Bölüm 3- Yeni Müşteri

3067 Words
Yerde öylece uzanırken boş gözlerle tavanı izliyordum. Ne üşüyen bedenim ne de ağrımaya başlayan belim umurumda değildi. Saatler önce Erdi denen şerefsiz işini bitirip, defolup gitmişti. O gittiğinden beri sessizce iç çekip tavanı izliyordum. Artık gözyaşım akmayacak hale gelmişti ve ben baktığım boş tavanda geçmişi izliyordum. Bana çok uzak bir hayal gibi gelen mutlu günlerimi düşünürken ağlamak istiyordum ama yapamıyordum. Her defasında olduğu gibi bir kez daha nedenleri ve niçinleri sorgularken yine hepsi cevapsız kalmıştı. İçim kocaman bir soru yumağı ile öylece kalakalırken zorla bedenimi yerden kaldırdım. Her yanı sızlayan bedenimi banyoya attığımda hızlı bir şekilde kaynar suyun altına girdim. Yerde yatmaktan üşüyen bedenim titrerken hızla elime lifi alıp duş jeli döktüm. Derimi kazımak ister gibi liflenirken durduğunu düşündüğüm yaşlar yeniden süzülmeye başladı. Her keseleyişimde kaderime lanetler okurken dakikalarca bedenimi arındırmak için liflendim. Ne bu kullandığım şampuanların ne de derimi kazıyan kesenin beni temizlemeyeceğini biliyordum ama elimden başka bir şey gelmiyordu. Mecburen aldığım nefeslere bir son verip komple kurtulmak istesem de, ailem elimi kolumu bağlıyordu. Sırf onlar iyi olsun, canları yanmadan yaşayabilsinler diye dediklerini yapmaya, bu lanet kadere boyun eğmeye mecburdum. Sonunda ruhum bir nebze de olsa sakinleşince saçlarımı yıkadım. En azından bedenimi o iğrenç dokunuşlardan arındırdığıma emin olunca duştan çıktım. Üzerimi giyindikten sonra ıslak olan saçlarıma havlu sarıp kaldığım odaya girdim. Yatağın içine kendimi attığımda gözlerimi sıkıca yumup cenin pozisyonu aldım. Kendimi tüm bu olanlardan korumak isterken gözümün önünde annem vardı. Beni özenle yıkadığı, saçlarımı severek kuruttuğu ve masallarla uykuya dalmamı sağladığı günler aklıma gelirken yeniden ağlamaya başladım. Nasıl bu hale gelmiştim ben? Ne yapmıştım da hayat bana yaptığım şeyin diyetini bu şekilde ödetiyordu? Bu güne kadar kimseye tek bir kötülüğüm olmamışken çektiğim bu ceza neyin nesiydi? Beynim bunun gibi milyonlarca soru ile dolup taşarken öylece ağladım. Bedenim yorgunlukla uykuya dalana kadar aklımda hep nedenler vardı. *** Uykudan uyandığımda bir süre boş zihnimle nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Yavaş yavaş kendine gelen zihnim bana olanları hatırlatırken sanki saatlerce ağlayan ben değilmişim gibi gözlerim doldu. Yatakta sırt üstü dönüp öylece kararan odada bakışlarımı gezdirdim. Ne kadar zamandır uyuyorsam hava kararmış, odayı da tıpkı içim gibi karanlığa boğmuştu. Her uykuya daldığımda uyanmamayı dilesem de hayat dalga geçer gibi her seferinde uyanmama sebep oluyordu. Güneş bile sanki kaderimle sözleşmiş gibi, benim içimdeki karalığa inat her sabah tüm ışığıyla doğuyordu. Ne kadar garip değil mi? İnsanlara sorsanız hiçbiri ölmek istemezdi ama hepsi zamanı geldiğinde isteseler de istemeseler de bu hayattan gidiyordu. Ben ise bir saniye daha fazla nefes almak istemiyordum ama buna rağmen her seferinde yine nefes almaya devam ediyordum. Bir anda açılan odanın kapısı ile yerimden sıçradım. Düşüncelerim birbirine girerken Erdi ışığı yaktığında gözlerim kamaştığı için sıkıca kapattım. "Sonunda uyanmışsın. Hadi kalk da hazırlan." Dediğinde burnum sızladı. Bari bu