DESTİNA VE EMRE

2118 Words
Gecenin kör karanlığından daha da karanlık iç dünyamla baş başa kalmaya vücudum daha fazla dayanamayıp mavi yatak örtüsünü açarak yatağın içerisinde bir solucan gibi kıvrıldım. Zihnim düşüncelerimin çarpışmasından yorulmuş; artık istirahat sinyalleri verirken göz kapaklarım çoktan uykuya esir düşmüştü. Uyku ne güzel bir eylemdi. En derinine dalmak istiyordum, dalmıştım. Tam rüyalar aleminde devleri yeniyorken vücudumun bacak kısmında beliren bir ağırlıkla uyandım. Bembeyaz bir şey bacaklarımın üzerini kendine mesken etmişti. Korkunun verdiği refleksle: ''Allah, bu da ne? Ruhaniler geldi.'' diye bağırarak bacağımdaki beyaz nesneye bir tekme attım. ''Miyav!'' ''A! Kediymiş.'' Sesimi duyan Necdet Amca: ''Oğlum ne oluyor bu saatte?'' Bir yandan Necdet Amca bir yandan Ahmet, bir yandan da başına yarım yamalak eşarbını dolamış Saliha Anne bana şaşkın şaşkın bakarak neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. ''Ne olduğunu ben de anlamadım ki. Bir ağırlık hissettim üzerimde, bembeyaz bir şeyin ayakucumda durduğunu gördüm. Tekme attım; ama kediymiş. Zavallının canı yandı mı acaba?'' Kaşlarını çatan Ahmet sinirle karşılık verdi. ''Sen Destina'nın kedisine tekme mi attın?'' ''Ne yapacaktım, kediyi kucaklayıp mı yatacaktım? Korkuttu beni gece gece.'' Ahmet öfkeyle üzerime doğru geldi. ''Senin ne haddine Destina'nın kedisini kucaklayıp yatmak! Hayvana bir şey olmuşsa yarın görüşeceğiz öğretmen.'' diye öne atıldı. ''Oğlum Ahmet, uzatma. Ya hocam kapın kapalı değil miydi, nasıl girdi içeri o hayvan?'' ''Kapalıydı ya; ama kilitlememiştim. Anahtarla açıp girecek değil ya!" ''Açık unutmuşsun işte. Haydi içeri girelim, gece gece bizi de uykumuzdan etti.'' kafasını bir sağa bir sola çevirerek anne ve babasını alıp gitti Ahmet. Destina'nın kedisini bile kıskanan bu adam malum emellerimize en büyük engelim olacaktı sanırım. Korkudan ve şaşkınlıktan titremiş vücudumu bir bardak suyla yatıştırdım, zorla bulduğum uykumu tekrar aramaya çalıştım. Sağ tarafa döndüm olmadı, sola döndüm yine olmadı. En iyisi Destina'nın denemesine bir bakayım dedim. Denemeyi incelediğim de karşılaştığım sonuç çok ilginçti. Bütün cevaplar yanlış. Hiç okumadan çözse muhtemel birkaç doğrusu olur, sorular okunarak bilinçli yapılmış bir eylemdi. Günlük aktivitesini yazmak için verdiğim kağıtta ise defalarca yazılmış tek bir cümle: 'Benim ne yaptığım sizi ilgilendirmez.' Belli ki karşımda kılıçlarını çekmiş, savaşmaya hazır bir öğrenci vardı. Ben ise sadece yorgun bir gladyatördüm. Neyse gelecek günler bize neler gösterecekti bakalım. ********* Yediye kurduğum alarmım çaldı, kapattım. Yüzüm yastığa gömülmüş, salyalarım ağzımdan akmış, belki de horluyordum; acaba kendi horlamama mı uyandım bellisiz. Yediyi on geçiyor, alarm çalıyor, kapa kapa daha var dedim. 7.20 , olmaz uyu. 7.30 kalksana lan diyerek yataktan fırladım! Aynada gözümün biri açık, diğeri kapalıydı. Bir duş alayım bari. Banyoda sıcak su ve köpükle oyunlar oynadım. Bir şarkıyla başlamalıydım ki günüm güzel geçsin: Bunlar güzel günlerimiz / Daha beter olacak her şey /Dünya zaten yalan dolan / Kaderden kaçamaz insan / Vurulmuş kalbinin ortasından Aynaya bakmam / Kendimi bilmem / Hayat acıtınca / Dünyayı sevmem / Ne yazık ki tek tabanca / Serseri doğdum / Serseri ölcem Şarkının verdiği zevk bütün hücrelerimi canlandırdı, köpüklerim nirvanaya ulaştı. Ohh, keyfim öyle bir yerindeydi ki anlatamam, sonra bir baktım o da ne? Aniden sular kesildi. Musluğu kapat aç kapat aç, gelen giden yok. Biri açıkken diğeri kapalı olan gözlerim artık tamamen kapalıydı. Alelacele bornozumu üstüme geçirdim. ''Necdet Amca! Necdet Amca!'' ''Necdet Amca! Saliha Teyze!'' gece bir çırpıda toplaşan millet şimdi kayıplara karışmıştı. Bütün seslenişlerimin boş olduğunu anlayınca çevremde en azından başımdaki köpüğü yıkayacak bir su kaynağı aradım. Bahçenin en köşesinde bir musluk ve hortum gördüm; ama çevremde hiç kova yoktu. Dedim 'Aman, kimse görmeden şurada başını yıka be Emre.' Başladım yıkamaya. Kahverengi bornozum, şapşik terliklerim, oh buz gibi sonbahar havası, buz gibi su ben köşkün bahçesindeyim ne güzel ne güzel. Başımı kaldırdım bir titredim şöyle bir sirkelendim; sonra bir baktım köşkün kadınları ve Necdet Amca dizilmiş, beni izliyor. Ya tek diğerleri olsa sorun yok da Destina olmayaydı iyiydi. Normalde böyle mevzuları takan bir halim yoktur; ama hiçbir öğretmen öğrencisine böyle yakalanmak istemez. Allah'tan bornozu çıkarıp vücudumu yıkamamışım. 'Hapşu! Hapşu!' ''Oğlum ne yapıyorsun yine? Geç içeri çabuk.'' '' Necdet Amca! Tam duş alırken sular kesildi. Hapşu!'' ''Oğlum suların kesildiği falan yok, dur vanaya bakayım.'' ''Defalarca seslendim sana ve Saliha Teyzeye; ama sesimi duyuramadım.'' ''Hıh, gördün mü vanan kapanmış. Hızlıca giyin hadi, dondun.'' ''Hapşu!'' Geçtim içeri iliklerime kadar üşümüşüm. Üzerimi hızlıca giyindim ve köşke gittim. Herkes kahvaltısını yapmıştı. Saliha Anne bana yeniden kahvaltı hazırladı. Kendisine seslenişte Saliha Teyze desem de o artık benim için Saliha Anneydi. Hem ilk dersime başlamak hem de Destina'yı görmek amacıyla hızlıca yukarıda bulunan salona doğru yürüdüm. '' Emre Bey, nasılsınız?'' ''Teşekkür ederim Rahmi Bey. İyiyim siz nasılsınız? ''Biz de iyiyiz. Yerleşebildiniz mi?'' ''Evet. Saliha Teyze ve Necdet Amca yardımcı oldular sağ olsun. Rahmi Bey bir liste hazırladım çalışmalarımıza dair kitap ve bazı araç gereçlerden oluşan. Onları temin edilebilir miyiz?'' ''Tabi ki listeyi verin, çalışanlar hemen alsın. Ben şirkete gidiyorum, size iyi çalışmalar.'' ''Size de Rahmi Bey.'' Rahmi Bey'i de atlattıktan sonra salona girdim, ilk ders anlatımım için sandalyeme kuruldum. Yine gelen giden yoktu. Koridora doğru yürümeye başladım. Kapalı kapıların arkası hep merak uyandırır ya araştırmacı ruhumla bütün kapıları inceledim. Koridorun sonundaki kapıya yöneldiğimde hiç beklemediğim bir manzarayla karşılaştım. Destina, tekerlekli sandalyede oturmuş yaşlı kadının yanında yavaş yavaş ona çorba içiriyordu. Kadının ağzından dökülen çorbaları itinayla siliyor, sonra tekrar yenisini veriyordu. Kadının yüzünü bir anne şefkatiyle okşadı. Yaşlı kadının bedeni tuz gibi erimişti. Vücudu yalnızca kemik ve deriden oluşuyordu. Sandalyeye yapışmış bedeni gelmesini arzu ettiği ölümü sabırsızlıkla bekliyordu. Destina ise yeşil bir elbise giymiş, yine belden genişlemeli, etek boyu diz kapağından biraz aşağı, siyah krem çizgili, saçını en tepeden bağlayarak sonuna kadar örgüyle örmüş, yüreğime vuracak kırbacı itinayla hazırlamıştı. Tek bir taştan oluşan yeşil küpesini takmış, yaşlı kadının yanında yeniden filizlenmeyi simgeliyordu. Bu tablo ölüm ve yeniden dirilişin temsili olmalıydı. Güzelliğine baktıkça huzur iklimine yelken açıyordum. Destina'nın içindeki sevgi ve merhamet tohumlarını sezip acaba benim topraklarımda da filizlenir mi diye umutlanmadım değil. Kaç dakika bu görselin içinde kayboldum, bilmiyorum. ''Burada mıydınız Emre Hocam?'' diye seslendi Ayşe Hanım. Merakıma yenilerek gözlerimle yaşlı kadını işaret ettim : ''Bu kadın kim?'' '' Kayınvalidem. Yıllar önce kayınbabam öldükten kısa bir süre sonra felç geçirdi. Zamanla da durumu daha kötü bir hal aldı. Can veremiyor da zavallı, çekiyor böyle.'' ''Destina onu çok seviyor galiba.'' ''Evet, babaannesine o bakıyor diyebilirim. Ona hizmet etmeyi kendine görev bildi.'' Konuşmamızın orta yerinde gece odama misafir olan küçük yaramaz yine beni buldu ve hop kucağıma atladı. Koynuma sokuluyor, yüzünü göğsüme gömüyor ve beni gülücüklere boğuyordu. ''Yapma dur gıdıklanıyorum. Dur bir dakika. Sen ne tombulsun böyle. Destina ablan seni nelerle besledi?'' ''Simya, gel buraya çabuk. Sana hemen gel dedim.'' Kedinin keyfi yerindeydi tabi. Kucağıma gömüldükçe gömülüyor, Destina'yı taktığı yoktu. ''Simya, in oradan. Mama yok sana.'' ''Destina rahat bırak hayvanı.'' Destina'yı dinlemeden Ayşe Hanım'dan ayrılıp kucağımdaki Simya'yla salona geçtim. Onun kedisinin şu an kucağımda olması beni öyle mutlu etti ki. Simya hürmetine Destina salona geldi ve sandalyesine oturdu, ben de kediyi hemen bıraktım. 'Hoş geldin çiçek kız.' diyecektim, diyemedim tabi ki de. ''Öncelikle günaydın, dersimize başlayalım mı artık?'' Destina Simya'ya 'seninle görüşeceğiz sonra' bakışı attı. ''Günaydın.'' dedi en kısık ses tonuyla. ''Evet küçük hanım, ilk önce programımızla başlayalım işe. Demek senin gün içerisinde neler yaptığını bilmemi istemiyorsun ben de kendime göre bir program yaparım. Buyur işte program burada. Sabah 8.30'da çalışmamıza otururuz, 17.00'de benimle işin biter, çalışmana yalnız takılırsın. Sorun olursa devam ederiz tabi. Denemene de baktığımda sanırım soruları okumuş; ama cevaplama zahmetine girmemişsin. Seni hiçbir şey bilmiyor gibi ele alacağım. Programında ders zamanlaman da belirtildi. Anlaştık mı bu konuda?'' .... ''Peki, anlaştığımızı düşünüyorum. Zihnimiz dinçken ilk konumuza başlayalım. Mantıktan mı başlayalım, sayılardan mı?'' Sus pus olan kız öyle bir konuşmaya başladı ki, uzun süre ağzım açık bir şekilde öylece dinledim. ''Hocam, yani böyle bir takım elbiseye bu saati takan, ayağına beyaz çorap giyip kravatı boynuma taksam mı takmasam mı diye karar veremeyen birisi bana mantık dersi veremez. Karmaşık bir yapınız var. Siz en iyisi sayılardan başlayın; çünkü sayılar da sizin gibi konular ilerledikçe karmaşık bir yapı alıyor.'' Şaşkınlığım geçtikten sonra kendimi toparladım ve cevap verdim. ''Sen benim ayaklarıma mı bakıyorsun, düşman mısın bana?'' ''Düşmanım veya değilim bilemem; ama her halinizle kendiniz olsanız daha samimi gelirsiniz insana.'' ''Ben gayet samimiyim ama senin ukalalığın gözler önünde. Çelik duvarları çekmişsin önüme hiçbir adım atamıyorum.'' ''Samimi olan sizin siz olduğunuz haliniz; ama bu görsel size ait değil. Kabullenilmek için üzerinize geçirdiğiniz bir kamuflaj. Peki neden?'' Destina'nın sözleri üzerine bir yandan kendimi sorguluyor, diğer yandan ona cevap vermeye çalışıyordum. En son sorusuyla sandalyeme bir çivi gibi çakılıp kalmışken salonumuzun daimi müdavimleri Ahmet ve saz ekibi içeri girdi: ''Çalışmalar nasıl gidiyor?'' İçeri girenlere sinirli sinirli bakıp alaycı bir tavırla: ''Siz eksiktiniz, geldiniz tamam oldu. Artık dersimize başlayabiliriz.'' dedim. ''Tamam o zaman. Destina sözel konularda hocamı yorma, akşam beraber bakarız oldu mu?'' ''Tamam Ahmet Abi.'' Bir de tamam diyor ya. Sinirden tırnaklarımı avucumun içine bastırdım, tırnaklarımın verdiği acıyı yok sayarak yumruğumu en sıkı bir şekilde yapıp bütün hırsımı kendimden çıkardım. Bacaklarımın titremesini bastırmaya çalışırken diğer elimle de artık yavaştan uzayan saçlarımı, sakalımı sıvazladım. ''Annemler de geldiğine göre size iyi dersler.'' ''Sağ ol, sağ ol.'' dedim; ama içimden de canın çıksın diyerek bütün bildiğim küfürleri savurdum. Neyse tribünler de dolduğuna göre artık derse geçebilirdik herhalde. Dersimi tüm moral bozukluklarımı arkada bırakarak bütün ciddiyetimle anlattım, Destina da hiç beklemediğim kadar bütün ciddiyetiyle beni dinledi ya da dinlemiş gibi yaptı. Önümüzde sayfalar, sorular değişti; elimizdeki kalemler ile yüzümüzdeki tavır değişmedi. Ayşe Hanım örgüsüne Saliha Anne ikramına devam etti. Saliha Anne sıcacık ıhlamurlar getirdi ballı ballı. Hapşurmalarım, öksürmelerim sona erdi. Destina'nın gülmese de masum yüzündeki güzellik ve ıhlamur çayının sıcaklığı bütün sinirimi, kırgınlığımı aldı götürdü. Matematik bitti, Türkçe; Türkçe bitti diğer dersler art arda sıralandı. Destina önündeki testleri çözerken yanağının kenarından bir zülüf firar etmişti. Boynuna doğru inen saçı aldı, kulağının ardına götürdü iki parmağıyla. Yapma dedim içimden koyma hapsetme onu oralara, bırak bütün zülüflerin özgür kalsın boynunun pınarlarında dolaşsın. İzin vermiyordu işte. Zülüflerle birlikte beni de hapsediyordu gizemine. İnadının sebebinin ben olmadığımı düşünmek istiyordum. Ailesiyle olan bir zıtlaşmaydı belki de. Dersimize ara verdiğimizde Saliha Anne kek getirdi masamıza: ''Hocam, bunu Destina yaptı.'' Keki görür görmez midem bulanmaya başladı. Yüzümdeki ifade ise bunu gayet net bir şekilde ortaya koyuyordu. Destina ise umursamaz tavırlarıyla etrafı topluyor, masadan bir an önce ayrılmaya çalışıyordu: ''Ben yaptığım için yemeyecek, ne güzel.'' diyerek pis bir kahkaha attı. Hemen çatalı aldım elime yemeye başladım. Mideme giren kramplar arttıkça artıyor, kek lokmaları ağzımda çoğalıyordu. Kekin dilimi bitti, Destina bir daha getirdi. ''Yeter, yemeyeceğim.'' ''Hocam olur mu vallahi darılırım, bunu da yiyin.'' Bir dilim, sonra ikinci dilim, sonra üçüncü. Daha fazla dayanamayıp: ''Lavabo ne tarafta, bö!'' diyerek ağzımı tutup koştum. Hızlıca ulaştığım klozete içimi, ayrıca geçmişin getirdiği izleri kustum. Sıkıntı ne kekin tadında ne üşütmemde ne de fazla yemedeydi. Sıkıntım geçmişteydi. Neyse bir zaman anlatırım. Şimdi kusmam lazım. Bö! ******** Biraz dinlenip kendime geldikten sonra salona geldiğimde herkesin dağıldığını gördüm. Köşkün her tarafında Destina'yı aradım; ama hiçbir yerde yoktu. Dış kapıya doğru giden Zehra'yı durdurarak: ''Nereye gidiyorsun?'' diye sordum. Aslında merak ettiğim onun nereye gittiği değil, Destina'nın nerede olduğuydu. ''Okula hocam.'' ''Güzel, peki ne okuyorsun?'' ''Coğrafya. Bu sene ikinci sınıftayım.'' ''Harika.'' bir iki tebessüm atarak, üniversite falan lafı uzatmadan esas soruma geçtim: ''Zehra, Destina nerede? Bulamıyorum da.'' dedim bir çırpıda. Kızcağız çekine çekine: ''Hocam, şey söyleyemem.'' ''Neyi söyleyemezsin?'' ''Destina'nın yerini. O bu saatlerde pek rahatsız edilmek istemez, yalnız takılır yani.'' ''Zehra lütfen beni Destina'nın yanına götür, ona yardımcı olabilmem için daha fazla tanımam lazım. Haydi lütfen kırma beni.'' ''Destina. Neyse sizi götüreyim; ama kimseye demeyin yerini söylediğimi.'' ''Olur, hadi.'' Nereye gidiyorum daha bilmeden Zehra'nın peşine düşmüş sebepsiz sırıtıyordum. Köşkün arka taraflarına doğru ilerledik ve güzel bir dünyanın kapılarını açtık. ''Hocam, Destina oradadır. Size iyi günler.'' dedi ve bana resmen dünyaları verdi. (Medyayı Açınız) Bir köşeye gizlenerek önümdeki mucizeyi hayranlıkla izlemeye başladım. Destina atını seviyor, ona sanırım küp şeker veriyordu. Gülücükler saçarak atın burnunu, yelesini öptü ve kokladı. Oradan ayrılıp yanda bulunan ahır gibi olan bölüme girdi. Ben de arkasından gizlice izlemeye devam ettim tabi. Minik keçi ile zıp zıp zıpladı, onu kucakladı. Keçi ise halinden pek memnun Destina'nın yüzünü yalıyor 'Meeeee!' diye sesleniyordu. Sonra Destina o ufaklığı bırakıp kocaman keçilere, koyunlara sarıldı, ufaklık ise hala peşindeydi 'me!' daimi seslenişiyle. Acaba o minnak keçi ben miyim diye düşündüm. Keşke olsaydım. Destina gülüyor hatta kahkaha atıyordu. Rüyada değilim değil mi? Ay, gamzesi de varmış! Ne olur göm beni oraya, bitmesin bu an. Saçından tokasını çıkarttı, örgüleri yavaşça açtı. Benim de kalbimin bütün mühürlerini tabi. Tek tek saçlarının her bir teline pamuk elleri değdi. Sonra bir de alttan havaya kaldırdı o saçları ya ben bittim orada. Minik keçiyle aşkı bitmiyordu bu arada. Oradan ayrılıp kış bahçesi diye adlandırılan kısma girdi sonra. Destina kendi gibi çiçek yapraklarını tek tek sulama kabıyla suladı. Bazısına uzun uzun su verdi, bazısına az, bazısına ise hiç vermedi. Bana da versen ya, öyle susuz kaldım ki. Sonra saçlarına döktü suları biraz da keçiye. Ürken keçiyi kahkaha eşliğinde kucağına alıp döndürdü, kendisiyle birlikte saçlar da döndü, saçların eşliğinde damlalarda. Benim de başım dönüyordu. Ah, sakar Emre saksıyı devirdin! İşte şimdi yandın. ************
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD