Lena adamın nefret dolu sıralamaları karşısında kırılmıştı. Kendisini ziyarete bile gelmemiş, umursamadığını gayet açık belli etmişti. Şimdi hesap mı soruyordu?! Ona hastalığını bildiğini söylemek istedi Lena, adamı oradan vurmak istedi. Yapamadı. Önce kendini savunmak zorundaydı.
''Hayır, fotoğrafa bak. Bu o adam, hani gördüğüm. Bu yanındaki de şu bahsettiğim küçük kız. Bunları ben uydurmuyorum Poyraz. Adamdan gelen not yastığımın kılıfında saklı, ispat edebilirim.''
Poyraz elini alnına götürüp parmaklarıyla birkaç kez sıvazladı. Kadına diyecek söz bulamıyordu. Belki de artık bir uzman doktora gidip, Lena'nın hastalığının ciddiyetini söylemeliydi. Çaresiz kadının dediklerini başıyla onayladı ve elini kadının eline uzattı. Lena önce doktorun eline, sonra yüzüne bakıp;
''Merak etme sen yanımdayken kaçmam'' Dedi.
''İşimi şansa bırakmam.'' Diyen adam kadının elini sıkıca kavrayıp kapıya doğru yavaşça çekiştirdi. El ele tutuşmuş aşağı inerlerken nöbetçi doktor onları görmüş, Lena'nın bulunmasıyla gerilen yüzü gevşemişti. Eğer bulunamasaydı nöbette olduğu akşam bir hastanın kaçması sicilinde hiç iyi bir iz bırakmazdı.
Tam bir şey demek için ağzını açacağı sırada Poyraz eliyle onu susturdu ve ''Sonra konuşuruz.'' Diyerek Lena'nın odasının bulunduğu koridora yöneldi.
Odanın kapısını açıp içeri girdiklerinde hala kadının elini bırakmamıştı. Lena bakışlarını eline çevirip, elini adamın elleri arasından çekmeye çalışınca Poyraz ellerini gevşetti.
''Göster şu notu.''
Lena bu emir veren buz gibi sesin ardından adama ne kadar bağırıp çağırmak istese de çaresizce başını salladı ve yastığını eline aldı. Kılıfın içine elini sokup kağıdı almak için yastığın her yerinde dolaştırmıştı.
Çatılan kaşları Poyraz'a notun gerçek olmadığını söylüyordu ama sabırla kadını bekledi. Lena yastık kılıfını sökmüş, birkaç kez yatağın üzerine doğru sallamış, yastığı yatağa fırlatmış ve sonunda Poyraz'a dönmüştü.
''O adam almış olmalı. Küçük kız beni arşiv odasına götürürken notu bulup almış olmalı.''
Adamın yeşil gözleri kadının ıslak mavi gözleriyle buluşunca yumuşadı. Kadının yanına, yatağın üzerine oturduğunda ne diyeceğini bilemiyordu, tek bildiği ona destek olması gerektiğiydi. İnanmasa da bunu yapmak zorundaydı.
"Canını sıkma Lena, en azından elimizde bu fotoğraf var, bu fotoğraftan işimize yarar bir cevap bulabiliriz."
"Bulacağız." Diye fısıldadı kadın. Ne kadar güçlü olsa da bu bilinmezlik kadını yormuştu. Başı istemsizce Yasemin ve turunçgil kokusuna doğru çekildikçe karşı koyamadı ve başını adamın omzuna bıraktı.
Poyraz dört seneden beri kimseyle bu kadar yakınlaşmamıştı. Tarih tekerrür ediyordu resmen. Eski nişanlısı geldi gözünün önüne. Bal rengi saçları, açık kahverengi hüzünlü bakışları. Kız üzgün olduğu her an başını Poyraz'ın omzuna koyar, oradan güç alırdı. Şimdi omzunda yine bir baş vardı kendisinden güç almak isteyen. Aynı hüzünlü bakışlarla bakan...
İstemsizce eli kadının saçlarına gitti ve koyu renkli, nemli saçları nazikçe okşadı. Huzur veren bir tonla fısıldadı.
"Merak etme Azra, seni kurtaracağım."
Lena başka bir isim duyunca başını adamın omzundan çekti. Gözlerini adamın gözlerine sabitleyip ne dediğini anlamaya çalışıyordu.
