KUDRET O sabah hava tam istediğim gibiydi. Ne çok sıcak, ne insanın içine işleyen bir serinlik vardı. Avluya yayılan portakal çiçeklerinin kokusu rüzgârla birlikte yüzüme çarpıyor, elimdeki kahve fincanından yükselen sıcak buhar da içimi ısıtıyordu. Sırtımı yaslamış, kısa bir anlığına bile olsa dünyanın gürültüsünden kopmuş gibiydim. Sessizlik, konağın içinde nadir bulunurdu; bu sabah ise sanki bana özel bahşedilmişti. Kahvemi yudumlarken birden, ayak sesleri o huzurun içine baltayla daldı. Kafamı çevirmeme bile kalmadan, kocam Hozan Ağa karşımda dikildi. Alnındaki damarlar belirgin, gözleri sinirle küçülmüş, yumrukları sımsıkıydı. Nefesi bile hızlıydı. Ve bu hâlini görünce, içim ürperdi. Ama dışarıya yansıttığım tek şey, o bilindik Kudret soğukkanlılığıydı. “Gene ne yaptın Kudret?!” di

