GEÇMİŞTEN GELEN

778 Words
GÜNÜMÜZ DENİZ Bazen bir daha asla hiçbir şey sizi şaşırtamaz diye düşündüğünüz anlar olur ya... Hani hayatınız öyle ya da böyle düzene girmiştir ve siz de bu düzene alışıp hatta sorgulamayıp yaşamınıza devam edersiniz. Tam o anda bir şey olur ve geçmişten gelen bir hayalet sizi tam da savunmasız olduğunuz bir anda yakalar. O an, karşımda yerde duran bu adamın yüzüne batığım o birkaç saniyelik anda aklıma gelen tek şey kaçmam gerektiğiydi. Zihnim kaçmam gerektiğini söylese de bacaklarım sanki taş kesilmiş gibi hareket dahi etmiyordu. Kerim'in yüzünü görmek beni 5 yıl öncesine götürürken yaşadıklarımın hepsi kısa kesitler halinde beynimde yankılanmaya başlamıştı ki ikimizin de ağzından aynı sözcükler çıktı: "Sen? ama nasıl?..." Bir anda kendimi toparlayıp ayağa kalktım ve etrafıma baktım. Kerim ile tekrar karşılaşmayı hele de bu şekilde karşılaşmayı hiç beklemiyor ve hatta istemiyordum. Ama salak gibi o sokağa girmiş ve o kavgaya dahil olmuştum. Ancak daha fazlasını yapmaya niyetim yoktu. Hemen elimdeki su şişesini orada bırakıp çantamı almak için yöneldiğimde arkamdan seslendi: "Deniz kızı, dur!..." Boğazım düğümlense de artık duygularını kontrol etmeyi becerebilen biri olarak hiçbir şey belli etmeden çantamdan telefonu aldım ve polisi aradım. Kerim'in polisle işi olmazdı, daha doğrusu işlerini polislerle halletmezdi ama polisler onu en azından oyalardı ve ben de bu gece sakin bir şekilde düşünüp kendime yeni bir kaçış planı yapardım. Polisleri aradım ve bir sokak kavgasına şahit olduğumu bir adamın yerde kanlar içinde olduğunu saldırganların da beni fark edip kaçtıklarını söyledim. Kendimi daha fazla olaya dahil etmenin anlamı yoktu sonuçta. Polisler ambulansı yönlendireceklerini ama onlar gelene kadar orada kalmamı istediklerinde içimden küfürler ederek "Peki" dedim. Polisler ve ambulans hemen hemen aynı zamanda geldiler, onlar geldiğinde ben Kerim'le arama en az 5 metre mesafe koyarak ayakta bekliyordum. Sesi çıkmadığı için bir ara iyi mi diye merak etsem de içimdeki ona yaklaşıp kontrol etme isteğini bastırarak öylece dikilmeye devam ettim. Ambulans geldiğinde tahmin ettiğim gibi baygındı, görevliler birkaç soru sordular " bilinci ne zamandır kapalı" gibi cevap verdikten sonra ona ilk müdahaleleri yapıp ambulansa taşıdılar. Gözlerinin hafif açık olduğunu gördüğümde başımı çevirdim. Görevlilerden birine "Ben artık gidebilir miyim?" dediğimde polislere ifade vermek için beklemem ve onlardan izin istemem gerektiğini söyledi. Bir bu eksikti diye içimden geçirdim ama başıma belayı kendim sarmıştım sonuçta. Polislerle birlikte karakola gidince daha önce şarkı söylediğim mekanda çıkan kargaşalarda müdahale eden polislerden biri ile karşılaşınca biraz olsun içim rahatlamış hemen buradan gidebileceğimi düşünmüştüm. Komiser Kaya bana doğru yaklaşıp "Deniz Hanım bir şey mi oldu, iyi misiniz?" deyince "Ben iyiyim amirim, bir kavgaya şahit oldum. Bir yaralı var ambulansla hastaneye götürdüler, arkadaşlar da ifade vereyim diye getirdiler" diye olayı kısaca özetledim. Komiser Kaya yanımdaki polise "tamam ben hallederim sen işine bak" dedi ve onun masasına doğru beni yönlendir. "Bir şey ister misiniz Deniz Hanım? Su, çay, kahve..." diye sorunca hemen gitmek istediğim için hiçbir şey istemediğimi sabah bir yolculuğa çıkacağım için hemen eve gitmek istediğimi söyledim. Buradaki işim ne kadar çabuk biterse o kadar çabuk eve gidip kendime yeni bir plan yapabilirdim. Tabi hayatlar Paris, gerçekler Bornova dedikleri durum benim için de geçerliydi. "Yolculuğu biraz ertelemeniz gerek Deniz Hanım, maalesef prosedür böyle. Yaralı kendine gelip olay hakkında bilgi verinceye dek şehirden ayrılmamanız gerek" deyince içimden "hay aklıma tüküreyim, neden polise haber verip kaybolmadım ki" derken "annem hasta onu ziyarete gitmek zorundayım" diye bir yalan uydurdum. Komiser Kaya "duruma üzüldüm ama maalesef prosedür böyle, bir hastaneyi arayalım yaralının durumunu öğrenelim siz de bu arada olayı anlatırsınız, ifadenizi verirsiniz. Arkadaşlar sizi eve bıraksın ben yaralı kendine gelince sizi ararım siz de annenizi ziyarete gidersiniz. Zaten sizin durumla bağlantınız olmadığına eminim sadece küçük bir prosedür." deyince "Peki" demek zorunda kaldım. Karakoldaki işlerimi hallettikten sonra polis aracı ile evime geçtim. Kapıyı açıp içeri girdiğimde hemen çanta hazırlamaya koyulmayı planlıyordum. Komiserden haber gelinceye kadar her şeyi hazırlar hemen basar giderim diye düşünüyordum. Sabaha kadar telefonun başında beklesem de hiçbir arama olmadı. Hiç istemesem de aklıma " acaba daha kendine gelemedi mi, durumu o kadar ciddi miydi ki?" gibi sorular geldi. Karakolu arayıp Komiser Kaya ile görüşmek istediğimi söyledim. Santralden gelen iki kısa sinyal sesinden sonra telefon açıldı: "Buyrun ben Komiser Kaya" "Amirim ben Deniz Kara, dün geceki olayla ilgili aradım. Bir değişiklik yok mu, biliyorsunuz yola çıkmam gerekiyordu." "Deniz Hanım, merhaba. Yaralının durumu iyi şu an kendine geldi ama doktorlar ifade almamız için bira daha beklememizi istediler. Bu yüzden size dönüş yapamadım. Ama öğlene kadar ifadesini alabileceğimizi sanıyorum. Durumunuzu farkındayım o yüzden ifadesini alıp imzasını attığı anda hemen size arayıp bilgi vereceğim, hiç şüpheniz olmasın" "Teşekkür ederim amirim" deyip telefonu kapattım. O haber verene kadar en azından bir şeyler yiyeyim daha sonra ne zaman fırsatım olur bilinmez diye düşünerek mutfağa yöneldim. Hem de beklerken kafamı düşüncelerden uzak tutarım diyordum. Ama aklımı toplamak o kadar kolay olmayacaktı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD