Neredeyse bir haftadır görüşmüyorduk bir yanım bunun için mutluyken bir yanım pişman olup vazgeçti diye tedirgindi. Eğer öyle bir şey yaptıysa gerçekten bu sefer onu elimden kimse alamazdı.
Daha fazla dayanamayıp telefonu elime alıp mesaj yazmak için derin nefes çektim.
Hümeyra: Pişman mı oldun?
Telefonu cebime koyup gelen müşterileri karşılamak için ayağa kalktığımda cebimde titreyen telefonu heyecanla açtım ama mesajın ondan olmadığını görünce tekrar cebime koydum.
***
Oldukça yoğun bir gün geçirdiğim için eve gelir gelmez duş alıp kendimi yumuşacık yatağımın üstüne attım. İşimiz her geçen gün daha iyiye gidiyordu böyle devam ederse küçük restoranımızı satıp yerine daha büyük bir tane açabilirdik. Titreyen telefonumu elime aldığımda yine mesajın ondan olmadığını görünce sinirlenmiştim.
Mesajları açarak Baran'a yazdım.
Hümeyra: Ya! Baran eğer vazgeçtiysen bana açıkça anlatabilirsin.
Merak etme seni dövmem.
Ayrıca bu kadar çabuk pişman olacağını beklemiyordum.
Gerçekten vazgeçmiş olabilir miydi? Bu kadar çabuk vazgeçmesine neden olan şey neydi? Hayat bir kez daha birine güvenmemem gerektiğini bana gösterdi. Gerçi Baran'a tam anlamıyla güvendim denemez ama en azından beni yarı yolda bırakacağını da beklemiyordum.
Hümeyra: Bunu söyleyeceğimi asla tahmin etmezdim ama galiba seni merak etmeye başladım.
Bari bana iyi olduğunu söyle.
Günlerdir ona ulaşmaya çalışıyordum ama hala cevap vermemesine tedirgin olmuştum. Tamam vazgeçmiş olabilirdi ama en azından bana haber verebilirdi.
***
Hümeyra: Bana bak Baran yarım saate cevap yazmazsan yanına gelirim.
Yemin ederim gelirim.
Gerçekten aptal olduğu o kadar belliydi ki mesajlarımı görmesine rağmen cevap yazmaması beni yine sinirlendirmişti.
Yarım saatin geçmesine rağmen yine her zamanki gibi görüldü atıp yazma zahmetine girmemişti.
"Tamam bunu sen istedin Baran!" Öfkeyle mırıldanarak yerimden kalktım.
"Bu saatte nereye gidiyorsun Meyra?" İzgi'ye hiçbir şey söylemeden odama çıkıp pijamalarımı çıkartıp elbiselerimi giydim. Aşağıya indiğimde İzgi merakla ona söyleyeceklerimi bekliyordu.
"Dışarıda işim var, bir saate gelirim abla." deyip yanağına sulu bir öpücük kondurup hızlıca evden çıktım.
"Yaa! Meyra arabayı dikkatli sür gece gece başına bela açma!" Arkamda bağıran İzgi'ye Tamam deyip arabaya atlayıp çalıştırdım.
Evini biliyordum ama güvenlik kameralarına yakalanmadan içeri girmem gerekiyordu ve bunun için bir plan hazırlamıştım bile. Bunun için sahte çalışan kartımı kullanacaktım.
***
İçeri girmek sandığımdan da kolay olmuştu bir de sıkı güvenlik önlemleri var diye herkesi kandırıyorlardı.
Zile basmadan öce derin bir nefes çekip zile bastım. Kadir ekranda beni görünce hemen kapıyı açmıştı.
Neden geldiğimi bilmiyordum sadece içimdeki sesi dinlemiştim.
Grup üyeleri beni gece yarısı karşılarında görünce hepsi de beklediğim gibi şaşırmışlardı. İçeri geçip oturduğumda yine Baran'ı görmemiştim.
Selim gülümseyerek, "İçeri nasıl girdiğini gerçekten merak ediyorum Meyra." Deyip merakla bana baktı.
"Sandığımdan da basit oldu. Sadece şirketten geldiğimi söyledim." Etrafıma bakınırken,
"Baran son günlerde kendini iyi hissetmiyordu ve bu yüzden kafasını dağıtmak için bir süre yalnız kalmak istedi." Akif içtenlikle gülüp göz kırptı.
"Bir sorun mu var? Yani kavga mı ettiniz?" Cem'e bakıp başımı olumlu anlamda salladım.
"Ben üstüne fazla gittim galiba ve bir kaç gündür onu göremeyince çok özledim. Lütfen yerini söyleyin."
Onu bulmak için yalan söylemek zorunda kaldığım için de onu dövecektim ama öncelikle Grup üyelerini ikna edip Baran'ın yerini öğrenmeliydim sonra da onu kimse elimden alamazdı.
Kadir'in telefonu çalınca ekranı bana gösterip açtı, arayan Baran'dı. Kadir konuşurken bana bakıp duruyordu ona kısık sesle buraya geldiğimi bilmesin demiştim ve beni soran Baran'a buraya gelmediğimi söylemişti. Kadir kısa bir konuşmadan sonra telefonu kapattı.
"Birkaç parça elbise ve biraz yiyecek istedi." Bana bakıp, "Birazdan ona götüreceğim."
"Bende gelmek istiyorum. Lütfen,ondan özür dilemeliyim." Yavru köpek gibi bakınca kabul etti.
Neredeyse yarım saattir yoldaydık ve uykum gelmeye başlamıştı. Birden aklıma İzgi gelince telefonumu alıp mesaj attım.
Hümeyra: Abla bugün eve gelmeyeceğim. Baran ile kalacağım. Arabayı Grup üyelerinin kaldığı yerin otoparkına bıraktım yarın gidip alabilir misin?
Seni seviyorum öpüldün.
Muhtemelen bana çok kızacaktı ve bu yüzden telefonumu tamamen kapatıp tekrar cebime koydum.
"Tartışma boyutunuzu bilmiyorum ama yanından döndüğünde çok kırılmış gözüküyordu. Lütfen birbirinizi kıracak şeyler söylemeyi bırakıp aşkınızı yaşayın."
Hiçbir şey söylemeden Kadir'i dinliyordum.
"Baran aslında böyle konularda çok hassas, umarım biliyorsundur. Zaten iki yı-" Sözünü tamamlamadan sustu.
İki yıl ne? benim bunu öğrenmem gerekiyor iki yılda ne olmuş? Bu Baran'un üyelerden sakladığı sır olabilir mi?
"İşte geldik." Kadir'in sesiyle düşüncelerimden sıyrılıp hafifçe gülümsedim.
"Merak etme barışmadan gelmeyeceğiz." Bana bakıp gülümsedi.
Teşekkür edip arabadan çıkmak için kapıyı açtığımda, "Ben içeri girmeyeceğim. Arkadaki eşyaları alabilir misin?" Kafamı olumlu anlamda sallayıp bagajdaki poşetleri çıkardım.
"Sakın barışmadan dönmeyin." Kafamı olumlu anlamda sallayıp gülümsedim.
***
Karanlıkta suya vuran ay ışığı ve suyun rahatlatıcı sesi hoşuma gitmişti. Karanlık olmasına rağmen manzarayı sevmiştim. Küçük kasaba evleri gibi şirin birkaç tane evden başka hiçbir şey yoktu. Sadece bir evin ışığı yanıyordu, o da Baran'ın kaldığı evdi. Evin kapısına geldiğimde beni kocaman bir havuz karşılamıştı. Her şey çok güzeldi ama bu havuzun burada olmasına anlam veremedim. Zaten deniz tam karşıdaydı ne diye havuz da yaptırmışlarsa...
Evin cam kapısından içeri girdiğimde Baran kanepede uyuyordu. Nasıl bu kadar rahat davranabiliyordu, evin bütün kapıları açık ve burada rahatça uyuyabiliyordu.
Onu uyandırmadan elimdekileri yere bırakarak eve göz gezdirdim. Küçük ve şirindi. Mutfağın yerini öğrendikten sonra yere bıraktığım poşetleri alıp mutfağa girdim. Ses çıkarmadan yerleştirirken birden ışıkların sönmesine korkup tezgahın üstündeki vazoyu elime alıp yavaş yavaş geri gitmeye başladım. Sırtım duvara deyince yere çömelip kıpırdamadan gözlerimi kapattım. Bana doğru gelen ayak seslerini duymama rağmen Baran diye bağıramıyordum. Lanet olsun geçmişim yine gözlerimin önünde canlanmıştı ve ben ağlamak dışında hiçbir şey yapamıyordum.
"Hümeyra! Hümeyra!" Birinin bana seslenmesiyle sıkıca yumduğum gözümü açtım. Yere çömelmiş korkuyla yüzüme bakan Baran'ı görünce hıçkırıklarım daha da artmıştı.
"Tamam geçti, geçti, korkmana gerek yok." Bana sarılıp kafamı göğsüne dayadı.
Maalesef benim için hala geçmemişti. Hala korkuyordum. Bunun üstesinden geldiğimi sanıyordum ama hala o günkü gibi korkuyordum.
Biraz sakinleştikten sonra kafamı göğsünden kaldırdığımda Baran ile göz göze geldik. Eliyle yüzümdeki yaşları silip tebessümle güldü.
"Özür dilerim senin olduğunu bilmiyordum." Mahcup bir şekilde bana baktı. Gerçekten onu korkutmuştum çünkü hala bedeni titriyordu.
Elimden tutup beni ayağa kaldırdı. Elimdeki vazoyu alıp sürahideki suyu bardağa doldurup bana uzattı. Bir yudum aldıktan sonra elimdeki bardağı alıp tezgahın üstüne bıraktı.
Uzun süredir böyle olmamıştım. O olaydan sonra ara ara böyle korku krizleri yaşıyordum ve bu diğer yaşadıklarıma göre biraz ağır olmuştu.
"Burada ne işin var Meyra?" Merakla bana baktığında kaşlarımı çatıp, "Sana ulaşamadığım için olabilir mi?"
"Ayrıca sana çok sinirliyim ve birazdan seni öldüreceğim." Ona bir adım yaklaştım.
"Ya az önce ağlıyordun şimdi ise seni öldüreceğim diyorsun." Alayla sırıtarak kollarını göğsünde birleştirip bana baktı.
"O az önceydi bu da şimdi. Ayrıca beni korkuttuğun için de seni döveceğim." Kahkaha atarak güldü.
Onu gerçekten dövmek için buraya gelmiştim ve karşımda durmasına rağmen hala dövmemiştim. Birden havlama sesini duyunca yine Baran'ın kucağına girdim. Ayaklarımı beline sıkıca dolayıp kollarımı boynunun arkasında birleştirdim.
"Yaa! Lütfen Barbar'ı götür!" Sinsice gülüp bana baktı.
"Baran lütfen!" Yüzünü yüzüme daha çok yaklaştırdı burnumuz birbirine değince yine yutkunmuştum. Yüzü kadar kokusu da hoştu. Gözlerim dudaklarına kaydığında diliyle dudaklarını ıslatıp dudaklarını araladı.
"Benden bu kadar çabuk etkilenmeni beklemiyordum." Sıcak nefesiyle adeta yüzümü okşuyordu. Daha fazla dayanamayıp gözlerimi kapattım.
"Baran lütfen Barbar'ı uzaklaştır." Bu sefer sakindim. Kokusu beni mayıştırmıştı. Yavaşça beni sert ve soğuk bir zemine bıraktığında gözlerimi açtım tezgahın üzerine bırakmış ama ben hala onun belini bırakmamıştım.
Göz göze geldiğimizde "Burada bekle Barbar'ı yerine bırakıp geleceğim." deyip sırıttı. Başımı olumlu anlamda sallayıp beline doladığım bacaklarımı geri çektim.
Barbar'ı kucağına alıp mutfaktan çıktığında derin bir nefes çektim. Dışarıda esen rüzgara rağmen terliyordum hava fazla sıcak değildi ama yine de yanaklarımın kızardığını hissediyordum.
Kalbim de düzensiz atmaya başlamıştı muhtemelen az önce korktuğum içindir.
Aptal !Ne korkması onunla fazla yakınlaştığınız içindir. O seni etkisi altına aldı bile ve bu çok basit oldu.