yanıyormuş gibi duman kokusunu şiddetlenmişti. Bir an festival alanında yangın çıktığını düşündüm ama öyle bir şey olsa çadırın kapısında olan Elif veya Yasemin içeri girerdi. "Geçmişinde yaptığın ihanet yüzünden kendini lanetlemişsin," dedi çift katmanlı bir sesle. İşaret parmağını bir kemiğin üzerine uzattığında bileğindeki ziller çaldı. "O lanet ki yeni yaşamında senin peşini bırakmamış, bırakmayacak. Ne kadar mutlu olmak istesen de her zaman lanetin etkisinde olacaksın. Üstelik senden daha fazlasını alacak. Seni tüketecek. Ne kadar doğarsan doğ lanetin etkisinden kurtulamayacaksın." Kadının sesinden mi, çadırın ortamından mı yoksa söylediklerinden mi etkilendim bilmiyorum ama endişelenmiştim. Kadın saçmalıyordu bunun farkındaydım ama içimde bir şeylerin titrediğini hissediyordum. Kadın alından masaya damlayan teri umursamadan bana baktı. "Yaptığın ihaneti engelleyerek kaderini değiştirmek ister misin?" Kadının daha fazla saçmalayamaz derken söyledikleri gülme isteğine neden oldu ama gülmedim. Bana öyle dik dik bakarken yapamazdım bunu. Yapılan bir ihanet varsa bile –ki ben ona da inanmıyordum.- nasıl düzeltmemi bekliyordu? Yine de çadırdan bir an önce kurtulmak için başımı salladım. "Evet," dedim çabucak, isterim. Kadın başını salladı ve tenim yanıyormuş gibi hissettim. Derin bir nefes aldığımda yanmış saç kokusunu da içime çektim. Mumlardan birinin beni yaktığını düşünerek panikledim ama kımıldayamadım. Sonunda kadın kendini geri çektiğinde bedenimi hareket ettirebildim. Hızla ayağa kalkarken çadırın artık o kadar sıcak olmadığına karar verdim. Az önce her ne yaşandıysa benim hayal gücümün sonucu olmalıydı. Kadın kemikleri yeniden kadife kesenin içine koydu. O kemiklerin bir hayvanı mı yoksa daha kötüsü insana mı ait olduğunu merak ettim. Bir adım gerilediğimde bakışlarını bana çevirdi. "Suya dikkat et, o her zaman yolunu bulur," dedi. Ben ne demek istediğini soramadan sandalyesinden kalktı ve zil sesleri eşliğinde çadırın diğer tarafından çıktı. Bende daha fazla kalmayarak girdiğim yerden dışarı adım attım. Yasemin ve Elif kafa kafaya vermiş bir şey konuşuyordu. Onların yanına giderken ikisi de yüzlerinde benzer bir gülümsemeyle bana döndü. "Nasıl geçti," diye sordu Yasemin. "Ne söyledi?" diyerek atıldı hemen Elif. Gülümsedim. Onlara saçma şeyler anlattığını, tekrar etmeye değmeyeceğini dile getirdim. Falcıya girmek isteseler de benim söylediklerimden sonra vazgeçmişlerdi. Festival alanından çıktığımızda bir şey almadığımızı fark ettim. Vapura binmek için iskeleye doğru ilerlerken hiçbirinin tuhaf festival yeri hakkında konuşmadığını fark ettim. Sanki etkisinde bir ben kalmış gibi hissediyordum. Sonunda vapur geldiğinde kapılar açıldı ve hızlı adımlarlar kalabalığa karışarak vapura adım attık. Diğerlerinin konuşmalarına odaklanmaya çalışmama rağmen falcı kadının söylediklerini düşünmeden edemiyordum. Neden geçmişte birine ihanet ettiğimden bahsetmişti? Birçok yalan söyleyebilirken gelecek yerine geçmiş hakkında konuşmuştu. Diğerleri kahve almak için vapurun iç kısmına inen merdivenlere yönelirken ben yukarıda olacağımı söyleyerek onlardan ayrıldım. Korkuluklara yaslanarak martıların attığı çığlıkları dinledim. Dört yıllık platonik aşkımın arkasından dökülen gözyaşlarımı silmeye çalışıyor bir türlü yetişemiyordum. Bir insanı uzaktan sevmenin aslında yalnız kalmaya mahkum olmanın kısa bir yolu olduğunu öğreniyordum. Yasemin'i sevdiğini söylediğinde zamanı nasılda geriye almak istemiştim. Belki o zaman kaybettiğim zamanı geri kazabilirdim. Bir kadın sadece güzel diye onunla tanışmadan nasıl aşık olabiliyorlardı. Sezer bir kere bile Yasemin ile konuşmamıştı. Aklımda bir soru daha vardı. Ben neden güzellikle ödüllendirilmemiştim. Biliyorum bu düşünce bencilceydi ama biraz olsun arkadaşım kadar güzel olmanın nasıl bir şey olduğunu deneyimlemek isterdim. Düşüncelere o kadar dalmıştım ki bir an için geminin ayaklarımın altından kaydığını hissettim ama yok biri beni korkuluklardan savurmaya çalışıyordu. Çığlık atmak istedim ama aldığım nefes boğazımda düğümlendi. Korkuluk ellerimden kaydı ve ben hızla düşerken korkunç bir çığlık sesi duyuldu. Bir an sonra sırtımda yakıcı bir acı hissederek dalgaların arasına gömüldüm. Karanlığı eski bir dost gibi hoş karşıladım. Bütün her şey bir an içinde kayboldu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD