SULTAN Saadet’in elleri titriyordu. Kahveyi zar zor tuttu, dudaklarına götürdüğünde bile bardak hafifçe çınladı. Gözleri dolmuş, içine bastırdığı fırtına dışına taşmak üzereydi. Ben gözlerimi ondan ayırmadım. “Eğer sen her şeyi zamanında duymasaydın... Hiçbir şeyden haberimiz olmayacaktı,” dedim sesimde pişmanlık ve minnettarlık birbirine karışmıştı. “Gerçekleri bana söylediğin için o zaman sana teşekkür edememiştim, içimin acısından. Ama... iyi ki söyledin, kız kardeşim. Allah senden razı olsun. Yıllarca sadece bir umuda tutundum.” Saadet’in gözünden bir damla yaş süzüldü. Omzunun hemen önüne düştü. O gözyaşının içinde yılların yükü, gizlenen gerçeklerin ağırlığı vardı. “Böyle bir günahı sırtlayamazdım,” dedi sesi çatallı olmuştu. “O pisliğe de hak ettiğini verdim. İsteyerek yapmadım