"Azra mı?" Dedi adamı ne kadar yıkacağını bilmeyerek.
Poyraz Lena'ya eski aşkının adıyla seslendiğinin farkında bile değildi oysa.
"Üzgünüm, Lena demek istemiştim." Diyerek gözlerini kaçırdı. Kadının yanından uzaklaşmak istediğinden yataktan kalkıp demir parmaklıklı pencereye yöneldi.
Lena adam kendisinden uzaklaşınca tekrar boşlukta kalmıştı. İhtiyacı olan o kokuyu da yanında götürmüştü adam odanın diğer ucuna. Kokuya çekildiğini, adama çekildiğini fark etmeden yanına gitti ve elini adamın omzuna koydu.
"Azra eski sevgilin mi?"
Poyraz cevap veremedi. Dolan gözlerini gizlemek istercesine pencereden dışarı bakıyordu.
"O yüzden mi depresyona girdin?"
Bu sefer tepkisiz kalamadı adam ve şok içerisinde kadına döndü.
"Sen hastalığımı nereden biliyorsun?"
"O adam görmemi istedi. Hasta kaydını gördüm. "
Poyraz kadının ne kadar zamandır arşiv odasında olduğunu kestiremedi bu duyduklarından sonra. Kendisinin adını aramış, dosyasını bulup okumuştu. Bu yaptığına sinirlense de kadına yansıtmadı. Azra'dan sonra duygularını gizleyerek yaşamayı öğrenmişti. Bazen bu gizleme işi ne kadar başarılı olmasa da aldığı nefeslerle sakin kalmayı başardı.
"Azra geçmişte kaldı, geçmişte yaşamak istemiyorum. Bir daha bu ismi anma." Diyerek tekrar bakışlarını pencereye çevirdi.
Lena adamın ne kadar hassas ve kırılgan olduğunu görüp şaşırmıştı. Böylesine güçlü görünen bir adamın alt tarafı bir isimle nasıl böyle dağılabildiğine hala şaşkındı. İçinde anlam veremediği bir kıskançlık duygusu yükselirken normalde kullanmadığı o iki kelimeyi söylemenin en doğrusu olduğuna karar verdi.
"Özür dilerim..."
Poyraz kendine gelene kadar Lena ayakta, hemen ardında onu beklemişti. Adam daha iyi hissettiğinde arkasını döndü ve Lena'nın bakışlarıyla karşılaştı. Renkleri farklı olsa da aynı anlamları barındıran Azra'nın bakışlarıyla.
Kadın yorgun görünüyordu ve buna rağmen hala ayakta kendisinin bir adım ardında onu beklemişti.
"İyi misin?" Diye sordu kadın kendi halini umursamadan.
Poyraz gülümsemeye çalıştı. Lena'yı kendi dertleriyle daha fazla yormamalıydı.
"İyiyim, biraz uyuduktan sonra ikimiz de daha iyi olacağız. Gel seni yatıralım." Dediğinde Lena kendisini küçük bir kız çocuğu gibi hissetmişti.
Bunu Grace yapsa öfkeleneceğini bilen kadın karşısındaki adam dediğinde hoşlanmıştı. Başını aşağı yukarı sallayıp yatağa yöneldi. Poyraz kadının üstünü sıkıca örtüp alnına ufak bir buse kondurdu ve kadının gözlerine baktı.
"Şimdi dinlen, sabah fotoğrafı araştırıp geleceğim. Sen bunlarla kafanı yorma. "
Lena gülümsedi. Kendisini şanslı hissediyordu. En azından yalnız değildi. Bu karanlık yolda kendisine ışık tutan birine sahipti.
"İyi geceler," dedi kadın yeşil gözlerin karanlığında kendini görürken.
"İyi geceler Lena." Dedi ve usulca kapıyı çekip çıktı adam. Kilit sesi odada yankılanırken Lena kendi düşüncelerinin sesinden duymamıştı bile.
Poyraz ne kadar yorgun olsa da elinde fotoğraf çerçevesiyle kendisini arşiv odasının önünde buldu. İçeri girip ışığı yaktığında ne aradığını bile bilmiyordu. Küçücük bir fotoğraftan yola çıkarak ne bulabilirdi ki zaten?
Masanın üzerine çerçeveyi bıraktığında klasörü gördü. Açtığında kendi resmiyle karşılaşmıştı. Bir kaç kez doktor görüşlerini okuyup sıkıntıyla klasörü yerine kaldırdı. Yarın sabah ilk iş profesör Brian ile görüşecekti. Yaşlı adam uzun seneler burada çalışmıştı ve bu fotoğraftakiler hakkında kendisine tek yanıt verebilecek kişi oydu.
Çerçeveyi masanın üzerinden alıp odadan çıktı. Biraz dinlenmeye ihtiyacı vardı, yorucu günler geçirmişti ve nöbetten döndüğünden beri uyumamıştı. Telefona sekiz, on tane birer dakika arayla alarm kurup kendisini uykuya teslim etti.
Sabah çalan dördüncü alarmda anca kendine gelmişti Poyraz. Kafası kazan gibiydi, hiç bu kadar yorulduğunu hatırlamıyordu. Yataktan kalkıp gerindi ve gözlerini ovuşturarak yatak örtüsünü düzeltti. Odası daha toplu göründüğünde banyoya gidip hızlıca bir duş aldı.
Bugün yapılacak önemli işleri vardı. Diğer hastalarla ilgilenecek, buldukları fotoğrafın hikayesini öğrenecek ve Lena'ya yardımcı olmaya çalışacaktı. Lena'ya, en kıymet verdiği hastasına.
Odadan çıkıp hastalara kahvaltı dağıtan hasta bakıcılara selam vererek en üst kata, Profesör Brian'ın odasına çıktı. Bu odaya kaçıncı gelişiydi bilmiyordu ama bir elin parmaklarını geçmediğine emindi.
Deri kaplı kapının kenarındaki tuşa bastı ve kilit açıldı. Kapıyı aralayıp başını uzattığında; yuvarlak gözlüklerin ardından bile seçilebilen parlak mavi gözlerin kendisini gördüğünde oluşan şaşkınlık duygusunun yaşlı adamın yüzüne yayılışına tanık oldu.
"Doktor Gülbahar, içeri buyurun lütfen." Dedi adam eliyle karşısındaki koyu kahverengi deri koltuğu işaret ederek. Poyraz elindeki çerçeveyi sıkıca tutup içeri girdi ve koltuğa oturdu.
Karşısındaki yaşlı adam gözlüklerini çıkarıp merakla Poyraz'ın yüzüne bakıyordu. Önemli bir şey olmadıkça doktorlar kendisini rahatsız etmezdi. Özellikle Poyraz kendisini iki yıl içinde yalnızca birkaç kez ziyaret etmişti.
"Bir sorun mu var?" Dedi karşısında gergin bir şekilde ayağını sallayan doktoru görünce.
"Kusura bakmayın efendim, sizi rahatsız ettim ama danışmam gereken bir konu vardı."
Profesör devam etmesini istediğini gösteren bir el işareti yapınca Poyraz devam etti.
"Bir hastamla alakalı. Bu fotoğraftaki doktoru ya da hastaları tanıyor musunuz diye soracaktım." Diyerek elindeki çerçeveyi uzattı.
Profesör çerçeveyi eline alıp yuvarlak çerçeveli gözlüklerini taktı ve fotoğrafı şöyle bir inceledi. Hemen eski çalışma arkadaşını tanımıştı. Bu fotoğraf onun yükselmeden önce yaptığı son röportaj için çekilmişti.
"Bu doktor Harlan. Aynı zamanda doktorluk yapıyorduk. Kendisi çok iyi bir doktordur, kısa zamanda benim üstüm oldu. Yanındakiler de hastaları olmalı ama onları tanımıyorum." Dedi profesör. Poyraz'ın neden eski çalışma arkadaşını sorduğunu merak ediyordu. Doktor her zaman örnek bir çalışandı bu hastanede. Hatta onun aldığı notlar, dosyalar şimdiki çalışanlara örnek olsun diye hastanenin kütüphanesinde tutuluyordu.
"Anladım peki Doktor Harlan'ın hastalarının kayıtlarına nereden ulaşabilirim?"
"Bu senin için önemli bir mesele sanırım Poyraz?'' Dedi profesör karşısındaki genç doktorun adını doğru bir şekilde telafuz edemeyerek. Hafif peltekti ve 'R' leri düzgün söyleyemiyordu.
"Evet efendim, bir hastam buradaki küçük kızı tanıdığını söylüyor."