"Birazdan kocan gelecek, keçé min."
Nikâhsız kocam.
Nujin, yanına oturan kaynanasını sessizce izledi. Araya girmek istedi, ama sesi düğümlenmişti.
"Gönlünü hoş tut," dedi Gülistan hanım, gözlerini Nujin’in üzerinde gezdirerek. "Gönlün hoş tutulsun. Bu hayat… acıyla, gürültüyle geçmez, buke. Elinden geldiğince yumuşak ol. Dik başlılık yapma."
Nujin dişlerini birbirine geçirdi. Cümlenin devamında dik başlılık etme, yoksa kaldırdığını o başı ezmesini bilirim gibi bir söz bekledi, fakat duyamadı. Onun yerine kaynanası kucağına kırmızı büyük kadife bir kutu bıraktı
"Bu, artık senin," dedi Gülistan hanım, sesi yumuşak ama kararlıydı. Gelininin gözlerinde ki acıyı görebiliyordu.
Nujin kutuya dokunmadı. Zaten altınları vardı, ne gerek vardı bir yenisine?
"Sabah aşağı inmeden takarsın," diye ekledi Zozan Hézrawan. "Bileziklerini de unutma."
"Spas dikim, jimom." Nujin'in cümleleri de kalbi gibi kırıktı. "Unutmam."
Gülistan Hézrawan gelininin alnından öpüp odadan çıkarken, Nujin arkasından bakakaldı. Kutunun ağırlığı kucağında değil, içindeki sessizlik ve beklenmedik teslimiyetin ağırlığıydı.
Gülistan Hézrawan odadan çıkalı neredeyse bir saat geçmişti. Nujin hâlâ yatağın ucunda oturuyor, bedenini ince bir yaprak gibi saran titremeleriyle sessizce kocasının gelmesini bekliyordu. İçinden defalarca kalkıp üzerindeki beyaz elbiseyi parçalayıp ateşe vermek geçse de, bir türlü hareket edemiyor, sabırla beklemekten başka bir çare bulamıyordu. Akşamın karanlığı yavaşça odanın köşelerine sinmiş, aşağıdan yükselen sesler de neredeyse tamamen susmuştu. Sessizlik, Nujin’in içinde biriken korku ve endişeyle birleşiyor, ortamı daha da ağır ve yakıcı bir hâle getiriyordu.
Tahta kapı gürültüyle aralandı, ardından sert bir toklukla kapandı. Nujin olduğu yerde donup kaldı; sırtı kapıya dönük olsa da, odayı dolduran tanıdık koku, gelenin kim olduğunu hemen haber veriyordu. Kalbi göğsünde deli gibi çarpmaya başladı, nefesi boğuk ve düzensizdi. İçine sanki binlerce iğne saplanmış gibi bir ürperti yayıldı. Ellerini istemsizce sıkıp açtı, parmak uçları titriyordu. Gözlerini kapıya çevirdi ama kendisini toplayamıyordu. Korku ve merakın bir karışımı, aklını sarıp sarmalamıştı. O an zaman durmuş gibi geldi. Sessizlik her şeyin üzerine bir örtü gibi çökmüş, odanın köşelerinde gizli bir gerilim fısıldıyordu.
Nujin, saniyeler içinde karşısında Hazar Mir Hézrawan’ın iri cüssesini buldu. Titreyen bedenini kontrol etmeye çalışarak ayağa kalktı, ama gözleri hâlâ ayak ucunda geziniyordu. Kafasını kaldırıp karşısındaki adamın bakışlarıyla yüzleşmeye gücü yetmiyordu. Yanaklarını saran yabancı ellerin sıcaklığını algılayamadan, alnına değen dudakların bıraktığı kısa, keskin temas kalbini duracakmış gibi hızlandırdı.
Bu saniyelik temasın ardından Hazar Mir bir adım geri çekildi. Komodinin üzerine siyah kadife kaplı büyük bir kutu bıraktı. Oraya bırakmak yetmezdi, bunu kendi üzerine takmalıydı. Nujin, sorgulamaya ya da itiraz etmeye ne ruhsal ne fiziksel olarak hazırdı, o an yalnızca sessizce durabiliyordu.
"Soyun… yatağa gir."