geceyi rahat geçirseydim. En azından bir gece nefes alsaydım. "Eğer anneni görmek istiyorsan sallanma." Diyen Erdi ile hızla yerimden doğruldum. Kocaman olan gözlerle ona bakarken sevinçle gülümsedim. "Anneme mi gideceğiz?" Dediğimde Erdi pis sırıtışıyla bedenimi süzdü. Bakışları midemi bulandırıp, ona olan öfkemi perçinlerken; "Beni epey memnun ettiğin için bir kıyak yapayım dedim. Bu gece annenle kalacaksın." Dediğinde her şey önemini kaybetti, hatta az kalsın sevinçle boynuna atlayacaktım. Bu güne kadar hiç annemle kalmama müsaade etmemişlerdi. "Hemen hazırlanırım." Derken hızla yataktan çıktım. "Yarım saatin var." Diyen Erdi odadan çıkarken sevinçle banyoya yöneldim. Hala nemli olan saçlarımı iyice kuruttuktan sonra rahat etmek için balıksırtı ördüm. Aynadaki yüzümle karşı karşıya geldiğimde yüzüm asıldı. O kadar çok ağlamıştım ki gözlerimin içi ve etrafı kıpkırmızı olmuştu. Gözlerime çöken yorgunluk ve hüzne bir şey yapamayacağım için makyaj malzemeleriyle kızarıklıkları kapattım. Gözüme biraz renk gelmesini sağladıktan sonra odaya dönüp üzerimi giyindim. Sade bir kot pantolon ve kazak giyindikten sonra çantamın içini pijamalarımı koydum. Yatak odasından çıktığımda mutfağa geçip dünden beri hiçbir şey girmeyen midem için ufak bir sandviç yaptım. Hızlı bir şekilde sandviçimi bitirdiğim sırada kapı açıldı. İlk kez Erdi'yi gördüğüme sevinirken hemen ayağa kalktım. "Hazır mısın?" "Evet." Derken yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu. "Uzun zamandır seni böyle gülerken görmemiştim." Diyen Erdi ile anında yüzüm asıldı. Hem tüm gülüşlerimi soldurup hem de gülümsememi beklemesi saçma değil miydi? "Çıkalım mı?" Dediğimde başıyla kapıyı işaret etti. Birlikte kapıdan çıktığımızda asansöre bindik. Zemin kata yaklaşan asansör ile kalp atışlarım git gide hızlanmaya başladı. Annemi çok özlemiştim ve varlığına ihtiyacım vardı. Onu göreceğimi düşünmek bile kanımın kaynamasına, içimin çocuksu bir heyecanla dolmasına sebep oluyordu. Annemi düşünmek bile tüm acılarımı, sıkıntılarımı alıp götürüyordu. Onun güzel yüzünü göreceğimi bilmek tüm ıstırabımı bir süreliğine ortadan kaldırıyordu. Evin olduğu gökdelenden çıktığımızda kapının önünde bekleyen arabaya bindik. Şoför anında yola çıkarken Erdi her zaman yaptığı işlemi yaptı. Normalde bu duruma moralim bozulurdu ama şu an bunun düşünmek istemiyordum. Aklımda dolanan tek şey annemin cennet kokusunda uyuyacak olmamdı. Bana sonsuzluk gibi gelen yol bittiğinde gülümseyerek arabadan indim. İçeri girmeden önce Erdi kolumdan tuttu. "Kuralları biliyorsun Peri." Dediğinde başımı salladım. "Rahat durmazsan olacakları da biliyorsun." "Biliyorum Erdi. Bırak artık beni." Dememle tutuşu gevşedi. Elinden kolumu kurtardığımda hızla kapıya gidip zili çaldım. Çok geçmeden kapı açıldığımda annemle ilgilenen kadınla göz göze geldim. "Hoş geldin kızım." "Hoş bulduk Nigar abla." Ayakkabılarımı çıkartıp içeri girdiğimde hiç duraksamadan annemin odasına yöneldim. Kapının önünde durup karşımdaki manzaraya bakarken gözlerim dolmaya başladı. Annem her zamanki gibi yatağında yatıyordu. Ertuğrul ise annemin yanına uzanmış televizyonda oynayan çizgi filmi izliyordu. Ben sessizce onları izlerken annemin bakışları beni buldu. Önce gözlerini kocaman açtı, sonra da hayran olduğum gözlerden yaşlar süzülmeye başladı. Bakışları bedenimin her yerinde gezinirken burukça gülümsedim. Hareket edemese de, sesi çıkmasa da beni kontrol ediyordu. İyi olduğumu belli etmek istercesine gülüşümü daha normal bir hale getirirken Ertuğrul beni fark etti. "Abla." Derken heyecanla yataktan çıkıp bana koştu. Hemen dizlerimin üzerine eğilip kollarımı açtım. Kollarımın arasına giren küçük bedenini sıkıca sararken mis kokusunu derin derin içime çektim. "Bebeğim." Özlem içimi yakıp kavururken ağlamamak için zor tuttum kendimi. "Abla çok özledim seni." Diyen kardeşim ağlamaya başladığında onu kendimden uzaklaştırıp dökülen incilerini nazikçe sildim. "Ağlama bir tanem bak geldim. Hem de bu gece sizinle kalmaya geldim." "Yaşasın." Ertuğrul bağırıp yeniden boynuma sarıldığında gülerek sarılışına karşılık verdim. Yanağına ve saçlarına ardı ardına öpücükler kondururken gözüm annemdeydi. Ağlayan gözlerine inat gülümseyen dudaklarıyla bizi izliyordu. Ertuğrul'dan ayrıldığımda annemin yanına yürümeye başladım. Her adımda dizlerim titrese de durmadım. İçten içe onun karşısına çıkmaktan utansam da anne sevgisine ihtiyaç duyan yanım ağır basıyordu. "Annem." Derken yatağa oturup sıkıca sarıldım. Başımı boynuna gömüp anne kokusunu içime çekerken akan gözyaşlarımı daha fazla tutamadım. Annem sessizce dururken bana sarılmasını istedim. Tıpkı eski günlerdeki gibi beni sarıp, sarmalamasını ve tüm kötülüklerden korumasını istedim. "Çok özledim sizi annem." Derken yanağına peş peşe öpücükler kondurdum. Ertuğrul kıskanmış olacak ki hızla yanımıza gelip beni annemden uzaklaştırdı. Bedenini kucağıma bırakıp başını göğsüme yasladığında sevgiyle küçük bedenine sarıldım. "Ablam." Diyen küçük kardeşim dudaklarının denk geldiği omzumdan öperken bende saçlarından öptüm. "Benim küçük sevgilim." Sevgiyle yüzünü severken bakışlarım annemdeydi. "Nasılsın annem iyi misin?" Derken dikkatle gözlerine baktım. Bir kez kırptığı gözleri iyi olduğunu söylüyordu. Meraklı bakışlarını gördüğümde; "Bende iyiyim annecim, sizi özlemek dışında bir sorunum yok şükür ki." Dedim. Annem inanamıyormuş gibi gözlerime bakarken inanması için genişçe gülümsedim. Annem uzun süre gözlerime baktıktan sonra yeniden gözlerini kırptı. Onu inandırmış olmanın verdiği rahatlama ile yeniden kardeşime döndüm. "Anlat bakalım paşam ben yokken neler yaptın?" Sorum ile Ertuğrul başını yasladığı göğsümden ayrıldı. Heyecanlı heyecanlı bana izlediği çizgi filmleri ve yaptığı resimleri anlatırken ilgiyle onu dinledim. Bıcır bıcır konuşması içimdeki tüm sıkıntıyı silip süpürürken derin bir nefes aldım. Neden tüm bunlara dayandığımı bir kez daha hatırlarken, onların iyi olması için her şeyi yapacağımı yeniden beynime kazıdım. Ertuğrul anlatacaklarını bitirdiğinde çizdiği resimleri getirip tek tek gösterdi. Hepsini beğeniyle inceleyip yorum yaparken parlayan gözleriyle bana bakıyordu. "Ertuğrul hepsi çok güzel, bence büyüyünce ressam olacaksın." Dediğimde gülümsemesi genişledi. Görünen seyrek dişleri onu daha da sevimli yaparken yanaklarını sıkıştırıp öpücüklere boğdum. "Bunu da senin için yaptım." Uzattığı resmi aldığımda dikkatle inceledim. Kağıdın üzerinde özenle çizilmiş bir kız vardı. Üzerindeki kabarık elbisesi ve başındaki taçla prenses olduğunu anlamak zor değildi. Kağıdın altında yazan; Benim prenses ablam yazısı ile burukça gülümsedim. Sanırım Ertuğrul bunu yazmasını Nigar teyzeden istemişti. "Prenses miyim ben?" "Evet. Bende senin prensinim, tıpkı bana anlattığın masallardaki gibi." Diyen kardeşime sıkıca sarılırken ağlamamak için dişlerimi birbirine kenetledim. Onun masum dünyasında yarattığı ablası ile benim alakam yoktu. Prenses olarak gördüğü, belki de gözündeki ne masum ve güvenilir kişi olan ablasının nasıl biri olduğunu bilse acaba ne yapardı? Kardeşim tekrar bir şeyler anlatamaya başladığında zihnimdeki kötü düşünceleri kovaladım. Bir gecelik kendime izin verip, bende mutlu olabilirdim. Nasılsa yarın kaldığım yerden düşüncelerim ile kendime eziyet etmeye devam edecektim. Bir süre daha Ertuğrul ile vakit geçirdikten sonra saatin epey geç olduğunu fark ettim. "Ertuğrul yatma saatin geçti ablacım." Dediğim anda dudağını üzdü. "Ama sen geldin, biraz daha otursam." Sevgiyle yüzünü okşarken gülümsedim. "Tüm gece ve yarın da buradayım bebeğim. O yüzden uykusuz kalma." Dudaklarını büzse de itiraz etmedi. Üzerini değiştirmesine yardım ettikten sonra Ertuğrul annemin yanındaki yerini aldı. "Abla bana masal anlatır mısın?" "Tabi ki bir tanem." Yakışıklı kardeşimin yanına uzandığım anda bedenini bana çevirip sıkıca sarıldı. Bir kolumu ona dolarken diğeri ile saçlarını okşamaya başladım. "Bir varmış, bir yokmuş." Masalı anlatmaya başlarken gözüm annemdeydi. Sesi çıkmayan ve kıpırdayamayan annem öylece tavanı izliyordu. Geldiğimden beri gözleri hep benim üzerimdeydi ve o gözlerde devamlı bir hüzün vardı. Aslında ikimizde iyi olmadığımı biliyorduk ama yaptığım iyi imiş rolüne inanmış gibi yapıyorduk. Ben geldikten yarım saat sonra yanımıza gelip biraz bizimle duran Nigar abla çok geçmeden iyi geceler dileyerek odasına çekilmişti. Annem ve kardeşimle baş başa geçirdiğim vakit tüm kanayan yaralarıma kısa süreliğine tampon olurken hissettiğim bu huzurun keyfini çıkardım. Ertuğrul masalın ortasına doğru uyuyakaldığında bir süre yakışıklı yüzünü izledim. 5 yaşına giren kardeşim şimdiden çok yakışıklıydı. Meleksi yüzü ve benimle aynı olan kahve gözleri ile ileride çok yakışıklı olacağı şimdiden belliydi. Ertuğrul'un alnından öptükten sonra onu annemin yanına yatırdım. Yataktan kalktığımda annemin bakışları beni buldu. "Üzerimi değişip geliyorum anneciğim." Dedikten sonra çantamla banyoya girdim. Hızlı bir şekilde üzerimi değiştirdikten sonra makyajımı çıkartıp odaya döndüm. Annemin dikkatli bakışları yüzümde gezinirken gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Hızla diğer yanına geçip gözyaşlarını sildim. "Annem ağlama kurban olurum. Ağlayıp da beni kahretme. İyiyim ben melek annem, sen sakın üzülme." Annem kederin yer edindiği gözleriyle bana bakarken inanmadığı her halinden belliydi. "Vallahi iyiyim anne ben, sen kendini böyle üzersen iyi olamam ama." Derken benimde gözyaşlarım akmaya başladı. Kendi gözümden akan yaşlar umurumda değildi ama annemin gözlerinden dökülen yaşlar yüreğimi yakıyordu. Tüm bunlara onun ve kardeşim için katlanırken onların üzüldüğünü görmek canımdan can koparıyordu. "Sen benim her şeyimsin annem. Senin iyi olman için yapmayacağım şey yok. Yalvarırım ağlama, ağlayıp da beni kahretme." Annemin gözyaşlarını silerken Ertuğrul uyanmasın diye fısıldadım. Annem gözlerimi kapatıp açtığında akan son iki damlayı da sildim. Ağlamasının durması yüreğime oturan ağırlığın hafiflemesini sağlarken kendi yüzümü de kurulayıp gülümsedim. "Sana izlediğim filmlerden bahsedeyim mi?" Dediğimde gözlerini kapatıp açtı. Olmayan televizyonumdan, izlemediğim filmlerimden bahsederken tek amacım az da olsa annemin içini rahatlatmaktı. Onun bu haldeyken bir de beni düşünüp üzülmesini istemiyordum. Hiç olmayan yakın arkadaşımdan da bahsettikten sonra yalandan esnedim. "Çok uykum geldi annem. Senin de uykun geldiyse yatalım mı?" Sorum ile annem yeniden gözlerini kapatıp açtı. Onun yanağından öptükten sonra yataktan çıkıp lambayı kapattım. Başucunda duran gece lambasını açtıktan sonra annemin yanındaki boşluğa uzandım. Bedenimi annemin bedeninin sıcaklığına yasladıktan sonra boynumu mis gibi anne kokan boynuna dayayıp gözlerimi kapattım. "Seni çok özledim annem. Kokun burnumdan hiç gitmiyor." Derken akmak isteyen yaşlarıma engel oldum. Dışarı akamayan gözyaşlarım içime doğru akmaya başladığında titrek bir nefes aldım. Annemi üzmemek için hiçbir şey yokmuş gibi davranırken kokusundan huzur bulmaya çalıştım. Çok geçmeden aradığım o huzur etrafımı sarmalarken biraz daha anneme sarıldım. "Seni çok seviyorum cennet kokulum." Uyku ile uyanıklık arasında mırıldanırken kendimi uzun zaman sonra huzurlu bir uykunun kollarına bıraktım. Sabah Ertuğrul'un neşeli sesi ile uyandığımızda kendimi hiç olmadığım kadar enerjik hissediyordum. Anneme günaydın öpücüğü verdikten sonra küçük yakışıklımla birlikte mutfağa girip kahvaltı hazırlamaya başlamıştık. Uyanan Nigar abla da kısa bir süre yanımızda durup odasına dönmüştü. Burada geldiğimiz günden beri annemle ilgileniyordu Nigar abla. O da benim gibi patronun eski sermayelerindendi. İş göremez hale geldiğinde gidecek yeri olmadığında kendi isteği ile kalmaya devam etmiş. İlk başlarda Yıldız ablaya yardımcı olsa da bizi getirdiklerinde anneme bakmakla görevlendirilmişti. Başlarda ona güvenmesem de zamanla anneme ve kardeşime iyi baktığını öğrendikçe sevmeye başlamıştım. Ben eve geldiğimde çok fazla ortalarda görünmediği için çok sohbet etmesek de az çok tanıyordum. Kahvaltıyı hazırladığımızda güzelce tepsiye yerleştirdim. Annemin yanına gittiğimizde yatakta doğrulmasını sağladım. Ertuğrul'un anlattığı keyifli hikayeler eşliğinde kahvaltımı ederken bir yandan da annemi yediriyordum. Kahvaltımız bittiğinde ortalığı toparlayıp annemlerin yanına döndüm. "Abla bana banyo yaptıracak mısın?" Diyen kardeşim hevesli gözüküyordu. "Yaptıracağım canımın içi ama önce anneme banyo yatırayım olur mu?" Dediğimde başını salladı. Saçlarından öptükten sonra annemin duş alması için gerekli hazırlıkları yaptım. Her hafta buraya geldiğimde önce annemi sonra da Ertuğrul'u yıkardım. Annem de Ertuğrul da benden başkası ile rahat edemiyordu. Her şey hazır olunca annemi tekerlekli sandalyesi ile banyoya taşıdım. Üzerini çıkartıp haftalık temizliğini yaparken annemin sessiz sessiz ağlaması içime dokunuyordu. Onu daha fazla mahcup etmemek için işimi hızla bitirip ipek saçlarını yıkamaya başladım. Annem ağlamaya devam ederken hiçbir şey yokmuş gibi konuşmaya başladım. "Her şey iyi olacak annem, bizde iyi olacağız. Bu lanet borç bitince kurtulacağız. Bizim için küçük bir ev tutacağım, Ertuğrul okula başlayacak ve sen iyileşeceksin. Ben çalışırken sen de beni büyüttüğün gibi Ertuğrul'u büyüteceksin." Hiç gerçekleşmeyecek hayallerimizi anlatırken ağlamaya başladım. Sesimin tonunu aynı tutsam da gözyaşlarım görüşümü bulanıklaştırıyordu. Annem de en az benim kadar biliyordu bu hayallerin gerçekleşmeyeceğini ama ikimizde bunu dile getirmiyorduk. Keşke şimdi annem konuşsaydı. Uzun zamandır hasret kaldığım, çocukluğum boyunca bana masallar anlatan ipeksi sesini duysaydım. Annemin banyosu bittiğinde güzelce giydirmiş ve saçlarını özenle kurutmuştum. Onu yatağına yatırmadan önce çarşaflarını da mis gibi kokan temiz çarşaflarla değiştirmiştim. Annemi yatağına yatırdıktan sonra saati gelen ilaçlarını verip Ertuğrul'u banyoya sokmuştum. Onunla oyunlar oynayarak neşeli bir banyo yaptıktan sonra güzelce giydirdim. Suda oynamaktan yorulan kardeşim annemin yanına uzanıp uyuduğunda bende hızlı bir duş aldım. Ertuğrul o kadar ıslatmıştı ki beni mecbur kalmıştım. Duştan çıktığımda annemler için güzel yemekler yaptım. Yemekleri bitirdiğim sırada annem ile Ertuğrul'un uyandığını fark ettim. Onlarla birlikte yediğimiz öğlen yemeğinden sonra televizyonda oynayan bir komedi filmini izlemeye başladık. Ertuğrul'un isteği üzerine mısır patlatmıştım. Keyifli bir şekilde filmi izlerken bir anda evin içinde yankılanan zil sesi ile üçümüzün de suratı düştü. Bu zilin bizi ayıracağını üçümüzde biliyorduk. "Abla gidecek misin?" Diyen kardeşim anında dudağını bükerken gülümsemeye çalıştım. "Evet bebeğim işe gitmem lazım ama yine geleceğim." Desem de ikna olmadı. Ertuğrul ağlamaya başladığında hızla onu kucağıma aldım. "Ertuğrul yapma böyle ablacım, bak beni de üzüyorsun. Ağlama canımın içi." İçli içli ağlayan kardeşimin gözyaşları yüreğimi dağlarken çaresiz gözlerle anneme baktım. O da ağlamaya başlamıştı. Bastıran gözyaşlarım yüzünden burnumun ucu ve gözlerim sızlasa da kendimi sıktım. "Ama siz her gidişimde böyle yaparsanız olmaz ki, benim aklım hep sizde kalır." Derken yalvaran gözlerle anneme baktım. Zaten yeterince azap çekiyordum, bir de onlar böyle yaptı mı nefes alacak takatim kalmıyordu. "Ertuğrul hadi ağlama ablacım. Şimdi gideceğim ama sonra yine geleceğim. Hem bir dahaki gelişimde sana yeni boyalar ve kitaplar getireceğim." Dediğimde küçük omzunu silki huysuzca. "Ben boya ya da kitap istemiyorum, seni istiyorum. Ne olur biraz daha kal abla." O bana yalvarırken bir kez daha kaderime lanet ettim. Küçücük kalbi daha bu yaşta özlemle sınanıyordu. Hiçbir şeyin farkında olmaması içimi rahatlatsa da onun bu şekilde beni özleyerek üzülmesine dayanamıyordum. Aynı evde kalmak için çok yalvarmıştım ama patron olacak şerefsiz izin vermemişti. Beni ikna etmek için annemle kardeşimi bu lanet eve kapatmıştı. Evin zili bir kez daha çaldığında iç çektim. Ertuğrul boynuma doladığı kollarını daha sıkı sararken saçlarından öptüm. "Hadi ablacım bırak beni. Söz veriyorum yine geleceğim." Biraz geri çekilip kırgın gözleriyle bana baktı. "Hep bizi bırakıp gidiyorsun." Dediğinde içime yeni bir kor düşürdü. "İsteyerek gitmiyorum ki bir tanem. Çalışmam lazım ki sana ve anneme mamalar alabileyim." Dediğimde umutla gözlerime baktı. "Bizde seninle gelelim." "Bir tanem dedim ya benim kaldığım evde çok merdiven var annem oraya çıkamaz diye." "Bir yere gitmiyoruz ki zaten!" Diye bağırması ile ne diyeceğimi bilemedim. Ertuğrul küçük yüreğine gelen ağır yük ile hırçınlaşıyordu. Normalde her akşam parka götürdüğüm çocuk 1 yıldır eve tıkalı kaldığı için tüm bunları anlayamıyordu. Onun küçük bedenini sevgiyle sarmalarken tatlı tatlı konuşup ikna etmek için çabaladım. Sonunda ikna olduğunda annemle vedalaştım. Hala sessizce ağlayan anneme üzülmemesini söyledikten sonra Nigar abla ile konuştum. Annemi ve kardeşimi ona emanet ettikten sonra evden ayrıldım. Beni bekleyen Erdi ile birlikte araya bindiğimde sessizce köşeme çekilip dakikalardır tuttuğum gözyaşlarımı serbest bıraktım. Erdi dönüş yolunda da aynı işlemi yaptı. Annemden uzaklaştığım her an yaralarımı kapatan taponlar tek tek çözülürken gözyaşlarım daha da hızlandı. Gözümü bağladıkları siyah bez iyice ıslanırken parmaklarımla oyamaya başladım. Onları her seferimde arkamda bırakmak git gide zorlaşıyordu. Araba durduğunda geldiğimizi anlayıp gözümdeki bağı çözdüm karanlıkta kalan gözlerimi ışığa alışması için birkaç kez kırpıştırdıktan sonra arabadan indim. Evden içeri girdiğimiz sırada Erdi; "Oyalanmadan duş al. Birazdan ekip gelip seni hazırlayacak." Dediğinde sessizce başımı salladım. Erdi giderken bende yatak odasına girdim. Annemlerde duş aldığım için duşa girmek yerine öylece oturup kedime biraz daha ağlamak için izin verdim. Gelen ekibin önüne oturduğum sırada gözlerimi kapatıp öylece bitmesini bekledim. Beni hediye paketine çevirdikten sonra giden ekibin ardından Erdi geldi. "Hadi çıkıyoruz." Dediğinde kabanımı giyinip peşinden gittim. Dışarı çıktığımızda yüzüme vuran soğuk havayı içime çektim. Arabaya bindiğimizde Erdi bana döndü. "Bugün gideceğin müşteri ilk kez bizimle çalışacak o yüzden dikkatli ve özenli davran. Adamı memnun et ki bir daha gelsin." Diyen Erdi'ye baktım öylece. Onun için tüm bunlar ne kadar da basitti. Gözünün önünde her gece isteğim dışında bana dokunuluyordu ama o kılını bile kıpırdatmıyordu. Acaba Allah'ın ona verdiği vicdanı nereye koymuştu? Hangi insan gözünün önünde yaşanan böyle bir şeye sessiz kalabilirdi ki? "Peri!" Erdi öfkeyle adımı söylediğinde sadece; "Tamam." Dedim. O da en az benim kadar iyi biliyordu ki dediğini yapmayacaktım. Bu güne kadar beni götürdükleri hiçbir müşteriye karşılık vermemiş ya da istekli gibi gözükmemiştim. Buna rağmen garip bir şekilde devamlı beni istiyorlardı. "Bu müşteri seni başka bir müşteri ile görmüş ve çok beğenmiş. Benimle iletişime geçip epey ısrar etti. O yüzden adama iyi davran." Erdi'nin sözlerini dinlerken alayla güldüm. Boşuna beni süs köpeği gibi hazırlamıyorlardı. Bu sayede devamlı müşteri kazanıyorlardı. Tek dertleri güzel bir kadını altına olmak olan erkeklerin hepsi hazırladıkları bu dış kabuğa kapılıyordu. Araba durduğunda vakit kaybetmeden otelden içeri girdik. Genellikle müşteriler ile aynı otelde buluşuyorduk. Aldığım duyumlara göre bu otel patron denen adama aitti. Bu sayede kimse otelde dönenleri fark etmiyordu. Odanın önüne geldiğimizde Erdi kapıyı çalıp bekledi. Çok geçmeden kapı açıldı. Ben adama bakmadan sessizce odaya geçerken onlar para alışverişini yaptı. Kapanan kapının sesi ile derin bir nefes aldım. Bu geceki katilime döndüğümde gördüğüm keskin bakışlarla duraksadım. Bana bakan gözlerde daha önce görmediğim garip bir ifade vardı. "Hoş geldin Peri." Hatalarım varsa affola. *Bayan ATABAŞ*    
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD