5 YIL ÖNCE MAYIS
KERİM KURTBEY
Sabaha karşı mekanı kapattığım için öğlene kadar kütük gibi uyumuşum. Tabi babam bugün İstanbul'dan geleceği için erken kalkmalıydım ama yorgunluktan kalkamamışım. Sırf yeni bir yetenek bulmak için üniversitelerin bahar festivallerine katılırdı. Bugün de yine bir festivale katılacaktı. Uyanıp kısa bir duş aldım üzerimi değiştirdim. Eve günlük işleri yapmaya gelen kadın atıştırmam için bir şeyler hazırlamış gitmişti. Ben evdeyken ayak altında insan sevmezdim bu yüzden sabah gelir işleri halleder gider, ben mekana geçeceğim saatlerde gelir akşam işlerini hallederdi.
Yatak odamdan çıkıp salona girdiğimde masanın üzerinde atıştırmalık kahvaltılık türü yiyecekler olurdu ama bugün normalden de geç kalkınca masadakiler iyice soğumuştu. Yemek istemediğim için kendime bir kahve yapıp camın kenarından dışarıyı izliyordum. Marmaris denizine bakan küçük bir dairem vardı ve bana yetiyordu. Denizi izleyerek kahvemi içtikten sonra çoktan Muğla merkeze gelen babamla buluşmak için hazırlanmaya başladım. Basit bir mavi kot ve beyaz bir gömlek giydim. Kollarımı dirseklerime kadar kıvırıp parfümümü sıktım ve evden çıktım. Saat geç olduğu için babam önce yemek yiyelim sonra festival alanına gideriz diyen bir mesaj atmıştı.
Yemek yiyeceğimiz yer babamın geldiğinde kaldığı otelin restoranıydı. Benim yanımda kalmayı istemezdi. Bekar evi tarzı ona göre değildi. Geç kaldığım için özür dileyip siparişimi de verdikten sonra kısa bir hal hatır sorma faslı yaşadık, tabi ben konunun nereye geleceğini biliyordum ama yine de ne kadar geç konuşma olursa o kadar kısa sürer diye havadan sudan muhabbet edecek şeyler atıyordum ortaya. "Bir gün İstanbul'a gelip işlerin başına geçmen gerekeceğinin farkındasın, değil mi?" diye konuya girdi. İçimden başlıyoruz diye geçirerek yüzüme küçük bir gülümseme takıp "Neden ısrarla bunu istiyorsun, ben senin gibi yetenekten de anlamıyorum. O işlerin ustası Kardelen, ona devredip beni hiç bulaştırmasan baba. Ben burada çok iyiyim, tamam küçük bir mekan, senin işlerin kadar kazandırmıyor ama benim için yeterli" deyince babam gözlerini devirdi.
"Kardelen elbette işlerin üstesinden gelebilir, ama sonuçta yarın öbür gün evlenip çoluk çocuk sahibi olacak ve evinin kadını olmak zorunda kalacak. O zaman da bu işlere yeterince vakit ayıramayacak. Sen gel birlikte çalışın, eminim ikiniz bir arada olunca işleri çok daha iyi bir konuma taşırsınız. Onun yetenek bulma konusundaki zekası senin işletme becerilerinle birleşince çok daha iyi olacak her şey, ben buna inanıyorum." diyen babama itiraz etsem de haklı olduğunu biliyordum. Kız kardeşim gerçek bir yetenek avcısıydı, hatta bu konuda babamdan bile daha iyiydi. Eğitimsiz birinin bile ileride eğitimle sahip olacak yetenekleri kafasında ölçebiliyordu.
"Sen yine de düşün" diyen babamla arabaya yöneldik. Neyse ki grupların sahne alma zamanı yaklaştığı için konuyu da uzatamadı ve ben de bu sayede sıyrılmıştım. Arabada giderken babam bir arkadaşının kızından bahsetti. Burada konservatuvar öğrencisi imiş 2 ay sonra mezun olacak ve iş hayatına atılabilecekmiş. Yetenek okullarının çoğunda kuraldır, eğitimleri tamamlanana kadar hiçbir yerle anlaşma yapamazlar ve sahne alamazlar. Sadece okulun organize ettiği gösterilerde yer alabilirlerdi. Genç yetenekleri piyasanın kurtlarından korumak için böyle yapıyorlarmış.
Gruplar teker teker sahneye çıkmaya başladı. Son iki grup vardı. Önceki gruplar da açıkçası iyiydiler, ama babama ses sanatçısı lazımdı. Maalesef insanlar her zaman önplandaki kişiyi dinlemeye giderdi ve önplandaki kişi de şarkıcı olurdu. Benim mekanda da aynı durum kimse gitarist ya da baterist için gelmez, şarkıcıyı dinlemeye gelir. Babamın bahsettiği kız, İlksu, sahneye çıkınca daha dikkatli dinlemeye başladık. Kendinden emin ve güçlü bir sahne performansı vardı. Sesi de gerçekten iyiydi. Bunu ben bile anlayabiliyordum.
Şarkının bitmesine yakın babam "dinleyeceğimizi dinledik sahne arkasına ilerleyelim" deyince ayağa kalkıp peşinden gittim. Normalde böyle yerlere gelmem ama babam buradayken mecburen ona eşlik etmem gerekiyordu. Kız sahneden inince babam görüşmek için kıza doğru ilerledi. Onlar konuşurken diğer grup sahneye çıktı. Kısa bir sessizlik ve ardından bir keman sesi geldi. Kesinlikle dinlemekten en keyif aldığım enstrüman keman, o yüzden dikkatimi çekti ses. Çalan kişi de gerçekten iyiydi.
Kafamı sahneye çevirdiğimde benim mekanda garsonluk yapan Murat'ı fark ettim. Gitarist ve konservatuvar öğrencisi olduğunu biliyordum, sesi de iyiydi. Şarkıyı o söyleyecek herhalde dinlemeye koyulduğumda arkadaşlarının garip bakışları içinde keman çalan kızın şarkıya giriş yaptığını gördüm. Ferdi Tayfur'un Hatıran Yeter şarkısını söylüyordu ama kendine has bir üslupla. Bu aralar moda olan eski şarkıların cover edilmiş bir versiyonuydu. Çok profesyonel olmadığı şarkının sonuna kadar kapattığı gözlerinden belli oluyordu.
Kısa boylu, kumral ve zayıf bir kızdı, ama kemana oldukça hakimdi. Şarkı söylemediği zamanlarda kemanla arkadaşlarına eşlik ediyordu ve gerçekten iyiydi. Şarkı bitip sahneden indiklerinde birden bana doğdu ilerleyip boynuma sarılıp zıplamaya başladı. Birine benzettiğini düşünerek sesimi çıkarmadım. Nihayet gözlerini açıp yukarı baktığında geri çekilerek özür diledi. Ben bir şeyler diyecektim ki Murat araya girip arkadaşları ile tanıştırdı. Adı Deniz'miş...
Onu mutlu edeceğini düşünerek sesini övdüm ve hatta biraz daha üzerine giderse çok iyi yerlerde olacağını söyledim. Biraz önce sahneden inerken yüzünde olan mutluluk gölgelendi. Ben toparlamaya çalışacakken babam seslendiği için gitmek zorunda kalıp vedalaştım. Arkamdan tam anlamadığım bazı fısıltılar duyunca dönüp baktım ve bana dil çıkaran muzip bir küçük kız çocuğu gördüm. Hemen dilini geri çekse de artık yakalanmıştı. Önüme dönüp babama doğru ilerlerken yüzüme hafif bir tebessüm yayıldı, "tekrar görüşeceğiz minik Deniz kızı" diye içimden geçirip babama doğru yürümeye devam ettim.