Bölüm 2- Dayanmak Zorundayım

2815 Words
Okul yıllarında okuduğum bir kitapta kaderimizin bizler dünyaya gelmeden önce belirlendiğini okumuştum. Eğer bu dedikleri doğru ise kaderim neden bu şekilde yazılmıştı? Kimseye hiçbir zararı olmayan, kendi halinde ve küçük dünyasında yaşayan öylesine bir kızken nasıl bu hale gelmiştim? Çok değil bundan 1 yıl önce her gece hayallerle yatağa giren ben, şimdi aynadaki aksime bakmaya katlanamaz hale gelmiştim. Peki tüm bunları hak edecek ne yapmıştım? Buraya geldiğim günden beri yaşadıklarımı hangi insanoğlu hak ederdi ki? Kim böyle bir acımazlığa ve zulme uğramayı hak ederdi? Her gün kendime sorduğum sorular yine cevapsız kalırken öylece ağlamaya devam ettim. Her gün; "Artık ağlamayacağım, bu sefer gözyaşlarım kurudu." Derken günün sonunda yine kendimi ağlarken buluyordum. O lanet gecenin üzerinden 5 gün geçmişti ve ben hala evde hapis halindeydim. O günden beri müşteriye gitmediğim için beni bu hale getiren adama resmen minnet duymuştum. Kemeri ile bana her vurduğunda canımı çok yaksa da, onun sadistliği sayesinde 5 gün boyunca iğrenç ellerin bedenimde gezinmesi engellenmiş oldu. İçten içe neye sevindiğimi fark ettiğimde kahkaha atmaya başladım. Bu şerefsizler beni öyle bir hale getirmişti ki, kemerle dövüldüğüme şükredecek hale gelmiştim. Bir yandan gülerken diğer yandan gözyaşlarım akıyordu. Burada hala delirmediysem tek sebebi beni hayata bağlayan, bana mecbur olan ailemdi. Eğer ben onların istediklerini yapmazsam ailemin cesedini bile bulamazdım. Gülüşlerim sessiz hıçkırıklara dönüşürken yüzümü dizlerime kapadım. Yalnızlık hem bana iyi geliyor hem de düşüncelerim yüzünden çıldırmanın eşiğinde gezinmeme sebep oluyordu. 1 gece benimle kalmasına izin verdikleri Yıldız abla ertesi gün pansumanımı yaptıktan sonra evden götürülmüştü. Sonrasında her akşam gelip yine pansuman yapsa da bir daha kalmasına izin vermemişlerdi. Zamanında o kadar çok kaçma ve kurtulmaya çalışma girişimim olmuştu ki artık bana hiç güvenmiyorlardı. Sırf bu yüzden kızların toplu olarak kaldığı ev yerine beni burada tutuyorlardı. Kapının bir anda açılması ile daldığım derin düşüncelerden sıyrıldım. Hiçbir özelim olmadan kaldığım eve destursuz giren Erdi'ye boş gözlerle bakmaya başladım. "Bu akşam müşteriye gideceksin." Dediği anda bedenimdeki tüm tüyler diken diken oldu. Demek ki rahatlık buraya kadardı. Benim için yine cehennem olan günlerin başlama zamanı gelmişti. Erdi tepkisiz bir şekilde ona bakmaya devam edince yeniden konuşmaya başladı. "Bu seferki biraz farklı, önce adamla bir hayır gecesine katılacaksın sonra da otele geçeceksiniz." Dediğinde kaşlarım havalandı. Bazı müşteriler bizi sadece altına almak için değil, yanında gezdirmek için de tutardı. Ben asilik yaptığım için genelde bu tarz müşterilere gitmeme izin vermezlerdi. "Çok sevinme çünkü devamlı ensende olacağım. Adama seni partilere göndermediğimizi söyledik ama özellikle seni istedi. Daha önceki müşterilerinden biri, artık adamı nasıl memnun ettiysen senden vazgeçemiyor." Erdi'nin sırıtarak söyledikleri midemi bulandırırken tiksinerek yüzüne baktım. "Bırak öyle mal mal bakmayı da kalk duş al! 10 dakika sonra seni hazırlamak için ekip gelecek." Erdi konuşurken yanıma doğru gelmeye başlayınca hızla oturduğum koltuktan kalktım. Banyoya girme hayali kurarken bir anda kolumdan tutup beni kendine çekmesi ile mecburen onun iğrenç yüzüne baktım. "Umarım adam seni bu gece fazla yormaz çünkü eve döndüğümüzde benimsin. Seni çok özledim." Dudaklarını yalayarak söylediklerinin üzerine yüzüne tükürdüm. Erdi sertçe tokat attığında bedenim savrulsa da tutuşundan dolayı düşmedim. "Sen kendini ne sanıyorsun lan!" Eliyle sertçe çenemi tutarken nefretle yüzüne baktım. "Bu gece benden kaçışın yok!" Dudaklarını sert bir şekilde dudaklarıma bastırdığında kollarında çırpındım ama kurtulamadım. Benden uzaklaştığı anda; "Senden nefret ediyorum!" Haykırıp banyoya kaçtım. Kapıyı arkamdan kilitlerken Erdi'nin bağıran sesi bana ulaştı. "Çok oyalanma ekip gelmek üzere!" Gözyaşlarım yeniden akmaya başlarken kendimi suyun altına attım. Dünya üzerindeki hiçbir suyun beni temizleyemeyeceğini bilsem de bedenimi yıkadım. Duştan çıktığımda bornozuma sıkı sıkı sarılıp saçlarıma havlu doladım. Banyodan çıktığımda ekibin çoktan geldiğini gördüm. Tek kelime etmeden benim için koyulan makyaj masasına oturduğumda gelen iki kadın hızla çalışmaya başladı. Önce ıslak saçlarımı kurutup sonra da maşa yardımı ile kıvırcık yapmaya başladılar. Biten saçımı zarif bir topuz haline getirdikten sonra makyajıma başladılar. Normalden daha hafif ve güzel bir makyaj yapıldıktan sonra dudaklarıma koyu kırmızı bir ruj sürüldü. Makyajımı yapan kadın arkama geçip kapatıcıyı sırtımdaki yaralara sürmeye başladığında gerildim. Kim bilir buraya gelip beni her hazırladıklarında akıllarından neler geçiyordu? Benim için neler düşünüyorlardı? İnsanların gözünde olduğum konum gözlerimin dolmasına sebep olurken ellerimi yumruk yaptım. Kimse benim burada neden durduğumu düşünmeden kendince bir yafta yapıştırıyordu bana. Acaba gerçeği bilseler böyle önyargılı oldukları için pişman olurlar mı? "Giyinmenize yardım edelim." Diyen kadın ile işlerinin bittiğini anladım. Kadınların getirdiği siyah elbiseye bakarken ağlama istediğim daha da arttı. Yeni paketim oldukça şık ve gösterişliydi. Elbiseden dolayı iç çamaşırı olarak sadece siyah bir tanga giyindim. Üzerime geçirdiğim elbise ip askılara sahipti. Sırtı da iplerden oluşan elbise yere, bileklerime kadar uzanıyordu ama sol bacağımı komple açıkta bırakan derin bir yırtmacı vardı. Elbise ile uyumlu olan siyah stilettoları da giyindiğimde hazırdım. Elime verdikleri küçük çantaya bakarken alayla güldüm. Acaba çantamın içine ne koysaydım? Para mı, telefon mu yoksa ruj mu? Ben alayla çantaya bakmaya devam ederken duyduğum ıslık sesi ile kapıya baktım. Kadınlar çoktan gitmiş, onların yerine Erdi gelmişti. "Yine ateş ediyorsun Peri. Akşam için şimdiden ağzım sulandı." "Defol git Erdi!" Dememle kahkaha attı. "Bu gece benden kurtuluşun olmayacak Peri kızı!" Ona tiksintiyle bakarken; "Gidelim." Dediğinde mecburen yürümeye başladım. Her adımımda bacağımı boydan boya açık bırakan elbise Erdi'nin pis gözlerine maruz kalmama sebep oldu. Evin olduğu rezidanstan çıktığımızda kapıda bekleyen arabaya bindik. Araba hızlı bir şekilde yola çıkarken Erdi iri bedenini bana çevirdi. "Bak Peri eğer orada canımı sıkacak tek bir harekette dahi bulunursan çok kötü olur. Daha önce olanları düşün ve akıllı ol! Kendini düşünmüyorsan bile aileni düşün." Dedikleri dişlerimi sıkmama sebep olurken öfkeyle yüzüne baktım. Ailem onların elinde olmasaydı hemen şuracıkta canıma kıyardım ama bunu onlara yapamazdım. Ben zaten yanmışken bir de onların yanmasına müsaade edemezdim. "Duydun mu beni?" Erdi'nin bağırması ile öfkeyle; "Duydum!" Dedim. Yolun geri kalanı sessizlik içinde geçerken ben yine insanları izledim. İçten içe attığım çığlıkları duymayan insanlara baktım umutsuz gözlerle. İlk zamanlar birilerinin beni kurtaracağına olan inancım tamdı ama artık bunu da yitirmiştim. Çünkü insanoğlu bırakın yardım etmeyi; "Bana dokunamayan yılan bin yaşasın." Deyip koşarak kaçmayı tercih ediyordu. Bir zamanlar saf olan yanım buna inanamasa da, hayat bana acımasız bir şekilde bu sözün çok doğru olduğunu kanıtlamıştı. Arabanın durması ile şaşkınlıkla etrafıma bakındım. Neden yol ortasında durmuştuk? "Şimdi adamın arabasına geçeceksin! Ben hemen arkanızda olacağım, ayağını denk al." Diyen Erdi arabadan inince bende indim. Öndeki arabanın yanında duran orta yaşlardaki adam yanımıza geldiğinde bakışlarını benden ayırmadan Erdi'ye zarf uzattı. "Peri tüm gece benimle olacak." Dediğinde Erdi kaşlarını çattı. "Böyle konuşmamıştık." "Gerekli para zarfın içinde!" Diyen adam hiçbir müsaade alma gereği duymadan kolunu belime doladığında öylece önüme baktım. Yanımdaki adam arabaya binmem için kapıyı açtığında uysal bir şekilde ön koltuğa oturdum. Kapanan kapının ardından öfkeli gözlerle beni izleyen Erdi'ye bakarken derin bir nefes aldım. Umarım kolay bir gece geçirirdim. Adamın arabaya binmesi ile yeniden yola çıktık. "Peri nasılsın?" Diyen adama çevirdim bakışlarımı. 30 ile 40 yaşları arasında duran adam kalıplı ve karizmatik biri gibi gözüküyordu. Erdi daha önceden müşterim olduğunu söylemişti ama ben adamı hatırlamıyordum. Beni para karşılığı satın alan hiçbir adamın yüzüne bakmadığım ve sohbet etmediğim için ne yüzlerini ne de isimlerini hatırlamıyordum. "İyiyim." Arabada yeniden bir sessizlik oluşurken adam konuşmayacağımı anlamış olacak ki elini çıplak bacağıma uzattı. "Harika görünüyorsun. Çok iyi bir tercih yapmışım." Dediğinde elini ittirip yüzüne; "Ben bir mal değilim!" Diye bağırmak istesem de öylece durdum. Aklıma ailem gelirken her zamanki gibi elim kolum bağlanıyordu. Yol sessizlik içinde akıp giderken çok sürmeden araba yeniden durdu. Büyük bir otelin önünde durduğumuzu fark ettiğimde derin bir nefes aldım. Yanımdaki adam dönüp pis bakışları ile beni süzdü. "İçeriye girdiğimizde yanımda güzel görün, devamlı gülümse ve çok fazla konuşma." Dediğinde sessizce başımı salladım. İstersen arada havlayıp başımı koluna da sürteyim! Öfke içimde git gide yükselirken adamın arabadan inip bir centilmen edası ile kapımı açmasını seyrettim. İstemeyerek uzattığı eli tutup arabadan indiğimde patlayan flaşlar yüzünden ufak bir körlük yaşadım. Bedenim gerilirken etrafımıza örülen etten duvar sayesinde rahatladım. Erdi hemen yanımda elini belime sararken ona doğru; "Ya birileri beni fark ederse." Dedim. En son istediğim şey ensesi kalın bir adamın kolunda magazin sayfalarına haber olmaktı! "Endişelenme önlemler alındı." Diyen Erdi'ye güvenmesem de bu konuda dikkatli olduklarını biliyordum. Ne benim ne de diğer kızların adının duyulmasına müsaade etmiyorlardı. Sermayelerinin ortaya dökülmesi onların da işine gelmezdi. Gazetecilerin soruları ve patlayan flaşlar arasında otelin kapısından girdiğimizde derin bir nefes aldım. Adam Erdi'den rahatsız olmuş olacak ki beni belimden tutup kendine çekti. Bedenimin ikisi arasında top görevi görmesi canımın daha da sıkılmasına sebep oldu. Resmen bedenimin üzerinde benim hariç herkesin söz hakkı vardı. "Eşliğin için teşekkürler Erdi, gerisini biz hallederiz." Diyen adam ile Erdi'ye baktım. Gerilen çenesinden dişlerini sıktığını ve çok öfkeli olduğunu anlamak zor değildi. "Birkaç adım arkanızda olacağım. Kurallar böyle, eminim patron söylemiştir." Diyen Erdi ile yanımdaki adamın çenesi gerildi. Tıpkı diğerleri gibi o da patron dedikleri adamdan çekiniyordu. "Çok gözükme." Diyen adam benimle birlikte içeri doğru yürümeye başladığında adımlarımı ona uydurdum. Kalabalık salondan içeri girdiğimizde bir an ne yapacağımı bilemedim. Büyük salonun içinde bir sürü insan vardı ve hepsi eğleniyor gözüküyordu. Şıkır şıkır giyinmiş kadınlar ve jilet gibi duran erkekler hep buraya ait olduklarını bağırıyorlardı. Kısacık bir an neden burada olduğumu sorgularken yanımdaki adam kolunu centilmen bir şekilde bana uzattı. Koluna girdiğimde yavaş adımlarla salonun içinde ilerlemeye başladık. Yanımdaki adam önemli biri olacak ki gören herkes selam veriyor, bazıları ise durmamıza sebep oluyordu. "Sonunda geldin Kadir." İleri yaşlarda görünen göbekli bir adam gülümseyerek yanımıza geldiğinde kolunda durduğum adamın adının Kadir olduğunu öğrendim. "Bu güzel hanım da kim?" Göbekli adamın bakışları bana döndüğünde istemsizce gerildim. "Kendisi güzelliği yüzünden geç kalmamıza sebep olan sevgilim Peri. Hayatım bu bey de benim iş yaptığım arkadaşlarımdan Fazıl." Sözleri bende kahkaha atma isteği oluştururken kibarca gülümsedim. "Memnun oldum Peri Hanım." Diyen adamın uzattığı elini sıkarken kibarca gülümsedim. "Bende memnun oldum." Elimi geri çekerken bakışlarımı salonda gezdirdim. Köşeden hala öfkeli olduğunu belli eden bakışlarıyla bizi izleyen Erdi ile göz göze geldim. Acaba onu bu kadar kızdıran neydi? Adamın ona üstünlük taslaması mı yoksa gece planladığı gibi bana tecavüz edemeyeceği için mi? "Aferin Peri iyi idare ediyorsun." Diyen adama çevirdim boş bakışlarımı. Az önceki göbekli adam gitmiş ve adamla baş başa kalmıştık. Acaba ona saygı duyan bunca insan nasıl bir adam olduğunu bilse saygılarını korurlar mıydı? Rızası olmadan, zorla pazarlanan bir kızı kiraladığını bilseler acaba ne düşünürdü tüm bu insanlar? Tek derdinin kolunda güzel bir süs köpeği gezdirmek olan adamın gözlerine baktım öylece. Bir kere dönüp bana neden buradasın diye sormuş muydu? Ya da neden gencecik yaşında bu işlere bulaştın diye sorgulamış mıydı? Kim bunu sorgulamıştı ki şimdi bu adamın sorgulamasını bekliyordum. Bu güne kadar bedenim için para ödeyen adamlardan hangisi nedenlerini ya da sebeplerini sorgulamıştı? Hepsinin tek derdi sapık düşüncelerini tatmin etmekti. "Hadi masamıza geçelim." Diyen adam elini belime sarıp dudaklarımdan öptüğünde öğürme isteğimi zorlukla bastırdım. Başımı ondan uzaklaştırdığımda sırıtmaya başladı. Sanırım utandığımı düşünmüştü, oysaki benim tek hissettiğim şey tiksintiydi. Kendimden, yanımdaki adamdan, Erdi'den hatta burada eğlenen tüm insanlardan sadece tiksiniyordum. Adamın bahsettiği yuvarlak masaya geçtiğimizde 6 kişi daha oturuyordu. Kadir denen pislik masadakilere selam verip beni sevgilisi olarak tanıttıktan sonra sandalyemi çekip oturmam için bekledi. O da yanımdaki yerini aldığında eli anında yırtmacımdan dolayı açıkta olan bacağımı buldu. Sanki bedenimin sahibi oymuş gibi elini bacağımda gezdirirken dolmaya başlayan gözlerimi salonda gezdirdim. Kırmızı halı, kurulan büyük sahne, kocaman avizeler, şık şamdanlar, rengarenk çiçekler ile süslenen salon büyük bir şaşaaya sahipti. Tüm bu şaşaanın içinde boğuluyordum ama tek bir kişi bile görmüyordu. İnsanlar öylece eğlenirken yanı başlarındaki ölüm kokusunu almıyorlardı. Her gün yavaş yavaş ölen benliğimin kimse farkında değildi. Herkes yerine geçtiğinde sahneye bir adam çıktı ve konuşma yapmaya başladı. Öylece servis edilen yemeğe bakarken kulağımı tüm seslere kapadım. Ruhum hissettiği yorgunlukla sonsuz bir uykuya yatmak isterken ben inatla ayakta kalmaya çalışıyordum. Gözümün önünden bir an bile gitmeyen ailemin resmini düşündükçe dik durmaya çalışıyordum. Her geçen gün biraz daha solduğumu, gücümü kaybettiğimi hissetsem de elimden bir şey gelmiyordu. Bir şekilde tüm bu olanlara dayanmak zorundayımdım. Uzun uzun yapılan konuşmanın yerini yeniden müzik alırken ruhumun iyiden iyiye daraldığını hissetmeye başladım. Yanımdaki adama döndüğümde başka biri ile konuştuğunu fark ettim. İstemeyerek elimi koluna koyduğumda bakışları anında bana döndü. "Lavaboya gideceğim." "Tamam." Dediğinde sessizce yerimden kalktım. Masadaki bakışlar bana döndüğünde; "Hemen geliyorum." Deyip nazikçe gülümsedikten sonra masadan ayrıldım. O adama sahibimmiş gibi davranmak kendimi olan nefretimi körüklerken hızlı adımlarla kalabalık salondan çıktım. Biraz daha sakin olan ara hole çıktığımda rahat bir nefes aldım. Tüm bu kalabalık nefes almamı engelliyordu. İçerideki insanların sahte mutlulukları ve şaşaalı hayatları midemi bulandırıyordu. Bir anda kolumu kavrayan ellerle yerimden sıçradım. Erdi'nin ateş saçan gözlerini beni bulurken bedenimi çekiştirmeye başladı. Tuvaletlerin olduğu koridora girdiğimizde sırtımı sertçe duvara yasladı. "Amacın ne kızım senin!" Derken çok öfkeli duruyordu. "Yine ne yaptım?" Derken sesim öfkeli çıkmıştı. Hiçbir şey yapmıyorken bile suçlanmaktan bıkmıştım. "Tüm gece adamla kalmakta nereden çıktı?" Dediğinde asıl derdini anladım. "Ne bileyim bende seninle birlikte öğrendim." Dedikten sonra alayla gülüp; "Ne o planların bozuldu diye mi kızgınsın?" Sözlerime devam ettim. Erdi tuttuğumu kolumu daha çok sıktığında yüzümü buruşturdum. "Sabah da gelsen, iki gün sonra da gelsen o eve girdiğimizde seni sikeceğim Peri! Kaçışın yok." "Senden tiksiniyorum." Dememle alayla güldü. "Ne kadar ayıp, ben sana aşığım." Erdi dudaklarıma kapandığında kollarında çırpınmaya başladım. İğrenç dudaklarını benden uzaklaştırdığında yumruk yaptığım ellerimi göğsüne vurdum. "Senden nefret ediyorum. Nefret ediyorum!" "Kes sesini!" Çenemi sertçe tuttuğunda susmak zorunda kaldım. Ürkütücü gözlerini gözlerime diktikten sonra; "Bu iş burada bitmedi. Eve döndüğümüzde görüşeceğiz." Dedi. "Bana daha ne kadar işkence edebilirsiniz? Zorla pazarladığınız yetmiyormuş gibi bir de siz malınız gibi kullanıyorsunuz. Allah belanızı versin. Ölsem de kurtulsam." "Patron izin vermeden ölmen bile yasak Peri kızı. Boşuna o güzel ağzını yorma. Eve döndüğümüzde başka şeyler için bana lazım olacak." Tiksintiyle yüzüne baktığım sırada bir kez daha dudağımdan öptü. "Tuvalete girip üzerini düzelt ve salona dön. Yanlış bir hareketini görürsem sonuçlarına katlanırsın." Erdi'nin tutuşundan kurtulduğumda hızla tuvalete girdim. Kimse olmadığı için rahat bir nefes alırken akmak için hazırda bekleyen gözyaşlarıma zor engel oldum. Gözlerimi kapatıp derin nefesler aldıktan sonra gözlerimi araladım. Aynanın önüne geçip yansımama baktığımda öylece kendimi izledim. "Neden ağlıyorsun ki Peri? Sen bu kadarsın işte. Basit ve ucuz bir mal, herkesin istediği anda kullanabildiği bir eşya parçası." Kendi kendime fısıldarken acı bir şekilde gülümsedim. Bir süre daha öylece aynadaki aksimi izledikten sonra ellerimi yıkayıp tuvaletten çıktım. Kapıda bekleyen Erdi ile birlikte salona döndüğümde masada beni bekleyen adamın yanına çevirdim adımlarımı. Bana sonsuzluk gibi gelen gece sonunda bittiğinde otelin salonundan ayrıldık. Geniş holde dururken Erdi yanımıza geldi. Yanımdaki adam hala birileriyle vedalaştığı için sessizce onu bekliyorduk. Sonunda son konuştuğu kişi de gittiğinde bakışları bize döndü. "Peri ikimiz için buradaki odalardan birini kiraladım. Güzel bir gece geçireceğiz." Derken ağzı sulanmış gibi dudaklarını yaladı. Öylece yüzüne bakarken haykırmak istedim. Ondan nefret ettiğimi, ne kadar iğrenç biri olduğunu haykırmak istedim ama sustum. "Odanıza kadar eşlik edeyim." Diyen Erdi ile asansöre doğru yürümeye başladık. Adımlarım bu akşamki cenazesi için yürürken, içim çoktan matem havasına bürünmüştü. Hiç bitmesini istemediğim asansör yolculuğu son bulduğunda uzun ve loş olan koridorda yürümeye başladık. En sonraki odanın önünde durduğumuzda adam cebindeki kartı çıkartıp kapıyı açtı. "İçeri de girmeyeceksin herhalde." Diyen adamın bakışları Erdi'deydi. Erdi'nin çenesi gerilirken; "Burada bekliyorum." Demekle yetindi. Adam kapıyı kapatıp bana döndüğünde titredim. "Sonunda yalnızız." Adımlarını bana doğru atarken gözlerimi yumdum. Al canımı Allah'ım. *** Sabahın ilk ışıkları şehri aydınlatırken içimdeki karanlığa hiçbir şekilde dokunamıyordu. Sessiz arabanın içinde benim için tahsis ettikleri kuleye giderken öylece ağlıyordum. Tüm gece o adamın iğrenç elleri bedenimde gezinirken ağlamamak için zor tutmuştum kendimi. Genelde birkaç saatliğine kiraladıkları için hiç bu kadar uzun bir işkenceye maruz kalmamıştım. Kadir denen adam sanki verdiği paranın hakkını almak istiyormuş gibi tüm gece durmamış ve bedenimdeki hakkını son damlasına kadar kullanmıştı. Aklımda bir türlü çıkmayan dokunuşları mide öz suyumun boğazıma yükselmesine sebep olurken ağzımı sıkı sıkı kapattım. Kusmamak için burnumdan derin nefesler alırken sessizce ağlamaya devam ettim. "Ne o çok mu yoruldun, sessizsin?" Erdi'nin iğrenç sesini duysam da dönüp bakmadım. Nefes alacak takatim bile kalmamışken bir de konuşmaya çalışmayacaktım. Erdi de halimi anlamış olacak ki daha fazla zorlamadı. Araba yolculuğu bittiğinde hızla indim. Kulemin ana girişinden içeri girdiğimde Erdi hemen yanımdaydı. Asansöre binip en üst katın düğmesine bastığında sırtımı asansörün duvarına yaslayıp gözlerimi kapattım. Bir an önce eve gidip suyun altına girmek ve bedenimi o adamın dokunuşlarından arındırmak istiyordum. Asansör durduğunda kaldığım evin kapısına geldik. Erdi'nin açtığı kapıdan girdiğim anda ayağımdaki topukluları çıkardım. Hızlı adımlarla banyoya yöneldiğim anda kolumun tutulması ile durmak zorunda kaldım. "Nereye gidiyorsun bebeğim? Tüm gece seni bekledim." Diyen Erdi ile gözlerim kocaman oldu. "B-Bırak beni." Derken korkuyla titredim. Birinin daha dokunuşlarına dayanamazdım. "Kurtulamazsın. Tüm gece seni düşünüp azdım." Diyen Erdi'nin bacağına tekme atıp kurtulmaya çalıştım ama sadece tutuşunu sıkılaştırmasına sebep oldum. "Rahat dur canını yakarım." Dese de çırpınmaya devam ettim. "Bırak beni bırak!" Sesim boş evde yankılanırken Erdi'nin kahkahası çığlıklarıma karıştı. "Sen çırpındığında ben daha çok zevk alıyorum." Derken elini elbisemin askısına atıp aşağı çekti. "Bırak beni Allah'ın belası. Nefret ediyorum senden!" Tüm gücümle direnmeye çalışsam da fayda etmedi. Erdi'nin gücüne karşılık veremezken; "Eh sıktın ama!" Yanağımda patlayan tokatla yere savruldum. Ben kaçmaya çalışırken bir anda üzerime abanan bedenle yere çakılıp kaldım. "Kurtulamazsın bebeğim." Erdi'nin iğrenç sesi kulaklarıma dolarken hıçkırarak ağlamaya başladım. "B-Bırak." Dirensem de yalvarsam da faydası olmadı. Bedenimdeki bez parçası zorla üzerimden çıkartılırken öylece ağladım. Kaderime lanetler ederek bir kez daha kendimden nefret ettim.         Hatalarım varsa affola. *Bayan ATABAŞ*  
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD